Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

12 Aralık 2009 Cumartesi

Evettttt, Yağmurun elleri gerçektende varmış, dün hiç elini çekmedi üzerimizden. Dünkü yazımda da dediğim gibi Gamsegamse gelince dışarı çıktık. Ver elini Kadıköy. Önce bir kokoreç partis yaptık. Ortaya da şöle sağlam bir midye dolma ve midye tabağı oturttuk . Ataletim kızıyo bana yeme şu Marmarada çıkan midyeleri diye ama kıs beslenme tarzımız değil ki ayda yılda bir yahu:)))



Kadıköy ara sokakları , sigara yasağı yüzünden tıpkı bir açık hava restoranı gibi artık, benim çok hoşuma gidiyor doğrusu.

Yemeğimizi yedik çayımızı da içtik. Sonra başladık balık pazarı , barlar sokağı falan tırmandık Bahariye'ye doğru. Tam Bahariyeye çıkmadan iki tane karşılıklı bu incik boncuk satan dükkan var. Önümüzdekine girdik önce , ay bunlardan da alalım, Gamse bak bu geyik şeklindeki keçelerden alalım broış yaparsın, Anne sen benim yanıma gelsene sırayla gidelim bağırış çığrışları rasında alacaklarımızı aldık. Yüklü bir alış- veriş yapınca satıcı bize çocukların yaptıklarını koymaları için minik sevimli cüzdanlar hediye etti 35 adet falan:)) Renki boncuklar, mumlu ipler, misinalar,kurdeleler, renk renk çeşit çeşit keçeler, peri , uğur böceği, melek, yusufçuk şeklinde kolye uçları ve bunları takacakları zincirler alıp karşıdaki boncukçuya geçtik. Orada da aynı işlemleri yaptık . Bir ara baktım kapı önünde diğer satıcı ile içinde olduğumuz dükkan sahibi konuşuyor. Meğer iki dükkanda onlarınmış hehehehhe. Neyse o da çocuklara cüzdan hediye deyim dedi iyi dedik. 40 kadar falan da o verdi, çantalarımızı yerleştirirken aa orada vermişler dedi, biz de evet ya teşekkür ederiz çocuklar çok sevinecek dedik pişmiş pişmiş heheheheheh. Oradan çıkınca da düz taçlar aldık. Çocuklar üstlerine istedikleri renkte şekilde keçe süsler yapıştrsınlar diye. Bu arada Gamsegamse'ye çok güzel renkli, kürklü bir çizme aldık.

Sonraaaaa, Alkım Kitapevine girdik. Ama gerek ellerimizdekilerin ağırlığı, gerek benim hangi kitapları alsam kararsızlığım onun yanında yorgunluğumuz , baktım hiç zevkli değil, söylerim sana yarın al Kızım dedim. Ayfer Tunç'un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihini almasını söyledim. Akşam başlarım artık. Dün gece Leyla'nın Evi bitti. Sanırım şimdiye kadar çoğunuz okumuştur. Ama ben Mutluluktan sonra okuduğum için ya da İmkansızın Şarkısının üstüne bu kitap geldiği için hüüüüp diye okuduğum kitaplardan diyebilirim. Sonunda anladım ki , okuduğum kitap beni azcık yormalı . Ne demek istedim ben de bilemedim ama böyle bir duygu işte.



Sonunda evimize ulaştık akşamın sekiz buçuğu olmuştu. Evdekiler akşam yemeğini yemişti, Naziş aldığı vahşi hayvanlar ansiklopedisinin başına tünemişti. Sadece bir tabak çorba içtim o kadar. Sonra oturduk Gamsegamse ile çocuklar için birer örnek model yaptık. Bir bileklik, iki taç, bir kaç kolye örneği. Öyle güzel oldular ki. Tam 150 çocukla gerçekleştirelecek bir etkinlik bu. Ay o gün keşke ben de gitsem:))))) . Bir taraftan da Hanımın Çifliğini izledik. Sonrasında da kitabımı bitirdim.


Gelelim bu güne. Kaç gündür ballandıra ballandıra anlatınca yürüyüşlerimizi, bu gün Naziş de katıldı yürüyüş ekibine. Biz güzergahı değişitirmiştik ama O^!nun isteği üzerine tekrar Kuzgıncuğa yöneldik. İyi de ettik, bilmediğimiz bir sürü ayrıntıyıda ondan öğrendik. Mesela Kuzguncuk da; cami, kilise ve sinangogun aynı bahçe içerisinde olduğunu bilmiyordum. Bize gösterdi, anlattı. Sonra yine koru içinden geçerek geldik eve. O yağmurda bile koruda yürüyüş yapanlar vardı, hatta bir genç kız grubunun resimlerini çektim. Oh be dediler, sonunda hepimiz aynı karede olabildik.

Şimdi salep ve kitap vakti kitabım Zeya^nın hediyesi olan Kazım Karabekir Paşa'nın '' HAYATIM'' adlı kitabı.

İstanbulda kar bekleniyor. Hepinize iyi bir hafta sonu diliyorum.

Not: Asortikkrep de gördüm ve hemen dinlemeye başladım.Dün Kadıköy de sokak çalgıcılarıda söylüyordu. -Yanlarına oturmak istemiştim o yağmurda.- İnce Sazdan, Mazi kalbimde yaradır. Burada

11 Aralık 2009 Cuma

Dün Cancan'la hallettiğimiz evi bugün pürü pak ettim. Biz de Cancan'ın gelmesi şöyle olaylara neden olur.

Gelmeden önceki gün , O'nun geleceği günün akşamının yemeği hazır edilir. Onun sevdiği bir yemek de ikram olarak hazırlanır, Annesi ne yiyecekse getirse bile. Salondaki sehpa tv önüne çekilir, üstü battaniye ile kaplanır. Çünkü köşeler takılan koruyucuları Cancan bizzat toplamıştır. Ortada bilumum ağza atılacak ya da sakıncalı ne varsa kaldırılır. Laptop neyin elbise dolabına saklanır.

Geldikten sonra bolca oynanır, öpüşülüp koklanır, oynanır , zıplanır.Ne kadar toplansa bile cep telefonları ortada unutulmuştur. o kulağına dayayıp baba baba derken ver de sana büyü büyü yapayım denir, O her seferinde bu numarayı yei şimdilik. Yenilir, içilir. Ev dağıtılabildiğince dağıtılır, bu konuda tüm sınırlar aşılır.

Cancan gittikten sonra ev yeniden toplanır beş dakika sonra daha çok özlenilir.

Şimdi tertemiiiz miiiis gibi evimde, giyindim kuşandım Gamsegamse' yi bekliyorum. Okuldaki yılbaşı panayırı için , çocuklarla birlikte takı yapma etkinliği yapacakmış. Okul yanınıza şöfor verelim , demiş ama O annemle biz daha iyi yaparıx demiş. Şimdi ben yazarken geldi bile:))). Birazdan gidip malzeme alacağız. Gamse'nin en sevdiği şeylerden biri bu boncuklarla uğraşmaktır zaten.Gidip boncuklar, keçeler , zincirler alacağız , çok zevkli olacak çok.


Hadi gittik biz, yağmurun kollarına doğru...

10 Aralık 2009 Perşembe

Dün sana bir tepeden baktım ey Aziz İstanbul

Dünkü yürüyüş etkinliğimi yazamadım . Bu kez önceki yazımda da dedğim gibi menzilim de Kız Kulesi vardı. Ama önce Sultantepe'ye çıkıp, oradan sahile indik. Üsküdar-Eminönü İskelesine kadar her şey çok iyiydi ama oradan sonrasında Marmaray çalışması yüzünden zevkli bir yürüyüş olmadı. Hatta gıcık bile oldum denilebilir. Neyse sonunda sahile çıkabildik. İncecik bir çise eşliğinde Kız Kulesine kadar yürüdük. Kız Kulesi İstanbul'un en ama en sevdiğim objesi. Ben, Kızkulesine karşı doğmuşum. Annemle Babam beni oynatmak için Şemsi Paşa Çayırına getirirlermiş. Gerçi şimdi o çayırda cafe bozuntuları var. Kız Kulesi kullanıma açıldığında en çok feryat edenlerin başındaydım. Tüm büyüsünü bozdular. İçinde fast food bile varmış. Varmış diyorum, içine büyük konuşmamyım da gitmem sanıyorum. Ben O^na yanından motorla, vapurla geçerken bakmalıyım, karşısına geçip oturmalı kitap okumalıyım hadi hadi oradi bir çay bahçesinde çay içmeliyim. Onun dışında padişah kızın sığınağı olmalı orası hala. Yanaşan sandal, ona yiyecek getiren sandal olmalı. Çay içecek, yemek yiyecek başka yer kalmamıştı sanki, Kız Kulesi'ne de uzaktan baksak , hikayesini anlatsak n'olurdu.

Dün sanırım boğaz da istavrit akını vardı. Oltayla balık tutanlar, hiç boş çekmediler oltayı. Satanlarda vardı ama yürüyeceğiz diye almadık.

Daha sonraKız Kulesinin tam karşısından, yolun karşı tarafına geçtik. Marmaray zımbırtısına yeniden takılmamk için. Yeşil alandı orası da, ben dört yapraklı yonca aradım, bulamadım. Bizim meeşur dört yapraklı yonca hikayemizi kaç kez anlattım ama hadi bi daha hatırlayalım, napiim çok seviyorum:))Naziş daha 4-5 yaşlarında falan, otomobille yolculuk ediyoruz. Tokat - Turhal yoluna girdiğimizde yol kıyısında durduk. Koca sigara molası verdi diyelim. Biz de Naziş,le arabada oturuyoruz ama yan oturduk , ayaklarımız dışarı sallladık. Baktım yol kenarı yonca dolu, aaa Naziş- gel dört yapraklı yonca arayalım, uğurludur dedim. O da bana- nasıl o dedi. - Tüm yoncalar üç yapraklı olur, onun dört yaprağı vardır, çok ama çok zor bulunur dedim. Eğildi yerden aldı, böyle mi? dedi. Anah sahiden de dört yapraklı yonca. ülen yoksa burdakilerin hepsi mi? dört yapraklı dedim. Hani şimdi aşılı dört yapraklı yonca dolu ya, parklar bahçeler, herhalde öyle dedim. Eğildim aradım taradım yok yok, hepsi üç yapraklı. Zaten durduğumuz yer bildiğin yol kıyısı. İşte böle bi hikayemiz bu da.Yeniden hatırladık, yeni arkadaşlar da eksik kalmadı hehehehehhe.


Yürüyüş dönüşünde balık pazarına uğradık,hamsi aldık. Babama buğulama bize tavasını yaptık. Nazlı yine sağa sola kaçıştı:)))O balık yemez ,yese de allengirlisini yer. Ispanaklı , püreli levrek yada aynı usulde yapılmış mezgit fileto. yani balık balıklıktan çıkacak bi kere:)))Balık dışında da tüm deniz ürünlerine bayılır, favorisi kalamardır.
Dün akşam Türkmax de ''Hoşcakal Güzin''i izledik. Biz karı koca çok beğendik. Dün akşam zaten pek hüzünlüydüm iyi oldu formatıma uydu. Film bitince Leyla'nın Evi ni okumaya devam ettim. Gece bir buçuğa kadar okumuşum. Sonra bu gün Cancan'ın geleceğini hatırlayıp yattım.

Cancan geldi, tozu dumana kattı şimdi uyuyor. Bu yazıda oradan yazılabildi zaten. Bundan sonra O sahne alacak çünkü...
Biz, dün akşam Babamla mutfak da balık yaparken bizi gördün mü? Anne....

8 Aralık 2009 Salı

içim dışım koru, Kuzguncuk;))))

Sabah kızlar gidince azcık daha yatayım dedim ama yatamadım. Tv açtım Ayşecikli Ömercikli bir film vardı. Biraz ona bakarken yine uyumuşum. Sonra sanki ev telefonu çaldı, kalktım gidip baktım, yeni bir çağrı yok yazıyordu, he gaipten çağrıldım demek ki dedim , kalktım. Yeşil çayımın suyunu koydum, bilgisayarı açtım, maillerime baktım, fecebooka baktım, bloguma baktım. Biraz internet gazetelerine baktım ayyyyy ne teknolocik bi kadınım ben yav. Radyo çağına doğduk ama bu işide kıvırdık evelallah dedim. TV benim ortaokul çağıma yetişti ama , salondaki o koca grundig radyoda az kahrımızı çekmedi yani. Arkası yarınlar, öğleden sonra çocuk saati ne güzeldi. Ay orda bi Yaşar vardı, kim seslendiriyorsa , sesi bana çok değişik gelirdi hatta hatırlıyorum da Yaşar hiç konuşmasın isterdim. Ben daha ilkokula gitmeden Edith Piaf hayranı oldum, arkası yarınlar yüzünden. O'nun yaşam hikayesi tiyatrolaştırılmış ve yayınlanmıştı radyoda.

Bu günkü yürüyüş güzergahım değişik sokaklardan, hatta bu semtte doğmuş biri olarak hiç girmediğim , görmediğim sokaklardan yine Kuzguncuğa inmekti. İncecikten yağmur yağıyordu , ahmak ıslatan dediklerinden:))) Kapşonumu bile örtmedim, usul usul indik şağıya karıkoca.Denize baktık kıyıdaki parkın korkulukların aşağı. Kocam ne kadar çok balık var dedi, göremedim. Hayat Kahvesinde konakladık. Yarınki kahvemizin adı Tesadüf. O kadar hoş isimleri var ki. Bir eski kitapçıda takıldım, çok çok eskiydi kitaplar bana göre bir şey çıkmadı. Sonra kıyıdan kıyıdan Yalılar boyunca yürüdük.Fethi Paşa Korusunun içinden eve çıktık. İşciler hala lale soğanı dikiyorlar. Korunun girişinde asırlık bir sakız ağacı var. Hep bakmış ama görmeden geçmişim yanından ne ayıp. Özür dilerim Sakız Teyze. Sen yıllarca dur orda, ben önünden yüzlerce kez geçeyim, sana herhangi bir ağaç muamalesi yapayım. Affet beni, artık her geçişte selam vereceğim sana .

Eve gelince Ginsengli, mateli, adaçaylı bir çay içtim.
Gamse almış. Active yazıyor üstünde, Lipton çıkarmış. Sonrada maydonoz , domates ve yeşil biberden oluşan bir tabak hazırladım amma yanında da bir dilim taş fırın ekmeği yedim.Şu üstündeki kıvrımlı yer var ya, hah onu olduğu gibi çıkarıyorum, kıtır kıtır yiyorum, aman ne lezzet. Ağzınızı sulandırmama da kızmayın yani, o yemek bloglarındaki makaronları falan hüüüp diye ağzıma atmak çok istemişimdir heyhatt.Ekmek resmi netten, ama bizimki de aynen böyle bir ekmekti:)))


Dün akşam Ezeli izledim. Tuncel Kurtiz ne oynarsa izlerim abi. Dayı rolünde harikalar yaratıyor. O yeğen yeğen dedikçe bayılıyorum. Dün akşam da kardeş kardeş diye diye anlatığı meseller''(masal değil) harikaydı. Geçen de anlattığı Hasan Sabbah hikayesini tam anlatacaktı, aa bunu anlatmıştı zaten dedim, o da benim gibi keklerin ağzını payını verdi:))) bunu anlatmıştım, bilen biliyor anlatmayayım dedi. Konuşma metinlerini kimin yazdığını çok merak ediyorum doğrusu. Yoksa Ezel'in senaryosu çooooook yıllar önce lise yıllarumda okuduğum Monte Cristo Kontundan araklamasion:))). Hadi esinlenme diyelim, kalp kırmayalım.

Yarın yürüyüş güzergahımı değişitiriyorum. Sultantepe'den bakacağım Boğaz'a .O daracık sokaklardan yavaş yavaş ineceğim denize doğru.Sahilde yürüyeceğiz. Sonra Kızkulesi var Menzilde.

Not:Ben, bu gezdiğim yerleri anlatırken , bir gezi yazısı tekniği ile yazamıyorum tabi ki, sanki herkes biliyormuşcasına anlatıyorum. Doğal olarak merak edenler oluyor. İşte bu link Kuzguncuk hakkında biraz bilgi biraz görsellik isteyenler için. Özellikle de senin için adsız. Hadi tık ayrıca yorum bölümünde de sana özel bir link verdim.

7 Aralık 2009 Pazartesi

bol notlu , durmadan düzenlenen bi yazı

Dün akşam gördüğüm karışık rüyaları anlatmaya kalksam burdan köye yol olur. Çocuk sesleri var, pencereden bakıyorum , top kafama geliyor. Sonra yine çocuk sesleri bu kez kızlar evcilik oynuyor ama garip bir evcilik. Anneleri elinde pasta ile geliyor, doğum günü varmış. Böyle abuk subuk rüyalar gördüm. Ama sonra zil çaldı ve günüm aydınladı. Leylak Dalımdan paket geldi. İlk yeniyıl hediyem oldu böylece. Siftah senden bereketi Allahtan, Leylak Dalıcım:))) Bana olabilecek en güzel hediye; kitap vardı paketimde. ''Fettan Vişne Günahkar Elma'' , Ayşe Kilimci'ye ait.
. Ayşe Kilimci benim çok yakın arkadaşımın -Deniz- teyzesinin oğlu ile evlidir. Kayınvalidesi yani , Deniz'in teyzesi, notlarını gizlice okuduğunu ve bunu yazan benin Gelinim diye nasıl gizli gizli sevinç duyduğunu anlatırdı bize. Leylak Dalı''mın paketinden çok zarif bir kart ve kızların ve benim adıma ayrı ayrı kitap ayraçları çıktı. O kartı seçişteki zariflik gözlerimi yaşarttı-Bir lale sepeti. Kartın güzelliğine vuruldum. Blog dünyası beni günden güne şaşırmaya , her gün yeni iyikiler dememe devam ediyor böylece. Burada yaşadığım güzellikler saymakla bitmez. Fotoğraf yarın koyacağım , çünkü iki makine var evde güya, ikisinin de ya pili bitmiş ya şarjı yoktu.

Dün başlattığımız yürüyüş etkinliğim bu günde devam etti. Bu kez de Kuzguncuğa indik hiç bilmediğimiz sokakları keşfede keşfede ve Kuzguncuklu olmaya iyice karar verdik

Dönüş yolu Fethi Paşa korusu içinden oldu. Zeya ve Ece bu yolu iyi bilirler, çok keyiflidir. Yine karşıda Boğaz arz-ı endam eyler, orman içinde bir patika. Yol kenarları mevsimine göre çiçeklendirilmiştir. Şükrede şükrede çıktım, yanı başımda , hemen elimin altında böyle bir güzellik olduğu için. Yerler meşe palamutu doluydu. İşciler lale soğanlarını toprağa yerleştiriyorlardı. Her taraf hercai menekşe , papatya kasımpatları ve siklamenlerle doluydu. Ağaçların altındaki jimnastik aletlerinde birazda spor yaptım. Yeni yıla bir kaç kilo daha az girebilmek niyetim. Zuz kafamı ütülemekte. Hah şimdi hatırladım rüyamda O'nu kilo almış gördüm, oh gördün mü? diyorum bi de:)))). Gamsegamse ve O, hani şu yiyip yiyip kilo almayıp, durmadan da şimdi ne yiyelim diyen tipler vardır ya onlardanlar. Gelirken birazda pazar alış- verişi yaptık.

Eve gelince çayı koydum hemen, dilim damağıma yapışmıştı. Sonrada akşam yemeği hazırlığı , kuru fasulye yanına bulgur pilavı ve vişne kompostosu yaptım. Accık accık yiyeceğim. Ah dün akşam yediğim bir kase kabuklu bademin vicdan azabını duymaktayım hala:)) Ama Çok Güzel Hareketler Bunların yanına çok yakışmıştı napimmm.
*********************************************************************************

Not: şu anda şehit haberleri var tv de. Ben diyorum ki'' eceli gelen köpek cami duvarına işermiş''. Artık bunun toptan bitmesi gereken yere geldik. Ben burada boyumu aşan şeyleri yazmam pek. Her konuda söyleyecek bi sözüm benim de var elbet. Her sözümü her yerde söylemem ama bıçağın kemiğe dayandığı an bu an. Yüz yıllık yanlış politika bir günde çözülemez elbet. Ama bir adım ileri iki adım geri, mehter marşı formuylada olmayacağını da görüyoruz. Bu konuda tek bildiğim var;Terörün hiç bir haklı nedeni olamaz. Şiddet hiç bir şeyin çözümü değidir.
*********************************************************************************
Bu sabah yatakta kendimi, yarın Can gelirse ne pişirsem acaba derken yakaladım. Geçtiğimiz perşembe gününden beri görmedik, çok özledik.
***********************************************************************************
Kitabım bitti- İmkansızın Şarkısı- çok beğendim, çok yolculuklar yaptım Vantabe, Nauko , Midori ve Reiko ile.
Leylak Dalı'mın hediyesi kitabımı bu sabah yarıladım. Benim için hoşluklarla dolu, yazarın kayınvalidesinden bahsediyor ara ara ve ben O 'nu tanıyorum.Ve meyveler edebiyatımıza ne çok şey katmışlar. Mesela Karadutum Çatalkaram Çingenem demeseydi Bedri Rahmi...

bedrirahmi“Karadutum, çatal karam, çingenem….” diye başlar şiir ve devam eder gider.
Bir çoğumuz biliriz bu şiir'i. Ve sanırız ki şair, bu şiiri eşi için yazmıştır.
Oysa sairin esi için tam bir dramdır bu yazılanlar!


Eeeeen dip not.

Karadut gerçeği;
1949'da bir gün İstanbul Büyük Kulüpteki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi'den bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut'u okumaya başladı.

"Karadutum, çatalkaram, çingenem.
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karimsin…"

Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü. Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı, tabii herkesten çok hemen yani başında ki karisi Eren Eyüboğlu. Çünkü şiirde bahsedilen karısı, şu an yanındaki karısı değildi.

Şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın Mari Gerekmezyan için yazmıştı.
"Kara saplı bıçak gibi " Mari, Bedri Rahmi'nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi'nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan Sair – Ressamın sinesine "Kara saplı bir bıçak" gibi saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi'nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari'nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artik asklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi sanatında tam bir patlama yasıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendine dönmesini bekliyordu.

*************************************************************************************

Gamsegamse'nin, ayyyy iki metre yazı, bunu kimse okumaz, dediği yazılardan olmuş bu yazı. Ama bu bizim evin sahici tarihi kızım bilmezmisin, Ayfer Tunç' a gönderme yapmışım bu arada hehehehhe. O Bir ''Deliler Evinin Yalan Yanlış Tarihi''ni yazmış ben bizim evin sahici tarihini:)))

Bu ara bloglarda , çekilişlere rastlıyorum, bloglarının reklamını yapmak gibi bir şey. Ben de bu yazıyı sonuna kadar okuyanlar arasında çekiliş yapmak isterdim:))) Mesuud olmuş görmek isterim sizi( Bir Türk Sineması repliği)

6 Aralık 2009 Pazar

''Bu sabah yağmur var İstanbul'da''


Yağmurlu bir sabaha uyandık bu gün. Sessiz sedasız bildiğince yağmakta. Naziş Hanuka nedeniyle sabah altı buçukda okula gitti. Gamsegamse'de saat 10 da derse gitti. Naziş'e yetişemedim, ay çöreği ve çay içti ama Gamsegamse, kaşarlı domatesli tost yanında bir bardak elma, havuç, portakal , nar karışımından oluşan bir bomba içti. Kendi elceyizlerimle taze taze yaptım. Yani o koca gemi kadar katı meyve presini söktüm taktım, yıkadım yine:))). Şunların daha küçüğünü, daha az aksamlısını yapsalar keşke.

Karıkoca Yaşamdan Dakikaları izledik, çayımızı içtik.İstanbul'un 100 yıldır yaşayan mekanları ve İstanbul'un yaşlı ev sahipleri başlıklı çık güzel bir mini belgesel vardı içinde . Daha yüzlerce yıl yaşasın bu mekanlar inşallah. Pek çoğunda bulunmuş olmaktan da sevinç duydum doğrusu. Emirgan'da Çınaraltı, Kadıköy'de Baylan Pastanesi, Beyoğlu Markiz ve İnci, Hacı Abdullah Lokantası, Kaplıçarşı Şark Kahvesi şimdi hatırladıklarım.

Birazdan şemsiyelerimizi alıp karı- koca yürüyüşe çıkacağız. Korunun içinden geçip , Kuzgun'cuğa inip sahilde yürüyeceğiz.
Yanıma kitabımı da alacağım, keyfimize göre bir kahve buluruz belki.

Bu günden başladım:)) dün İlmiyem geldi. Çok özlemişiz birbirimizi. Tekrar buraya taşınsın ben yine eşofmanlarımla ona gidebileyim, okey partisi ve sohbet uzasın sonra onlar beni gece yarısı eve getirebilsinler istiyorum yaaaa:((( Ha cuma günkü okey partim süper geçti. Çok eğlenceli ve doyurucuydu heheheheh.


İmkansızın Şarkısında sonlara geliyorum, her sayfasında olaylar değişip, başka bir yöne gidiyorum. Ve beni bekleyen hala bir şeylerin olduğunu tahmin edebiliyorum. Teşekkürler zero. Bazen acaba kitap okumaktan hoşlanmayan bir olsaydım ne yapardım diye düşünüyorum , ürperiyorum. Neler kaçırmış olacaktım bu hayatta.

Cuma akşamı nihayet Güneşi Gördüm'ü izledim. Kızlar görmüş - Anne kaçırma demişlerdi. Ama bir kez daha anladım ki, sinema sinemada izlenmeli, ya da herkes görmemiş olmalı. İzlerken Naziş - ay bu sahne çok kötüydü, çok etkilenmiştim der, Gamsegamse , bakın burada şimdi ne diyecek der, o derken adam zaten der ve sen duyamazssın, ne demişti derken, başka bir yer gider. İşte böyle böyle izledik.

Şimdi giyinip çıkmalıyız. Yağmurlu İstanbul sokakları bizi beklemekte.

düzenleme:1- Biraz önce döndük eve. Koru'nun içinden değil, daha aşağı sokaktan yokuş aşağı , karşımızda boğaz manzarası, çisil çisil yağmur romantik romantik indik.
Şu yukarda görmüş olduğunuz yoldan.

Arada ben yol kenarlarında ki ebegümeçlerini gösterip ah ne güzel tam dolmalık deyip ambiansı ara sıra bozdum ama olsun.Sanki hayatımda ebegümecinden dolma yapmışım gibi. Bir kez Aylin'de yemiştim, sevmişmiydim onu bile hatırlamıyorum ya:))) .
Tarihi , cumbalı evlerin olduğu sokak boyunca yürüdük yürüdük.



Kuzguncuk tam bir film platosudur. Perihan Abla Sokağının başında Ekmek Teknesi Fırını vardır. Birden pencereden Perihan Abla sepet sallayacak sanırsınız. Bir Dilim Aşk da ki; Dilim Pastanesi çikolataya batırılmış armutlarıyla göz kırpar caddenin köşesinden. . İskeleye inen sokak çok uzundur. Yol boyu karşılıklı , çınar ağaçları yapraklarını dökmüştü. İşciler habire yaprak süpürüyorlardı hışır hışır üstlerine basa basa yürüdük.Köşeye Dilim Pastanesi önüne gelince içeri baktım. Sanki Mustafa Uğurlu ve Berna Laçin oradaymış gibi.Kocam pastalara baktığımı sanmış heheheheh, bir şeyler alalım mı? dedi. Bütün cesaretimi topladım ve HAYIR dedim. İskeleye indik. Üsküdar yönüne döndük yeniden deniz kıyısı boyunca ilerleyip, iskeledeki çay bahçesine geldik, çay molası verdik.Nasıl güzel geldi o çay anlatamam. Eve çook keyifli döndüm. geldiğimde Naziş gelmişti. Limonlu yeşil çay yaptık. Ben yanına ay çöreğimi aldım .

Peki siz pazarınızı nasıl geçirdiniz. Keyifli pazarlar