Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

21 Haziran 2009 Pazar

Programsız yapılan programlarla geçti hafta sonu diyebilirim. Cuma akşamı hiç planda yokken bir Beyoğlu akşamı yaptık , çok güzel oldu.

Ertesi gün geç kalktık, ailece bol kalorili bir kahvaltı yaptık. Sonra dağıldık. Akşam tekrar toplandık ve koruya gittik. Geçen de kahvaltı yaptığımız yerde oturduk , donduk, neyse şal servisi varmış, getirdiler. Ama yine de o kadar üşüdük ki, eve dönmek zorunda kaldık.

Kiralık Adam'ı bitirdim. Bu konuda biraz karışığım diyelim. Karar veremedim. Zeya oku öyle konuşalım kitap hakkında demişti, o yüzden kitapla ilgili düşüncemi sonra yazayım. Ama bir yeşilçam melodramı gibi başlayan kitap çok değişik yönlere gitti, beklenmedik bir şekilde de bitti .Aslında Kırmızı Pelerinli Kentten sonra iyi geldi. Son zamanlarda okuduğum en sert kitaplardan biriydi. Şiddet , açlık, yalnızlık duygusu , duygusuda demeyelim yalnızlığın ta kendisi var dı Kırmız Pelerinli Kent de. O yüzden Kiralık Adam da biraz kafam hafifledi.

Pazar gününü evde geçiriyoruz. İyi ki koca bir tencere zeytinyağlı biber dolması yapmışım. Bizim ev de 7/24 yenilebilen bir yemektir. Karnı acıkan bi tane alır gider.

Şimdi akşam yemeğine değişik bir şeyler düşünmeli hatta düşüncemi uygulamaya koymalıyım.


TÜM BABALARIN , OLMAK İSTEYENLERİN, KENDİNİ BABA GİBİ GÖREN HERKESİN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN


NOT


28 Haziran’da Umut Çocukları Okulunda buluşuyoruz.


Biz ailece orada olmaya gayret edeceğiz. tüm ayrıntılar zeya da


düzenleme-- FOÇA YANIYOR ,BENİM DE İÇİM....

18 Haziran 2009 Perşembe

gece gece , günün raporu

Bu gün biliyorsunuz Büyükçekmece dolaylarındaydım. Güzel bir gün seçmişiz. Hava rüzgarlıydı, ılıktı.Sabah bi güzel kahvaltı yaptık, öyle çıktık yola. Gerçi Büyükçekmeceye vardığımızda ben açlıktan ölüyorum sandım. Midemde bir garip ezilme anlayın gerisini. Kahvaltı ettik ama kocam evden çıkmak bilmediki, yok balkonda sigara keyfi yok kahve keyfi derken saat onbiri geçiyordu evden çıkarken.E ,oraya vardığımızda da trafik mrafik saat iki olmuştu.

Neyse Kocamın işinin olduğu binaya girdik önce. Daha öncede gittiğimiz için tanıyorum aradaki zevatı. Yanlarında sıkıldım bir süre sonra ben dışarı çıkayım biraz dedim. Bina içinde gezinmeye başladım. Asansörlerin önünden geçiyordum ,birileri seslendi, bayan bayan yukarı çıkacakmısınız diye,-yoooo dedim. Bir kaç kişi vardı içinde , yedi kişilermiş , sekiz kişi olmazlarsa , asansör çalışmıyormuş. Bana dedilerki, şimdi siz asansöre binin , algılasın sekiz kşi olduğumuzu sonra inersiniz. Bakın kapı kapanır mapanır, yukarı çıkmak zorunda kalırım , beni ararlar dedim.Yok yok dediler, heheh neyse bindim asansöre, biri diafona - sekiz kişi olduk, sekiz kişi olduk diye bağırdı. Bu olay tamı tamamına aynen böyle gelişiyor. Neyse asansör tam algıladı kapı kapanırken ben dışarı atladım, gittiler. Sonra kocam işini bitirdi geldi, anlattım. Tövbe tövbe , hiç yalnız bırakmaya gelmiyosun dedi.

İşimizi bitince Büyükçekmece Öğretmenevinde yemek yedik. Bina, biraz hışırcan ama manzarası deniz ve aqua park. Hem yemek yedik hem de aqua parkın dj yi tam karşımıza geliyordu , tempo tuta tuta , benim macerama güle güle yemeğimiz yedik.


Eve dönerken Gamsegamse aradı, eve geldiğini akşam için hazırladığım köftelerden yediğini, bu sebeple akşam yemeğinde köfte yemeyeceğini beyan etti. Biz de dümeni balık pazarına kırdık. Karadenizden gelme çok güzel mezgit vardı, aldık.Çok güzelde temizlediler ama ben yeniden bir güzel yıkadım tabi. Babamın usulunde yaptım. Bu sadece mezgite yakışan bir pişirme şekli, o yüzden başka balıklar için tavsiye etmem. Yıkanan , tuzlanan balıkları, önce bir güzel unladım, sonrada çırpılmış yumurtaya batırıp kızarttım. Yanına da bol limonlu roka ve domates salatası vardı. Tv de Aşk-ı Memnu seyrede seyrede yedik. İlk versiyonunu yani bunun Müjde Ar'lısnı izleyen biri olarak, bu versiyonunu da beğendiğimi söyleyebilirim. Ailenin balık düşmanı Nazlı masaya bile gelmeden odasında köfte mönü yaptı kendine.

Şimdi kitabıma dönmeliyim. Kiralık Adam'a başladım. Ebrunun isteğine uyarak.

17 Haziran 2009 Çarşamba

Azcık bizim ev ve de son kitaplar

Aslında şu anda bu klavyenin başında değil de, yerden kağıt topluyor olamalıydım. Bu yer sokak değil, bildiğin bizim ev. Gamse'nin sınavları bir gün bitecek diye beklediğim bizim ev. Bu masa örtüsü sürekli yıkamaya gelen bir örtü değil, pilot kalemlerini, dışarda oraya buraya koyduğun çantanı üstüne koyma diye sızlanıp durduğum, şu anda bulaşıkların makineye atılması, lavaboların yıkanması, ve süpürülüp silinmesi gereken bir ev. Akşama yemek yapılması gereken bir ev aynı zamanda da.

Dün akşam Gülden'in teklifini kabul etseydim Beyoğlu'nda kahvemi içiyor olabilirdim şu anda. Ama ta cumartesiye salladım. Çünkü ev şefkat bekliyor benden.

İki tane Aslı Erdoğan'ı üst üste okumak yordu beni. Kafama donk donk vurdu. Bu kadar yalnızlık bağıran hikayeler gerdi beni. Şimdi üstüne hafif eğlenceli bir şey okumam gerek. Geçen gün kocam gel sana kitap ısmarlayayım dedi , yok elimde var bi sürü dedim. Ama yalancıktan tabi, ayak yaptım. O da yemedi zaten bu ayakları. Gel hadi gel dedi, senmisin öyle diyen ben de daldım içeri. Dört kitap aldım. Yazgülü Aldoğan^dan, Kiralık Adam, dikkat edin bu kitap Türkiye de bir sektörün oluşmasına fikir verebilir. İhsan Oktay Anar'dan Puslu Kıtalar Atlası, Seyit Göktepe'den Defter ve Çikolata. Hulki Aktunç , yazarın öykücülüğü için endemik demiş. Biliyorsunuz endemik, yöreye özgü, dünyanın başka hiç bir tarafında bulunmayan canlı demek. Sırf bu yüzden aldım,çok merak ettim. Sonra da Bekarlar'ı aldım, yazarı Henry de Montherland. Bir de benim Ruhdağı'nda okuyup merak ettiğim, defalarca arayıpta kendi kitapçımda bulamadığım Kirpinin Zerafeti var. Yazarı Muriel Barbery. Bu kitabı Gamse'den tüyo alarak Meral getirdi doğum günümde.Okunmak için bekleyen kitaplar rafına beş kitap daha katıldı böylece.


Naziş yıl sonu etkinliklerini bitirdi, karnelerini dağıttı . Şimdi 26 Hazirana kadar sürecek seminerlerde. Ay sonunda hemen Bodrum'a kaçacak. Zuz'u tatil kesmedi Bozcaada planlarında. Bizde hal ve gidişat böyle böyle.

Şimdi bir Ordu kahvesi ile kendime gelip işe atılayım. Yarın karı-koca , Büyükçekmece'ye gideceğiz. Yani cumaya kadar beklemeyin beni:)))


düzenleme-1: Saat üç buçuk gibi Gamse, - Anne hadi ben derse ara vereyim, biraz dışarı çıkalım, dışarda bir şeyler yiyeylim dedi. Yani duramadık yine ev de . Hava da hafif bir rüzgar var, efil efil . Bilmiyorum her yeri böylemi İstanbulun. Yoksa biz biraz Boğazın, biraz Çamlıca'nın mı ferahlığını mı? yaşıyoruz. Yemeğimizi yedik, biraz mağaza dolaşıp geldik.

16 Haziran 2009 Salı

Fethi Paşa Korusuna bloglama dalış:))) ve Ordu'dan gelen kahve keyfi











Gün hakkında ne desem az, nasıl güzel başladı ve devam etti, resimler anlatıyor her şeyi. Günün en sevindirici özelliği Ece de katıldı bize arkadaşı Serpil'le. Evet biz blog ahalisi Zeya, Nalan, Ebru ve Ece ve de fasulyeden blogcu Zuz, blog camiasının yakından tanıdığı Cancan, Cancan dan torpilli Berfu ve Marmaristen gelip bize katılan Serpil Hanım ile şahanemi şahane bir kahvaltı yaptık. Benim meşhur korum da.Çam Ağaçları ve eşşsiz Boğaz manzarası karşısında yedik içtik güldük konuştuk. Pek keyifliydi pek.

Kahvaltı sırasında tüm terası işgal ettik , bizi gören başka yerlere gitti :)). Sabahın dokuzbuçuğunda başlayan kahvaltı öğlen yarımda sona erdi. Zuz işe gitmekten vaz geçti, Ben Cancanla oynayacağım sen işe git dedi Berfu'ya.
Hadi bir kahve içelim biz de de öyle git dedim ben de . Eve geldik Apartman girişinde koca bir zarf karşıladı bizi. Ordu'lu blogcu arkadaşım Nazpek hem doğum günümü kutlayan zarif bir kart yazmış, hem de eşşiz Ordu manzarası resmi göndermiş. Ama ne yalan söyleyeyim en hoşuma gideni de Ordu Kahvesi oldu. Zaten O da özlemişsinizdir Ordu Kahvesini , yazmış. Ordu da kahve ağaçları falan yok tabi. Ama tarihi bir kahvecimiz var ,çarşı içinde. Gidersin kahveni orada çektirir, alırsın. İçimi bildiğimiz kahvelerden biraz daha yumşaktır.Bunun sanıyorum kahvenin çıkış yeri ile ve kavrulma şekliyle ilgisi var. Ama her Ordu'dan misafir geldiğinde bu aaa bu kahve ne kadar acı muhabbetini yaşarız. Eve, kahve içmeye gelip de kapıda bizi bu sürprizin karşılaması muhteşem oldu. Kaymaklı ekmek kadayifi oldu. SAna canı gönülden teşekkürlerimizi gönderiyoruz Sevgili Nazpek. Temmuzda balkonunda ki kahve hakkımı saklı tutarak:)).


Eve geldik kahveleri içtik, çilek reçeli yaptık , sonra çayımızı demledik, akşamdam buzluğa yapıp, attığım mozaik pastayı da çıkardık. E daha ne olsun her gün böyle olsun.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Anadolu Hisarında pazar günü


Anadolu Hisarı İstanbul'da en sevdiğim semtlerden biridir. Üstteki resimde eski halini görüyorsunuz. Alttaki resim ise yeni hali. Anadolu Hisarı biraz olsun korunmuş bir semt. Bozulma çok az.



Berfu yani Cancan'ın Annesi ile doğum günlerimiz bir gün arayla. Eşi pazar günü çalıştığı için onlarda kutlamalrını benimle aynı akşam yaptılar. Ben pazar günü yani dün kutlamak için arayınca hadi bir şeyler yapalım dedi. Bne de hemen hadi Anadolu Hisarı'na dedim. Önce acaba boğaz trafiği nasıldır falan dedik ama ilkinci köprü yolunu kullanınca bu problemi çözdük.

İstanbul için sıcak bir gündü ama orası uçuyordu. Hatta bakın bu resimde ben dalgaların sıçrattığı sudan kaçıyorum. Gamsegamse anında yakalamış.




Cancan artık büyüdü , salıncakta tek başına oturabiliyor. Hatta kalkmıyor:)))

Güneşi hiç sevmedi, güneşli yerlere gidince suratı böyle turşu sattı Can Bey'in.


Kocaları pazar günü çalışan kadınlar dayanışması.Hatta tekrar bir pasta merasimi bile yaptık.

Kısacası güzel bir gün oldu. Eve geldiğimiz de anladım ne kadar yorulduğumuzu. Erken yatarım dedim ama heyhattt saat dört olmuştu ben cöm cöm bakıyordum hala. Biraz okudum, salona gidip Türkmax de Oyun adlı bir program izledim. Dokuz köylü kadını tiyatroya merak sarıyorlar, ve bir oyun hazırlıyorlar. Belgeseldi, geçen yıl haberlerini de okumuştum ahtta gazetelerde. Sabah da hortladım erkenden yine. Kocamı işe gitti ben kendime yeşil çay ve tost yaptım. Maillerime baktım, Nalan'la sıkı bir mail tarafiği yaptık:)). Gazete okudum.
Bu gün de pazarımız . Durum vaziyetleri bundan ibaret. Hadi gittim ben, iyi bir hafta olsun hepimize

14 Haziran 2009 Pazar



Dün gece nasıl geçti derseniz bu video size nasıl geçtiğini açıklar sanırım. . yedik içtik ve çok güzel vakit geçirdik.

Hepinize , kart gönderen, telefon açan , sms gönderen, mail atan, yorum bırakan herkese ama herkese çok teşekkürler. Beni çok ama çok mutlu ettiniz . Sayfasında bana parti yapan ataletime de ayrı ca bin teşekkür.

Birazdan Anadolu Hisarına gideceğiz. Cancanla ayrı kutlama yapmak için. Çünkü annesiyle yani Berfu ile bir gün ara ile doğmuşuz. Kadere bakın ki Zuz da Cancanla bir gün ara ile doğum günü kutluyor.

12 Haziran 2009 Cuma

Siz bu satırları okurken ben çoktan dışarlarda olucam. Uzakta değilim Bağdat Caddesi dolaylarındayım

Doğum günü mesajı bırakanlara çok teşekkür ediyorum. Doğum günüm yarın. Şenlik ateşi yakmadan doğum günü kutlarmıyım hiç. Yarın akşam bilumum taife ile kutlayacağız .

İstanbulluların dikkatine , kocam bildiriyor ayilenizin meteorologu:))) bu gün ve yarın iki üç derece düşüyor sıcaklık.

Hadi gittim ben iyi bir hafta sonu dileklerimi de bıraktım.