Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

4 Aralık 2008 Perşembe

En Yakınınızda ki kitap

Sobe yine aysema dan. İlaç gibi geldi aysemacım. Can bey bu gün misafirimiz. İçerde uyumak da. Ablanın biri sinemaya kaçtı vizler biter bitmez. Diğeri henüz gelmedi. Konusu en yakınınızdaki kitap. Kuralları aynen kopiledim hehehehe vaktim yok vaktim.
Kuralla işte böle
En Yakın Kitap Oyununun Kuralları:

Kendinize en yakın kitabı açın
Beşinci cümleyi bulun
Cümleyi bu kurallarla birlikte yayınlayın
En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyin
En yakınınızdakini alın.
Benim en yakınımda kızlardan birinin masa da bıraktığı Mary J.Gander/ Harry W.Gardiner den Çocuk ve Ergen Gelişimi. Yayıma Prof Dr . Bekir Onur hazırlamış. Anlayacağınız mesleki bir kitap. İlk sayfasını açtım. Ve beşinci cümleyi yazıyorum



Söz gelimi üniversitelerinde bir çok dersin kitapsız yapıldığı bir ülkeyiz, * Bu demektir ki, üniversite de öğrenciler, bir çok bilgiyi yalnızca hocanın ağzına bakarak alıyorlar.



Valla özel seçmedim ama cuk oturdu yav. Hadi çekin en yakınınızdaki kitabı.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Genç Kız Sığınma Evi

Bu gün başka bir şeyden söz edeceğiz. Bilmiyorum dikkatinizi çekti mi?, bir kaç gün dür bir fragman dönüyor tv de. Şiddete hayır diyelim. Önce bir genç kız koşuyor, ardından biri kovalıyor, herkes seyirci. Adam kızı yakalayıp, defalarca bıçaklıyor. İkincide yine aynı sahne ama çevrede bulunanlar kızı çembere alıyor. Bundan sanırım 15-20 gün önce falandı Uğur İlhan'a rastladığımda tv de. Bütün arkadaşlarım tenefüste oynarken ben duvarın dibine çöker, akşam annemin yiyeceği dayakları düşünürdüm. Evlendim aynı şiddete maruz kaldım diye anlatıyordu.

Şimdi Güneş Sığınma Evlerini kuruyor. Genç kız sığınma evleri bunlar. Hepimizin yapacağı bir şey var. Mesela sayfalarımıza logolarını koyup , bundan herkesin haberdar olmasını sağlamak gibi. Küçücük 5 ytl bile yardım. Yani hepimizin yapacağı bir şey mutlaka var.Logoya tıkladığınızda sayfaya ulaşabiliyorsunuz.

Bizim de mutlaka birileri için yapabileceğimiz bir şey olmalı

2 Aralık 2008 Salı

sayıklamalar

Sabah uyandığımda değişen hiç bir şey yoktu. İçimde yatma isteği var hep. Gözlerimin üstünde oturan biri var. Boğazım ise hala alev topu gibi. Habire fısfıslıyorum. Günde beş altı kez yapabilirmişim.

Kafamın içi hala karmakarışık. İnsan hastayken ne çok şey düşünüyor, hepsi de saçma sapan. Garip garip rüyalar gördüm. Bir stadyumun ortasındaydım çıkacak yer ararken çamura battım. Tam çamurları temizlerken Gamse girdi yattı yanıma uyandım. Birlikte kahvaltı yaptık.

İstanbulda havalar önümüzdeki günlerde ısınacakmış. iyileşmem gerek, bu havaları kaçırmamam gerek. Dr ilaçları beş gün kullan , geçmezsse yeniden gel dedi.

Şimdilik bu kadar, yatarken şurayı dinliyorum http://www.musicovery.com/index3.php?ct=tr. Modunuza göre ayarlıyorsunuz istediğiniz tür müziği o sıralayıp çalıyor. Ben Blues dinliyorum , modum dark.

1 Aralık 2008 Pazartesi

son durum

Dr dan gelince ilaçlarımı içtim vurdum kafayı yattım. Sanırım bir saat falan sürmüştür. Sonra tıp diye gözümü açtım. Aaaaa iyi oldum dedim. Naziş'i aradım - Capitoldeyim dedi. Gamseyi aradım, evin önündeyim dedi. Hemen onunla markete gittik. hele şükür ben arıza çıkarmadan yürüyen merdivenler tamir edilmişti. Biraz alışveriş yapıp eve geldik.

Dün akşamdan çorbamız, zeytinyağlımız vardı. Hemen patatesleri soyup ikiye böldüm, zeytinyağ , tuz , karabiber ve kekikle harmanladım, parça tavuklarıda aynı sosa bulayıp fırına attım.nar gibi kızardılar. Ama önce tepsinin ağzını folyo ile kapadım ki iyice pişsin. Sonra da aldım ki iyice kızarsın)) Gamse masayı hazırladı ve derse koştu. yarın sınavı yok ama çarşamba günü üç sınav birden var. Çift anadal yapmanın zorluğunu yaşıyor ama inşallah sonra bu yaşadıklarına değecek.

Sonra ben ilaçların etkisi geçince yeniden hasta oldum)). Kocam bizim hiçbir zaman iyi olmayacağımızı , kurt gibi kaynadığımızı beyan etti. İyi oldu ben de kanepeye yattım bi daha da kalkmadım.

Hepinize teesüflerimi sundum arkadaşlar, hepiniz ağız birliği etmiş gibi bu ara sık sık hastalandığımı yazmışsınız. Ayol geçen bayram hastalanmıştım, yani iki ay önce. Şurda bayramdaaaan bayrama hasta oluyoruz onu da çok gördünüz.

Yarın çok daha iyi olacağım umudundayım. Hadi kalın sağlıkla

Hasta çorbası tasta

Dün sabahtan başlayayım. Gamse -anne çok kötüyüm ben diye seslendi odasından , bi zıpladım. Her tarafım ağrıyo boğazım , başım dedi. Hemen el koydum olaya, önce sıkı bi kahvaltı , bol limonlu kant, adaçayı, karabiberli limonlu mercimek çorbası ve soğuk algınlığı ilaçları derken o kendine geldi . Günde iki sınava giriyor iki haftadır. Her tarafa yayıldı yine. Geçen hafta Avrupa Yakasını izleyenler var mı? hani Volkan her odasına gidişte , Burhanı buluyodu yatağının üstünde. İşte aynen öyleyiz. Kim odasına gitse onun odasına yayılmış bir Gamsegamse var. Ayaklar duvara dayalı, ya da kalorifer peteklerine. O anda nereyi canı isterse. Bu hafta bitecek hayırlısıyla.Neyseki Naziş cumadan kaçıyo da yırtıyo bu işten.

Bu sabah ben de boğaz ağrısı ve yanmasıyla uyandım. Üstelik kulaklarım da feci yanma ve ağrı da var. Ama benim olaya el atacak kimse yok. Kendi olayıma kendim el attım ve dr a gittim hemen. Kulak burun boğaz yolları telef olmuş. Antibiotikler , boğaz spreyleri, ağrı kesciler doldurdu. Çıkış da hemen ilaçlarımı aldım hem de kocamın iş yerine uğradım . Sonra o halimle gelirken bi de pazara uğradım, kendime ev elbisesi aldım mürdüm renginde . Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyenlere napim yav , geçerken hoşuma gitti:)).

Eve gelince hemen bi çorba içtim , şu yazıyıda yazayım tumba yatak. Bizim ev de en lüx şey benim hasta olmamdır. Şimdi bir panik olurlar sormayın gitisin neden acaba ))))))

29 Kasım 2008 Cumartesi

Emrediyorum Mutlu Ol

Sinan Çetin'in bir kısa filmiydi bu. Youtube da hala var, izlemek siteyenler için. Gerçi kapalı ama bir yolunu bulup girersiniz. Hatırlayın blogger kapalıyken yaptıklarımızı hah işte öle.

"Sizin Mutluluğunuz Nerede ? On resimle anlatınız" , Sobemizin konusu. aysema dan geldi.
benim mutluluğum bu resimler de ilk olarak çoğunuz biliyorlar ama bilmeyenler için işte biz. Nazlının saçları şimdi koyu renk, benim saçlarımsa daha uzun, Gamsegamsenin saçlar da resimdekinden daha koyu , koca aynen :))ve biz bu resimden sonra dört yaş daha büyüdük.

Mutluluk ikinci olarak Zuz la aynı resim karesinde olmak da


Mutluluk Gamsegamsenin hala bizimle tatil yapmayı tercih etmesinde, Naziş'in yüzündeki bu gülümseme de





Mutluluk, gölgenin kızınla aynı yere düşmesin de



mutluluk sen denizdeyken seni bekleyen şezlong da, denizden çıkışdaki yorgunluk da



Mutluluk herzaman dostlara açık olan bu kapıda

Mutluluk bu yolda( köydeki evin yolu)





Bu güzel kadınlarla yürüyüp, anneden konuşmak da 150 yıllık veranda da bu pozu verebilmek de

mutluluk seni bekleyen okunması gereken kitaplarda

mutluluk keyifle yudumladığın çay da

Daha sayacak ne çok şey var. Sezen aksu şarkılarını dinlemek var, kurabiye kokusu var. Şu an da mutfaktan tarçınlı havuçlu kekin kokusu gelmekte eve yayılmak da mesela. Can'ın yüzüme bakıp gülümsemesi var. Beyoğlu var, vapurdan Kız Kulesini görmek var.

Nedir ki mutluluk, çok göreceli bir kavram. Beni mutlu eden seni mutlu etmez, seninki beni. Galiba mutluluk ortak paydalarda. Mutsuz birini gördüğünde yüzümüzde donuveren gülücük , boğazımıza düğümlenen lokma işte hala insan olduğumuzu gösteren, işte mutluluk bu
Çok güzel bir sobeydi yapmaktan mutlu olacak herkes yapsın , benim sobelediklerim bunlar. Keyifli bir hafta sonu olsun hepinize

26 Kasım 2008 Çarşamba


Siz bu satırları okuduğunuz sıralarda , ben büyük bir ihtimalle bu cadde de yürüyor olacağım. Neresimi burası. Pangaltı'ndan karşıya geçin, vurun yukarı doğru bu caddeye ulaşırsınız. Kurtuluş semti burası. İstanbulun çoook eski semtlerinden biri. Eskiden oturanların %80 ini azınlık nüfus oluştururdu. Sanırım bu oran çok ama çok aşağılarda şimdi.

Bu kitap da o günlere özlemler anlatılmış
Yaşadığımız Kurtuluş İstanbul'da Bir Kadim Semt

Hüseyin Irmak


Nahabet, Varujan, Niko, Yasef neredesiniz? Zaman zaman rüyalarımda çıkıp geliyorsunuz sadece. Nahabet, biliyor musun, çocuk hallerimizle, yine Ali abinin çay bahçesinin girişindeki toprak kaldırımda misket oynuyoruz; pirketten yapılmış duvarın dibinde. Annen pencereden bağırıyor yine. İrma yine ağlayıp sızlıyor; istediğini yapmıyorsun diye gelip oyunumuzu dağıtıyor. Kızıyoruz ona.

Ya da Niko'nun babaannesi yine kapısının önünde top oynamayalım diye bizi azarlıyor. Nahabet, Varujan, neden bilmem ama, ne zaman o günlere dair bir rüya görsem, daima günlük güneşlik oluyor hava. Eski Kurtuluş'un gökyüzü rüyalarımda hiç kapalı değil. Şimdi neredesiniz yahu? Ne yapıyorsunuz? Bir yerlerden çıkıp söylesenize! Hangi ülkedesiniz, hangi deliğin dibinde? Çıkın oğlum artık! Saklambaç oynarken bu kadar uzatmazdık. Her işin bir raconu vardı. Tadını kaçırmayın. Niko, ses ver Atina'dan. Taso, sen Selanik'ten. Aram, Hollanda'dan... Sarkis, Washington'dan... Nahabet sen nereden ses vereceksin peki? Varujan ya sen?
Kurtuluş hakkında çok anlatıcak şey var. Mesela Piri Reis'in getirdiği rum esirler buraya yerleştirilmiş. Tersanelerde çalıştırılmış ama bunlar sonra Beyoğlunun Kapalıçarşının en ünlü kuyumcuları ayakkabıcıları olmuşlar.

E sen niye gidiyorsun oraya şimdi derseniz , bir kuzen buluşması yine. Bu kez kuzen Fato'ya gidiyorum. Hava da hafiften bir lodos var akşama yağmur çiseleyecekmiş. Meteoroloji uzmanı kaocam dedi. Akşam kızlara hava nasıl olacak bakın internete diyorum. O ta içerden bağırıyor, çok yağmur çok fırtına olacakmış diye. Ama sonra kıyamadı yok yok 21 dereceye kadar çıkacakmış sıcaklık dedi.
Hadi şimdi gittim ben...