Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

29 Eylül 2014 Pazartesi

Akçakoca'da

Bu hafta sonunu İstanbul dışında geçirdim. Naziş ile Akçakoca'ya ''en iyi arkadaşım evleniyor'' etkinliğine gittik ... Neslihan'ı evlendirdik geldik.
Düğün kaldığımız otelde de aolunca valla tadından yenmedi :) Oh be bir düğüne de koşturmadan gittim. Giyindim kuşandım bindim asansöre salona indim :)... Çok ama çok güzel bir düğün oldu,kemençeli, horonlu...

Çok güzel bir yolculuk yaptık kızcığımla, özlemişiz Karadeniz'e doğru gitmeyi ,yeşillikler içinde yol
 almayı...







Akçakoca'ya daha önce gitmediğimiz için  yolculuğu biraz erkene çektik,gitmeden önce ne görmeden, ne yemeden gelmeyelim araştırması yaptık. Çok özel bir yiyeceği yoktu sanırım, tavsiye edilen mancarlı pidesini yapan yer kapanmış, iki yıldır yapılmıyormuş:(...Mutlaka görmemiz gereken camisini ise zaten görmememiz imkansızdı :)




Üniversite öğrencisi iki kızın peşine düşüp pideciye gittik, incecik çıtır çıtır ,(yani az kaldı soracaktım baklava hamurundan mı yaptınız diye) pidelerimizi yedik...Küçücük balıkçı barınağına karşı kahvelerimizi içtik.

 


Odamıza çıktığımızda balkonumuzdan ve penceremizden tek görünen şey; uçsuz bucaksız Karadeniz'di... Oh doya doya baktım, doya doya dinledim sesini...Zaten gece bir coştu,bir köpürdü uğul uğul uğuldadı.. Keyfimden dört değil sekiz köşe oldum...


Akçakoca'da en ama en dikkatimizi çeken şey, inanılmaz kolay bir ulaşım sistemi olması...İkisi özel,ikisi belediye otobüsü olmak üzere dört adet otobüsü var... Bunların dördünün de güzergahı aynı... Ring yapıyorlar ve akşam dokuza kadar 20 dk da bir dokuzdan sonra da saatte bir sabaha kadar çalışıyorlar. Duraklar hep aynı tarafta yani nereye giderseniz gidin hep aynı yönden biniyorsunuz yani hiç bir zaman yolun karşısına geçmek yok...Mahalleleri dolaşıyor, ara sokaklara giriyor... Sabah da yine Karadeniz'e baka baka kahvaltımızı yaptık ve öğleye doğru Akçakoca'dan ayrıldık.Bana güzel anılar bırakan yerleri seviyorum...O yüzden de Akçakoca anı defterimin altın sayfalarına kaydoldu...


Bugün yine erkenden çıktık evden çünkü; dişci randevumuz vardı. Eve geldiğimizde de dayımla yengem geldi. Hemen onlara fırında tavuk pirzola ve domatesli bulgur pilavı yaptım...
Biraz önce de pepe çura yapıp mutfaktan çıktım...
2kg Karadeniz'de yetişen kokulu İsabella üzümü...
2 kaşık mısır nişastası, bir buçuk tepeleme kaşık mısır unu... 1 su bardağı şeker...

Üzümler komposto yapılır gibi suyla ama şekersiz kaynatıldı... Süzüldü... Geri kalan malzeme ile de muhallebi yapar gibi pişirildi... Hafif hoş, yüzyıllardır yapılan geleneksel tatlımız..

6 yorum:

  1. Muhteşem. Karadeniz havası başka. Bana hep huzur verir. Tatlı superrrr ötesi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özlem çok iyi geldi bana valla...

      Sil
  2. Lale Hanım, blogunuzu yeni buldum, üşenmesem geçmişe dönük bastırıp kitap gibi okuyacağım :) ne tatlı dillisiniz, ne renklisiniz, kitap önerilerinize bayıldım, günlerdir sizi okuyorum... sevgiler size :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Deniz, bugün çok yorucu bir gün geçirmiştim ama senin yorumunu okuyunca bir tüy gibi havalandım inan... Çok teşekkür ederim çok...

      Sil
  3. bende 2 gun evvel denk geldim blogunuza.cok icten cok tatli bir kitapkurdu buldugum icin sevindim.sevgiler

    YanıtlaSil
  4. sevgili adsız,çok teşekkür ederim. Kitap okuyan birine rastlayınca ben de çok seviniyorum...

    YanıtlaSil

içinizden geldiği gibi yorumlayın ama unutmayın ki keser döner sap döner gün gelir hesap döner:))