Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

1 Şubat 2012 Çarşamba

sabah akşam falan filan

Bu sabah'ın güzelliği Kıbrıs'tan gelen karlara karışan kuzendi... Ebru, kuzenlerim içinde bana üç benzeyenden biri...Sabah kahvaltısını bizde yaptık. Sonra O'nun iki kızı ve bizim kızlar Capitol'e gittik. Alış veriş yapmak istiyorlardı, gelmişken ve bu fırtınada gidilecek en ideal yer Capitoldü. Almak istedikleri , onlarında nerelerde olduğu belli olduğu için alış veriş işi şipşak halledildi. Bir tek İstanbul'a ayak basar basmaz diş perisinin ziyaret ettiği Zeynep'e diş hediyesi seçmekde oyalandık o kadar.

Ebru bir kitap seç benden sana dedi. Hiiç ikiletmedim. Kitap demişken; Vedat Günyol kuzenimin eşinin dayısı olur. Vefatından sonra kitaplarını Üniversite kitaplığına bağışlamışlardı, bu sırada bir kitabı da bana gelmişti ama bu gün Özlem iki tane de çevirisini göndermiş. Ütopya ve Toplum Sözleşmesi. Gamze hocalarının bu iki kitaba çok önem verdiğini söyledi. Ütopya'yı okumuştum önceden. Ama özel bir hediye olarak gelmesi ayrı bir hoşluk oldu.

D&R'da biraz uzun zaman geçirdik. Ebru beni güldürdü, buraya girince dünyadaki bütün kitapları okuma isteğiyle dolup taşıyorum dedi. Bir iki kitap da ona seçtik. O daha çok tarihi ve araştırma kitapları okumaktan hoşlanıyor.

Sonra yemek molası ...çay molası v.s v.s ve veda zamanı...





Bu gece yeni bir kitaba başlıyorum. Tam da bu karlı günlere yaraşacak bir kitap olduğunu düşündüğüm Rus Kışı...

Dışarda kar devam ediyor. Yedi şubata kadar böyle aralıklı devam edecekmiş. Görüntü güzel, evden izlemek güzel ama bunun kabus olduğu insanlar ve dışarda yaşamak zorunda olan canlılar var. Onlar için devam etmesin, havalar bir an önce ısınsın istiyorum. Dün akşam okuduğum bir habere göre dünyada küresel ısınma bitip mini buzul devrine girmişiz.(bu resimde ilk kar kristallerinin resmini çeken Snowflake Bentley var... Kar yağmaya başladığı zaman eline bir tepsi alıp kar tanelerini yakalamaya çalışırmış. Herkes gülermiş bu davranışına ama sonunda kar kristallerinin o dantel gibi resimlerini çekmeyi başarmış)

Burada dünyada en güzel kar kristallerinin resimleri olduğu kabul edilen kar kristallerinin resimleri var. Hiç görmemiş olmayı tecih etmezsiniz umarım...



Eveeet bu kadar bu günlük de...

31 Ocak 2012 Salı

bu günün anatomisi

Bu gün sabah kalktığımızda karın artarak devam ettiğini gördük. Neyse karlı bir günde yapılacak en güzel programa sahiptik. Görümcenin, halanın şefkatli kollarına sığınmak:))
Meral aradı çıkın artık diye, çıktık çıktık dedik. Karda tavşan gibi hoplaya zıplaya , resim çeke çeke gittik.

Gider gitmez masaya oturduk. O ne ya, güveçte pişmiş altına etler dizim dizim dizilmiş, üstünde bakla dolmaları en leziz halleriyle bakmakta bize:)) valla diğer hiç bir şeyi saymayayım çünkü ben sadece dolma yedim. Öğle mönüm olan et porsiyonunda...
Meral ve Hadiye Abla masanın son rötuşlarını hazırlarken...Ben dolma servisinde, Halide abla başlamış... Üstün Dökmen Hocam'da soframıza renk kattı...Her gün Star tv de ilgilenler için...Biz ailecek hatta sülalecek pek severiz. Kızlar küçükken pazar sabahları sabahın köründe Küçük Şeyler'de kendisini izlmek için bizim yatağa doluşur.
kahvaltıyı; program bitince yapardık.Ben 12 yıl boyunca kah kızları kah kocamı beklediğim sokağa karşı çayımı içerken...

Yeme içme işi bitince çaya okey masasında devam ettik. Altta gördüğünüz ıstaka bana aittir:=)mavi dokuzu çektim ve oyunu bitirdim. Yanımda ki attığım taşlara bakarak, alt tarafımda oturanı nasıl taşladığımı görebilirsiniz. Stajını Yenikapı,Samatya sahillerindeki öğrenci kahvelerinde ,ustalık dönemini oyunun ordinaryusu lakabıyla anılan Kocamın yanında yaptığımı hiç inkar etmem. Ama O'na bir yaz boyunca bezik antremanı yaptırarak borcumu ödemişimdir.
Biz görümcemgillerle okey oynarken kuzengiler de kendi aralarında eğlendiler coştular...Hepsi meslektaş olunca tatilleri birlikte değerlendirme fırsatı da ayaklarına geliyor işte böyle.

Akşam yine kar tipi eve döndük.Eve gelince akşam yemeğinin yanına nohutlu, tavuklu bulgur pilavı yaptım. Duru marka kırmızı buğdaydan yapılmış bulgur.Çok ama çok beğendiler yiyen bir daha bir daha dedi.Kendime de ıspanak pişirdim.Kırmızı bulgurdan bir çorba kaşığı kadar da kendi yemeğime koydum. Süper oldu.Yanında da ayran içtim.

Bu akşam ''Seksenler''dizisini izliyoruz. Yettiğ gari artık Cemilesi Ali Kaptan'ı... hele de o yılları yaşayanlar için tadından yenmez bir dizi...

Kitapta Hava Kurşun Gibi Ağır'a devam.

İşte böle böle ya

30 Ocak 2012 Pazartesi

karlı bir kış günü

Kar sanki, sadece pazarcıların üstüne yağdı bugün. Pazarn kurulacağını bile tahmin etmezdim ama Beykoz'dan gelen bir grup var, kendi yetiştirdiklerini satıyorlar.Beykoz'un hangi köyünden olduklarını bilmiyorum. Kışın kara lahana, pırasa, ebegümeci, Beykoz ormanlarından topladıkları türlü çeşit otlar ve kestane satarlar. Yazın yine ormanda ne bulurlarsa. Ama mallarının değerini de bilirler. Ispanak pazarda bir liraysa bunlarda beş liradır. Niye dersen e bu organik derler. Ama organik olması için önce tohumun organik olması gerektiğini ne kadar bilir bilmem. İncecik kalem gibi pırasalar, kırmızı saplı pazılar, ve İsabella denilen üzüm çeşidi ki bizim Zuz hastasıdır , bir tek Beykozluların pazarnda bulunur. Bu üzüm Ordu'dan gelen damak tadımız... Hafif parfümümsü bir kokusu ve buğulu bir görünümü olan siyah asma üzümü...Gamse yatak odası penceresinden arka sokağın resimlerini çekmiş, beni geldiklerine inandırabilmek için.( sabahın erken saatleri, ilk pazarcılar gelmeye başlamış)

Bütün evdeydik.Naziş bir ara Kadıköy'e gitti geldi.Beş altı yıl önce aldığı İpodunu , Apple yenisi çıkınca eskiyi alıp ,yeniyi ücretsiz olarak vereceğini duyurmuştu, mesaj atıp yenisini vermek için çağırılınca almaya gitti.Yenisi kibrit kutusu kadar.

Bu sabah Gamse kar kar diye hepimizi erkenden ayağa kaldırınca tüm işlerimiz saat 11 de bitmişti.Yemek etkinliği yaptım biraz:) Önce tavuk haşlandı, suyuna çorba,tavuklarıyla da fırında tavuklu patates yapıldı. Lahana doğrandı , ileriki günlerde kapuskaya dönüşmesi için dondurucuya atıldı. Nohut haşlanıp yine nohut ilave edilecek yemekler için o da dondurucuya şutlandı.Zeytinyağlı pırasa pişip soğumaya bırakıldı.
Leylak Dalıcımın Annesinin yaptığı gibi, ev süpürüldükten sonra , halıların üstüne kar atılıp fırçalandı... Mis gibi kar koktu ev, hem de hiyenik bir işlem oldu. Hamaratlık ödülü verilecekse bu gün tam zamanıdır.

Kar bütün gün yağdı, döne döne savura savura yağdı.2004 ylından beri ilk kez bu kadar yağmış ve çarşambaya kadar devam edecekmiş. Yarın okeycilerle buluşuyorum. Neyse yakın civarlardayız.

Sonra da perdeleri üstten yarıya kadar kaldırdım, çaydır kahvedir keyif yaptık kızlarla acıkınca ödülüm olan pideyi eve getirttik. Pide öğle yemeğim oldu ve saat dörtte ki ara öğünüm kalktı...

29 Ocak 2012 Pazar

Siyah Beyaz, film gibi biraz

Öyle yıllardı siyah beyazdı , film gibiydi... Sınıfı nasılsa geçerdik, önemli olan biraz da eğlenmekti...
Bayramlar yaklaşınca 15 gün öncesinden bando takımı olarak izinli sayılırdık.Basketbol maçları başlayınca artık yazılılılar sözlüler bize vız gelirdi. Tüm okul için önemli olan tek şey şampiyonluktu. Bizi ortaokulun basketbol takımından beri takip eden hoca , liseye geçince hoop hepimizi birden takıma almıştı. Okulun en uzak yerinde çalışma yapardık. Yemeklerimizi okulun yatılı bölümünün yemekhanesinde yerdik. Yatılı öğrenciler içinde şenlik olurdu maç ve bayram dönemleri.

Bu gün hem basket hem bando takımından arkadaşım Nurgül'ün kızı Sinem bizim resimlerimizi taratıp facebook'a koyunca hepimiz o yıllara gittik.
Ordu Lisesi Bando takımı... Bir dönem okumuş olabilirim ama süperdi süper... 10 KASIM' da Atatürk anıtında nöbet tutarken anneanemin beni dürbünle izleyip, üşüyeceksin orda eve git diye haber göndermesi hehehehhe... Karadeniz coşa coşa bizi ıslatırken sahil yolunda konvoy gibi yürüyerek okula gitmek... Basket maçları...antremanları...Bando çalışmaları, Hepsi artık uzak bir hatıra ama unutulmaz bir hatıra...
Bizim artık İstanbul'a yeniden dönme vaktimiz geldiğinde arkadaşlarımla bizim evin tek toplanmayan odasında veda partisi yaptık. Özel fotoğrafçı gelmişti eve... Ben de az afilli pozlar vermemişim. Akşama kadar bizim evdeydik ama ayrılık vakti geldiğinde Buket Pastanesine gitmiştik. Hiç unutmam pastanede Selçuk Ural'ın güle güle sana yolun açık olsun şarkısı çalmıştı. Ayşegül , bizi yolcu ettikten sonra, kendi bahçelerinin en ücra köşesine saklanıp bağıra bağıra ağlamış. Gece zor bulup çıkartmış oradan Behice Teyze...Beni ise İstanbul'da meğer Deniz, Nermin , Yasemin ve Ordu sahilleri yerine Yenikapı sahilleri beklemekteymiş. Bir kaç ay geçmeden tüm öğrenci kahvelerinde güllü sigaralarımız ve usta okeyciliğimizle boy gösterdik.Sinem bu gün Ordu resimlerini ortaya çıkardı. İstanbul grubu koştu yorum yaptı... Birbirini tanımayan , tek ortak noktaları ben olan iki grup arasında bir köprü kurdu... Ben bir gün bu iki grubu bir araya toplayabilme düşü kuruyorum şimdi...

Hafta sonu




Bu filmleri izledim
hafta sonunda...
Bir Zamanlar Anadolu'da yı keşke sinema perdesinde izleyip, o geniş bozkırları daha iyi görebilseydim diye düşündüm.






Nathali Portman'ın filmini izlerken ,yaban mersinli turta isteyebilir canınız...













Bu kitabı okumaya başladım... Bu kitap ta daha başka bir Nazım Hikmet var...







Bunların dışında şimdilik evdeyim. Öğelden sonra Gamse ile bir Kadıköy yaparız belki...

Evin yemek durumu sağlam o yüzden akşama kadar rahat hareket edebiliriz.











Hafta sonu için bu kadar...

28 Ocak 2012 Cumartesi

Sabahın Körü akşamın alacası


Başlıkla yazının pek alakası yok, yazı sabah yazıldığı için olabilir ama akşamın lacası sabahın körü derken aklıma geldi:)Ama bu iki ışık fotoğrafçılar için çok önemliymiş.Ama bu arada Mor ve Ötesinden Sabahın Körünü dinlemek fena olmaz...

Sabahın sessizliği var evde...Naziş olsaydı ki , O'da erkenci benim gibi, ya sıcak çikolatasını ya kahvesini alıp belgesellerine dalmıştı. Ama dün gece yaptıkları korku filmleri gecesi kaçta bitti Allah bilir.

Bu gün plansız programsızım. Belki Zeya ile bir şeyler yapabiliriz. Çok da kesin konuşmadık, havaya göre dedik.Gamse arkadaşının nişan yemeğine katılacak, Naziş zaten yok. Bilemedim yane.

Dün gece sanırım kar yağmadı. Gece kalktığımda don vardı, yerler cam gibi parlıyordu sokak lambasının ışığında.

Bir kötü huyumu keşfettim, eğer merak ettiğim bir kitap , film varsa ve onları da almışsam, ille etrafında bir döneliyorum. İlle onları okuyacak izleyecek ortam tam oluşsun. Ya da haklarında çok konuşulup, yazıp çiziliyorsa onlar bitsin. ya da haklarında çok fikir sahibi olmadan okuyayım ya da izleyeyim. Mesela film olarak ; Motosiklet Günlüğü... Bir Zamanlar Anadoluda...Kitap ;Hava Kurşun Gibi Ağır( Hüznün Tadı'nın Mihriban'ın hediyesi)...Ama eğer bu gün dışarı çıkmazssam hem filmlerden birini izleyeceğim hem de kitaba başlayacağım.

E yeter bu kadar, şimdi biraz eve vakit ayırayım. Sonrası ne olur bilemem.

27 Ocak 2012 Cuma

Acı çikolatalı karlı gün


Dün geceden beri durmadan yağıyor kar... Usul usul elif elif yağıyor.Biz de her fırsatta dışarı çıkıyoruz. Dün akşam Gamsegamse dans kursundayken, hadi O'nu karşılayalım bu saye de yürüyüş yapalım dedik.Ama hem rüzgarlı hem de çok soğuktu, mahallenin kafeteryasında çay molası verdik.Ben eşofmanlarımla çıktığım için öyle tıkma tıkıç hiç kabanımın önünü neyin açamadan oturdum:))Ama ne söylesem az mis gibi demleme çaylar yapıyor. Çay ocağının üstünde belki 10 tane demlik vardı... İnce belli duble bardaklarda içtik çaylarımızı ...Dans çıkışı Gamse arayınca hoho biz Aslı Börekde çay içiyoruz dedik. O gelince kalktık, gözlerimize kar taneleri kaça kaça koşa koşa eve geldik.Hemen yeniden çay suyumuzu koyduk.

Fatmagül'e bile takılmadım dün gece Acı Çikolata'yı okudum. Bu nası bişeydi abi ya, yemek tarifleriyle harmanlanmış bir aşk hikayesi... Yemeklerin kokusuna mı? hikayenin güzelliğine mi? bakayım şaştım. Filmi de var :)Yarın sabah inşallah maşallah herkesler uyurken izleyeceğim.
Kitap 12 bölümden oluşuyor her bölüm ocak ayından başlayarak bir ay adı...alt başlık bir yemek adı ve ilk sayfada malzeme listesi var ve her bölüm yemeğin tarifi ile başlıyor.

Kitabın arka kapağından
Yemek pişirerek, yemek yiyerek, yemekler aracılığıyla aşk ilanı, tinsel ve tensel iletişim gerçekleşebilir mi? Laura Esquivel, "Acı Çikolata" ile, içinde yemek tarifleri, aşk öyküleri ve kocakarı ilaçları bulunan bu romanla bu iletişimin gerçekleşebileceğini kanıtlıyor. Yüzyıl başlarında Meksika'da devrim, eski kolonyal toplumun son kalıntılarını temizlerken, aile geleneğine göre evlenmesi olanaksız, ama buna karşın Pedro'ya delicesine tutkun Tita, yemek yapmayı aşkının iletişim aracına dönüştürüyor. Laura Esquivel bu olanaksız aşkı yemek ve kocakarı ilaçları tanımlarıyla dile getiriyor ve sarsıcı, büyüleyici bir dille bu aşkın ezgisini yaratıyor; yarım kilo soğan, iki baş sarmısak, bir tutam fesleğen, romanın her satırından fışkıran yakıcı aşkın simgesine dönüşüyor. Yazarın ironik, neşeli ve yumuşak bir dili var; yaşam sevgisi ve tensel aşk bu dil içinde büyülü gerçekliğe bağlanıyor. Hiçbir kadın yazar, kadın dünyasını bu düzeyde dile getiremedi. Kısa zamanda on beş dile çevrilen ve yazarın senaryosuyla sinemaya aktarılan, filmi ülkemizde de büyük ilgiyle karşılanan "Acı Çikolata", başta Meksika ve ABD olmak üzere yayımlandığı her ülkede satış rekorları kırdı. Bir kez okumakla yetinemeyeceğiniz bir roman



Yazar:Laura Esquivel
Çevirmen:Mükerrem Akdeniz

Sayfa Sayısı: 271
Baskı Yılı: 1999
Dili: Türkçe
Yayınevi: Can Yayınları


Bu gün kızlar uyurken , makarna haşladım, süzme mercimek çorbası pişirdim, dün akşamdan kuru fasulye, pilav ve görümcemin gönderdiği nevalelerde vardı... Oh be rahatladım... Acıkınca ton balıklı makarnalarını yerken dünyanın en güzel yemeğini yermiş gibi teşekkürlerini sundular.
Yemek derdi olmayınca ben de gün boyu istediğim gibi kitabımı okudum bir ara dışarı çıktık PTT ye gittik, karda dolaştık.

Bu akşamın dizisi Yalan Dünya... Gülse Birsel'in tüm tiplemelerine bayıldım. Orçun ve Nurhayat fenomen olma yolunda zaten... Naziş , Neslihan'a gitti...Korku filmi gecesi yapacaklarmış.

İşte böle böle