Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2015 Cuma

Ramazan geldi hoş geldi

Ramazan tüm coşkusuyla geldi bizim eve...Coşku diyorum. Çünkü bizim evin oruç tutmayan kişileri bile iftara ve sahura bayılır. :) en uzun günlerde bu sene ramazan ama iki gündür karı koca hiç zorlanmadık... Zaten sahura kadar oturuyoruz yatmamız saat dördü buluyor biraz da geç kalkıyoruz haliyle...Eskiden oruç tutarken gün boyu yemekler gözümün önünden resm-i geçit yapardı... Bir heves mutfağa girer çeşit çeşit yemekler, tatlılar yapardım... Bu sene hiiiç  o taraklarda bezim yok...yine özeniyorum tabi ama öyle saldırır gibi değil...
Dün akşam iftarımıza çorba yerine madımak pişirdim... Her yapmamda tövbe bir daha desem de pazarda görünce yarım kg almış ve o yarım kg ayıklamak bile tüm akşamımı almıştı...çok ince ince doğrayıp ıspanak gibi pişiriyorum, pirinç yerine bulgur konuluyor ve altttaki kıymalı dip sosu içine biraz da pastırma doğruyorum... 

Acılı, salçalı şahane bişi oldu...sonra yine basit bir et yemeğim var... Kuzu gerdanları önce tereyağda kızartıp sonra salçalı suda pişiriyorum... Az sulu olacak... Kızarmış patates ile servis yapıyorum... Bir de zeytinyağlı barbunya pişirdim ama domates salçası yerine yanlışlıkla acı biber salçası koyunca ortaya değişik ama bomba lezzette bir şey çıktı..

Günler uzun olunca kitap okumaya daha çok zaman ayırır oldum... Yine bir e- kitap bir basılı kitap şeklinde gidiyorum...
Yeni e-kitabım Toza Sor/John Fante
Girişinde Charles Bukowski'nin çok güzel bir önsözü var... Bu kitapla tanışmasını, üzerindeki etkilerini ve  başıcu kitabı olduğunu anlatıyor...yeni başladım ama çok ketifli olduğunu söyleyebilirim...


Diğer kitabım da hayli ilginç... 1. Dünya savaşı çıkmadan bir yıl öncesini anlatan bir kitap... Savaş çıkmadan bir yıl önce Kafka ne hayaller kuruyordu, Stalin neredeydi, Rilke ne yapıyordu, Hitler 24 yaşına girmektedir ve  Lois Armstrong yetimhaneye düşmüştür, üstelik Mona Lisa' da çalınmış ve Picasso bu konuda sorgulammıştır.. Thomas Mann'ın yazdığı bir oyun hakkında bir eleştirmenin yazdığı yazı onu kuşkuya düşürür...- acaba eşcinsel olduğuma mı gönderme yapıyor diye...
.Tanıdık isimlerlerin olduğu böşümler hayli ilginç oluyor anlayacağınız...


Bu arada kitap aslında Hayat İzlerim Özlem'den Macera Kitabım Özlem'e hediye... Ama bizim buluştuğumuz gün bizim maceracı seyehate çıkınca kitabı ben de kaldı... E napim yani okumayayım mı! Elime fırsat geçmişken :)

O gün Özlem ve Gülşah ile kitaplar arasında şahane bir kitap sohbeti yapmıştık... Özlem Antalya'dan gelmişti...çok kısa bir buluşma oldu, çünkü onun İstanbul'da özlem gidereceği çok şey vardı... Gülşah benim tahtımın varisi :) okuma, gezme , film izleme konusunda ona çok güveniyorum. :)

Hadi  artık müsade bir iki saat uyuklayayım, tv izleyeyim falan işte...



16 Aralık 2014 Salı

yedik,içtik,izledik

Ben bugünlerde kuzenim Aliye ile birlikteydim. Üç gün misafirim oldu. Kendisi kuaför olduğu için bizim evde onun gelmesiyle saçlar boyandı, kesildi, kızlar okula saçları fönlü gitti. Birlikte gezdik, yemekler yaptık,geç saatlere kadar oturduk ve de bugün gitti...,


Yılbaşı ağacımızı kurduk evi yeniyıl havasına soktuk.




Aliye'nin biz de olduğu günlerde kitap ancak yattığım da yatakta e-kitap okuma şeklinde oldu...Dublörün Dilemması/Murat Menteş'e devam ettim...

Film ise bugün izledim...Pembe Hayat çok güzel ve çok ilginç bir filmdi...


(Ma vie en rose - Pembe Hayat
Ludovic, cinsel kimlik bunalımındaki bir çocuktur. Her ne kadar bir erkek bedeninde dünyaya gelmiş olsa da bir gün bir kıza dönüşmenin hayallerini kurmaktadır. Bu durumu önceleri fazla ciddiye almayan ailesi, Ludovic’in okuldan arkadaşlı olan Jerome ile evlenme planları yapması üzerine telaşa düşer.)

Dün akşam Aliye bize kadınbudu köfte yaptı çok güzel oldu fotorafları bura ama tarifi ''Seferberlik Yemek Tarifleri''nde...Çok ama çok beğendik...



Bugünlük benden bu kada :)

11 Aralık 2014 Perşembe

yaza yaza

 Aralık ayını da yarıladık, yeni bir yıla doğru yaklaşıyoruz. Biz yeni yılı gelecekte görürken acaba birilerinin geçmişi olabilir mi bizim geleceğimiz? ...Ay şaşırmayın okuduğum kitap yüzünden böyle hislere kapılıyorum :)Ayrıca bu kitabın ilk okucularından biri olma ayrıcalığını da yaşıyorum...Human Form ''GERÇEK'' adlı kitabın yazarı yok, daha doğrusu ikinci kitap ''GÜVEN'' de tanışacakmış bizimle...Ben çok bilim kurgu okumam biliyorsunuz. Ursula L Kuin'e bile bin naz niyaz ederim. Ama  bu kitaba başlar başlamaz 151 sf okumuşum... Çok akıcı bir dille yazılmış ve insanı içine alan bir kitap.

 ''Herkes kadar sıradan bir hayat yaşarken, bir sabah uyanıyorsunuz ve size aslında insan olmadığınız, sentetik ortamda üretilmiş bir denek olduğunuz söyleniyor. Genlerinizin DNA'dan değil, XNA'dan oluştuğu, çok gizli bir projenin önemli bir parçası olduğunuz gerekli bütün kanıtlarla beraber size sunuluyor. Bir yanda hiç bilmediğiniz bambaşka bir varlık düzeyi, diğer yanda bildiğiniz güvenilir insan olma hali''(arka kapak)
Geceleri yatakta e-kitap okuduğumdan söz etmiştim... Dublörün Dilemması/Murat Menteş...Murat Menteş okumak bambaşka bir okuma deneyimi... Kendi okuyucu kitlesi olan bir yazar... Kitap tavsiyelerinde bulunurken  düşünürüm  hatta kıyamam kötü bir söz söylensin... İnsan dimağını oradan oraya atan bir yazar...Dün akşam ''Kısa Çöp Tarihi'' adlı bölümü okurken ya da ''Kim bu Whitcomb Judson''adlı bölümü okurken bu okuduklarım hep aklımda kalsın istedim...

 Bizim mutfak pek keyiflliydi dün...Kalpler,çiçekler,kelebekler ve onlarin arasında koşturan tavşanlar...Tarçınlı,zencefilli,ballı ve kuru yemişli kurabiyeler. vardı..
Bizim evin temizlik günüydü dün ve ben fevkaledenin de fevkinde yoruldum.Ama bugünün benim resmi olmayan tarihime yorucu,temizlikle uğraşılan bir gün olarak kayda girmemesi için bakın bakın neler yaptım.
Önce kendime misler gibi bir kahvaltı hazırladım ve kahvaltımı yaparkende,bir Rus yönetmenin çektiği İtalyan adlı şahane bir film izledim.
 
(Vanya, uzak bir Rus kasabasındaki sağlıksız bir yetimhanede yaşayan 6 yaşında bir yetimdir. Vanya ve orada yaşayan diğer çocuklar için yaşam, zengin bir aile tarafından evlat edinilmedikçe umutsuzdur. Vanya’yı evlat edinmek için İtalyan bir çift gelir. İdari düzenlemeler yapıldığı sırada, oğlunu arayan bir kadının ortaya çıkmasıyla işler sarpa sarar. Vanya, annesini bulmak için yetimhaneden kaçar ve ülkede seyahat etmeye başlar.
Berlin Film Festivalinde ödül alan bu filmi Rus yönetmen Andrey Karavchuk yönetmiş).



Ardından da ya Allah ya bismillah dedim ve yanımda da bir yardımcı ile giriştik eve..
Temizlik bitince de güne iyi başladım madem iyi de bir nokta koyayım dedim ve kurabiye yaptım.Temizlik kokusuna tarçın ve zencefil kokusu karıştı..



(elma kavanoz ''Mutfak Hikayesi''nden... TIK
Hadi kurabiyeye geçelim artıkkkk derseniz  yok onun için ''Seferberlik Yemek Tarifleri''nin facebook sayfasına gideceksiniz işte buradan Tık...


E pişirdik, izledik, okuduk, temizledik de hep evde mi oturduk yani olur mu  hiç :) 
 Bir de, bir etkinliğe katıldım bu hafta... ''Tavsiye Evi ''nde  kadınların kendi vücutlarında en çok mesai harcadıkları şaçlardan konuştuk. Saç rengimizi değiştirirken nelerden etkileniriz, kimlerin fikri önemlidir, evde saç boyuyorsanız bekleme süresi olan o 40 dk da neyle oyalanırız gibi konuşarak L’oreal Paris’in yeni ürünü “Intense Excellenc ile tanıştık.Bana bakar mısınız nasıl inceliyorum. Sanırsınız dünyanın sırrını keşfedicem...Ama öyle demeyin saçları neredeyse 20 yıldır boyanan biri olarak elbette ki benim için önemli bir konu :)

 Bu tür etkinliklerin en büyük getirisi de bambaşka insanlarla tanışmak mesela taştan tablolar yapan bir arkadaş ile tanıştım. Çok nazikti, hepimize ufak ufak  taş üzerine yaptığı  boyamalardan hediye getirmişti. Ben hemennn Ayvalık'a niyet edip bu evli magneti kapıverdim, baykuşlu da çok güzeldi onu da aldım :)Taştan bir mahalle evi panosu var instagram hesabında bayıldım... tastantablolar olarak arayabilirsiniz...




E hadi ama ben gideyim artık...

24 Kasım 2014 Pazartesi

okudum,izledim, pişirdim sonunda da yazdım :)

Yağmurlu bir İstanbul gününden selam sevgiler size benim canımın taaa içi okuyucularım :)

Bugünlerde  yatılı okul çocuklarının deyimiyle evci çıktım ben... Pişirme ,taşırma, yeme,içme, okuma izleme etkinlikleri yapıyorum bol bol...Yeni başladığım dizi nedeniyle sabah kahvaltısı filmlerinin yerini bu dizi aldı... Bir önceki yazımda söz etmiştim zaten...

Kitabım hala Kafesteki Kuş Neden Şakır Bilirim/Maya Angelou... Hüzünlü bir hikaye... Rengi farklı
doğmanın yaşattığı zorluklar var... Kitap; ABD'de ırk ayrımına dayalı sistemi muhafaza eden yasaların feshine yönelik sivil haklar hareketinin önde gelen isimlerinden Maya Angelou'nun otobiyografisi...Annesinin sevgilisi tarafından sekiz yaşında tecavüze uğraması, tecavüzcünün kimliğinin kamuoyuna açıklanması,öldürülmesi ve bu olayın ardından Maya Angeleou'nun hiç konuşmaması da yer alıyor kitapta anlatılanların arasında... Yazar aynı zamanda bir çok başkana da danışmanlık yapmış.Angelou 1993'te de Bill Clinton'ın ABD Başkanlığı için düzenlenen yemin töreninde şiir okumuş ve görevi yapan ilk siyah olmuş.Kitap iki yıl  ABD de en çok satan kitaplar listesinde yer almış.86 yaşında hayatını kaybetmiş.

Artık kış geldi, akşamları dizi ve boza fasılları  başladı bizim evde...Dizi izlerken de battaniye motiflerimi yapıyorum. Bu sene üç dizimiz var izlediğimiz. Aramızda Kalsın, Ulan İstanbul ve en favori dizimiz Gönül İşleri... Bennu Yıldırımlar ve Timuçin Esen müthiş bir ikili olmuşlar.Siz neler izliyorsunuz bu arada ...

Dün kızlar dışarı çıkmıştı,ben de tv  de ''Ev Kuşu''nu izliyordum. Sahrap Soysal'ın evine konuktu bu hafta... Sahrap Soysal hadi size  otlu poğaça yapayım dediii ve ben tarif falan dinlemeden mutfağa gittim, kızlar poğaça kokan bir eve girsinler diye... Yani ne tarif dinleyeceğim poğaça işte içine de ot koyucaz :)) Ben yapmaya başlayınca kocam içerden bağırdı, kadın içine bir tatlı kaşığı mayonez koydu, bayatlamıyormuş o zaman dedi. He ben de koyarım dedim.
Üç yumurta kırdım.Birinin sarısını ayırdım. Bir su bardağı yoğurt ve bir su bardağı sıvıyağ(ben zeytinyağ koydum), bir çay kaşığı tuz ve bir tatlı kaşığı mayonez ile çırptım. Biraz un ilave ettim ,biraz yoğurdum. Poğaça kıvamına tam getirmedim. .  Diğer tarafta, beş altı dal taze soğan, yarım demet dere otu, bir tutatm maydonozu ince ince doğradım, 150-200 gr kadar peynirle karıştırdım.Hamurun içine kattım ,sonra artık poğaça kıvamına gelmesi için yeterli unu  ve kabartma tozunu ekleyip yoğurdum. Hamur; her zaman yaptığımız gibi kulak memesi kıvamında olacak. Sonrasında  poğaça şekli vererek tepsiye dizip, üstüne yumurta sarısı sürdüm ve 200 derecelik fırında pişirdim.

Not: Tariflerimi artık'' Seferberlik Yemek Tarifleri '' başlığı altında bu adreste toplamaya başladım...TIK...Sayfaya gittiğinizde beğeni butonuna da bir tık edersiniz umarım:)


Hayde gittim gari...

21 Kasım 2014 Cuma

Çok faideli yazılardan biri :)

Dün bütün gün temizlik vardı bizim evde... Her yer ıdılandı bıdılandı, gıpgıcır oldu... En fazla üç gün sürer ya ben yine de seviniyorum işte :)

Bugün evde olunca kuzenlerimin tavsiye ettiği diziye başladım. Çünkü Dawnton Abbey'de sezon bitti. Sanırım bir de yılbaşı bölümü olur. Ben de kendime onun gibi bir dönem dizisi ararken kuzenler ''Mr. Selfridge''yi önerdiler. Yine bir İngiliz dizisi...Bugün ilk bölümünü izledim. Eğlenceli ve sürükleyici buldum.Göz alıcı lüks bir yaşama sahip olan Selfridge'in yükseliş günleri, renkli hayatı ve hızlı yaşamının kendisini nerelere götürdüğünü konu alan Lindy Woodhead'in Shopping, Seduction and Mr Selfridge isimli kitabına dayanılarak hazırlanmış.


İzlemekten başlamışken bugün bir de film izledim. 2012 yılında Zeynep Ozmen Unlu bana yeni yıl hediyesi olarak göndermişti ''İkizler/Tessa De Loo'' adlı kitabı. Çok beğenmiştim. Blogda kitaptan söz ettiğimde Hollanda'dan beni takip eden  Deniz( acaba hala okuyor mu bilmiyorum),;Bu kitapdan ilk bahsettiğim yazıma yaptığı yorumda ; bu kitabın filmi de olduğu ve Hollandacayı öğrenen herkese ilk kez bu kitabın okutulduğunu ve her yıl 5 Mayıs da filmin televizyonlarda gösrerildiğini yazmıştı. 5 Mayıs; Hollanda'nın Alman İşgalinden kurtuluşunun yıldönümüymüş.Filmi bulamamış...Ancak traillerini izlemiştim...Anladığım kadariyle film de kitabı kadar güzeldi. Ama bugün film elime geçti hatta pat diye kucağıma düştü.Filmi de beğendim,hatta kitabı okumuş olduğum için daha çok severek izledim.



Filmi izledim ama karnım acıktı,bugün işim de yok ya,şöyle keyifli bir şey olsun dedim ve anneannemin bir okul çıkışında ona gittiğimde bana yaptığı balkabağı kayganasından yaptım. Aynı tadı yakaladığıma eminim çünkü damaklarım bunu hissetti...2 dilim bal kabağı(rendelenmiş) beş altı dal yeşil taze soğan, bir tutatm maydonoz, yarım demet dereotu, 2 yumurta, karabiber, tuz, 4 çorba kaşığı mısır unu(tepeleme)
Tüm malzemeyi birbirine karıştırın.Elinizle bir kaç kez yoğurur gibi yapın hatta...
Yanmaz tavanıza sıvıyağ koyun ve malzemeyi iyice bastıra bastıra 1cm kalınlığında olacak şekilde tavaya yerleştirin. Bir dakika falan kuvvetli ateş ama sonra kısık ateşte,ağzı kapalı altı kızarana kadar pişirin. Tvanın ortasına elinizle bir delik açın ki, kabağın sulanmasıyla çıkacak buhar oradan çıksın... Altlı üstlü kızartın.Bir kapak yardımıyla çevirin... Fırında yapacaksanız, malzemenizin içine sıvı yağ eklemelisiniz...( ben sızma zeytinyağ ile yaptım)

Hadi yemek dedik yemekten gidelim. Dün akşam temizlik bitip,ev pır pırlayınca bana bi şevk geldi. Şöyle değişik bir çorba olsun, Hem de hava soğudu ya ,sağlık saçsın etrafa dedim.

Dolaptan bir dal pırasa,iki sivri biber,iki domates,iki küçük havuç aldım. Baktım biraz da dünden kalan tavuk parçası var onu da aldım... Pırasaları,biberleri ince ince doğradım, domatesleri de küp küp ama havucu rendeledim. Domates haricindeki sebzeleri tereyağda soteledim, tavukları ilave ettim.Onunla da sotelemeye devam edip en son domatesi ekledim biraz da karabiber serptim,tuzunu da koydum ve üstüne ne kadar çorbam olsun istiyorsam o kadar su ekledim. Su kaynayınca bir avuç şehriye attım. Pişince üstüne dere otu ilave edip kapağını kapattım...Yerken limon sıktık.. Sonuç harika ...Çorbanın tarifi ve fotoğrafını facebook sayfama koyduğumda Ataletim canım benim bu minestore dedi. Bir İtalyan çorbasıymış. Hatta pizzadan sonra en çok yedikleri yiyecekmiş. Akşam eve gelen Naziş'de a bu minestore demesin mi?... Demekki yemek uydurmak evrensel bir şey :)
Akşama çorbanız yoksa davranın.


Yemek faslı bittiğine göre gelelim kitap kısmına, önceki akşam Gamsegamse ile Capitole gitmiştik. Ben tabi D&R a bir girmeden girince de bir kitap almadan çıkamadım.Ve ''Kafesteki Kuş Neden şakır Bilirim/Maya Angelou'' aldım.Henüz 75 sayfa okudum.Kitabın başında Müge İplikçi'nin yazdığı 6 sayfalık çok güzel bir önsöz var.  


''Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim otobiyografik bir roman: Yazar, şair, şarkıcı, dansçı, oyun yazarı ve öğretmen Maya Angelou'nun yedi kitaptan oluşan sıradışı ve ilham verici yaşamöyküsünün ilk cildi. Savunmasız, şiddet gören küçük bir kızın, ırkçılık ve bağnazlıkla savaşarak güçlü bir karaktere; onurlu ve göz kamaştırıcı bir genç kadına dönüşmesinin öyküsü.'' diyor kitap tanıtımında...

Hadi ama ben gideyim artık yetmez mi bu kadar ? :)


12 Kasım 2014 Çarşamba

aylar günler gelir geçer

Bir haftadır  yazmadıysam sebebi var çünkü niye çünkü; hiç aksiyon yok. Kolu sakatladık, rahatladık :)
 Kolum neyse ki iyi şimdi ama bi rahat durayım dedim... Sadece bir gün görümcelerimle okey oynadım ve tek kolum askıdayken bile  oyunun kazananı ben oldum :)Diğer günlerde evde, kitap, film, yemek, pasta yapma gibi etkinlikler düzenledim :)
Yeni yemeke denemeleri yapmadım bu ara klasikçiyim... Kuru fasulye pilav, lahana kavurması, zeytinyağlı pırasa gibi yemekler yapıyorum ki ev halkı meğer bunları daha çok severmiş.Yalnız geçen gün köstebek pasta yaptım. Senelerdir  ''Dr Ötker''in hazır pasta karışımlarında Nazlı görür, deneyelim der ama yok ben ay hazır pasta yemeyelim ben yapıcam size ondan der ekerdim. Yani bu köstebek pasta konusunda kendi çocuklarımı ektiğim kadar buğday ekeseydim zengin olmuştum.
O zaman hadi tatlı tatlı başlayalım...Tamamen kendi ölçülerimde ve doğaçlama yaptım çok ama çok beğendiler, bir gecede yel yuf ettiler pastamı o kadar diyeyim size...Belki güzel olur da sizinle paylaşırım diye hiç üşenmeden aşam aşama fotoğrafını çektim hatta son anda telefonum kitlendi, tabletimin şarjı bitti de kocam sağolsun o yetişti imdadıma...
Malzeme: 2 yumurta, 1 su bardağı şeker, 1 paket kabartma tozu ve vanilya, 3 tepeleme çorba kaşığı dolusu kakao,  1 çay bardağı sıvıyağ, 1 su bardağı süt,1 muz, alabildiğince un( ben un paketini elime alır silkelerim, elimde sanırsam bi terazi var :)...Bunlardan kek yapın anacım...
Benim acelem vardı, kızlar okuldan gelene kadar yapmak istiyordum o yüzden dr Ötker tavuk göğsü vardı evde, onu dışındaki tarife göre pişirdim, soğumaya bıraktım.Şimdi geri kalan kısmı resimlerle devam edelim.Kek soğuduktan sonra üstünden kapak gibi  1c kalınlığında kesin çıkarın... Sonra kekin içini kenarlardan iki üç santim kalınlık kalacak şekilde kaşıkla tırtıklaya tırtıklaya oyun...Çıkan kırıntıları bir tabakta biriktirin... Tabana çok inmeyin gözünüzü sevem keki delmeyin :) Taban kısmına dilimlediğiniz muzları dizin ve muhallebiyi üstüne yerleştirin.




Şimdii  o kestiğimiz kapağı üstüne kapatalım ve muhallebinin kalanını kekin üstüne sürelim. Ay hepsini içine doldurmadınız umarım :)Son olarak da bir kenera ayırdığınız kırpıntıları kekin üstüne serpişitirin. İsterseniz , son muhallebiyi biraz kakao ile karıştırın,böylece hiç boşluk görünmez. Ben bir sonraki yapışımda öyle yapacağım...





Hani evdeyim ya, işim bitince  böyle çaya büsküvi batıra batıra kitabımı okuyorum.Kitabımın arasına da Sittirella'nın  göndererek beni keyiflendiren ayracımı koyuyorum... Şuna baksanıza tıpkı ben :) Mutfakta yemeği pişerken kitabını okuyan, kahvesini içen bi kadınceyiz...




Artık her gün yazmıyorum ya izlediğim filmlerden hangilerinden söz ettiğimi karıştırıyorum. Dawton Abbey bölümlerini pazartesi günleri ekliyorlar, hemen izliyorum. Keşke geçen yıl dört sezonu birden izlemeseydim şimdi kedi gibi beklemezdim, pazartesileri...Bugün mutfakta yemek yaparken 7.39 Trenini izledim. IMDB puanı 7 nin üzerinde bir filmdi. Zaten aşağısını hayatta izlemem. Ancak çok tavsiye olursa falan... Tamam film güzeldi ma bu konu defalarca filme alındı, Mesela ben aynı konuya sahip onlarca film izlemişimdir. Her sabah  7.39 Trenine binen bir adamla kadının , adam evli çocuklu kız da bir hafta sonra evlenecek...Tanışmaları, birlikte olmaları aslında ikisi de kendi karısını, nişanlısını seviyo...Mutfakta olduğum için Türkçe dublaj izledim ki, hiç bir zaman tercih etmem...

4 Kasım 2014 Salı

Günlerin getirdiği götürdüğü

Bugün pastırma yazı var İstanbul'da... Bir kaç gün sürecekmiş. Ben de tam bugüne yaraşır bir yerde olacağım bugün. Çiçek,böcük, ağaç takılacağım bir yerde ''Mine Flora''da...

Geçtiğimiz hafta her gün yağmur yağdı. Bu bana öyle iyi geldi ki, hiç dışarı çıkmadım sayılır. Motif ördüm bol bol, kitap okudum, yemekler yaptım,bol bol film izledim. Film izlerken motiflerimi örmeye devam ettim. Artık motiflere çerçeve yapmaya başladım, sonra da birleştirme safhasına geçilecek. Sandığımdan daha oyalayacak. Motifleri pıt pıt yapıp sepete atmak kolaydı.

 (Audrey Hepburn be Humprey Bogart'dan Sabrina... Bir İstanbul Masalı dizisini hatırlar mısınız bilmem. Ha işte o dizi bu filmden apartmaydı:)

Kitap ne okuyorsun derseniz, biraz yavaşım bu motif örme yüzünden:) yatakta okuyorum, sabahları ve de gece yatınca... Radyo Voyage açıyorum bir taraftan da...Hem dinliyorum hem okuyorum.
(Çok ama çok keyifli hikayelerin olduğu bir kitap... Yeni kurulan Yüz Yayınlarının da ilk bastığı kitap aynı zamanda)

Günlük yazmayınca artık ne yaptığımı da unutuyorum. Geçtiğimiz cumartesi günü eski iş arakadaşlarımız İlmiye'mde toplandık. Ay kadının gerçek adı Hilmiye'dir aslında da ben Babaeski'li olduğu için ona İlmiyem derim :) Oh İlmiyemin evine gidince arkadaşlar mutfağa girince ben aldım elişimi eski kadınlar gibi oturdum pencerenin önündeki koltuğa keyif yaptım:) Nazımı çekecek birilerini bulmuşum hiç kaçırır mıyım:)Naz demişken küçüklüğünden beri benim iş arkadaşlarımı çok seven Nazlı'da geldi benimle. O gün programmı yokmuş, ay evde yatacağıma Hilmiye dezemde yatarım dedi :) O şahane aşureyi de kaçırmamış oldu hem...




Akşam eve dönerken de  bir kaç ay önce açılan Akasya AVM de indik metrodan  Meral ve Gamze ile buluştuk.Onlar yemek yiyecekmiş,bizim karnımız öyle toktu ki yemek görmeye bile dayanamayız dedik ve Sütiş de oturup çay içerek onlaerı bekledik. Sonra gezdik, biraz alış veriş yaptık ve iki klometrelik taksi kuyruğunda bekleyip eve döndük...

Dün Naziş;kendini hasta  hissetti, okula gitmedi. O'na öğle yemeğine karnabahar kızartması ve keserken dökülen minik karnabahar parçalarından omlet yaptım. Yanında kızarmış tavukla servis ettim bayıldı...Her zaman haşlardım ama bu kez Serrose'nin ablası Seray'ın tarifiyle yaptım. Nazlı;Anne, Seray kızartmadan yapıyormuş deyince hadi deneyelim dedim. Çok da güzel oldu. Ben galeta ununa batırırdım,o mısır ununa batırıyormuş aynen uyguladım tarifi... Yani karnabaharı  çiçek çiçek ayırdım. Önce  tuz,karabiber ve kırmızı pul biberle çırptığım yumurtaya sonra da mısır ununa batırıp kızarttım... Üstüne   yoğurt koyduk yerken. Keserken minik minik parçalar dökülmüştü. Onları da kalan yumurtanın içine atıp, bir kaçık da mısır unu ilave edip karıştırıp omlet gibi kızarttım. Çiğden olduğu için sanırım hiç yağ çekmeyen çok hafif bir yiyecek oldu.

E hadi yeter bu kadar. Şimdi giyinip çıkmalıyım... Yolum uzun...

23 Ekim 2014 Perşembe

Yemeli içmeli yazı :)

Bugün yemeklerden  çokça konuşucaz benim canımın ta içi okuyucu :) Ev ahalisi çoktan dağıldı. Hatta gittiklerini duymadım desem ,inan. Gece geç vakte kadar ''Slyvia Plath Günlükler'' okudum. O'nun ruhunun huzursuzluğu bana da geçiyor sanki...Bir gün önce yazdığı hayat dolu satırlar, bir gün sonra kabusa dönüşüyor. Acaba , yazmadığı günler mi var, tarih mi atlamış diye geri dönüp bakıyorum.


Neyse hani bugün yemeklerden konuşacaktık ...Şu an da bizim mutfakta kuru fasulye pişiyor.Olmazssa olmazı pilav; akşama taze pişecek...Siz de ne var akşam yemeğine peki ?Benim kuru fasulye yerken içine taze nane  eklemekten hoşlandığımı söylemiş miydim size... Bir deneyin bence...






Dün; acı biberli, zencefilli ve de misler gibi limon kokulu domates reçeli yaptım. Damakta acaip, şaşırtıcı bir lezzet bırakıyor. Yeminle benim kocam mesela, değişik şeyleri zor dener. Buna bayılıyor.


2kg domates.Sivri domateslerden kullandim,1kg seker.3 limon 5-6 adet aci biber.Kırmizi yesil farketmez benimki kırmiziydi...5 cm boyunda zencefil.Domatesleri biberleri ince ince dgra.Limonarin kabuklarii rendele suyunu da sık.Onlari da ilave et.zencefili de minik minik dogra.Kaynat hepsini birlikte.Önce hizli ates.Sonra 1 saat kadar kısık ates.İyice koyulasiyor.İşte domates reçelin oldu bileee :)
Şimdi ben mutfağa giricem, iki saat mesai harcayacam ve boş durucam, olur mu hiç,olmaz... Domates reçeli yaparken bir taraftan da ''Şeker Portakalı''nı izledim. Dünyaca ünlü bir romandır. Çocuk romanı denir. Hiç bir zaman anlamadığım bir şeydir. Bu kitap nasıl çocuk kitabı olur.Son derece  güzel bir dostluğu, fakir bir ailenin çocuğu olan Zeze'nin hayatından bir kesiti anlatır. Çok da güzeldir de  her gün bir araba sopa yiyen çocuğun hikayesi nasıl çocuk kitabı olur bakın yine sordum :) Film güzeldi, Meksikalı ile Zeze arasındaki dostluğu çok başarılı bir biçimde hişssettirdi bana...


Şimdi sırada bir MİM var. Leylak Dalıcım paslamıştı bana... Ancak yeri ve zamanı geldi...
En sevdiğiniz yemek:
Valla, Tokat usulü pişirilmiş sonra üstüne pastırmalar dizilip fırına verilmiş bir keşkeğe hiç bir zaman hayır demem...
En sevdiğiniz tatlı:
Cafer Erol'dan alınmış tulumba
Çocukken anneniz sizi:
Bir kaşık kafana bir kaşık ağzına diye yemek yedirirdi... Çünkü o tehditi alınca hemen ağzımı açardım. Yoksa kaşığı kafana yersin, ağlamak için ağzını açtığında da yemek girer... Te Allahım şimdi öyle olsa ya :)
Çocukken de şimdi de:
Çocukken yemek görünce kaçan biri olduğum için  öyle bir şey yok tabi, şimdi ise  lezzetli her yemeğe atlarım abi :)
Yemeyi sevdiğiniz ilginç şeyler:
Dibi tutan tencerenin dibini kazımaya bayılırım, kocam da sinir olur. Niye tabağına doğru dürüst yemek koymuyorsun diye ezikler beni :)Ben öyle yaparken üzülürmüş :)... Halbuki annem, sırf benim için sütlaçın dibini hep tuttururdu...
Türk Mutfağı dışında sevdiğiniz mutfak:
Ahhh bayılırım Meksika Mutfağına... Ağzım yana yana  yerim... Hatta kendi mutfağımda da denemeler yaparım. Meksika Mutfağı ile ilgili bir Workshopa da katılmıştım hatta ve hatta :)
Yemeyi sevdiğiniz en sağlıksız şey:
Biftek soslu cips...Hatta her türlü cips ama patates cipsi
Alerjiniz:
Alerji benim göbek adım. Bugün alerjim olmayan bir şeye yarın alerji olabilirim :(
En sevdiğiniz meyve:
Karpuzzzzz kann :)
Asla yemeyeceğim ve içmeyeceğim dediğiniz şeyler:
 Kurbağa bacağıdır, salyangozdur  yok efenim Fransız mutfağıdır, çiğ balıktır suşidir, yok efenim Japon mutfağı şöyledir böyledir ile gelmeyin bana... Getirin mumbar dolmasını ama, çift dalarım :). İçme konusu mesela kımız getirin yedi derde deva deyin içmem nerden bulacaksanız :)Öyle allengirli renklerde olan içecekleri de içmem turkuza bayılırım ama o renk bir şey getirin ağzıma koymam. Şimdilerde çok moda bu tür renkli içecekler...
Sonsuz tane yiyebileceğin şeyler:
Öyle bişi yok, yok yani
Çorbaların kralı:
Breh breh Adil Kebapta yediğim işkembe çorbası ama bir karalahana çorbası ile de çekişir.
Kahvaltıda tercih ettiğiniz şey:
Siyah zeytinsiz bir kahvaltı masası kahvaltı masası değildir.
Açken ben:
Açken ben azıcık gerilebilirim ama oruç tutmaya alışık bünye bir süre sonra normale geçer...
Bir keresinde yemek yerken:
Kıııs az kala öleyazdım ya ben :) şaka bi yana boğazıma kılçık kaçtı neredeyse bir parmak boyunda kefal kılçığıydı... Nasıl çıkarttım bilmiyorum...
Çok eğlenceli bir mimdi... Arzu eden yapsın bence...






15 Eylül 2014 Pazartesi

Hafta sonundan kalanlar

Allah seni inandırsın canımın taaaa içi okuyucu,hafta sonu dışarı adım atmadım. Tüm teklifleri geri çevirdim. Hatta kocam,  Beykoz'a gidelim, deniz kıyısında oturmak istiyorum dedi de onu bile geri çevirdim. Gitmedin ne yaptın derseniz, sadece kitap okudum,film izledim. Hafta sonuna yetecek kadar yemek de yapmıştım, yani şöyle bir evi ufak toparlamaca sonra yat yuvarlan.

Hafta sonu kitabım; Gamsegamse'nin Alkım Kitapevine girince gördüğü ve aaa annem sever bunu dediği ''Bir İkea Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu''...Eğlenceli bir kitaptı. Fakirimiz, bir Hint Fakiri olarak çıktığı maceradan bambaşka biri olarak çıktı. Seyehati boyunca kendi hayatını sorguladı, başkalarına yardım etmenin ne kadar keyifli bir şey olduğunu anladı.Ve hafta sonumda sabahları yeşil çaya, geceleri bir kadeh rose şaraba eşlik etti...


 

















Kızlar bu hafta bir tek cumartesi sabahı evde olabileceklerdi çünkü pazar günü Boğaziçi Üniv. de bir toplantıları vardı. O yüzden özel bişi yapayım dedim. Ne yapayım, yumurtalı ekmek mi kızartayım, sucuklu yumurta mı yapayım yoksa kaşarlı sucuklu kanepe mi yapayım derken, hepsini birleştirebileceğim bir tarif uyguladım.O an spontan gelişen bir tarif. Acaba patent falan mı alsam :))

(Yumurtalar çırpılır,içine istenilen baharat ilave edilir,incecik maydonoz dereotu doğranır karıştırılır. İki dilim ekmek arasına kaşar ve sucuk konulup bu karışıma batırılıp batırılıp tavada kızartılır. Afiyetle yenilir.)

Bu  hafta sonunun bir başka okuması da minicik bir edebiyat dergisiydi. Bakmayın minicikliğine içi dopdoluydu. Bu haftaki ana konuları Virginia Woolf'du... Onun dışında da çok keyifle okuduğum hikayeler vardı...Derginin adını söylemememişim, derginin adı; Meçhul...Ayda bir çıkıyor.



Ha bir de başlayan bir etkinlikten söz etmek isterim. Ben kişisel günlük tuttuğum için 30 gün sürecek bu etkinliğe yazımın tamamını ayıramasam da yazı içinde katılacağım. Siz de bloglarınızda,blogları olmayanlar da yazının altında yorum olarak yazabilirler.Bir kitap etkinliği ... 30 gün süreli. Her güne bir soru, ister kısa yazın, ister uzun anlatın, yeter ki katılın.(Leylak Dalı'ndan aynen kopyalanmıştır)

1. gün: Geçen sene okuduğun en iyi kitap
2. gün: Üç kere ya da daha çok okuduğun kitap
3. gün: En sevdiğin kitap serisi
4. gün: En sevdiğin serinin en sevdiğin kitabı
5. gün: Seni mutlu eden bir kitap
6. gün: Seni hüzünlendiren bir kitap
7. gün: Sana kahkaha attıran bir kitap
8. gün: En abartılmış bulduğun kitap ("Nesi bu kadar meşhur bu kitabın, anlamıyorum?" gibilerinden)
9. gün: Sevmem sanıp da sonunda sevdiğin bir kitap
10. gün: Sana evini, yuvanı hatırlatan bir kitap
11. gün: Nefret ettiğin bir kitap
12. gün: Hem sevip hem nefret ettiğin bir kitap
13. gün: En sevdiğin yazar
14. gün: Filmi çekilen ve mahvedilen bir kitap
15. gün: En sevdiğin erkek karakter
16. gün: En sevdiğin kadın karakter
17. gün: En sevdiğin kitaptan en sevdiğin alıntı
18. gün: Seni hayalkırıklığına uğratan bir kitap
19. gün: Filmi çekilmiş olan sevdiğin bir kitap
20. gün: En sevdiğin aşk romanı
21. gün: Okuduğunu hatırladığın ilk roman
22. gün: Seni ağlatan bir kitap
23. gün: Ne zamandır okumak isteyip de bir türlü okuyamadığın bir kitap
24. gün: "Keşke daha çok insan okusa" dediğin bir kitap
25. gün: Kendine en yakın bulduğun karakter
26. gün: Bir konu hakkındaki fikrini değiştirmiş olan kitap
27. gün: Bir kitapta okuduğun en "sağ gösterip sol vuran" gelişme ya da sürprizli son
28. gün: En sevdiğin kitap adı
29. gün: Herkesin nefret ettiği ama senin sevdiğin bir kitap
30. gün: Senin için tüm zamanların en favori kitabı

******************************
Başlayalım o zaman...
1-Benim geçen yıl okuduğum en iyi kitap ay yeminle unuttum ama  sanırım Dünya Ağrısı/ Ayfer Tunç idi...

12 Eylül 2014 Cuma

çat burada çat kapı arkasında

Dün gece pencerelerimizden içeri dolan kükürt kokusu ile uyandık. İstanbul'un her semtinde hissediliyor mu bilemem ama bu son 10 gün içinde ikinci oldu. Hani kibriti yakar ve üflersiniz ,söndükten sonra bir koku çıkar,aynen o koku. Bunun bir deprem habercisi olabileceğini söylüyor bazı uzmanlar...

Hadi güzel şeylerden konuşalım:)
    Mesela havalar soğudu artık çorba zamanı... Biz de sırf o yüzden geçen geceki sülale boyu buluşmamızı ''Kadıköy Emmim'' de beyran çorbası içerek noktaladık. Gecenin o saatinde iğne atsan yere düşmüyordu ama 10 kişiyi de gözden çıkaracak değillerdi ya hemen yer açtılar bize:). Hem doyuruculuğu hem fiyatı kebap kıvamında olan bu çorba Gaziantep yöresine ait ve bilmeyenler için söylüyorum bol etli çok az pirinçli kıvamlı çok lezzetli bir çorba. Ben Kandilli'de Alperenlerin yaptığını da çok beğenirim.


Yemeklerden başlamışken geçen akşam yaptığım, tepside yufkalı mantıyı da es geçmeyelim. O akşam  görümcemin kızı Bibi(Bilge) de bizdeydi herkes çok beğendi.Tarifini Disal'in Gözünden Mutfak blogundan aldım.Linkte tam tarifi görebilirsiniz hem de resimli anlatımı var.


Kitabım aynı zamanda Bibliyomanyaklar'ın ekim ayı kitabı olan  General Uçtu/ Mehmet Zaman Saçlıoğlu... 2014Yunus Nadi Roman Ödülü aldı...


Film ise çok bilinmeyen ama bir başyapıt niteliğinde bir film...


Giuseppe Tornatore'den seyredilesi bir film ...1900 efsanesi
1 Ocak 1900. Virginian ismindeki bir transatlantik ve göçmenleri kargo olarak taşımaktadır amerikaya doğru ve bu arada makinist Danny bir çocuk bulmuştur. Bu çocuk terk edilmiş bir çocuktur. Kaptanın söylediklerini dinlemiş ve onu evlat edinip gizli bir şekilde büyütmeye karar verir ve çocuğu gemiden hiç indirmez. Çocuğun bundan sonraki yaşamı gemide geçer...


Vee şimdi benimle ilgili bir haber, internet üzerinden okuyabilceğiniz Martı Dergisinde kitaplarla ilgili  yazılar yazıyorum iki aydır. Eylül sayısında, ekim ayında çıkacak kitabına karşılama niteliğinde olsun diye Haruki Murakami ve kitapları hakkında yazdım.Okumazsanız küserim bak :) Dergiyi sayfa sayfa çevirip okuyabiliyorsunuz.


Bu arada ''evimizde kış hazırlıkları'' başlamıştır :)
Bunları dün akşam, Aramızda Kalsın başlayana kadar yaptım :)Bu yıl yarım kg lık kavanozlar kullanıyorum. Çok daha pratik oluyor.

Haydi gittim ben şimdilik. İyi hafta sonları olsun hepimize