Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Dün gece için çok önceden kararlaştırdığımız program, buz gibi bir havaya rağmen hiç aksamadan gerçekleşti. Çok güzel bir gece oldu. Nalan ( Desertwind), nurdanacar, zeya ve ebrucukla Zuz da toplandık. Tabii Gamsegamse de vardı. Naziş ne olur ne olmaz dönemezsiniz diye gelmedi. Bizim hamsili pilav fırındayken , oooo kokuya bak diye önce Nalan ve Nurdan geldi, arkasından Ebru ve Zeya da gelince ekip tamamlandı. Bizim mutfaktaki işimiz tamamlanana kadar mutfağa doluşup sohbete başladık.
Sonra kahkahalar arasında hediye faslı yaptık. Hediye almak da vermek de acaip güzel bir duygu. Hediyelerimin hepsine bayıldım. Resim de ben yokum mutfaktayım, benim olduğum resimler Gamsenin makinesinde , akşama okul dönüşü ancak ekleyebileceğim. Nalan resim ama koymuş ben yokum her seferinde mutfakta orda burdaymışım,Hamsili pilav resimini de ondan aldım zaten:)). Gece nasıl başladı nasıl o saatlere geldi farkına bile varamadık. Bu kaçıncı buluşmamız artık sayısını unuttuk. İlk zamanlar resim çekeceğimiz zaman zeya makineyi otomatiğe alır, son hızla üstümüze atlardı, hatta zeyanın rüzgarından Ebru'nun saçları havaya kalkmış bir resmi var. Şimdi benim kızlarında katılımıyla daha büyük bir grup olduk. Ah gecenin en ilginç anını anlatmalıyım. Herkes birbirine hediyesini verdi açıyoruz, o sırada Zeya aaaa Vedat'ın hediyesi gelmiş sana dedi Zuz a döndük o da şaşkın şaşkın elindeki hediyeye bakıyor. Nurdan da o sırada herhalde aralarında bir esprileri var, ondan bunu almış diye düşünmekteymiş.Unutmadan söyliyeyim hamsili pilavın hakkını da vermiştim yani:)) Dünün kayda değer ilginç bir olayıda Gamse ile Zuz'un eve giderken , Gamse'nin telefonu çaldı, cebinden çıkarırken , telefon elinden zıpladı ve o kadar kuru yer varken yolun kenarındaki küçücük su birikintisine daldı.Kurutttuk makine ile falan ama çalışmadı. Olan benim telefona oldu tabi)))) Gece Zeya eve bıraktı bizi, önce Ebruyu bıraktık kısa bir Anadolu yakası turu attık bu arada. Eve girdiğimiz de saat bir buçuktu. Hediyelerimi yaydım yatağın üstüne kocama tek tek gösterdim, o uyurken ben ona geceyi anlattım ninni gibi, sonra bi baktım Naziş ayakta ne oldu dedim, ne, ne oldu anne , okula gidiyorum dedi. Meğer sabah olmuş...
Yılın bu son gününde yeni yıl beklentilerimi de yazayım dedim
Bu yıl daha çok gezmek daha çok okumak istiyorum,
Naziş çok istediği lisans üstüne artık vakit ayırsın istiyorum,
Gamsegamse okulunu bitirip istediği gibi bir yerde işe başlasın istiyorum, dil terapistliği konusunda yine düşünsün istiyorum,
kocam yeniden resim yaptığı günlere dönsün istiyorum,
Zuz yeni taşındıkları iş yerinde daha mutlu olsun, daha kazançlı işlere imza atsın istiyorum,
Kocamla o çok istediğimiz tren yolculuğuna çıkalım istiyorum,
Ege kıyısında bir ev istiyorum, alt katı kahvaltı salonu olsun,
Cancan bana ben de seni seviyorum desin istiyorum, bize gelmek için annesini taciz etsin istiyorum..
bu yazdıklarımda önem sırası yoktur. Hepsi de birinci derecede öneme haizdir:))
Mutlu sağlıklı yıllar , hep sevdiklerinizle. Tüm dilekleriniz gönlünüzce olsun...
Aaaaa sabah olmuş. Demekki izlediğim filmin sonunu göremedim. Grey Owl du adı. Yani Gri Baykuş. Neyseki aynen çevirmişler, bazen olmadık isimler uyduruyorlar ya. Bir Kızılderilinin çevre mücadelesiydi, aşk da vardı tabi. Ama sonra gördük ki adam kızılderili falan diil, kızılderili olmaya taa çocukluktan sardırmış biri. Sonunda evden ormana kaçmış, kızılderililer arasında büyümüş falan. Güzeldi, kitap falan yazdı, hatta İngiltere Kralı onu sarayına davet etti. Elizabeth daha tıfıl , bahçede oynuyodu Margareth ile. Bir gazeteci onun kızılderili olmadığını ortaya çıkartmak üzereydi ki ben o noktada kopmuşum olaydan. Sabah kargaşasını yaşadık kabileyi evden çıkarttık. Tost ve yanında bumba içtiler. Bumba şöle oluyo. Havuç, portakal ve elma katı meyve presinde sıkılıyo )). Sıkmak bişe değilde bizim meyve presi 10 yıllık falandır herhalde. Koca bi gemi. Her seferinde ben bu gemiyi söküp yıkayıp tekrar monte ediyorum. Sanırım şimdikiler daha küçük versiyondur. Üstten meyveyi at, musluktan suyu aksın o kısmı süper de ah o yıkama sökme takma yok mu, asıl iş orda zaten. Ben bu gün yılbaşı öncesi yapacağımız bir partinin ön hazırlıklarını yapacağım. Yarın akşam Zuz dayız. Meeeşur blog çetesi ile. Geçen yıl da hemen aynı tarihlerde böyle bir organizasyon yapmıştık. Çiçek pasajında Boncuk da. Bu kez ev de daha rahat olur dedik. Artık Mihribanı zeya ile ben çalıcaz Nalan , Nurdan Zuz ve benim kızlar sölicek heheheh. İnşalah yol durumunda bir aksilik çıkmaz. Yarın kar bekleniyor İstanbulda , hatta bu günden başlayacakmış. Şimdi burada oturup yazı yazdığıma bakmayın. Bir enkazın ortasından sesleniyorum. Daha bu ev hala yola konulacak, alış- verişe çıkılacak. Yani şimdi gitmem gerek. HADİ BAKALIM İYİ BİR HAFTA OLSUN HEPİMİZE
Bundan tam 27 yıl önce biz , bir yola çıktık. Şimdiki ortalamalara göre daha çocuk yaştaydık. Birlikte çok şey yaşadık, Önce ben değil biz demeyi öğrendik. Ayrıca bendik de. Ailellerimizden uzakta çok karlı bir şehirde ,soba yakmayı, annelerimiz pişirmeden karnımızı doyurmayı öğrendik. Birlikte çok eğlendik, acılar paylaştık. Annelerimizi kaybettik birbirimize sarıldık. İkiyken üç olduk dört olduk. Dört ayrı karakter bir arada nasıl yaşar onu öğrendik. Bu ikili bu akşam evliliklerinin 27.yılını ama birlikteliklerinin tam 30 yılını devirmekteler. Artık sokaklarda kar topu oynayan, yokuşlardan kahkahalar atarak kızakla kayan , istiklal'de gülme komasına girip herkesin başlarını onlara çevirip baktığı, rezarvasyonsuz yollara çıkıp ondan ona bin usulüyle yolculuk yaptıkları günlerdeki gibi değiller. Artık daha bi ağırbaşlılar artık tatile giderken bir ay önceden rezarvasyon yaptırıyorlar ama içlerinde hala bi çocuk tarafları var. Kadın olanı hala bi çıldırık ama olsun idare edip gidiyolar işte. Biz bu geceyi yine kendi usulumüzde ev de kutlayacağız, yemeğimizi yiyeceğiz, pastamızı keseceğiz ayyy iyiki evlendik diyeceğiz...********************************************************** Dün Saat bir falandı Gamsegamse ile hadi tahtakaleye gidelim dedik. Apar topar çıktık. Çıktık ki buzzzzz. Ay biz naptık böle dedim. Koştur koştur vapurda en sıcak köşeyi kaptık. Tahtakale yeni yıl telaşındaydı. İğne atsan yere düşmüyordu. Bir ara el ele yürüdük. Ben telefonumu almadım. Gamse de eski bir telefona kart taktı. Mazallah yoksa :)). Sadece harcamayı düşündüğümüz kadar para aldık , kredi kartı falan gibi dökümanları dahi ev de bıraktık. Bir de kimlik aldık tabi yanımıza. Artık zırt diye kimlik sormalar var. Soracakları kişileri biliyolar zaten de ne olur ne olmaz dedik. Geçmişten edindiğimiz tecrübelerimiz var ne de olsa. Tahtakalae de her yere girdik çıktık. Şarkhan da biraz fazla vakit geçirdik. Çok şirin şeyler aldık. Hele Gamse her gün kullandığı takılarını asmak için bir kadın figürü aldı ki çok güzel. Siyah dekolte, çok şık gece elbşseli bir kadın orasında burasında çıkıntılar var , oralara takılarını asıyor. Ah fotoğraf makinesinin bilgisayar girişini basıp kırdım, bu gün alınacaktı , eğer aldılarsa resimlerini yüklerim. Yalnız gerçek olan şu ki, kaliteli bir şey alacaksanız bu Tahtakale de de pahalı. Beğendiğim biblo 96 TL idi mesela. Bir liraya da var ama öle işte anlayın. Bi sürü ıvır zıvır aldık geldik. Yolda dedim ki; bunlar acil ihtiyaçtı, almasak olmazdı bu soğukta, Gamse çok güldü bu sözüme. Yine koştur koştur vapurun kaloriderli köşesini kaptık. Biraz da akşam tv karşısı için abur cubur alışverişi yapıp eve geldik. Eve geldik ama biz ani kararla evden çıktığımız için akşam yemeğimiz yok(((. Naziş zaten artık biliyosunuz Cuma akşamından firar , Zuz a gidiyor. Hemen bir çay suyu koydum, kahvaltı hazırladık. Kavrulmuş kıymaya da bir kaç yumurta kırdım. Bu akşam da böyle olsun dedim. Kocam geldi- Lale biz bu gün öğlede arkadaşlarla yemek yedik, biraz ağırca bi yemekti, akşam hafif yiyelim dedi. Valla - istediğinden bile hafif bir yemek yiyeceksin dedim )).
Anlatmaya dün geceden başlamak istiyorum. Nasıl olduysa dün gece biz evcek erken yattık. Saat 11.30 gibi falandı. ne kadar uyumuşuz bilemiyorum benim cep telefonumun sesine hepimiz ayaklandık. Arayan yedi bela dokuz katil kuzen Gülden'di. Allah biliyo ya Enişteme bir şey oldu sandım. Ben bu hafta onları da ihmal etmişim meğer, gece yarısı kafasına takılmış, aynen şöyle diyo- sen nerdesin Lale, ne aradın ne geldin, ben zaten hiç bişey anlamıyorum dediklerinden , ev halkı kafam üşüşmüş. Sabah canına okudum ama. Kızım aklına geleni , geldiği andamı yapıcan hayat boyu böyle, gecenin sabahı yok mu dedim. Cevap o saate yatılır mı , oldu. Ne diyeyim. dayım boşuna ona yedi bela dokuz katil adını takmamış.
gelelim bu güne; Biz bu gün gözümüzü Can'la açtık. Artık biliyorsunuz perşembe günleri Can günleri. Gamsegamse'nin de boş günü o gün , özellikle ayarlandı yani. Perşembe günleri şöle anlı şanlı bi kahvaltı hazırlanır. Can Bey annesi ve Zuz teyzesi ile saat 10.30 gibi avdet eder. Genelde uykuda gelir. Onu karşı kanepimize yatırır, kahvaltımızı ederiz. Sonra Berfu ve Zuz 12 gibi giderler. Bize de oynamak kalır akşama kadar. Artık 6.aya girdi , gülünücek şeye gülüyor, ağlanacak şeye ağlıyor. Artık yerli yersiz gülme ağlama yok. Ama bizden gittiğinin ertesi günü annesinin canına okuyormuş kucak kucak diye. Geçen gün babasıyla kaldı adam ev eşofmanlarıyla parka gitmişler. Eşofmanını bile değiştirtmemiş, cayır cayır yıkmış ortalığı. Tüm gün gamze ablasıyla yamadıklarını bırakmadılar. benim odamda dahil olmak üzeretüm yatak odalarını , salonu dağıttılar. Bi yerde biberon, bi yerde diş kaşıma aletleri bi yerde oyuncaklar bıraka bıraka tüm evi gezdiler. Uyku saati gelince Gamse onuda ben yapıcam dedi, aldı kucağına sallamay başladı bi taraftan da eeeeee diyor. ama Can ondan daha çok bağırıyor eeeee ee diye. Nazlı ablası okuldan gelince ona kitap okuma seansı da yaptı. Baya ilgi gösterdi, Nazlı sesleri değiştirdikçe yüzüne dönüp dönüp dikkatle baktı. Akşam 6.30 da Zuz ve Berfu geldiğinde artık pili bitmiş akşam uykusuna haızrlanmaktaydı. Hemen alıp gittiler ki uykuya evde geçsin de rahat uyusun .
Akşam kızlar bablarıyla film izlemek istediler, benimde dizim vardı, o yüzden bana yatak odasının yolu göründü, erkenden pijamalarımı giydim, kahvemi aldım koşa koşa yatağıma girdim. Dizim bitince de hadi bi de yazımı attırayım dedim, nası iyi yapmışmıyım. Gülden aramazssa bu gece deliksiz uyumak gibi bir programım var...
Ah bi de gitmeden, ağacımızı dün akşam nihayet kurduk. Yarinden çıkarmaya, süslerin bulunduğu dolabı eşelemeye çok üşendim nedense bu yıl. Ama yıllardır öyle bir çıngılçıtak birikmiş ki, ağacımız o filmlerdeki albeni ağaçları gölgede bıraktı.
Bütün gece kar yağıyor mu? diye yat kalk bak. Sabah pencereye vuran tıkırtıları duyunca da , ay kızlar eve geldikten sonra başlasaydı de. Bu ne belirtisi adını siz koyun :)) Kocam, bu gün izin yapıcam dedi, ben de mükellef bir kahvaltı hazırladım romantik romantik kahvaltı yaptık. Sonra o banyo lavabo musluğunu bozduğunu ve artık hiç kapanmadan aktığını müjdeledi. Şimdi bana -Lale su anahtarı nerede, bunun yedek içi nerede diye sormakta, ben de kalkıp ona verip tekrar buraya oturmaktayım. Sonumuz tesisatçıda bitecek ama , önce bi tamiri daha güçleşecek hale getirilsin kocam tarafından da ondan sonra. Ha bu arada doğalgaz faturalarınız ne alemde heheheheheh bizimki dudak uçuklatacak halde de ondan soruyorum. Tasarruf genelgesi yayınladım evde. Elektrik konusunda baya bi ilerleme kaydetip 30 ytl aşağıya çekmeyi becermişiz. Naziş dönem sonu yaklaşırken her gün veli toplantıları yüzünden yorgun düştü. Bizim zamanımızda veli toplantısı belirlenen bir gün olur o gün de biterdi. Bunlar velilerle tek tek görüşüyorlar ya da ikili gruplar halinde. Gamsegamsenin her gün sunumu var. Korkarım yakında sunucu olacak. Sunum demek bir sürü ön hazırlık , slayt gösterisi , ve bir sürü materyal hazırlamak demek. Ve öğrenci gibi değil öğretmen gibi giyinmek demek. Zuz iş yerinin taşınma telaşında. Bense onları izlemekteyim. Son aldığım haberi canlı aktarıyorum, kocam tesisatçı çağırıyor. Şimdilik bu kadar gün içinde yazarım belki bir kez daha:))
Ahhh bi kalktım hiç bir işim yok. Yupppppi tembellik vakti dedim. Çayımı aldım yatağa girdim biraz tv izleyip, gazete okudum. Sonacımaa bilgisayarımı açtım. Az biraz teknolocik kadınız ya , mailerime baktım, iki mail attım ben de. Biri Ataletime iyi doodun maili, diğeri özel bi mail. Sonra bloğuma baktım, gittim salonda bir iki salındım. Birden anladım ki bu gün ev dar gelir bana. Önce denizler geçeyim , dalgalardan atlayayım dedim , ama hava soğuk yakınlarda takılayım dedim. Bir görümce ziyareti yaptım, en küçük görümce de dahil olunca olaya bi güzel yemek yedik birlikte , sohbet ettik.
Eve geldim. Ha unutmadan dün sabah beni uykumdan eden vapur düdüğü emektar Fenerbahçe Vapuruna aitmiş. Ellibeş yıl hizmet verdiği İstanbullulara veda ediyormuş. Rahmi Koç Müzesine çekilmiş. Bakın bu müzeyi herkese tavsiye derim. Haliçe kıyısı var. Müze çıkışı Haliç Vapuru ile de sefa yapabilirsiniz. Ay çok zevklidir. Zik zak çizerek tüm Haliç kıyısındaki iskelelere uğrar. Çay da için bu arada yanınada simit de yeyin hatta.

Yarın kar bekliyoruz İstanbullular olarak. Bakalım yağacak mı?. Çok severim karlı havaları. Çocukken Ordu'da boyumu aşan, Niksardaki bir başlayıp bir saat içinde tüm şehri örtüp , aylarca kalkmayan , sonra benim bu kar eridiği zaman mutlak ortalığı sel basar diye beklemem, ama rüzgarla savrula savrula birden ortadan yok olan kar.Üstteki manzara o günleri hatılattı bana, aynen böyle bir görüntü olurdu. İstanbul da artık yağmaz olan , tipiyi özlerim zaman zaman . Aman kimse o havada dışarda kalmasın, evsiz kalmasın diye de dualar da ederim içimden. Öyle bir fırtına olur öyle bir savrulurdu ki, kar taneleri havada okula giderken önümü görmez olurdun. Sonra yine Ordu da annemin dışarı çıkıp hasta olmayalım diye tepsi tepsi içeriye kar taşıması.Evin içinde kocaman siniler içinde kardan adam yapmamız. Okuldayken , okuldan çıkış satlerinde okula kılavuz gelip, evleri yukarı mahallelerinde olanları evlerine götürmesi. Heyyy bu Ordunun göbeğindeki bir okuldaydı ha, dağ köyünde değil. Ama bizim müdür çok titizdi. İki yıl önce Ümraniye 'de bir öğrencinin okul çıkışı karda yolunu kaybedip donarak öldüğünü hatırlarsanız, bizim müdürü sağduyusu dolayısıyla tebrik etmeniz gerekiyor. Yaşıyorsa Allah selamet versin, öldüyse nurlar içinde yatsın Mahmut İşbakan.
Ben şimdi yemek yarışması izlemeye gidiyorum, babamla izleyeceğiz. Gülmekten yerlere yatıyorum, babamın- elini yıkamadı- onun içine o koyulurmu, o yenir mi diye bir müdaheleleri var ki ölürsünüz gülmekten. Zaten gitmesem de seslenir- Laleeee bak ne biçim yemek yapıyo diye. Onun için müsade bana şimdilik.
Hızla başlayan hafta, aynı hızla devam edip yine aynı hızda bitince geriye benimki gibi dağınık bir ev, kazan gibi bir kafa, sızlayan dizler kaldı. Cumartesi günü Gamsegamse ve ben yağan yağmura aldırmadan evden çıktık. Hoş onunda bize aldırdığı yoktu; de babam he babam durmadan yağdı. Bi gıdım ara verilir dimi yoook hiiiç. Neyse gideceğimiz yere vasıl olduk, Nalan bizden önce gelmişti. Çok hoş saatler geçirdik, yedik içtik sohbetin dibine dibine vurduk. Hani padişahlar , yemeğe gelenlere , yemeğin sonunda hediye verirlermiş,'' diş kirası'' adı altında , hah biz de işte öyle diş kiralarımızı aldık. Yağmur tam gaz devam tabi. Gamsegamse beni Şişlinin orta yerinde ekti. Zati bizim kızlarla birlikte bir yere gidebilirsin ama asla birlikte eve dönme şansın yoktur. Yarı yolda telefonları çalar, oracıkta program yapıverirler. Pazar günü görümcem aradı neredesiniz yahu dedi, hastaneydi, çocukluk arkadaşıydı, Can'dı, derken 10 gündür görüşememisiz. Hadi gelin dedim. O sırada İlmiyem aradı sinemaya gidelim diye, yok sen gel dedim. Hemen mantarlı, sosili bir pizza attım fırına, patates salatası, brokoli salatası ve anne kurabiyesi eşliğinde çaylarımızı içtik biraz okey oynadık. Akşam geleneksel pazar akşamı programımızı uyguladık. Kızlar odalarına, kocam spor programı izledi , bende onun yanında kaşur kuşur gazete dergi okuyarak onu gıcık ettim. Gazeteleri ve tüm pazar eklerini okudum. Bitrdiğimde kocam helal olsun reklamlarını bile okudun dedi. - Heee dedim o kadar para verdik zay olmasın)))Sabah önce Nazlının hastayım anne ne içeyim diyen sesiyle uyandım. Bütün hafta veli toplantısı vardı eve geç geldi. Cumartesi günü gezdi tozdu, dünde Hanuka nedeniyle okuldaydı. Beyaz gömlek giymeleri sitenmiş, hep dışarlarda velilerle falan görüşürken iyice üşütmüş. Sabah erken yine toplantım var , gitmek zorundayım dedi ve gitti. Bi dalmışım , uyandım ki ooo kocam gitmiş bile. Sonra yine dalmışım ki bu kez de vapur düdüklerine uyandım. Nasıl da uzun uzun öttüler. Gamse hemen bilgisayarı açtı İDO seferlerine baktı , bizi ilgilendiren bir şey yok dedi. Ben de kahvaltıyı arkadaşlarımla yaparım dedi, giyindi çıktı. Ay gidim , yatayım bari dedim. Koştum soğumamış yatağıma , yeniden gözüm dalmış, garip garip rüyalar görüyordum ki bu kez de mesaj geldi. Gamse- anne, deniz iyiydi, rahat geçtim. Hadi dedim uyu kızım biraz yahu, sen bu günleri çok bekledin , çalıştığın dönemlerde, ama bu kez de zil çaldı- Alla alla kim bu saate dedim, kargo gelmiş. Yok dedim ısrar etme , kalktım çayımı koydum, mükellef bi kahvaltı ettim. Eh yazımı da yazdım. Hadi bakalım artık ne gele gele