Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

21 Şubat 2014 Cuma

Abim Evin Tek Çocuğu

Passenger dinliyorum...Sesi arı sokmuş gibi sızlayan dizimi bile hissetmemi sağlıyor sanki... Dizim yine ama bu kez her zaman yakındığım dizim değil diğeri...Bu kez çok canımı yaktı.Bu hafta sonunu sadece buz torbasıyla geçireceğim anlaşılan istikbalde bundan başkası görünmüyor şimdilik:(
Bugünü hep yatarak geçirdim. Yatarken de tavana bakmadım tabi, kitap okudum,film izledim. Kitabım hala  ''Fay Kırıkları Üçlemesi '' nin ilk kitabı;Mehmet... Mehmet Eroğlu'nun akıcı yazım dili nedeniyle  çok rahat okunuyor. Mehmet  durmadan kendine-Sen nasıl bir insansın-diye soruyor ve bunun cevabını arıyor. Bakalım neye dönüşecek ben de çok merak ediyorum...


Filmim ise İtalya'da gişe rekorları kıran bol ödüllü bir film. ''Abim Evin Tek Çocuğu''ben çok beğendim söyleyeyim...2007 yapımı bizde de Filmekimi etkinliklerinde gösterilmiş.1960 yıllarında İtalya'da geçen bu öyküde biri kominist parti diğeri faşist parti üyesi iki kardeşin traji-komik hikayesi...




Bu kaa...

20 Şubat 2014 Perşembe

hem ağrırım hem gezerim

İnternet yasası onaylandı biliyorsunuz... Umarım geç buldum çabuk kaybettim şarkısını söylemeyiz, bir gün kalktığımda blogumun yerinde yeller estiğini görürsem çok ama çok üzülürüm. Şimdiden söylüyorum öyle bir şey olursa  hakkınızı helal edin, yolda falan rastlarsanız yanıma gelin valla şaka değil.

Hadi şimdi bakalım yazmadığım günlerde neler olmuş.

''Ayvalık'dan ZUZ geldi, evde bir bayram havası'' modundayız. Geldiği akşamın ertesi sabahı kahvaltıdan sonra evden çıktık,Üsküdar'a indik. Ayaklarımızı Kız Kulesine karşı; çay simit eşliğinde kitaplarımızı okuduk. Eve  gelirken de hamsi alıp, akşama hamsinin  tavası ,soğanın cücüğü partisi yaptık.












Gece herkes yattıktan sonra da 5 dalda Oscar adayı ''Her'' filmini izledik. Önceleri ne bu la, ne kadar yavaş falan derken film ilginçleşti. Vay anasını sayın seyirciler gelecekte insanlığı böyle birşey bekliyor olmasın...İnternetin insanların hayatına gün geçtikçe nasıl el koyduğunu, birebir ilişkilerden nasıl koparttığı bundan daha iyi anlatılamazdı herhalde...





Dün Zuz karşıya geçti ben de görümcelerimle  okey oynadım. Üç görümcem bir de ben, bahçelerde börülce oynar gelin görümce hesabı çiftetelli oynamasak da bi güzel okey oynadık. Yalnız ben biraz kabalık ettim, Halide Abla'nın yaptığı bu güzelim pırasa dolmaların lüp lüp yutup üstüne de okeyleri çat çat çakıp,çift  çift yazdırdım sayıları:)

 





 




Her şey böyle keyifli keyifli giderken dün geceyi dizim yüzünden korkunç  ağrılar içinde  geçirince konuya yine Ataletim canım benim el koydu... Ama bu sefer sıkı el koydu valla . Pazartesi gününden itibaren fizik tedavinin yolları taştan  dizim çıkardı beni baştan türküsü çığıra çığıra fizik tedaviye başlıyorum.

İşte böle böle

17 Şubat 2014 Pazartesi

iki film bir kitap bir de ben

İlk film; Viva Küba... İki küçük çocuğun peşinde Küba'yı baştan başa geçiyoruz. Muhteşem Küba manzaraları eşliğinde. Ben filmi çok beğendim.Gündem zaten yeterince gergin   o yüzden bu kavgasız ,gürültüsüz,entrikasız filme bayıldım. Aileleri birbirinden nefret eden Malu ve Jorgito, Malu'nun annesinin yurt dışına sevgilisinin yanına gitmek isteyince, Malu'nun babasına çıkış iznini imzalamaması için adayı bir baştan bir başa kat ederler... Anlaşıldığı üzre aynı zamanda bir yol filmi kiii bilirsiniz yol filmlerine de ayrıca bayılırım:))


İkinci filmimiz; Nebraska... Bir aile filmi...Altı dalda 2014  Oscar adayı aynı zamanda...Film siyah beyaz...Yine bir yol filmi:))...Huysuz, oldukça yaşlı ve alkolik bir baba büyük piyangoyu kazandığına dair bir mektup alır. Büyük ödülü almak üzere uzun bir yolculuğa çıkacaktır. Dört eyaleti geçerek yolda pek iyi anlaşamasalarda oğlu eşlik edecektir.Oscar alır mıııı? almaz mııı? bilemem ama filmi beğendim... Özellikle ikinci yarısı çok güzeldi. Anne rolünü oynayan;  June Squibb  muhteşemdi...Tam bir aile filmi... 




Gelelim kitap kısmınaaa... Mehmet Eroğlu'nun Fay Kırıkları üçlemesinin ilk kitabı olan ''Mehmet'i okuyorum. Mehmet Eroğlu'nun okuduğum ilk kitabı; ''Issızlığın Ortası'' idi...hatta sonraları dizi yapıldı ve hatırladığım kadariyle kadın oyuncusu Sevtap Parman'dı...
''Mehmet'' de müslüman bir burjuva sınıfının yaratım sürecine tanıklık ediyoruz arka fonda...Önde ise hiç bir işte dikiş tutturamayan Mehmet'in bu dünyada hangi tarafta yer alacağını  göreceğiz...Türkiye'nin değişen çehresini kişiler üzerinden anlatıyor Mehmet Eroğlu...

Bana gelince ,Zuz geliyor bu akşam Ayvalık'tan... Sevdiği yemekleri pişirdim, bekliyorum.

Bir de bu kadar sıcak giden şubata sinir oluyorum. Tamam iyi güzel ama bunun bir de yazı var... Susuzluk var ,var da var...

Gittim şimdilik...

15 Şubat 2014 Cumartesi

Fotoroman

 Vira Bismillah deyip Mehmet Eroğlu'nun Fay Kırığı Üçlemesine başladım...
Bundan gerisi Naziş ile benim bugün kü Kadıköy gezimden...
Kahve Dünyasından... Tüm zamanlarımın en sevdiğim pastası;Mozaik pasta... Lisedeyken öğrenmiştim yapmasını, sürekli yapar buzluğa koyardım. O kadar çok yaptım ki Zuz nefret etti...Hala da eder:) Öyle yapmasaydın çok sevdiğim bir pasta olabilirdi der hep:)
Bugün kendime çoktandır istediğim led tarzı okuma lambası aldım. Bilmiyorum kullanışlı bir şey mi?...Deneyip göreceğiz... Bugün yine Vatan Kitap günüydü...Her ayın 15'inde çıkıyor... Kitap: Kılıç Yarası Gibi/Ahmet Altan... Okumuş çok beğenmiştim ama Zuz'dan alıp okumuştum. Alkım kitapevi yeniden basmış 3 Lira ya satılıyor tüm Ahmet Altan kitapları... Kitaplıkta bulunsun dedim. Belki yeniden bile okuyabilirim... Bardakta tarçınlı su var... Alkali Diyet toplantısından beri içtiğim sular limon dilimli ya da tarçınlı  faydasını çok gördüm, anlatıcam...
Mimozalar, bugün tüm Kadıköy çiçekçileri mimozalarla doluydu...Görüntü muhteşemdi...
 Kadıköy'de açılan  dilim pizzacıdan birer dilim pizza alarak yapılacak tüm serserilikleri tamamlayıp eve döndük Naziş ile...Eve dönünce Naziş ben öğrenciliğimde yaptığım gibi pilav yapıcam dedi ve pilavımızı o yaptı...

Yarın valla da billa da sedece kitap okuyup film seyredicem...

13 Şubat 2014 Perşembe

BUGÜN

İstanbul erken bahara devam ediyor. Dün açmaya başlayan erik ağaçları gördüm. Çiçekçiler mimoza satmaya bile başladılar.Mimoza; nasıl severim bilseniz. Ağacı bir sarı bulut gibi kaplaması beni mest eder. Bir mimoza ağacı gördüm mü  gözlerimi alamam...Ressam Osman Hamdi Efendi bir gün eşine bir buket mimoza getirmiş ve sonra da onunla resmini yapmış. Bence de bir kadına hediye edilecek en güzel çiçeklerdendir.Yrın sevgililer günü ya o yüzden çiçek böcük   yazıyorum sanırım:)






Bugün niyetim Üsküdar sahildeki    denize bakan taraçalara yayılıp kitap okumak, çay ,kahve içmekti ama son anda birden üşendim. Evde kaldım. Hemen bir köfte yoğurdum dolaba attım,sonrasında akşama kadar yattım yuvarlandım. Tembellik desen bu kadar dibine kadar yaşanırdı,yoruldum desem inanın:))



Sabah  kahvaltımı ederken kenardan kenardan da ''Kenar'ın Kitabı'' nı karıştırdım.Şenol Cantek' e ait bir derleme kitabı... Bu kez kenarda yaşayan Ankaralılar var.Seyyar satıcılar,  Kenar mahalle çocukları, kapı  önünde oturup örgü ören kadınlar var. Benim  hemen ilgimi çeken seyyar satıcılar oldu. En çok da şu cümle  içimi bir tuhaf yaptı.'' Seyyarlar için, seyyar satıcılık;yüzyüze kaldıkları yaşamsal zorluklar karşısında  kendi hayatlarını kazanmak için ahlaksızlığa  düşmeden yapabilecekleri  son şey, çalabilecekleri son kapıdır'' . Artık bu cümleden sonra çok daha başka bakarım ben seyyar satıcılara... Fatih Sultan Mehmet'den beridir de siyasette kullanılmış bu meslek. Çünkü halkın bu kadar içinde bulunabilen başka bir meslek yok. Ankaralı seyyar satıcılarla yapılan birebir görüşmeler de kitap da yer alıyor. Sonra sokak çocukları, hatta balkon sohbetleri var... Sanırım bu kitap hemen öyle rafa kalkmayacak uzun süre alimin altında kalacak...

Kapak resmi ise çok tanıdık birine Leylak Dalı'na ait...


 Şimdi  ben gidiyorum ama gitmeden ''Bibliyomanyaklar/ Kitap Düşkünleri '' de ki Dünya Ağrısı/Ayfer Tunç hakkındaki yazımın altına yapacağınız yorumla  kitap kazanma hakkına sahip olacağınızı  hatırlatayım. TIK








11 Şubat 2014 Salı

Sahillerden,kitaplardan,filmlerden ,ödüllerden

  Nasıl güzel bir hava var iki gündür. Ama hayra alamet mi? Bilemem valla...Bu ara sorular hep çalışmadığım yerlerden çıkıyo zaten. Benim anneannem gara gücük derdi Şubat için.Gücük şubat ayına atfen gara da kara kışa atfen söylenmiş bir söz. Zaten anlamışsınızdır da iş olsun işte. Ama bugün resmen pembe gücüktü:)) Berbat bir espri oldu kabul...

Biz sabah havayı güzel görünce hadi bir yürüyüş yapalım dedik. Hadi bi de değişik bir güzegah olsun  dedik. Ve bir plan yaptık. Üsküdar'dan Marmaray ile Yenikapı'ya geçelim Eminönü'ne kadar yürüyelim. Abey meğer oralarda sahil mevta olmuş bizim haberimiz yok.Yürü babam yürü denizle aramızda bir çit  var... Yürüdükçe karnım acıktı.Kum Kapı balıkçılarının oraya gelince daha da açlık hissettik. Zaten hafta içinin rehavetinde olan restoran garsonları insanın üstüne atlıyodu.Kocama pazarlık yap dedim:)) Valla buraların raconu böyle aklınızda olsun. Benim kocam da garibim hiç alışık değil böyle şeylere hahha ama baktı kapanın elinde kalıyoruz anladı olayı. Neyse ,oturduk balığımızı neyin yedik içtik.  Tabi ben zilyon çeşit balık içinde yine Karadenizliliğim tuttu hamsi yedim:)





Yemekten sonra yürü babam yürü   sahil ararken bi çıkmaza girdik sanki noluyoruz kapana mı? kısıldık leynnn derken oradakiler bize nah şu kapıyı gösterdiler. Oradan döne döne çıktık. Allahım aklıma mukayyet ol dedim. Neyse  valla bilemiyorum neresi Çatladıkapı mııı? Ahırkapı mııııı? orada denize kavuştuk. Olsun yine de uzun bir sahil yürüyüşümüz var , enseyi karartmayalım  bak ne güzel taze taze balığımızı da yedik  diyoruz ama kardeş bu sefer de yürü yürü tamam sahil güzel, deniz güzel, hava güzel de bi yudum su içebilecek bir yer yok yolun karşısında caanım kafeteryalar ,tesisler neyin var ama geçiş yok.Uzun etmeyeyim okuyucu bi daha da gitmem Davos'a diyeyim, anla sen beni. Gzözünü kulağını sevdiğimin ,ellerinden öptüğümün  Üsküdar Sahili...Miss gibi yürüyüşünü yaparsın, yoruldun, hemen denize karşı taraçalara oturursun ayağını denize uzatır kitabını açar,çayını söylersin. Karnın  açsa bi de tost  dersin. Olmadı tekneye bin Kız Kulesine geç,kahveni orada iç. Ya da geç yolun karşısı çay bahçesi dolu otur ,Tarihi Yarımadaya baka baka bi hal ol yani....






Sonuç olarak eve döndüm çok şükür, yolda kocam beni ekti,sen git yeşil çayını koy, yazını yaz ben de bi klübe geçeyim dedi. Hayde selametle dedim.Bugünün hikayesi de aksiyonu da bu...

 Gelelim kitapdııır filmdiiir:))


Şimdiii bir kitaptan söz edeceğim ama bir taraftan da size acıyorum. Diyeceksiniz niye:) Bu kitap ''İĞNELER'' in yazarı Selgin GB nin 2011 de yayımlanan bir öykü kitabı. Sanırım internetten satış yapan kitabevlerinden arayacaksınız. Ya da bu kitap yeniden basılsın...Kitap bir öykü kitabı  ama öyle sıradan bir öykü kitabı değil. Bi kere çok lezzetli. Lezzeti şuradan;Her hikayeye eşlik eden bir lezzet ve onun tarifi var. Öyküyü okurken , bırakayım okumayı gidip şunu pişireyim diyorsunuz.  Mesela bir Gurbet Aşı var. Baz olarak bulgur pilavı ama anam içinde nar ekşisi bile var. Kesin pişiricem onu kesinnn....Bir hikayenin kahramanına başka bir hikayenin bir yerinde rastlayınca sanki yolda yürürken bir tanıdığa rastlamış duygusu ediniveriyorsunuz.

Filme gelince,filmimiz yabancı dilde en iyi  film dalında Oscar Adayı... 

Seyahat etmek yararlıdır, hayal gücünü geliştirir.
Geriye kalan her şey hüsran ve angaryadır.
Yolculuğumuz tümüyle hayalîdir. Gücünü buradan almaktadır.
Yaşamdan ölüme yol alır.
İnsanlar, hayvanlar, şehirler, olaylar birer hayal ürünüdür.
Bu bir romandır, yalnızca kurgusal bir hikâyedir.
Littré öyle söylüyor ve o hiç yanılmaz. Ayrıca o kadarını herkes yapabilir.
Siz sadece gözlerinizi kapayın. O, yaşamın diğer tarafındadır.
Louis-Ferdinand Céline
“Gecenin Sonuna Yolculuk
 
Film,bu sözlerle  bir Roma güzellemesi olarak başlıyor. Roma'daki sanat eserlerini tepeden, yandan, çaprazdan, yakından, uzaktan kamera ile geziyoruz. Sonra filmin kahramanının  güzelliği arayışı biçiminde sürüyor. Altın Küre dahil bir çok festivalde ödül almış bu film bir sanat filmi olarak düşünülmüş bence.  Görselliği yanında sözlü anlatım da  çok önemli.Alışılmışın dışında bir film olduğunu söyleyeyim ve gideyim.



Gitmeden önce bu hafta Bibliyomanyaklar da benim yazım yayında. Ayfer Tunç'un son romanı ''Dünya Ağrısı'' nı yazdım. Yazının altına bırakacağınız yorumla kitap kazanma şansınız var hatırlatayım. TIK deyin gidin yazıya:))

10 Şubat 2014 Pazartesi

Hafta Sonu Hafta Sonu

Hey gidi okuyucu, günler nasıl da patır patır geçiyor böyle...Neredeyse şubatı yarıladık. Türkiye gündemi yine ısınık yine ısınık. Valla  bana sormayın n'olcak diye... İnternet yasakları bu gece yarısından itibaren başlıyor. Uğurlu kademli olsun ... Valla Ordu^'da  hayırlı  ,uğurlu olsun'u böyle diyorlar. Gün olur da görüşemezsek hakkınızı helal edin...

Bu hafta sonu yine zıpkın gibi fişşek gibi geçti.Cumartesi günü'' İĞNELER'' öykü kitabının  ve ''Bibliyomanyaklar '' yazarı Selgin GB ile birlikte ''Kafka Cafe'' de kitap üzerine konuştuk.  Mesela öyküleri nasıl kugular, iğneler aklına nereden geldi  biz sorduk o cevapladı. Çok yakında bunları çok detaylı bir şekilde Mavianne'nin yaptığı röportajda  okuyacaksınız.Bizler de ''Bibliyomanyaklar''ın diğer üyeleri de  mart ayı içinde  yazacağız ama siz o zamana kadar bence kitabı hemen alıp okuyun. Her okuyana bir tarafından değecek hikayeler var. Ben çok hikayede kendimi, annemi, babamı, kardeşlerimi buldum mesela... Hatta hikaye kahramanlarından biri  bizim eve geliyordu az kaldı:)...





Cumartesi akşamının bombası ise internet yasakları protestosu için İstiklal'de olan  Naziş ve Neslihan'ın   bir güzel gazlanıp eve gelmeleriydi, neyseki ucuz atlattılar.


Bugünün en güzel tarafı ise Memo'nun doğum günü olmasıydı... Memom benim ne zaman bi şeye sıkışsam Hızır gibi yetişir,yengesinin işini halleder.Çoook uzun yıllar önceydi, bir akşam kapı çalındı Memo geldi,bize. Evde yalnızım ve deli gibi tutkunu olduğum '' Yedi Tepe İstanbul''u izliyorum. Ama o zaman öyle uydu antenler, Digitürkler neyin yok. Bildiğin çatı anteni var herkeste. Ne hikmetse TRT1 ne yaptık ettikse doğru düzgün çekmiyor. Ertesi akşam, bizim çatıda tangır tungur sesler, Mehmet bizim eve gelmiş pencereyi açmış atın  kabloyu falan diye bağırıyor. Canım Memom ,o gün ilk parasını kazanmış onunla da bana çatıya özel anten diktirmiş:)) Yani öle bi gönül bağımız var onunla...Görümcemin yaptığı şahane dolmalarında olduğu masada  toplanıp ona sürpriz bir doğum günü yaptık bugün...



 Yarın okullar açılıyor,kızlar da haliyle işbaşı yapıyor. Ben de normal yaşamıma dönerim inşalah maşallah...

Ay ay durun hemen gitmeyin bu pazartesi günü yani bugün:)))''Bibliyomanyaklar'' da benim yazım yayına giriyor. Yani Dünya Ağrısı/ Ayfer Tunç ile ilgili yazdığım yazı...Yazıyı okuyup yazının altına yorum bıranlar arasından yapacağımız çekilşte bir kişiye  CANAN TAN'ın özel olarak Bibliyomanyaklar-Kitap Düşkünleri  okuyucuları için imzaladığı'' İZ''romanını hediye ediyoruz.Hepinizi orada görmek isterim doğrusu:))
Şuraya bi TIK


















Hayde şimdi gerçekten de gittim:))

Not: bazı arkadaşlar sayfama girmekte sorun yaşadıklarını söylüyorlar, merak ediyorum  kimler sorun yaşıyor acaba başka....