Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Sana bugün Nakkaştepe'den baktım ey aziz İstanbul

Dün gece rüyamda Cancan'ı gördüm. Sanırım özlemişim. Sabah aradım, erkenden, Berfu rüyanda mı? gördün dedi:)) he valla dedim.Biraz kendimize gelelim programlaşalım dedik.
Öğleden sonra Cancan'ım hepimiz için ayrı ayrı yaptığı resimlerle çıkageldi.Fakat şöyle bir derdimiz var, kardeşini hem seviyor, hem de yerden yere vuruyor. Uras cücesi de yürümeye başladı. Bugün biz çıkmak için hazırlanırken, sen git benim yeri keşfet, bir güzel baş köşeye kurul.Nasıl tatlıydı... gelin bakın diye seslendim. Seslenmez olaydım. Can'dan bir araba dayak yedi garibim. Neyse çıktık dışarı önce Cancan'ın deyimiyle bizim semtin spor klübesine uğrayıp, Babaanne ve Dedeye Uras'ı sattık.Biz de fazla uzaklaşmadan Nakkaş Tepe'de ki Yedi Tepe Reteurant-Cafe'ye gittik. Burası tam boğaza nazır, yemekleri, servisi çok güzel bir yer. Yemekten sonra gezinti yapabileceğiniz güzel bir gezi yolu ve bu yolun sonunda teleskopla Boğazı seyredebileceğiniz bir terası var. Hatta ben artık yürüyüş güzegahlarıma burayı da ekledim. Çay molamızı da burada veririz.Zaten dönüşte Naziş'le biz yürüdük.Burada gördüğünüz gibi Berfu Boğazı dikizlemekte :)(bu yolda Cankuşumla az koşmaca oynamadık:))

Eve geldiğimizde bizden kalanı akşam yemeğini yemişti. Sabahın köründe pişirdiğim dolmalara yumulmuşlardı.

Sonrası çaydı, Survivordu falan filan.

Kitapta sanırım uzun bir süre 1Q84'den söz edeceğiz. Henüz 160 sayfa falan okudum. Çünkü çok kalın ve bu yüzden açık hava okumalarına götüremiyorum. Uzaktaki Küçük Güneş Kuşları ile paralel gidiyor. 153..sayfadan sonra kitabın adının neden bu olduğunu anlıyorsunuz. Yani adı bende saklı değil:) Açık açık anlatıyor. Q'nun Question dan geldiğini, dünyanın soru işaretleriyle dolu olduğunu anlatmak istediği için bu ismi koyduğunu anlatıyor. Kadın kiralık katiller, paralel evrenler daha neler nelerin beni beklediğini bilmediğim bir dünyanın içine dalmış durumdayım. İlk dinlediğimiz müzik parçası; Janacék'in Sinfoniettas'ı...Murakami'nin olmazssa olmazı müzik hemen gösterdi kendini. Her kitaba bir müzik parçası damgasını vurur mutlaka...Yanlış hatırlamıyorsam Zemberek Kuşunun Güncesinde de Arşidük Üçlüsüydü bu...Murakami aynı zamanda bir maratoncu...kitaplarınıda bir maraton koşusundaymış gibi yazıyor. Yavaş yavaş giderken birden hızlanıyor. Ben usul usul gittiğimizi, karakterleri tanıdığımızı snaırken hooop birden paralel evren karmaşına düştüm.Kitabı okuyanlar açısından bu kadar yazmak yeterli sanırım.Yoksa, polisiye bir kitap verdiğiniz birine; katil uşak demeye benzeyecek iş:)

Şimdi gök gürlüyor. Sanırım yine yağmurlu bir hafta olacak...

26 Mayıs 2012 Cumartesi

yüzünü yağmurlarla yıka

Bugün için yaptığım program hava şartları yüzünden iptal olunca du ben bir güzel temizlik yapayım dedim.Bir hışım başladım.Hemde yatak altı, pencere pervazı, dolap içi dolap üstü çekmece, itmece, silmece şeklinde. Ben kendimi böyle heba ede ede temizlik yaparken ve oda oda ilerlerken zır telefon ...
Gamsegamse-Anne, Capitolde buluşalım, sen bana şurada şurada fatura var, onu getir bir değişim yapıcam, hem de birlikte öğle yemeği yiyelim.

Ben-Hayatta olmaz, işim var yarım bırakamam...eve gel , sonra çıkarız.

Gamsegamse- Eve gelirsem , hayatta çıkamam bir daha:)

Pazarlık pazarlık , bir saat sonraya anlaştık...Ben tabi iki kat daha hızlandım, işimi bitirdim. Çıktım. Ama nasıl da açım anlatamam. Önce yemek diyorum ben, Gamse önce şu işi halledelim diyor. Tabi onun dediği oldu...Sonra ben kendime koca bir salata ve ızgara köfte siparişi verdim, Gamse milyon kalorili bir şey yedi..İstediğimiz bir film vardı.Moonrise Kingdom-Ama, bize uygun saatte olan seans başlamıştı, bir sonraki ise geç oluyordu...Biraz mağaza dolaştık hadi eve dedik.
Dışarı çıktığımızda hava iyice bozmuştu, hatta bizim sokağa girdiğimizde yağmura yakalandık.Kapıdan içeri girdiğimde beni misler gibi karşılayan ev çok hoşuma gitti. Arka tarafımızda apt ye ait bir bahçe var. Bahçede öyle çok çiçek yok ama , güller ve hanımelleri yetiyor. Sabah pencereleri açtığımda evin içine kokuları öyle bir doluyor ki, sabah sabah bundan daha iyisi olamaz diyorum.Yağmur iyice bastırınca pencereyi açtım yüzümü yağmura verdim.Bir süre durdum öyle ama sonra yeni komşu deli demesinler diye içeri girdim:)
Tamam , evi temizledik iyi hoş da akşama yemek bekler bu millet dedim. Akşamdan sosladığım şinitzelleri çıkardım, tavaya koydum biraz cızır cızır ettirdim. Diğer bir ocakta da , sivri biberleri ve mantarları önce biraz çok az yağda evirdim çevirdim, sonra üstüne bol domates doğradım, bir kaç diş sarımsak ve biraz da pul biber ilave ettim. Bıraktım pişsinler, biraz kızartma , ızgara havası versin diye cızırdattığım şinitelleri de üstüne dizdim. E biraz yayla çorbamız, biraz da zeytinyağlı pırasamız da vardı dolapta. Daha ne olsun abi ya...

Bu akşamın dizisi tabiki de Yalan Dünya idi. Bu dizideki en favori tipim O Karadenizli uşak :) yani Reis... Selahattin'in O'na taktığı Nemeçek isminin nedenini kaç kişi anlıyor çok merak ediyorum ve Gülse Birsel'in yaptığı bu göndermelere bayılıyorum. Pal Sokağı Çocuklarının en önemli karakteri çilli Nemeçek'i unutmayanların yüzünde buruk gülümseme oluştuğuna eminim o anlarda...

Şimdi okuma vakti...



24 Mayıs 2012 Perşembe

Leylak'lı mim, bugün , film falan filan

Önce Mim, Leylak Dalı düzenlemiş. E hep mimlenecek değilya kadınceyiz bu seferde mimlemiş:))


Mim şöyle...Kitaplığınızın soldaki en üst rafından başlayıp yaşınıza denk gelen kitaba kadar sayıyor, alıyor, yaşınıza denk gelen sayfaya gelip sayfanın başındaki ilk paragrafı yazıyorsunuz ve kitabın adını, yazarını, yayınevini, basım tarihini, sayfa sayısını ve tabi ki kişisel görüşünüzü de.Bir de mümkünse fotoğraf koyuyorsunuz..(Natalicim, üşendim yazmaya , bu kısmı olduğu gibi senden kopyaladım)

Şimdi ben kitaplığın başına geçtim aynen Leylak'ımın dediği gibi yaptım ama şeytan azapta gerek ya tuttu Çerkesce bir kitap çıktı. Haydaaa dedim, diğer kitaplığın başına geçtim saydım yaşım kadar anah bu kez de Ortaçağda Büyü adlı kitap çıktı. Baktım ilk paragrafa dedim ki beni büyücü müyücü sanırlar, çıkarttım o kitabı yanındaki kitap yaşımın sayısı oldu haliyle ne ka aklılı olduğuma bir kez daha kendim de inandım bu kez. Neyse şimdi kitabımızın adı Gülün Adı. Ben bu kitabın önce filmini izleyen gruptan olduğum için fıldır fıldır kitabı da bir solukta okumuştum. Bu kitap hakkında bir söylenceye göre , Bizim Orhan Pamuk ve bu Umberto sahaflarda bir elyazması sandığını karıştırmışlar.İkisi de birer elyazması kitap almışlar ve sonra bizim ki Kırmızı'yı yazmış Umberto Bey de Gülün Adını... Sunay Akın'ın dişisi olarak bu bilgiyi size vermekten gurur duyarım. Doğruluğu konusunda söyleyenlerin yalancısıyım.
Kitapta 1327 yılında İtalya da ki bir manastırda geçen bir cinayet soruşturması anlatılıyor. Alt metinde ise ortaçağ Hristiyan dünyası var.

Kitabın ilk paragrafı.
Kasım sonlarında güzel bir sabahtı.Gece boyunca az kar yağmıştı;ama toprak üç parmak kalınlığını aşmayan soğuk bir örtü ile kaplanmıştı.Karanlıkta, alacakaranlık duasının hemen ardından,vadideki bir köyde ayini dinlemiştik.Sonra güneş çıkınca dağlara doğru yola koyulduk.

Gülün Adı
Umberto Eco
Can Yayınları 21.Baskı
740 sayfa
basım tarihi -Aralık 2010
basım tarihini görünce kitabın Nazlı'nın kitabı olduğunu anladım. İngilizce ve Türkçesini birlikte almıştı, kitaplığı için. Ayıptır sölemesi:) ben 1986 baskısını okumuştum...

Bu görevimi de ifa ettikten sonra gelelim Lalenin Bahçesi bugün ne yaptı ne ettiye...

Bu günün yürüyüş rotasında Kuzguncuk vardı. Yine yokuş aşağı indik pıtır pıtır kendimizi Kuzguncuk'da bulduk. Oturacağımız yere gelince baktık gölgeler kapılmış. Denize yakın oturduk ki denizden esinti gelir diye ama yine de bir şeyler yiyipiçmek ve kitap okumak için sıcaktı. Önce oturduk, ben etrafı kestim, kalkan olunca hemen gölgeyi kaptık:)) Sonra ben çantamdan simitlerimizi , simite eşlik edecek nevaleyi ve eeen önemlisi yeni keşfim derotlu peynirli poğaçayı çıkardım. Sehpamızı koşturdu garsoncu, çaylarımızı söyledik ve kitaplarımızı açtık. Tepemizde de adını bilmediğim güzel kokulu çiçekleri olan ağaç. Uzaktan defneye benziyor ama değil. Geçen gün Ece kuşum bana bir dal koparıp vermişti, hala mis gibi kokutuyor evi...Uzaktaki Küçük Güneş Kuşlarını okuyorum, dışarıda olan okuma saatlerimde. Çok rahat okunan, derdini dolaştırmadan anlatan bir kitap. Böyle olunca dışarıda ilgi dağılsa bile çok rahat okunuyor. 12 yaşındaki, Nijeryalı Blessing adlı kız çocuğunun gözünden Nijeryanın asırlardır süren gerçeği ile yüzyüze geliyoruz.Kitap hakkında yaacaklarımı bitinceye bırakayım şimdilik.Tabiki evde 1Q84 okumaya devam.

Yazım burada bitiyor, biterken hepinizin kandilini kutluyorum.
Kandilleri çok severim, dua etmeyi hatırlamak, dileklerimizi tekrar dile getirmek için bulunmaz fırsat diye düşünürüm.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Filmdir, falandır filandır

Bugün ilk etkinliği karı koca Üsküdarda ne kadar eskici varsa gezmekti:)) Derdimiz, benim kendime ait oda dediğim yerde bir türlü oturma düzeni sağlayamamış olmak ve kafamdaki bir şeyi aramak. Aradığım iki kişinin oturabileceği büyüklükte bir sedir ya da çok küçük iki pufumsu koltuk.Eskiden fiskos koltuğu derdik öyle. yeni modeller hayvani malesef. Bir tane bulduk ama adam sanırım sayı saymayı bilmiyodu.Neyse anladık ki bize oradan ekmek çıkmaz. Kütüphaneye yollandık. Ödünç kitapları teslim ettim ve dört yeni kitap aldım. Hepsi Babam için... tarihi kurgu seçtim hepsini de...Kütüphanede ki görevli evden çıkamayanlar için evlere kitap servisi yapmakla ilgili bir proje hazırlığı içinde olduklarını söyledi. Böyle durumu olanlar varsa haberi olsun. Kütüphaneden sonra sahilde biraz yürüyüp eve yollandık.Koca beni yolda ekmeye çalıştı ama beceremedi:)) Evde öğle yemeği yedik , klübe kaçtı.

Benim öğleden sonram; yeni kitabımla hasbıhal etmekle, arada sözü geçen müzik parçalarını dinlemekle, mutfakda sulu köfte pişirip, yayla çorbası karıştırırken, çay içerken dahi okumaya devam etmekle geçti.


Sabahları film izleme etkinliği çok yapamadım bu evde... Nedense çok erkende uyanamıyorum, yani yedi buçukda falan ancak kalkıyorum. Biliyorum bu saat bile çok kişi için erken sayılır ama bana gün yetersiz kalıyor o zaman.

Dün sabah çoktandır izlemek istediğim ama izleyemediğim Atlıkarıncayı izledim. Çok acıtan, konuşulamayan bir konuyu çok rahatsız etmeden vermeye çalışılmış çok da başarılı olmuşlar. Ama rahatsız olmamak mümkün değil tabi. Ensest konusu malesef çok ama çok acı ama var... Filmi izlemeyenler olabilir o yüzden fazla bir şey yazmıyorum. Mert Fırat'ı çok başarılı buldum. İçimden, geber dediğim de anladım başarısının dozunu...
Bu sabah da My Fair Lady'i izledim. Tüm zamanların en zarif kadını Audrey Hepburn oynadığı 1964 yapımı 8 Oscarlı film... Yeşilçam türlü versiyonlarını yaptı ve zevkle izledik hatırlayacaksınız. Basit bir çiçekçi kızdan sosyetik bir kadın yaratma projesi:))

Bu akşamın dizisi bizim ev için Muhteşem Yüzyıl. Gamse Valide Sultan bu gece ölüyor dedi...

haydi gittim ben.

22 Mayıs 2012 Salı

İki gündür

İki gündür,

Dün klasik yürüyüşümüzü yapıp, yine artık bir klasik haline getirdiğimiz mekanımıza konuşlanıp, çayımızı içip, kitaplarımızı okuduk. Hava çok güzeldi...Kız Kulesi karşımda duruyordu... yine eski 45 likler çalıyordu ve garson ingilizce 12 lira nasıl söyleniyor diye sağa sola soruyordu.
Kitabımın adı Küçük Güneş Kuşları... Sahilde onu okuyorum, evde Murakami-1Q84

Sahil yürüyüşü dönüşü, alış veriş yapa yapa eve geldim ve mutfakda hem film izledim, hem de yemek stoklaması yaptım. Sezonun son zeytinyağlı pırasasını pişirdim, sulu köfte yapmak için misket köfteler hazırlayıp dondurucuya attım... Pilav yaptım ve de şakşuka,... şakşuka aslına bakarsanız ağır bir kızartmadır ama onu da çok az yağlı yapmanın yolunu buldum. Sebzeleri, teflon tavaya bir kaşık yağ koyup ızgaramsı gibi karıştıra karıştıra yarı kızartır gibi yapıp, üstüne bol domates doğrayıp birlikte pişmelerini sağladım. Çok da beğendiler.Bir kaç diş de sarımsak doğramıştım.Biraz da etli bir yemek yaptım pilav yanında servis yapmak için. Sorun bana bir pilav yemeyeli kaç ay oldu. Nasıl da severim domatesli pilav yanında cacık:(

Bu sabah artık Maltepe'ye taşınan İlmiye'me gittim. Tam bizim taşınma sırasında bir ameliyat geçirdi. Şimdi çok iyi çok şükür. Bizim kahvaltılarımız meşhurdur onunla... Sabah başlar, hiç kalkmadan akşama kadar sürer:) Otururuz kalkarız, yeniden çay demleriz , masa öylece durur. Bugünkü kahvaltımızı kocası Osman hazırladı. Ben daha kapıdan içeri girerken Osman çayı demledin mi? diye sordum zaten.. İlmiyem'i hiç kaldımadı valla benden yine tam not aldı.Bir tek resim çekmeyi beceremiyo:))

Giderken çok kolay gittim ama dönüşte her gelen araba salkım saçaktı. Sanırsınız Çin'deyiz. Hayatta binmem dedim. Tabi kendi kendime. Du bi fırıldak çevireyim dedim. Üsküdar yerine daha sık ve boş gelen Kadıköy arabasına bindim, Üsküdar arabalarının da geçtiği E5 Karaoluna çıkınca indim ve bomboş bir Üsküdar arabasına bindim. Ne ka akıllıyım di mi?

İzlediğim filmler var. İçimi acıdan cızır cızır yapan, beni lüzumsuz lüzumsuz güldüren ama onları ayrı bir post yaparım artık. Sonra yeni kitaplarımdan söz ederiz. Ama bu yazı şimdilik bitmeli.
Bitit bile

21 Mayıs 2012 Pazartesi

OLMAYAN

Hani bazen sorulur ya, şu an da nerede olmak istersin diye...Cevabımız hep olduğumuz yerin dışında bir yerdir. Yani hemen herkes olmadığı yerde olmak ister.Olmayan, olmayanlarımızın hikayesi... Olmayanlarımızın da hayatımızın bir parçası olduğunun hikayesi.
Olmayan: Bahri Gördebak'ın yayınlanan ilk kitabı... Benim için de bir ilk, yeni evimize bizimle aynı anda girdi. Kitabı getiren postacı ve nakliye kamyonu aynı anda geldi. Ve bizim evin tarihinde, bu eve giren ilk kitap olarak yer aldı.

Ben yazarların ilk kitaplarını çok severim. Başka bir tadı, başka bir kokusu vardır sanki.Olmayan da öyle oldu. Amak-ı Hayal kolleksiyonu yapan bir kahramanı var kitabın hem de benim kadar kokoreç seviyor:) Başka kitaplara kapılar açan kitaplar vardır. Olmayan bunlardan biri... Amak-ı Hayal ve Küçük Prens'e kapılar açıyor. Yıllar önce okuduğum Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi'nin Amak-ı Hayal adlı kitabı tasavvuf metafiziğini merak edenler için bulunma nimettir.Kitabın başından itibaren hissettiğim bir şeyin kitabın sonunda doğru olduğunu anlamak da hoş bir sürpriz oldu.Ama sanki bir devam hikayesi de gelebilir gibi bitti...

Olmayan bir Ankara hikayesi... Ankara bambaşka bir kimliği ile üniversite gençliğinin gözünden anlatılmış ve bir Ankara ile barışma hikayesi var ki, ben de Ankara'ya küsmüş tam 12 ıl sonra Leylak Dalı, Mavianne, Balkahve ve Gümüşay sayesinde yeniden barışmıştım. Hatta bir barış şenliği gibi olan üç gün yaşamıştık.

Ben okurken hep kendimden birşeyler buldum. Hemen herkes içinde böyle olacağından eminim.

Yolu bahtı açık olsun...Umarım istediği okuyucu kitlesine ulaşır.

Mavianne'nin yazar ile yaptığı röportaj, Ankara Hürriyet'de yayınlandı.Röportaj burada

Pazar pazar

Bizim gibi ev sahibini Allah düşmana bile vermesin:)...Dün akşamdan bizde kalan Neslihan'ı evde uyurken bırakıp, Naziş okulda görevli olduğu için okula, Gamse öğrencisine derse ben de neredeyse bir aya yakın süre önce yapılmış programım gereği Zeya'ya kahvaltıya gittim.Neyseki kızların işleri öğleye kadardı da eve döndüler.

Bugünün ayrı bir özelliği de mayıs yedisi olmasıydı. Mayıs yedisi Ordu'nun ve Gresun'un bir nevi Hıdırellezidir. Mayıs yedisi hicri takvime göre , miladi takvimde 20 mayısa tekamül eder. Bugün Hızır ve İlyas peygamberin her yıl yedi mayısta deniz kıyısında buluştuğuna inanıldığı gündür. Şenliklerle kutlanır. İnsanlar deniz kıyılarına akın eder. Teknelerle denizde gezilir., yedi dalgadan geçilir. Dilekler dilenir, denize yedi çift bir tek taş atılıp, derdim belam denize denilir. Gece fener alayları düzenlenip, havai fişekler atılır. Biz de bugün bunu küçük çapta yaptık, kahvaltıdan sonra sahile inip, taşlarımızı ve dileklerimizi denize attık.

Akşam çayımızı da deniz kıyısında içtik ve evlerimize dağıldık.Ben Caddeden Kadıköy dolmuşuna bindim. Ama ay dolmuş geldi bineyim derken baktım ki içinde shrekler bana el sallıyor. Ne oluyoruz ülen dedim. Ama komediler beni takip ediyormuş ki, sonraki bindiğim dolmuşun şoforü de , artık yerlerini ezberlemiş olacakki, caddede promosyon standı kuran tüm firmaların dağıtım standtlarının önünde durup arabaya servis yaptırdı. Önce Sütaş ayran standından bir kıza seslendi, hey buraya da getir, yolculara da dağıt dedi, biz gülerken durun şimdi ilerde de süt standı var dedi oraya da uğradı. Ne güldük ama , böyle gırgır şamata Kadıköy'e geldim.İkinci stantda, arabaya süt dağıtımı yağan görevli:)

Bugün ayrıca nihayet Haruki Murakami'nin bekleye bekleye deramanımın kalmadığı:) 1Q84 adlı tam 1256 sayfalık kitabına da kavuştum. Serrose bu kitabın Japonya'da 4 cilt olarak piyasaya sürüldüğünü yazmıştı. Dört ciltten geçtim, bari iki cilt yapsalardı çok daha rahat okunabilirdi.

Akşam Survivor gecesiydi onu izledik. Şimdi yazımı da yazdım mı, kitabımı okumaya gidiyorum.