Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
BAHRİ GÖRDEBAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BAHRİ GÖRDEBAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2012 Cuma

Aynı Benzersiz Kişiler

Bugün , biz yine Kuzguncuk'daydık... Hava biraz rüzgarlıydı, hatta deniz kıyılarında , insanı üşüten bir rüzgar vardı. Neyseki yanıma hırka almıştım.Çınaraltı yine kalabalıktı ama buranın kalabalığı huzurlu bir kalabalık, herkes çayını kahvesini içerken, hatta kahvaltısını yaparken; gazetesini, kitabını okuyor. Ortada , masalardan bize bir şey çıkar mı? diye dolaşan kediler bile mırıl mırıl sessiz...Kuzguncuk sokaklarını dolaşan turistler, gezilerini burada sonlandırıyorlar mutlaka... Oturmaca yok, gelip kıyıdan karşı kıyılara bakıyorlar, rehberlerini dinliyorlar ve gidiyorlar, tüm Kuzguncuk köpekleri de onlarla birlikte geliyorlar ve gidiyorlar. Öyle  komik bir manzara oluşturuyorlar ki, sırf onları izlemek için bile gidilir. Sanırım bunlar sokakta dolaşırken, köpekler peşlerine takılıyor,  öylece geziyorlar...

  Ben, Bahri Gördebak'ın ''Aynı Benzersiz Kişiler'' adlı kitabını okudum. Hatta orada başladım ve bitince kalktık. Kitap Samsun Çiftlik Caddesinde ki bir kafe  çalışanı ve müşterilerinin hikayeleri... Beni an başta cezbeden bu oldu zaten. Samsun Çiftlik Caddesinde teyzemin evi vardır, Ordu'ya geçerken, teyzem de oradaysa mutlaka uğrardık.Bizim için Beyoğlu, İstiklal Caddesi neyse, Samsunlular için de o cadde öyledir. Küçücük bir kitabın içine  Bahri Gördebak onlarca insan hikayesi sığdırmış. Her müşteri bir insan hikayesi...Tanıdığımızı sandığımız insanların, bilemediğimiz hikayeleri yokmudur... Ben insanı görür görmez anlarım demezmiyiz... Belki bu kitabı okuduktn sonra demeyeceğiz işte...Ben çok sevdim , benim için çok güzel bir yol arkadaşı oldu, AYNI BENZERSİZ KİŞİLER...

 





Garsonun bana çay taşımaktan bıkmış olabileceğine karar verip kalktık:) Üsküdar'a yürüdük. Kocam,gel  çorbacı açılışımızı yapalım dedi...Sözünü ettiğimiz yer,  Üsküdar Çarşı'dan balıkçılar çarşısına döndüğünüz yol üzerinde ki Adil Kebap... Zaten girişte görürsünüz, kocaman çorba kazanlarını, 7/24 çorba servisi vardır. Geçen kış da sürekli sözünü etmiştim zaten. Yanında da kızarmış ekmek veya minik pidelerle servis ediyorlar bir  de yeşillik tabağı  oh, bir çorba doyurdu bizi... Çıkınca, balık pazarına girdik hemen... Bizim balıkçı Hasret, palamutlar neredeyse canlı vereyim, dondurucuya koyun dedi. Bir kaç tane koymuştum zaten, dört tane daha kuzu kadar palamut ve akşam yemeği için hamsi aldık. Üsküdar balık pazarı da en az Kadıköy balık pazarı kadar güzeldir. İçinde  salata malzemesi alabileceğiniz manavları, ayak üstü  uğrayıp, hemen  her çeşitten balık yiyebileceğiniz  yerleri, tatlıcıları, baharatçıları  çok güzeldir. Hele akşamları bir şenliktir...Dönüşte ben eve koca kişisi klübüne gitti ,  tabikitleri de... Gamse , küçükken   baban nerede diye sorduklarında klübede derdi:))))

 



Bu akşam anlaşıldığı gibi bizim tavada hamsi oynayacak.Fırın mırın anlamam abi, kızaracak mısır unu ile, çıtır çıtır...Kızardıkça ara ara da soğan konacak üfff yeme de yanında yat...




Haydi gittim ben... Umarım ve dilerimki hepimiz için güzel bir hafta sonu olur...

 


4 Ekim 2012 Perşembe

Gün ortasından

Bugün , öğleden sonramı kendime ayırdım ve Woody Allen'in çoktandır, beklediğim filmi; ''Roma'ya Sevgilerle''yi izlemek için sinemaya gittim.Yalnız gittim. Seansa yarım saat erken gitmişim, biletimi aldım, bekleme salonuna geçtim, çayımı aldım ve açtım kitabımı okudum. Salona girince de gördüm ki  benim gibi yalnız izlemeye gelen kadınlar salonun yarısını doldurmuş. Hafta içi ve gün ortası olduğu için bu kadar bile seyirci beklemiyordum aslında...Film çok eğlenceliydi , Woody adamım  yine güzel bir film çıkarmıştı ortaya... Geçen yıl yaptığı ''Paris in Midnight'' da bize sanatsal bir yolculuk yaptırmıştı bu kez Roma'nın sokaklarında gezdirdi. Okyanuslar  ötesinden Amerikalılığa da ince bir eleştiri göndermişti... Şimdi  o ince mizahı burada anlatmaya kalksam izleyecek olanlara haksızlık olur. Film müzikleri yine şahaneydi. Ben görsel anlamda da , eğlence anlamında da tatmin oldum.İlk önce cep fotoromanlardan  tanıdığımız Ornealla Muti ise filmin sürpriziydi...


Sinemada biraz üşüdüm , çıkışta beni karşılayan ılık  hava çok hoşuma gitti ve eve kadar yürüdüm.

Günümü ikinci güzelleştiren olay, kapımızı çalan postacıydı.Mavianne, yine yapmış güzelliğini ve Bahri Gördebak'ın yeni çıkan kitabını imzalı olarak göndermiş. Hep onu hatırlayacağım masmavi   kelebekli bir kalem eşliğinde...Blogcuda başlayan altı yıllık bir hikaye bizimki, artık bu jestler beni şaşırtmıyor ama çok duygulandırıyor ve inanılmaz memnun ediyor.

 


Perşembe akşamlarının dizisi Veda... Ayşe Kulin'in dörtleme kitaplarının ilki...Şimdilik  neredeyse satır satır kitapla birlikte gidiyor. Hatta Gamse, kitabı açıp gelecek hafta ne olacakmış diye baktı:))

Bu akşam Nazlı Eray'ın '' Beyoğlu'nda Gezersin''inini bitiriyorum. Kitabın kurgusunu  ''Venüs'ün Son Gecesi''ne çok benzettim. Başka okuyan varsa bana yanıldığımı veya yanılmadığımı , ya da bu konuda ki fikrini yazssın lütfen...


21 Mayıs 2012 Pazartesi

OLMAYAN

Hani bazen sorulur ya, şu an da nerede olmak istersin diye...Cevabımız hep olduğumuz yerin dışında bir yerdir. Yani hemen herkes olmadığı yerde olmak ister.Olmayan, olmayanlarımızın hikayesi... Olmayanlarımızın da hayatımızın bir parçası olduğunun hikayesi.
Olmayan: Bahri Gördebak'ın yayınlanan ilk kitabı... Benim için de bir ilk, yeni evimize bizimle aynı anda girdi. Kitabı getiren postacı ve nakliye kamyonu aynı anda geldi. Ve bizim evin tarihinde, bu eve giren ilk kitap olarak yer aldı.

Ben yazarların ilk kitaplarını çok severim. Başka bir tadı, başka bir kokusu vardır sanki.Olmayan da öyle oldu. Amak-ı Hayal kolleksiyonu yapan bir kahramanı var kitabın hem de benim kadar kokoreç seviyor:) Başka kitaplara kapılar açan kitaplar vardır. Olmayan bunlardan biri... Amak-ı Hayal ve Küçük Prens'e kapılar açıyor. Yıllar önce okuduğum Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi'nin Amak-ı Hayal adlı kitabı tasavvuf metafiziğini merak edenler için bulunma nimettir.Kitabın başından itibaren hissettiğim bir şeyin kitabın sonunda doğru olduğunu anlamak da hoş bir sürpriz oldu.Ama sanki bir devam hikayesi de gelebilir gibi bitti...

Olmayan bir Ankara hikayesi... Ankara bambaşka bir kimliği ile üniversite gençliğinin gözünden anlatılmış ve bir Ankara ile barışma hikayesi var ki, ben de Ankara'ya küsmüş tam 12 ıl sonra Leylak Dalı, Mavianne, Balkahve ve Gümüşay sayesinde yeniden barışmıştım. Hatta bir barış şenliği gibi olan üç gün yaşamıştık.

Ben okurken hep kendimden birşeyler buldum. Hemen herkes içinde böyle olacağından eminim.

Yolu bahtı açık olsun...Umarım istediği okuyucu kitlesine ulaşır.

Mavianne'nin yazar ile yaptığı röportaj, Ankara Hürriyet'de yayınlandı.Röportaj burada