Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

16 Şubat 2011 Çarşamba

gün dökümü

Şablonum değiştiğinden beri, el gibi gidip geliyorum buraya. Hani El Kızı diye bir film vardı aynı onun gibi bu da elin bloğu gibi:))Ama artık dönüş yok , istemedim m?i sanıyosunuz ama uçup gitmiş. Yedeklemek o an içinmiş ya da Gamsegamse beni kekledi....

Dün Cancanla ikimiz yalnızken çok mutlu saatler yaşadık. Bir kaç gündür iştahsızmış, hatalığından dolayı ama cicianne çorba içelim dedi , bi güzel uyudu.Ben film izledim. Ama kızlar eve geldikten sonraki durum bir felaketti.Ne coştu ne coştu.
Dün o uyurken çoktandır izlemek istediğim Çogunluk filmini izledim. Binbir Gce'nin Gani'si bu filmle Altın Portakal almıştı. Sadece O' değil tüm oyuncular çok iyiydi. Ruhsuzluk bu kadar mı güzel yansıtılır.Sonunun biraz havada kaldığı söylendi ama bence hiç de öyle değil.Başka nasıl bitecekti. Oğlanla kız evlensin, anne yanağındaki yara yüzünden ölsün filan mı?. Öle işte...

Akşam Öyle Bir Geçer Zaman ki izledik aile boyu. Aslanım Mete yine gözlerimi yaşarttı, soğan çorbası sahnesinde....Mete büyüsün, örtmen büyümesin öylece kalsıni ilerde evlensinler mutlu mutlu yaşasınlar istiyom, nası ama.

Sonra Kocam Ergenekoncuları izledi ben kitabımı okudum. Bana da izlemem konusunda çok ısrar etti. Hatta nasıl izlemediğime şaştı. Kılıçdaroğlu örgüt nerede üye olacam diye tutturdu.Bi adam çıktı 250 bin kişi fişlenmi dedi. Ben sıkıldım artık. Keşke dağda yaşayan çoban ya da, ilkel Afrika kabilesine mensup birilerimi olsaydık.Ben doğum yaptığımda; itirazımı kabul etmeyip, oy kullanmadığım için bana ceza kesip, kocamın itirazının kabul edildiğini yaşadık biz. Başka bir adsl bağlantısı kullanırken, bir başka adsl bağlantısını kullanıyoruz diye,kullanmadığımız internet sağlayıcısı yüzünden borcumuz var diye icraya verildik. İki gündür de o kullanmadığımız internet bilmemnesi telefon açıp hızınızı yükseltelim mi diye soruyor.Hızlarını bir yükselteceğim görecekler. Kardeşim biz başka bir internet bağlantısı kullanıyoruzzzz, sizle bi işimz yok ki dediğimiz halde. Geçen gün ben evde yokken Gamse'ye sormuşlar- internet hızınızı yükseltelim mi diye. Gülermisin ağlarmısın. Şimdi bir örgüt var mı yok mu diye soruyorlar. Üle biz evimizdeki olmayan internet bağlantısı, neyse ya... Ben bu gün kalktım çayımım mayımı içtim, koca bir tencere pancar yani kara lahana çorbası pişirdim. Çok özel biriyle buluşmaya gidiyorum. Çoğunuzun tanıdığı Butterfly'la...Taaa Alpleri aştı geldi.. Güzel bir Kadıköy parogramı yaptık.Umarım hava çok soğuk olmaz hoş olsa da ne gam...

14 Şubat 2011 Pazartesi

Ben bu gün,

Az önce cevizli ,irmikli helvamı kavurdum. Aslında bu helva çam fıstıklı olur ama...evde olmayınca bu kez de cevizli olsun be yav dedim ; yapış o yapış patladı gitti...Mevlit Kandilini eda edeceğiz birazdan... Akşam üzeride ufaktan bir sevgililer günüsü kutlaması yaptık ... Naziş bize bir arkadaşının Almanya seyahati dönüşü getirdiği çikolataları ikram etti, kutusu da kalp şeklindeydi alın size sevgililer kutlaması:))Bu kutlama Capitol'de yapıldı...Çünküüü; dün akşam Gamsegamse bu gün için kıyafet ayarlaması yaparken, yeni aldığın tacı tak dedim ben ve o an anladı ki tacın parasını ödemiş ama almamış) telefon açtı hemen Yargıcı^'ya...unutulanlar bölümünde bekletiliyormuş. Hem tacı aldık hem biraz sağa sola bakındık,bir şeyler atıştırırken Naziş'de bize çikolatasını ikram edince -aaa dedim, işte sevgililer günü kutlaması daha ne olsun...her gün böyle olsun...

Kızlar okula başladı Allahın izni peygamberin kavliyle... Ben elimde koca bir poşetle odalarına girip bir ton atılacak şey çıkardım. Sinema biletleri, fişler, ordan burdan gelmiş broşürler... Ama Gamse'nin yatağının altından su bardağı çıktı ya daha bişicikler demem. Evi bir güzel temizledim, kalayladım... Kokular sıktım mis gibin oldu. Sonra koca ile biraz pazar gezmesi yaptık. Yıllanmış bir kargo paketimiz vardı onu gönderdik.... Alışverişimizi yaptık eve geldik. Bir yorgunluk kahvesi içtim veee, zeytinyağlı pırasa ve enginar pişirdim. Kırmızı pancardan yoğurtlu salata yaptım. Dolaba attım. Artık yanına ana yemekler ilave edilip edilip masaya gelecekler.. Yarın Cancan geliyor. İki haftadır gelemedi. Cicianne izne çıktı demiştim O'na... Bu gün telefon açıp bir tek boş günümün salı günü olduğunu ve onu beklediğimi bildirdim...

Kitap okumada hala Murakami ile devam ediyoruz... Kolay değil kendileri bir tuğla kalınlığından.aşağı yazmaz pek....Bu kitap da sanırım beşyüz küsür sayfayı geçiyor... Pembe elbiseli tombul kadınla karanlıklarda geziniyoruz. Ama açıkça söylemek de yarar var, bir Sahilde Kafka bir Zemberek Kuşunun Güncesi gibi değil. Ama müzik müzik müzik alt metinde hep var...

Dün gece rüyamda 15 yaşıımdan beri görmediğim kuzenmi gördüm... Bu çook özel bir hikayedir.... Nedeni niçini yoktur. Hiç düşünmediğimde biridir. Nasıl oldu anlamadım . Bu akşam da Nevin Abla'yı kandil kutlamak için arayınca telefonu hiç ummadığım, konuşmak istemediğim biri açtı ve konuştuk, yıllar sonra hatır sorduk birbirimize, karşılıklı kutlaştık falan. Belki iyi bile oldu. Bi Hacer Çinkılıç kaldı. Bunu Ataletim hatırlar hatırlasa hatırlasa:))Hacer Çinkılıç, beninm daha ilkokuldayken küşüstüğüm biri... Onun yüzünden cezamı almıştım ne tam hatırlamıyorum. Kızcağız sonraları gitti ki bir daha ne gördüm ne duydum.... Bi gece uykumun bi yerinde gözlerim çört diye açılıınca , bi sürü abuk subuk düşümce kafama üşüştüğünde, üşüşenlerden biri de bu Hacer Çinkılıç'dı bunu yazınca Ataletim pek bi eğlenmişti. Ay kimsenin adını sanını hatırlamam bu kızın ne yüzünü unuttum ne adını.... Her neredeysen Hacer ben seni affettim sen de beni affet emi. Ama kabul et sen başlatmıştın...

Şimdi bizim ev halkı Ezel izliyor. Ben de helva servisine geçeyim...

Kandiliniz ve Sevgililer gününüz kutlu mutlu olsun

not: Şablonla oynarken, her şeyi kaybettik...Kim olacak Gamse ile ben... Naziş böle avam işlerle uğraşmaz)) Blog listem kayboldu. Yvaş yavaş kaydediyorum. Silinen arkadaşlar var, saptayıp tek tek koyuyorum aman ha yanlış anlaşılmaya gelmeyelim:))

12 Şubat 2011 Cumartesi

tatilin son demleri

Tatil bitiyor artık. Dün evden çıkarken : tatil bitse de dinlensek dememi kızlarda okeylediler. Dün Zuz'dan geldim, bir ya da bir buçuk saat sonra evden çıktık...Kadıköy'e gittik.

Çok kalabalıktı her yer...Önce Yazıcıoğlunda( Kadıköylüler burayı bilir, her türlü teknik donanımın alınıp satıldığı bir pasaj) bir teknik gezinti yaptık. Sonra Beyaz Fırının karşısındaki kilisenin önünden geçerken;Gamse , buranın içini merak ediyorum dedi....Daha sözünü bitrmeden Naziş kapısını itti içeri girdi. Burası 1800 lü yıllarda yapılmış tarihi bir kilise. Ermeni Ortodoks kilisesi. Bir görevli bize buranın tarihini anlattı...Yemek işini Mercan'da hallettik. Biz kokoreç ve ortaya midye tava sipariş ettik ama koca bir midye dolma tabağı da ikram olarak geldi. E gelmesin mi? Gamsegamse gibi bir müşteriye:)) Karnımız doydu, Kayınvalidemin dediği gibi , gözümüzün önündeki perde açıldı. Sonrası balıkçılar çarşısından yukarıya doğru tüm ara sokaklardaki, ıncıkçılara boncukçulara gire çıka Bahariye^ye çıktık. Burada da aynı işlem, o dükkan bu dükkan dreken Nazişle ben yorulduk. Gamse ben Mango ve Kotona da giricem siz bi yerde oturun dedi. Bizde Starbucks da kahve ve cheesecake molası verdik:)Gamse gelince yine ora bura baka baka aşağıya indik. Bambide akşam çayımızı içip evimize geldikk.( Bu kırmızı mayaolu tombik güzel, bize dün katıldı...Gamsegamse'nin hediyesi)

Dün akşam Çocuklar Duymasını izledik ailecek. Bu Seyyar Tayyar ve Denizlili Dünürler girdikten sonra patladı gitti. ama izleyemiyorduk( bu patladı gitti , Seyyar Tayyarın sözü, diziyi izlemeyenler için açıklayıcı bir bigi heheh). Neyse cuma günüde yayınlanmaya başlayınca izledik.
Sonra Kocam Ergenekoncuları izledi ben kitabımı okudum. Murakami'nin Haşlanmış Harikalar Diyarı...Kitabın kahramanı kadının tombul oluşu ve pek estetik bulunması çok hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim...Bir tek o pembe giyinmeyi seviyor bense hiiiç...

Günlerdir alerjimle boğuşuyorum bu arada... Geçen gün, bir taraftan yanıp, bir tarftan kaşınıp bir taraftan da diken diken olup bir de üstüne ala dana gibi bir görüntüm olunca ağladım oturdum. Kocam çok üzüldü halime , durmadan fikir yürütüyor. Şundan , bundan diye...Çünkü senelerdir nedeni bulunamadı.Ama bu sabah bombayı patlattı...Bana bilgisayar alerji yapabilirmiş. Yaydığı ışınlar filan:))Neyse, ilacım değiştirildi , iki gündür çok çok iyiyim.

Bu gün kızlar tatille vedalaşıyorlar...Naziş veda gecesini Hilton Otelde yapılan bir etkinliğe katılarak yapıyor....Gamsegamse ise kuaförün yolunu tuttu , öğrencilerine biraz daha güzelleşerek kavuşmak için bakıma girdi.

Bense temizliktir, yemektir arada çay kahve molasıdır akşam ettim...

11 Şubat 2011 Cuma

@Palmadoro

Dün gece'nin kahramanı Ebru namı diğer Ebrucuktu...Ebru şimdilerde yazmıyor ,dilerim yazar çünkü çok keyifli yaıları vardı. Zaten böyle bir yazısı sayesinde beş yıl önce, kötü geçen bir gecemin sabahının gülümsemesi olmuştu. O dur budur sürer EBRU ile maceralarımız. Dün gece O'nun doğum günüydü.
Zeya'nın yaptığı şahane bir organizasyonla Palmadoro'da bir taş plak gecesinde kutladık Ebru'nun yeni yaşını...Gece'ye Ebru'nun teyzesi ve kuzenleri de katıldı...Teyze dediysem , bu gencecik, alımlı bir teyze yani...Yaptığı danslarla geceye imzasını attı.Taş plak gecesine tesadüfen rastladık ama iyiki rastladık... Çocukluğumuzun, ilk gençlik yıllarımın o Neşe Karaböcekli, Ersan Erduralı, Ayla Dikmenli, Ajda Pekkanlı, Cici kızlarlı şarkılarını şarap eşliğinde bağıra çağıra söyledik(Zuz Aşkın Kanunu yazsam yeniden yazarken:)( ben saate bakarken, resimlerini çektiğimi sanıp, poz veren Zuz ve Zeya ikilisi):=))
iyi ki doğdun Ebru, iyi ki hayatımıza girdin, iyi ki yolun sayfalarımızdan geçti...

Bu Sayfanın özelliği uyarınca biraz Palmadorodan söz edelim. yemekler dünya mutfağı olsa da genellikle İtalyan Mutfağı ağırlıklı. Dekoru biraz ağır, kristal avizeli ve kadife sandalyeli ,şömineli ama çok sıcak ve samimi...Adını bahçesindeki kocaman palmiye ağacından alıyor ve yazın bu ağacın altında oturma düzeni oluşturuluyor.Palmadoro İtalyancada Altın Palmiye anlamına geliyormuş.

Gece sona erdiğinde Zeya , ben ve Zuz caddeye kadar yürüdük. O serin ve temiz hava bana çok iyi geldi...Tabi gecenin o saatinde ben eve dönmedim. Kardiş kardiş Zuz'un evine geldik. Hiç üşenmeden Fatmagül'ü internetten izledik:)))Sonra bir uyumuşum sabah olmuş.Kahvaltıyı kendi evimde yapmak üzere koşturacağım birazdan...Anladığınız üzre bu yazı Zuz'un evinden yazıldı:)

9 Şubat 2011 Çarşamba

@Kariye


(Naziş, Kariye'de en sevdiği kompozisyonun altında...Hz İsa'nın , şeytanı ayağının altına alıp, Hz. Adem ve Hz Havva'yı kabirlerinden çıkarttğı sahne)
Gelelim günün başlangıcına

Sabah kalktığımda Naziş yatağında uyanıktı... Kapıdan öpücük attım, O da bana Kariye'ye gidelim mi dedi.Haydiii gittik bile dedim... Hemen yeşil çayımı koydum, bir taraftan onu yudumladım, bir teraftan kahvaltıyı hazırladım... Allah tarafından bana verilmiş üçünc ü elimle , dondurucudan çıkardığım haşlanmış yeşil mertcimeğin üstüne sıcak su koyup ocağa oturttum. Hemen içine bir kase kare çorbalık hamurumdan ve yarım kase kadarda haşlanmış nohut koydum. Onlar birlikte pişe dursun biz kahvaltımız ettik. Hemen tavada yağda naneli, salçalı , acı biberli bir sos hazırlayıp cosss diye ocakta pişen çorbanın üstüne döktüm. Akşamın çorbası hazırdı netekim...

Dışarı çıktığımızda , dijital gösterge hava sıcaklığını, 14 derece gösteriyordu . Yaka bağır açık yürüdük. Eminönüne oradan da Edirnekapıya Kariye Müzesine geçtik. Kariye Aşığı Naziş, hoplaya zıplaya bize mozaikleri anlatırken, içeri koca bir grup girdi. Dört üniversitenin turist rehberliği öğrencileriymişler. Başlarında hocaları, biz peşlerindebir güzel anlattı, şakacıktan bizden ücret olarak kahve istedi... Benim yanımda ki Van 1oo.yıl üniv öğrencisi genç kız, bana göremediğim, farkemediğim ayrıntıları tek tek gösterdi. Bu üçüncü gelişimdi müzeye ama meğer neler kaçırıyormuşum...Yani bi de bilerek gezdiğimi sanırken...





Çıkışda hemen müzenin karşısındaki Pembe Köşkde oturduk çay kahve molası verdik. Ben bir karanfilli sigara telledim. Zeya'nın kulaklarını çınlattım. Çünkü ; ben sigara içmem ama karanfilli olursa kahvemle bi keyif yaparım. O da buralarda bulunmaz , Zeyacım bana yurt dışı gezi dönüşlerinde getirir...Sonra müzenin arka sokaklarına daldık biraz. Nazar boncuklu kaldırım ve bir sahabi türbesi var burada gözden kaçmaması gereken...

Tabi gez gez karnımız acıktı, Yemeğimizi Fatih'de yedik. Nerede yiyelim derken, Naziş bakın burası ta 1950 de açılmış dedi. Güzel ve temiz bir yerdi. Çalışanlar bembeyaz giysili, aşçı şapkalılardı... Yemek sonrası istediğimiz künefesi ise şahaneydi. Yolunuz o tarafa düşerse adı Yıldız...
Yemekten sonra , Beşiktaş'a geçtik.Evimize geldik. geldik ama biz eve girmeden Zuz programı yaptı, kızlar ona gitti. Bari tek tek çağır, biri bize kalsım diyorum:)

Akşam Öyle Bir Geçer Zaman ki izledik.

Bu gün de böyle geçiverdi gitti işte

7 Şubat 2011 Pazartesi

Aşk Tesadüfleri Sever ve Bezelye Prenses






Bu gün Naziş'le birlikte sinemaya gittik.... Biz bu filmin gelmesini aylardır bekliyorduk zaten. Filmi çok beğendim. Bence yeni ''Love Story'' bu film... Mehmet Günsur tüm zamanların yakışıklısı, Belçim Bilgin'le çok iyi bir ikli olmuşlardı.Filmi özellikle Ankaralılara öneriyorum. On iki yıl önce küşüstüğümüz Ankara'yı özlediğimi farkettim film izlerken.Filmde bir yumurta atma savaşı var,bu Ankara Kolejinin bir geleneğiymiş. Bazn bu kadar da tesadüf olabilir mi diyorsunuz ama o kadar olabilecek şeyler ki.. Neyse işte izlemenizi tavsiye edebileceğim bir film.Filmde hepimizin çocukluğundan bir şeyler var.

Sinema çıkışı Capitol- Kete'de yemeğimizi yedik, biraz dolaştık yürüyerek eve geldik.Eve gelince şipşak pilav yaptım, yanına da gelirken aldığımız kızarmış piliçleri ve ayranı takdim edip , aç ev halkını da doyurdum . Daha ne istiyonuz dedim:))

Başlıktaki Bezelye Prenses'e gelince. Bu resmi Gamsegamse'nin masa üstünde görünce ne güzel resim dedim.Bezelye Prenses dedi. Hikayeyi unutmuşum , anlatınca aaaaynı sen dedim. O da evettt zaten o yüzden koydum ben de resmi dedi. Bu Gamse , çarşafında en ufak bir kırışıklık hissetsin gece kalkar çarşaf düzeltir. ayakkabı alırken dört döner, çocukluğundan beri; orası değdi burası değdi, galiba topuğumda bir his var, o his nedir çözülemez... Bebekken bile fanilası içerde kat yapsa, pantolonun içine attığımız bluz biraz toplansa huysuzluk ederdi. İşte size Bezelye Prenses'in hikayesi...


Bir zamanlar bir prens varmış. Bu prens evlenmek istiyormuş, ama evleneceği kişi gerçek bir prenses olmalıymış. Böyle birini bulmak için bütün dünyayı dolaşmış, ama çok büyük bir hayal kırıklığına uğramış. Çünkü, karşısına çıkan prenseslerin hakiki olup olmadığını bir türlü anlayamıyormuş. Hep eksik bir şeyler bir şeyler oluyormuş. Sonunda üzüntü ve umutsuzluk içinde yurduna dönmüş.

Bir gece korkunç bir fırtına çıkmış; şimşekler çakıyor, gök gürlüyor, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor, kıyametler kopuyormuş. Derken sarayın kapısı çalınmış, yaşlı kral gidip kapıyı açmış. Fakat, o da ne kapıda, yağmurdan ve fırtınadan perişan olmuş bir zavallı bir kız duruyormuş. Üstelik her tarafından sular akan, tepeden tırnağa sırılsıklam olmuş bu kızgerçek bir prenses olduğunu söylüyormuş.

"Eh, anlarız bakalım!" diye düşünmüş yaşlı kraliçe, ama kimseye bir şey söylememiş. Yatak odasına gitmiş, yere bir bezelye tanesi koymuş. Bu bezelye tanesinin üzerine yirmi tane döşek, döşeklerin üzerine de yirmi tane kaz tüyü yatak koymuş.
Gece olunca prenses bu yatakta yatmış.
Sabah olunca kıza, gece nasıl uyuduğunu sormuşlar.

"Ah, korkunç bir şeydi!" demiş prenses. "Bütün gece gözümü bile kırpmadım! Allah bilir ne vardı yatakta sert bir şeyin üstünde yatmışım gibi, her yerim çürüdü, mosmor kesildi! Gerçekten berbattı!"

Böylece anlaşılmış ki, yirmi döşek ve yirmi kaz tüyü yatağın altındaki bezelye tanesini hissedecek kadar nazlı, narin olduğuna göre, bu prenses hakiki bir prensestir!

Prens onunla evlenmiş. O bezelye tanesini de müzeye koymuşlar. Eğer kimse almadıysa, bugün bile gidip görebilirsiniz onu.


tatilin ikinci yarısı

Bizim ev de sabah...saat 0.9.49...Alışık olmadığım kadar sessiz...Kızlar tatil uykusunda...Gece kaç da yattıklarını tahmin bile edemiyorum.Bu gün itibariyle, tatilin ikinci yarısına girdiler. Bitti say diyorlar.
Beyoğlu gezisi sonrası, arkadaşlarıyla takıldılar, gece gündüz.... Fazla görüşemedik yani:)) Dün Cancan'a gittik...Pek ağırladı bizi.... O bağırdı, Ayran havladı, tren geçti evlere şenliktik yani. Uyuyunca Ayran'ı da kendi odasına gönderdik de çayımızı sakin sakin içtik.Berfu ; bize şahane böreklerinden yaptı.O böreği kimse O'nun gibi yapamıyor ama o bütün işin fırında olduğunu söylüyor) böyle de mütavazi yani. Doğumun ay sonuna olduğunu söylüyor ama dolaşırken doğurdum doğuracak gibi duruyor.Cancan iki saatten fazla uyuyup uyandığında bir prens olmuştu:)) Gerçi hemen Ayranla bir arbede yaptılar ama:)Balığımı Ciciannemle yicem dedi...Bi güzel yedi...Tam biz kalkmak üzereyken Cicianne gitme dedi...İçimin yağları eridi...Bir saaten fazla tekrar oturduk. Baktık olmuyo. Annesi ile bizi eve bıraktılar. Yol boyu takılmış plak gibi-Anne sen işe git, para kazan, simit al, çukuta al, pamuk al(pamuk şeker)...ben ciciannede kalıcam, uyucam dedi.Annesi-oğlum, bak karanlık oldu, şimdi işe gidilmez dedi , baba gelecek dedi ama o kapının önünde biz arbadan inerken yaygarayı kopardı. Artık öyle güzel konuşuyor ki, Migrosun önünden geçerken- Naslı migrosa bakma bile diyebiliyor))

Dün akşam ne güzel bir ay vardı.Arabada eve gelirken dikaktimizi çekti.... Tam hilal şeklindeydi. Gamsegamse aya bakın ne güzel diye bağırınca; ben gözün aya takılınca , hemen yüzüğe bakarsan talihin parlak olurmuş dedim, herkes yüzüğüne baktı, Berfu da, ayı hilal şeklinde görünce gülümsemek gerekirmiş dedi, Cancan'da dahil hepimiz hihihihi diye sırıttık:)

Akşam dizi faslı , çay faslı bitince kitap okuma faslına geçtik ailece...Ben Murakami'nin Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu adlı kitabını okuyorum. Kİtapda şişman bir kadının oluşu beni ziyedesiyle memnun etti:))Aynı sahilde Kafka gibi birbirinden ayrı gibi görünüp, birbirine paralel iki ayrı hikaye ile yürüyoruz şimdilik... Yine şaşırtan bir hayal gücü ve olmazssa olmaz müzik. Henüz bir yerlerden bir kedi başını uzatmadı ve bu beni şaşırttı.

Bu günün programında pazar alıverisi, aylık market alışverişi ve sinema var... Geçen akşam tam Gamsegamse ile sinemaya gidelim diye konuşurken, arkadaşları aramış ve gideceğimiz filme Ona da bilet aldıklarını söylemişlerdi...Türkçesi ekilmiştim yani. Naziş de - oy benim Annem ekilmiş mi dedi ve bu gün için birlikte gidelim demişti. Bu film çoktandır gösterime girmesini beklediğimiz''Aşk Tesadüfleri Sever''. İsmi bile ne kadar güzel değil mi? Baş rollerde Mehmet Günsür ve Belçin Bilgin var.Gamse ağlamaktan helak olm uş bir şekilde geldi.Bu kadar hüzünlü bir film olacağını düşünmemiştim doğrusu...Gidelim görelim anlatırım size. Bir de beklediğim bir film daha var, sanırım o da gelecek programda; İncir Reçeli....İncir reçelini çok severim ondan yola çıkarak dedim ki filmini de severim. Bu esprim beğenilmedi hiç ))

Ev yavaş yavaş ayaklanmaya başladı ben artık gideyim... İyi bir hafta olsun...keyifli olsun
Haaa , bu hafta sıcaklık 1o derecenin üstüne çıkacakmış.