Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kaygana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kaygana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2014 Cuma

Çok faideli yazılardan biri :)

Dün bütün gün temizlik vardı bizim evde... Her yer ıdılandı bıdılandı, gıpgıcır oldu... En fazla üç gün sürer ya ben yine de seviniyorum işte :)

Bugün evde olunca kuzenlerimin tavsiye ettiği diziye başladım. Çünkü Dawnton Abbey'de sezon bitti. Sanırım bir de yılbaşı bölümü olur. Ben de kendime onun gibi bir dönem dizisi ararken kuzenler ''Mr. Selfridge''yi önerdiler. Yine bir İngiliz dizisi...Bugün ilk bölümünü izledim. Eğlenceli ve sürükleyici buldum.Göz alıcı lüks bir yaşama sahip olan Selfridge'in yükseliş günleri, renkli hayatı ve hızlı yaşamının kendisini nerelere götürdüğünü konu alan Lindy Woodhead'in Shopping, Seduction and Mr Selfridge isimli kitabına dayanılarak hazırlanmış.


İzlemekten başlamışken bugün bir de film izledim. 2012 yılında Zeynep Ozmen Unlu bana yeni yıl hediyesi olarak göndermişti ''İkizler/Tessa De Loo'' adlı kitabı. Çok beğenmiştim. Blogda kitaptan söz ettiğimde Hollanda'dan beni takip eden  Deniz( acaba hala okuyor mu bilmiyorum),;Bu kitapdan ilk bahsettiğim yazıma yaptığı yorumda ; bu kitabın filmi de olduğu ve Hollandacayı öğrenen herkese ilk kez bu kitabın okutulduğunu ve her yıl 5 Mayıs da filmin televizyonlarda gösrerildiğini yazmıştı. 5 Mayıs; Hollanda'nın Alman İşgalinden kurtuluşunun yıldönümüymüş.Filmi bulamamış...Ancak traillerini izlemiştim...Anladığım kadariyle film de kitabı kadar güzeldi. Ama bugün film elime geçti hatta pat diye kucağıma düştü.Filmi de beğendim,hatta kitabı okumuş olduğum için daha çok severek izledim.



Filmi izledim ama karnım acıktı,bugün işim de yok ya,şöyle keyifli bir şey olsun dedim ve anneannemin bir okul çıkışında ona gittiğimde bana yaptığı balkabağı kayganasından yaptım. Aynı tadı yakaladığıma eminim çünkü damaklarım bunu hissetti...2 dilim bal kabağı(rendelenmiş) beş altı dal yeşil taze soğan, bir tutatm maydonoz, yarım demet dereotu, 2 yumurta, karabiber, tuz, 4 çorba kaşığı mısır unu(tepeleme)
Tüm malzemeyi birbirine karıştırın.Elinizle bir kaç kez yoğurur gibi yapın hatta...
Yanmaz tavanıza sıvıyağ koyun ve malzemeyi iyice bastıra bastıra 1cm kalınlığında olacak şekilde tavaya yerleştirin. Bir dakika falan kuvvetli ateş ama sonra kısık ateşte,ağzı kapalı altı kızarana kadar pişirin. Tvanın ortasına elinizle bir delik açın ki, kabağın sulanmasıyla çıkacak buhar oradan çıksın... Altlı üstlü kızartın.Bir kapak yardımıyla çevirin... Fırında yapacaksanız, malzemenizin içine sıvı yağ eklemelisiniz...( ben sızma zeytinyağ ile yaptım)

Hadi yemek dedik yemekten gidelim. Dün akşam temizlik bitip,ev pır pırlayınca bana bi şevk geldi. Şöyle değişik bir çorba olsun, Hem de hava soğudu ya ,sağlık saçsın etrafa dedim.

Dolaptan bir dal pırasa,iki sivri biber,iki domates,iki küçük havuç aldım. Baktım biraz da dünden kalan tavuk parçası var onu da aldım... Pırasaları,biberleri ince ince doğradım, domatesleri de küp küp ama havucu rendeledim. Domates haricindeki sebzeleri tereyağda soteledim, tavukları ilave ettim.Onunla da sotelemeye devam edip en son domatesi ekledim biraz da karabiber serptim,tuzunu da koydum ve üstüne ne kadar çorbam olsun istiyorsam o kadar su ekledim. Su kaynayınca bir avuç şehriye attım. Pişince üstüne dere otu ilave edip kapağını kapattım...Yerken limon sıktık.. Sonuç harika ...Çorbanın tarifi ve fotoğrafını facebook sayfama koyduğumda Ataletim canım benim bu minestore dedi. Bir İtalyan çorbasıymış. Hatta pizzadan sonra en çok yedikleri yiyecekmiş. Akşam eve gelen Naziş'de a bu minestore demesin mi?... Demekki yemek uydurmak evrensel bir şey :)
Akşama çorbanız yoksa davranın.


Yemek faslı bittiğine göre gelelim kitap kısmına, önceki akşam Gamsegamse ile Capitole gitmiştik. Ben tabi D&R a bir girmeden girince de bir kitap almadan çıkamadım.Ve ''Kafesteki Kuş Neden şakır Bilirim/Maya Angelou'' aldım.Henüz 75 sayfa okudum.Kitabın başında Müge İplikçi'nin yazdığı 6 sayfalık çok güzel bir önsöz var.  


''Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim otobiyografik bir roman: Yazar, şair, şarkıcı, dansçı, oyun yazarı ve öğretmen Maya Angelou'nun yedi kitaptan oluşan sıradışı ve ilham verici yaşamöyküsünün ilk cildi. Savunmasız, şiddet gören küçük bir kızın, ırkçılık ve bağnazlıkla savaşarak güçlü bir karaktere; onurlu ve göz kamaştırıcı bir genç kadına dönüşmesinin öyküsü.'' diyor kitap tanıtımında...

Hadi ama ben gideyim artık yetmez mi bu kadar ? :)


16 Eylül 2013 Pazartesi

Zeyrek'te Zaman

Yeni eğitim-öğretim yılı bugün itibariyle resmen başladı. Bizim örtmenler de en az öğrenciler kadar heyecanlı ve tatile doymamış biçimde gittiler.

Ben de şimdi sanki her işim bitmiş de oooh kebap valla  imajı veriyor olabilirim ama   evin imajı -bir an önce ayıl artık durumlarında...
Şimdiii ben nasılsa  genel temizlik yakın o yüzden şöle üstten üstten geçip, gidip deniz kıyısında ayaklarımı uzatıp kitap okuyabilirim. Bugün pazarımız ,gelirken de evin alışverişini yapabilir, kış hazırlıklarına bir es verebilirim. Nasılsa daha ekim sonuna kadar sürer bu domates furyası...20 kavanoz kadar da yaptım zaten. Akşam yemeğimiz için dünden biraz bir şeyler yapmıştım, yanına da bir  domatesli spagetti sallayabilirim.Ya da balık pazarına uğrar akşam yemeğini balığa döndürebilirim

Ya daaaa evimi bi güzeeel toplar, pazarıma çıkar, alışverişimi yapar, kış hazırlıklarına devam  ederim.Kavanozlarımın karşısına geçer, üle ne becerikliyim diye kendi kendimle övünürüm.Akşama doğru da sinemaya  gider,haftasonu bir türlü gidip de izleyemediğim filmi izler,kızlar okuldan gelene kadar da eve dönerim. Sinemaya bir taş atımlık mesefade olduğumu  söyleyeyim de, oooo ne zaman gidicen de ne zaman gelicen demeyin...Tabi hala böyle oturmaya devam edersem bunların hiç birini gerçekleştiremem.


Şimdi gelelim hafta sonu ne yaptık ne ettik. Cumartesi günü  kocam, Naziş ve  ben Zeyrek'teydik. Çünküm Gamse  iki haftadır hafta sonunu Büyük Ada'da geçiriyor. Biz önce Fatih Kadınlar Pazarı içindeki ''Siirt Şeref Büryan Kebap Salonu'' na gittik. İnanmazsınız ben burayı üyesi olduğum yabancı bir yemek sitesi vasıtasıyla keşfettim.  Ülen Allahın gavuru gelmiş yemiş de ben niye bilmiyom burayı falan demedim. Gayet nazik nazik-hayatım ,bak ne kadar güzel bir yer, yemekleri de çok nezihmiş...Ecnebi bir site çok methediyor. Bak onlar bile nasıl beğenmişler kalk gidelim,demiştim ve gitmiştik. Üç yıl falan önceydi... Hatta oraya gidince önce ne var ne yok herşeyin tadına bakmış, sonra o pazarı gezip, pazar deyince meydan karşılıklı Büryan kebapçılarla dolu, daha aşağılarda da yerel yiyecekler satan dükkanlar var. Otlu peynirler, çeşit çeşit ahayatımda görmediğim,tadını bilmediğim baharatlar ve daha aşağılara doğruda kasaplar. İlgisini çekenler için hemen Bozdoğan Kemerinin altında olduğunu söyleyeyim. İsteyene daha detaylı adres de verebilirim.Neyse ,işte biz büryanları,mumbar dolmalarını , kepçe kepçe ayranları löp löp götürdük.Sonra daldık Zeyrek sokaklarına...Tarihi evler arasında dolaştık, Koç Vakfının Zeyrek Camii karşısındaki şahane  manzaralı Kafesinde bir mola verdik. Camii çok güzel ama tadilatta olduğu için ancak namaz saatlerinde açılıyormuş.Ama dışından bile bakmak  insana kendini bir tuhaf hissettiriyor. Asırlardır böyle ayakta duran bir yapı onun yanında ise en ufak bir sallantıda püf diye gidiveren modern binalar... Zeyrek sokaklarında dolaşa dolaşa Balat'a indik. Öyle bir yorulmuşuz ki ev ev diye inledik. Vapura attık kendimizi, denizin köpüklerini izleye izleye çaylarımızı içe içe attık kendimizi Üsküdar iskeleye... Sonrası Home sweet home...


















Dün yani pazar günü kızlar; son rötuşları yapmak üzere okula gittiler. Ben ha şimdi ha birazdan sinemaya gidicem derken evde öylece kalakaldım. Geçen hafta pazarda bizim oraların kabağından bulmuştuk, ondan kaygana yaptım,çayımızı da demledik oooh miss uzattım ayaklarımı Vatankitapın  10.yıl özel sayısını okudum. Hamdi Koç, Orhan Pamuk, Zülfü Livaneli gibi bir sürü ünlü yazar kendilerini etkileyen kitapları yazmışlar. Zülfü Livaneli ve Gülten Dayıoğlu'nun yazıları özellikle çok hoşuma gitti.

Hadi şimdi bi de kaygana tarifi verelim ve ben gideyim artık.




 


 





Hayde gittim ben...İyi bir hafta olsun.