Bu hafta benim açımdan oldukça hızlı geçiyor. Ağustos ayı sanırım yazın en hızlı yaşadığım ayı oldu :)
Bu haftanın ilk programını ilkokul arkadaşım İnci ile yaptık. Çamlıca İş Bankası Korusunda hem onun emekli oluşunu kutladık hem de korunun keyfini çıkardık koruda taflan ağaçlarının oluşu beni çok şaşırttı. Ordu dışında hiç rastlamamıştım. Hemen daldık tabi...Siyah beyaz fotoğraftaki küçük kızlar İnci ve ben görülüyoruz. Benim bir doğum günümde çekilmiş bu resim. Daha dün gibi gelse de yıllar geçmiş gitmiş ve İnci'nin emekli oluşunu kutlamışız...
Dün gece de geleneksel ''yıldızlar altında teras parti''mizi yaptık.Yine samanyolunu aradık, büyük ayı ,küçük ayı, artık teknolojide sınır tanımayan programlar sayesinde burçlarımızı oluşturan yıldızları bulduk. Valla acaip bir şey bu skywiew programını telefonunuza indirin ve yıldızlı havada göküyüzüne tutun. Benim gibi radyo çağında doğan biri için biraz fazla geldi :)
Bir kitaptan söz edeceğim şimdi. Martı Yayınlarından çıktı. Adı; Beni Bulun/Michelle Knight... Arkadaşının babası tarafından kaçırılıp 11 yıl esaret altında tutulup çeşitli işkencelere ,tecavüzlere maruz kalışını anlatıyor Michelle bize. Daha önsözünü okurken kafamın derisi uyuştu.Sanırım bu yıl bu kitaptan çokça konuşulacak. Ben de okuyup bitirdiğimde geniş geniş söz ederim.
Ve yeni bir haber size... Martı dergisinin Ağustos sayısı için kitap yazısı yazdım. Bu dergi her açıdan çok donanımlı aradığınız her şey var. O yüzden okumanızı öneriyorum.
Dergiyi buradan sayfalarını tık tık çevirerek okuyabilirsiniz... TIK
Şimdilik gittim ben...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
21 Ağustos 2014 Perşembe
18 Ağustos 2014 Pazartesi
Ferahfeza
Canım İstanbul nasıl da ferahladı dün akşamdan beri. Şu anda pencereden içeri giren rüzgar neredeyse üşütüyor beni... böylece kalsak, o sıcak, yapış yapış, bizi nemden boğan yaz gitse yerini bir kızıl sonbahara bıraksa...Ayni eski Yeşil Çam filmleri repliğinde olduğu gibi ''çook mesudum'' bu havadan dolayı :)Dün meteorolojiden yağmur müjdesi alınca ellerim havada gözlerim yolda, yağmur mevlam su diye gözümü havaya dikip, yağmur bulutlarını bekledim resmen...Çok da güzel yağdı...
Hava azcık serinledi ya hemen koştum kuru fasulye ıslattım:) Akşama kuru fasulye pilav var anlayacağınız...Ve benim kuru fasulyem böyle taze nane ile yenir ve tadına doyulmaz..
Hemen ekleyeyim ''Bibiliyomanyaklar'' da bu haftanın yazısını ben yazdım... Berlinli Apartmanı/Yaprak Öz... Yorum yazanlar arasından bir kişi her zamanki gibi bir kitap kazanıyor. Bu kez benim okuyucularımdan biri kazansın istiyorum. Umarım da öyle olur...Bi TIK
Dün akşam kızlar evde yoktu biz de karı koca film izledik. Panama Terzisi... Bir politik komediydi ve beğendik.
Bu kadar valla, ben şimdi kendime bir film bulup ferahfeza izleyeceğim...
Hava azcık serinledi ya hemen koştum kuru fasulye ıslattım:) Akşama kuru fasulye pilav var anlayacağınız...Ve benim kuru fasulyem böyle taze nane ile yenir ve tadına doyulmaz..
Hemen ekleyeyim ''Bibiliyomanyaklar'' da bu haftanın yazısını ben yazdım... Berlinli Apartmanı/Yaprak Öz... Yorum yazanlar arasından bir kişi her zamanki gibi bir kitap kazanıyor. Bu kez benim okuyucularımdan biri kazansın istiyorum. Umarım da öyle olur...Bi TIK
Dün akşam kızlar evde yoktu biz de karı koca film izledik. Panama Terzisi... Bir politik komediydi ve beğendik.
Bu kadar valla, ben şimdi kendime bir film bulup ferahfeza izleyeceğim...
Etiketler:
. film,
Belinli Apartmanı,
Bibliyomanyaklar,
kitap,
Panama Terzisi
16 Ağustos 2014 Cumartesi
Bizim Evin Orta Yeri Sinema
Nasılsın benim canımın taa içi okuyucu...Beni sorarsan sıcak havalarda yapılabilecek en iyi şeyi yapıp serin serin salonumda film izliyorum. Mutfağa sadece buzlu limonlu suyumu almaya gidiyorum. Bu ara çayı bir kahvaltıda bir de akşam içiyorum.
Bugün bir izledim. Nasıl güzeldi, mutlu sonu bile ağlattı beni, gerçek gibi sevindim insanlar mutlu oldu diye:)35 yıldır Fransa'da kapıcılık yapan 2 cocuklu Portekizli bir ailenin amcalarından miras kalmasıyla yaşananlar.neşeli bir film.Türkçe adı; Yaldızlı Kase
Dün izlediğim filmin adı ise; Miss Pettigrew Lives for a Day - Öyle Bir Gündü Ki!...Bu da çok keyifliysi... İnsanların dış görünüşüne bakmamalı, kimin içinde ne gizli bilinmez... Miss Pettigrew gibi mesela... Bir temizlik işcisinin içinden bir sosyal danışman çıktı :)
Geceleri yatakta Slyvia Plath okuyorum. Dün gece okuduğum bölümde ilk intihar denemesini yaptı. Zaten okurken , nasıl adım adım intihara yaklaştığını anlıyorsunuz. Böyle huzursuz bir ruhun ölmeden huzur bulmasının ne denli imkansız olduğunu da...Bunu söylemek çok kötü biliyorum ama okurken bile o duygu geçiyor insana...Sabahlarıysa limonlu buzlu suyumu alıp,okuma odasına geçiyorum, daha hafif şeyler okuyorum.
Bu sabah da öyle yaptım ve sonra kahvaltı için kocam usulü menemen yaptım. O nasıl mı şöyle:) Bibersiz bir menemen bu... Önce istediğiniz kadar domatesi rendeleyin, sonra bunları tereyağda sos kıvamına gelene kadar pişirin. Çıptığınız yumurtaları üstüne dökün, karmakarış olmasın yumurtala rher tarafa yayılsın domates aradan fıkırdayıp yüzeye çıksın... Yumurtalar pişince kaşarını dökün ağzını kapatın ,erisin. En üste kırmızı pıl biber serpin ve servisinizi yapın...
Bu sabah Vatan Kitapa baktım biraz bu ara hiç ilgimi çeken bir kitap çıkmıyor açıkçası. Çok kısır bir dönemdi...Vatan Kitap demişken, kahramanının ''Don Kişot''un yazarı olan Cervantes'in olduğu bir kitap yazılmış.-Cervantes Sokağı/Jaime Manrique- Bu kitapla ilgili yazıyı okurken Cervantes hakkında çok da yeterli bir bilgiye sahip olmadığımı anladım.Mesela Shakespeare ile çok yakın tarihlerde doğduklarını ve bir gün arayla öldüklerini, Cervantes'in İnebahtı savaşına katılıp, Osmanlılar tarafından yaralandığını gibi...O yüzden sanırım ilginç bir kitap...
Hayde gittim ben...
Bugün bir izledim. Nasıl güzeldi, mutlu sonu bile ağlattı beni, gerçek gibi sevindim insanlar mutlu oldu diye:)35 yıldır Fransa'da kapıcılık yapan 2 cocuklu Portekizli bir ailenin amcalarından miras kalmasıyla yaşananlar.neşeli bir film.Türkçe adı; Yaldızlı Kase
Dün izlediğim filmin adı ise; Miss Pettigrew Lives for a Day - Öyle Bir Gündü Ki!...Bu da çok keyifliysi... İnsanların dış görünüşüne bakmamalı, kimin içinde ne gizli bilinmez... Miss Pettigrew gibi mesela... Bir temizlik işcisinin içinden bir sosyal danışman çıktı :)
Geceleri yatakta Slyvia Plath okuyorum. Dün gece okuduğum bölümde ilk intihar denemesini yaptı. Zaten okurken , nasıl adım adım intihara yaklaştığını anlıyorsunuz. Böyle huzursuz bir ruhun ölmeden huzur bulmasının ne denli imkansız olduğunu da...Bunu söylemek çok kötü biliyorum ama okurken bile o duygu geçiyor insana...Sabahlarıysa limonlu buzlu suyumu alıp,okuma odasına geçiyorum, daha hafif şeyler okuyorum.
Bu sabah da öyle yaptım ve sonra kahvaltı için kocam usulü menemen yaptım. O nasıl mı şöyle:) Bibersiz bir menemen bu... Önce istediğiniz kadar domatesi rendeleyin, sonra bunları tereyağda sos kıvamına gelene kadar pişirin. Çıptığınız yumurtaları üstüne dökün, karmakarış olmasın yumurtala rher tarafa yayılsın domates aradan fıkırdayıp yüzeye çıksın... Yumurtalar pişince kaşarını dökün ağzını kapatın ,erisin. En üste kırmızı pıl biber serpin ve servisinizi yapın...
Bu sabah Vatan Kitapa baktım biraz bu ara hiç ilgimi çeken bir kitap çıkmıyor açıkçası. Çok kısır bir dönemdi...Vatan Kitap demişken, kahramanının ''Don Kişot''un yazarı olan Cervantes'in olduğu bir kitap yazılmış.-Cervantes Sokağı/Jaime Manrique- Bu kitapla ilgili yazıyı okurken Cervantes hakkında çok da yeterli bir bilgiye sahip olmadığımı anladım.Mesela Shakespeare ile çok yakın tarihlerde doğduklarını ve bir gün arayla öldüklerini, Cervantes'in İnebahtı savaşına katılıp, Osmanlılar tarafından yaralandığını gibi...O yüzden sanırım ilginç bir kitap...
Hayde gittim ben...
Etiketler:
bibersiz,
Cervantes Sokağı,
film,
kaşarlı menemen,
kitap,
müthiş bir gün,
sinema,
yaldızlı kase,
yemek
14 Ağustos 2014 Perşembe
Nostalcici geldi haaanııımmm
Leylak Dalı bir yazı yazdı, yazısını bitirirken de aynen şöyle yazmış ''Son olarak, hayatının bir döneminde-daha ziyade çocukluk-duvarında bu
halıdan asılı bir eve girdim ya da yaşadım diyenler parmak kaldırsın :) Resmi görünce hiiiih dedim. En eski arkadaşımı,sırdaşımı buldum. Benim çocukluk yatağım duvara dayalıydı. Ordu rutubetli bir yer malum, Annem yatağımın dayalı olduğu duvara bu duvar halısını asmıştı. Geceler boyu elimi üzerinde gezdirerek, oradakilerin yerine kendimi koyarak ne hayaller kurdum, neler anlattım bir bilseniz. Elinde mavi nazar boncuklu çanta olan kadın en beğendiğimdi ve doğal olarak da kendimi onun yerine koyardım. Duvar halısında evcilik gibi bir şey oynardım işte...
(Fotoğrafı çeken: Leylak Dalı
Fotoğraf makinesi Funda(Madeni Cesaret) :)
O duvar halısını görünce - aa bi tane de ayılı olan vardı dedim.Ama tüm aramalarıma rağmen onu bulamadım ama tablosunu buldum.Meğer aslı bir tabloymuş. Ivan Shishkin isimli Rus ressam tarafından yapılmış.Yaz aylarını geçirdiği Estonya'da 1889 yılında yaptığı düşünülüyormuş.Adı;Bir Çam Ormanında Sabah... Rusya'da en sevilen iki tablodan biriymiş.( diğeri hangi tablo acaba çok merak ettim, iki yıl önce bir Rus resamlar sergisi gezmiştim. Gezerken işte bu resim diyorsunuz) Bana bu halı;'' Ayşegül Ormanda'' kitabını hatırlatırdı.
Şimdi bu nostalji işine dalınca; Annemin çapraz olarak astığı (zaten herkes de öyle asıyormuş)Arap kızlarını anmadan olmaz...Bir kaç yıldır karı koca bunları aramaktayız. Nerede bir eskici görsek hemen dalıyoruz. İnternette bir iki yerde satışına rastladım ama hasarlıydı... Olmadı Beyaz'dan isteyeceğiz artık:)Onun stüdyosunda ve Seksenler dizisindeki evde var... Bu aşağıda gördükleriniz gibi...Gitti Gidiyor da bulduğumu sanmıştım ama satılmış.
Sizin çocukluğunuzdan, aklınızdan silinmeyen objeler var mı?
(Fotoğrafı çeken: Leylak Dalı
Fotoğraf makinesi Funda(Madeni Cesaret) :)
O duvar halısını görünce - aa bi tane de ayılı olan vardı dedim.Ama tüm aramalarıma rağmen onu bulamadım ama tablosunu buldum.Meğer aslı bir tabloymuş. Ivan Shishkin isimli Rus ressam tarafından yapılmış.Yaz aylarını geçirdiği Estonya'da 1889 yılında yaptığı düşünülüyormuş.Adı;Bir Çam Ormanında Sabah... Rusya'da en sevilen iki tablodan biriymiş.( diğeri hangi tablo acaba çok merak ettim, iki yıl önce bir Rus resamlar sergisi gezmiştim. Gezerken işte bu resim diyorsunuz) Bana bu halı;'' Ayşegül Ormanda'' kitabını hatırlatırdı.
Şimdi bu nostalji işine dalınca; Annemin çapraz olarak astığı (zaten herkes de öyle asıyormuş)Arap kızlarını anmadan olmaz...Bir kaç yıldır karı koca bunları aramaktayız. Nerede bir eskici görsek hemen dalıyoruz. İnternette bir iki yerde satışına rastladım ama hasarlıydı... Olmadı Beyaz'dan isteyeceğiz artık:)Onun stüdyosunda ve Seksenler dizisindeki evde var... Bu aşağıda gördükleriniz gibi...Gitti Gidiyor da bulduğumu sanmıştım ama satılmış.
Sizin çocukluğunuzdan, aklınızdan silinmeyen objeler var mı?
Etiketler:
arap kızı duvar süsleri,
duvar halıları,
nostalji
10 Ağustos 2014 Pazar
Senden Sonra
Bugün başımı havaya kaldırdığımda göç eden leylekleri gördüm. Sen gideli kaç kez göç ettiler kimbilir. Leylek sürülerini görünce ne kadar sevindiğini hatırlıyorum , zira leyleği havada görmek o sene çok gezeceğine delaletti :) Severdin seyahat etmeyi,o yüzden mi böyle alelacele gittin.
Halbuki o beyaz hırkanı omuzlarına koysaydın, mavi farını pembe rujunu sürseydin, mantar topuk terliklerini de giyseydin babamı karşılamaya sahile inseydik, o kızıl saçların denizden esen rüzgarla savrulsaydı, o pembe,yandan pompalı parfüm şişenden sıktığın parfümün kokusu bize gelseydi.Ben yine gizlice sıkmış olsaydım, kendi kokumu duymak için ben de sallasaydım saçlarımı...
Şu resimde yine babamla bir seyehattesin,geçeceğiniz yollarda yemek yiyebileceğiniz bir yer olmadığını bilen babam tüm önlemlerini almış, sana yine mangalını yakmış.Şimdi var mı acaba, o zamanlar karayollarının bu tür yerleri vardı, iki taş masa, bir ateş yakabileceğin bir ocak olurdu. Az dağ yollarındaki böyle yerlerde babamın ziyafetlerine konmadık.
Bugünlerde şenliklerdesin diye çok seviniyorum, fındık zamanı geldi, şarkı türkü fındık topluyordur fındık işcileri...
Bizi merak etme hepimiz iyiyiz, müjdem var sana Metin dede oluyor, düşünebiliyor musun oğlun dede oluyor,Burcu bizim Cucu'nun oğlu olacak. Bizim kızlar da iyi aynı okulda öğretmenlik yapıyorlar bu bazen iyi bazen kötü ama iyi kısmı ağırlıkta :)
Yazlar geçiyor, kışlar geliyor yaşım senin yaşına yaklaşıyor, 13 yıl sonra aynı yaşta olacağız...İklimler de değişti sen gideli, artık meteoroloji hortum uyarısı yapıyor sürekli. Sen yağmurda yıkansılar diye panjurları açardın ya her yağmurda, nedense aklıma bu geliyor.
Hep diyorum sana İstanbul artık o senin İstanbul'un değil, dilencileri bile Suriyeli artık. İlk kez bu sene İstanbuldan gitmeyi konuşmaya başladık, hemen değilse de kademeli bir geçiş olur belki... Zuz, asla başka bir yere yerleşmenize izin vermem diyor ama bakalım kısmet be Anne...
Bugün yine bir seçim yaşadık,ülkece ...Şükürler olsun ki kazanan tarafta değilim.
Öptüm seni ruhundan ruhundan...
Halbuki o beyaz hırkanı omuzlarına koysaydın, mavi farını pembe rujunu sürseydin, mantar topuk terliklerini de giyseydin babamı karşılamaya sahile inseydik, o kızıl saçların denizden esen rüzgarla savrulsaydı, o pembe,yandan pompalı parfüm şişenden sıktığın parfümün kokusu bize gelseydi.Ben yine gizlice sıkmış olsaydım, kendi kokumu duymak için ben de sallasaydım saçlarımı...
Şu resimde yine babamla bir seyehattesin,geçeceğiniz yollarda yemek yiyebileceğiniz bir yer olmadığını bilen babam tüm önlemlerini almış, sana yine mangalını yakmış.Şimdi var mı acaba, o zamanlar karayollarının bu tür yerleri vardı, iki taş masa, bir ateş yakabileceğin bir ocak olurdu. Az dağ yollarındaki böyle yerlerde babamın ziyafetlerine konmadık.
Bugünlerde şenliklerdesin diye çok seviniyorum, fındık zamanı geldi, şarkı türkü fındık topluyordur fındık işcileri...
Bizi merak etme hepimiz iyiyiz, müjdem var sana Metin dede oluyor, düşünebiliyor musun oğlun dede oluyor,Burcu bizim Cucu'nun oğlu olacak. Bizim kızlar da iyi aynı okulda öğretmenlik yapıyorlar bu bazen iyi bazen kötü ama iyi kısmı ağırlıkta :)
Yazlar geçiyor, kışlar geliyor yaşım senin yaşına yaklaşıyor, 13 yıl sonra aynı yaşta olacağız...İklimler de değişti sen gideli, artık meteoroloji hortum uyarısı yapıyor sürekli. Sen yağmurda yıkansılar diye panjurları açardın ya her yağmurda, nedense aklıma bu geliyor.
Hep diyorum sana İstanbul artık o senin İstanbul'un değil, dilencileri bile Suriyeli artık. İlk kez bu sene İstanbuldan gitmeyi konuşmaya başladık, hemen değilse de kademeli bir geçiş olur belki... Zuz, asla başka bir yere yerleşmenize izin vermem diyor ama bakalım kısmet be Anne...
Bugün yine bir seçim yaşadık,ülkece ...Şükürler olsun ki kazanan tarafta değilim.
Öptüm seni ruhundan ruhundan...
6 Ağustos 2014 Çarşamba
Boy verme oy ver
Ara vermişim yine yazmaya... Ama blog benim sosyal platformlardaki ilk göz ağrım. Ocak ayında 9 yaşına basacak dile kolay. Bu blog vasıtasıyla hayatıma unutulmaz anılar ve hep benimle olsunlar diyebileceğim arkadaşlar, dostlar katıldı.
Neyse dönelim neler yaptık neler ettik kısmına...
Haftada iki üç kez Fenerbahçe Orduevinde havuz-deniz faslı yapıyorum.Hafta içi çok tenha oluyor. Bir çam ağacım var,erken gidip de onun altına yatamazsam gıcık oluyorum:)...Kitabımı okuyup,şezlonga yayılmak, sıcaklayınca havuza dalmak,akşama doğru deniz kıyısına inip ,Adalara karşı yüzmek en büyük keyfim. Denizden çıkınca da deniz kıyında yürüyüş,şu gördüğünüz zakkumun tam arkasındaki salıncalıklı kanepede ayaklarımı uzatıp şu manzaraya karşı sallana sallana geceyi getirmekle noktalamak günün altın vuruşu oluyor.
''Slyvia Plath Günlükler''okuyorum araya da romantik kitaplar attırıyorum,yazın ambiansına uygun olarak:) Geçen gün '' Düğün Hediyesi''ni okudum mesela... Kızımız, köşesinde yazdığı yazı ile lokantısının batmasına neden olan adama, işe girdiği başka bir lokantanın mutfağında ,adamın kardeşine hediye deceği düğün yemeğinin hazırlayıcısı oldu tesadüfen:) Pek sevimli,pek romantikti. Düşünün uzanmışsınız kumasala, güneş damlamış içinize kulakların çınlasın Sertab Erener:)) hal böyleyken elinizde de bu romantik kitap,bir taraftan da buz gibi limonlu iceteanızı hört hört çekiyorsunuz( kabul edelim bu kısım romantik olmadı) şöyle yapalım o zaman, hafif hafif yudumluyorsunuz, o sırada damağınıza yayılan serinlik, kalbinize dolan sıcaklıkla hoş bir tezatlık oluşturuyor ay bu ne be...Hört hört çekmek daha iyi:))
Film derseniz valla ne kadar eski Yeşilçam filmleri varsa izledim bu ara, hatta bugün Türkan Şoray ve Kartal Tibet'in oynadıkları ''Vukuat Var'' ı izledim.Geçen gün de Hülya Koçyiğit ve Engin Çağlar'lı ''Kınalı Yapıncak''ı izlemiştim.
Film kitap olayı bu durumda...
Kızlarım tatilden geldi, Naziş Cunda'da Zuz'laydı... Gündüz deniz sonra Cunda geceleri derken iyi bir tatil yaptı. Gamsegamse yakınlarda takıldı,''Büyük Ada Anadolu Klüp'' te kaldı bir kaç gün ama ben yağmur geliyo anonsunu yapınca koptu geldi:)
Madem kızlar eve toplandı ben de en sevdikleri pastayı yapayım dedim ve hemen bir mozaik yaptım. Bence en kolay ve en hafif pasta ve de benim de en sevdiğim... İki paket pötibör büsküviyi hemen ufaladım. Ufaladım dedimde çok küçük parçalara ayaırmadım. Bir buçuk su bardağı süt,üç çorba kaşığı şeker, ceviz kadar tereyağ ve üç çorba kaşığı kakaoyu bir kapta yağ eriyinceye kadar ısıtıp karıştırdım ve büsküvilerin üzerine döküp iyice karıştırdım. Sonra büyükçe bir buz dolabı poşetini yanlarından keserek açıp, bu karşımı üstüne döküp piramit şeklini verip ,sardım sarmaladım buzdolabının buzluk kısmına attım.
Pazar günü Cumhur Başkanlığı seçimi için oy kullanacağız. Diyeceğim aşağıda gördüğünüzdür.
Hayde gittim ben...
Neyse dönelim neler yaptık neler ettik kısmına...
Haftada iki üç kez Fenerbahçe Orduevinde havuz-deniz faslı yapıyorum.Hafta içi çok tenha oluyor. Bir çam ağacım var,erken gidip de onun altına yatamazsam gıcık oluyorum:)...Kitabımı okuyup,şezlonga yayılmak, sıcaklayınca havuza dalmak,akşama doğru deniz kıyısına inip ,Adalara karşı yüzmek en büyük keyfim. Denizden çıkınca da deniz kıyında yürüyüş,şu gördüğünüz zakkumun tam arkasındaki salıncalıklı kanepede ayaklarımı uzatıp şu manzaraya karşı sallana sallana geceyi getirmekle noktalamak günün altın vuruşu oluyor.
''Slyvia Plath Günlükler''okuyorum araya da romantik kitaplar attırıyorum,yazın ambiansına uygun olarak:) Geçen gün '' Düğün Hediyesi''ni okudum mesela... Kızımız, köşesinde yazdığı yazı ile lokantısının batmasına neden olan adama, işe girdiği başka bir lokantanın mutfağında ,adamın kardeşine hediye deceği düğün yemeğinin hazırlayıcısı oldu tesadüfen:) Pek sevimli,pek romantikti. Düşünün uzanmışsınız kumasala, güneş damlamış içinize kulakların çınlasın Sertab Erener:)) hal böyleyken elinizde de bu romantik kitap,bir taraftan da buz gibi limonlu iceteanızı hört hört çekiyorsunuz( kabul edelim bu kısım romantik olmadı) şöyle yapalım o zaman, hafif hafif yudumluyorsunuz, o sırada damağınıza yayılan serinlik, kalbinize dolan sıcaklıkla hoş bir tezatlık oluşturuyor ay bu ne be...Hört hört çekmek daha iyi:))
Film derseniz valla ne kadar eski Yeşilçam filmleri varsa izledim bu ara, hatta bugün Türkan Şoray ve Kartal Tibet'in oynadıkları ''Vukuat Var'' ı izledim.Geçen gün de Hülya Koçyiğit ve Engin Çağlar'lı ''Kınalı Yapıncak''ı izlemiştim.
Film kitap olayı bu durumda...
Kızlarım tatilden geldi, Naziş Cunda'da Zuz'laydı... Gündüz deniz sonra Cunda geceleri derken iyi bir tatil yaptı. Gamsegamse yakınlarda takıldı,''Büyük Ada Anadolu Klüp'' te kaldı bir kaç gün ama ben yağmur geliyo anonsunu yapınca koptu geldi:)
Madem kızlar eve toplandı ben de en sevdikleri pastayı yapayım dedim ve hemen bir mozaik yaptım. Bence en kolay ve en hafif pasta ve de benim de en sevdiğim... İki paket pötibör büsküviyi hemen ufaladım. Ufaladım dedimde çok küçük parçalara ayaırmadım. Bir buçuk su bardağı süt,üç çorba kaşığı şeker, ceviz kadar tereyağ ve üç çorba kaşığı kakaoyu bir kapta yağ eriyinceye kadar ısıtıp karıştırdım ve büsküvilerin üzerine döküp iyice karıştırdım. Sonra büyükçe bir buz dolabı poşetini yanlarından keserek açıp, bu karşımı üstüne döküp piramit şeklini verip ,sardım sarmaladım buzdolabının buzluk kısmına attım.
Pazar günü Cumhur Başkanlığı seçimi için oy kullanacağız. Diyeceğim aşağıda gördüğünüzdür.
Hayde gittim ben...
29 Temmuz 2014 Salı
Bayramın notları
Bu bayramda bizim sülalenin çoğu şehir dışına gitti bizim evden de Naziş gidenler arasındaydı... Ama geriye kalan kadro da hiç fena değilmiş:)) Bayramın ilk günü görümcemin evinde toplandık böyle... Sonra biz eve döndük bu kadro aynen bize geldi, bu kez Cancanlar da kadroya dahil olmuştu...

Bayram kahvelerimizi Gamsegamse'nin elinden içtik ama kahveyi yapar yapmaz sen bu bayram etli yaprak sarma yapmadın diye tüydü evden,halalarına gitti...

Gece Meral bizde kaldı, film gecesi yaptık. Çok eğlenceli bir romantik komediydi...-Öteki Kadın-
Bugün burada kalan genç kesim havuza gitti...İkinci günün bayram kahvelerini görümcelerimle bizim evde içtik...
Sabahları herkes uyurken, kalkıp yeşil çayımı yapıyorum ve okuma odasında kitap okuyorum... Sabah rüzgarı tülü havalandırırken mest oluyorum...Bu arada gördüğünüz kitap; Kız Öpme Kuyruğu/Nazlı Eray
Bugün öğleden sonra Begüm'ün Almanya seyahatinden dönüşte getirdiği Japon kirazlı yeşil çayımdan demledim ve Ferzan Özpetek'in son filmi olan ''Kemerlerinizi Bağlayın''ı izledim. Filmi beğendim ama benim için hala en favori Ferzan Özpetek filmi '' Cahil Periler''
Bu kada:)
''BOL KAHKAHALI GÜNLER DİLERİM TÜM KADIN ARKADAŞLARIMA''

Bayram kahvelerimizi Gamsegamse'nin elinden içtik ama kahveyi yapar yapmaz sen bu bayram etli yaprak sarma yapmadın diye tüydü evden,halalarına gitti...

Gece Meral bizde kaldı, film gecesi yaptık. Çok eğlenceli bir romantik komediydi...-Öteki Kadın-
Bugün burada kalan genç kesim havuza gitti...İkinci günün bayram kahvelerini görümcelerimle bizim evde içtik...
Sabahları herkes uyurken, kalkıp yeşil çayımı yapıyorum ve okuma odasında kitap okuyorum... Sabah rüzgarı tülü havalandırırken mest oluyorum...Bu arada gördüğünüz kitap; Kız Öpme Kuyruğu/Nazlı Eray
Bugün öğleden sonra Begüm'ün Almanya seyahatinden dönüşte getirdiği Japon kirazlı yeşil çayımdan demledim ve Ferzan Özpetek'in son filmi olan ''Kemerlerinizi Bağlayın''ı izledim. Filmi beğendim ama benim için hala en favori Ferzan Özpetek filmi '' Cahil Periler''

Bu kada:)
''BOL KAHKAHALI GÜNLER DİLERİM TÜM KADIN ARKADAŞLARIMA''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















bu manzaraya karşı son kahvemizi içip eve öyle döndüğümüzü ve ağaçların altında Urasimo ile çıplak ayaklarımızla maç yaptığımızı da eklemeleyim:)




