Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

11 Şubat 2014 Salı

Sahillerden,kitaplardan,filmlerden ,ödüllerden

  Nasıl güzel bir hava var iki gündür. Ama hayra alamet mi? Bilemem valla...Bu ara sorular hep çalışmadığım yerlerden çıkıyo zaten. Benim anneannem gara gücük derdi Şubat için.Gücük şubat ayına atfen gara da kara kışa atfen söylenmiş bir söz. Zaten anlamışsınızdır da iş olsun işte. Ama bugün resmen pembe gücüktü:)) Berbat bir espri oldu kabul...

Biz sabah havayı güzel görünce hadi bir yürüyüş yapalım dedik. Hadi bi de değişik bir güzegah olsun  dedik. Ve bir plan yaptık. Üsküdar'dan Marmaray ile Yenikapı'ya geçelim Eminönü'ne kadar yürüyelim. Abey meğer oralarda sahil mevta olmuş bizim haberimiz yok.Yürü babam yürü denizle aramızda bir çit  var... Yürüdükçe karnım acıktı.Kum Kapı balıkçılarının oraya gelince daha da açlık hissettik. Zaten hafta içinin rehavetinde olan restoran garsonları insanın üstüne atlıyodu.Kocama pazarlık yap dedim:)) Valla buraların raconu böyle aklınızda olsun. Benim kocam da garibim hiç alışık değil böyle şeylere hahha ama baktı kapanın elinde kalıyoruz anladı olayı. Neyse ,oturduk balığımızı neyin yedik içtik.  Tabi ben zilyon çeşit balık içinde yine Karadenizliliğim tuttu hamsi yedim:)





Yemekten sonra yürü babam yürü   sahil ararken bi çıkmaza girdik sanki noluyoruz kapana mı? kısıldık leynnn derken oradakiler bize nah şu kapıyı gösterdiler. Oradan döne döne çıktık. Allahım aklıma mukayyet ol dedim. Neyse  valla bilemiyorum neresi Çatladıkapı mııı? Ahırkapı mııııı? orada denize kavuştuk. Olsun yine de uzun bir sahil yürüyüşümüz var , enseyi karartmayalım  bak ne güzel taze taze balığımızı da yedik  diyoruz ama kardeş bu sefer de yürü yürü tamam sahil güzel, deniz güzel, hava güzel de bi yudum su içebilecek bir yer yok yolun karşısında caanım kafeteryalar ,tesisler neyin var ama geçiş yok.Uzun etmeyeyim okuyucu bi daha da gitmem Davos'a diyeyim, anla sen beni. Gzözünü kulağını sevdiğimin ,ellerinden öptüğümün  Üsküdar Sahili...Miss gibi yürüyüşünü yaparsın, yoruldun, hemen denize karşı taraçalara oturursun ayağını denize uzatır kitabını açar,çayını söylersin. Karnın  açsa bi de tost  dersin. Olmadı tekneye bin Kız Kulesine geç,kahveni orada iç. Ya da geç yolun karşısı çay bahçesi dolu otur ,Tarihi Yarımadaya baka baka bi hal ol yani....






Sonuç olarak eve döndüm çok şükür, yolda kocam beni ekti,sen git yeşil çayını koy, yazını yaz ben de bi klübe geçeyim dedi. Hayde selametle dedim.Bugünün hikayesi de aksiyonu da bu...

 Gelelim kitapdııır filmdiiir:))


Şimdiii bir kitaptan söz edeceğim ama bir taraftan da size acıyorum. Diyeceksiniz niye:) Bu kitap ''İĞNELER'' in yazarı Selgin GB nin 2011 de yayımlanan bir öykü kitabı. Sanırım internetten satış yapan kitabevlerinden arayacaksınız. Ya da bu kitap yeniden basılsın...Kitap bir öykü kitabı  ama öyle sıradan bir öykü kitabı değil. Bi kere çok lezzetli. Lezzeti şuradan;Her hikayeye eşlik eden bir lezzet ve onun tarifi var. Öyküyü okurken , bırakayım okumayı gidip şunu pişireyim diyorsunuz.  Mesela bir Gurbet Aşı var. Baz olarak bulgur pilavı ama anam içinde nar ekşisi bile var. Kesin pişiricem onu kesinnn....Bir hikayenin kahramanına başka bir hikayenin bir yerinde rastlayınca sanki yolda yürürken bir tanıdığa rastlamış duygusu ediniveriyorsunuz.

Filme gelince,filmimiz yabancı dilde en iyi  film dalında Oscar Adayı... 

Seyahat etmek yararlıdır, hayal gücünü geliştirir.
Geriye kalan her şey hüsran ve angaryadır.
Yolculuğumuz tümüyle hayalîdir. Gücünü buradan almaktadır.
Yaşamdan ölüme yol alır.
İnsanlar, hayvanlar, şehirler, olaylar birer hayal ürünüdür.
Bu bir romandır, yalnızca kurgusal bir hikâyedir.
Littré öyle söylüyor ve o hiç yanılmaz. Ayrıca o kadarını herkes yapabilir.
Siz sadece gözlerinizi kapayın. O, yaşamın diğer tarafındadır.
Louis-Ferdinand Céline
“Gecenin Sonuna Yolculuk
 
Film,bu sözlerle  bir Roma güzellemesi olarak başlıyor. Roma'daki sanat eserlerini tepeden, yandan, çaprazdan, yakından, uzaktan kamera ile geziyoruz. Sonra filmin kahramanının  güzelliği arayışı biçiminde sürüyor. Altın Küre dahil bir çok festivalde ödül almış bu film bir sanat filmi olarak düşünülmüş bence.  Görselliği yanında sözlü anlatım da  çok önemli.Alışılmışın dışında bir film olduğunu söyleyeyim ve gideyim.



Gitmeden önce bu hafta Bibliyomanyaklar da benim yazım yayında. Ayfer Tunç'un son romanı ''Dünya Ağrısı'' nı yazdım. Yazının altına bırakacağınız yorumla kitap kazanma şansınız var hatırlatayım. TIK deyin gidin yazıya:))

10 Şubat 2014 Pazartesi

Hafta Sonu Hafta Sonu

Hey gidi okuyucu, günler nasıl da patır patır geçiyor böyle...Neredeyse şubatı yarıladık. Türkiye gündemi yine ısınık yine ısınık. Valla  bana sormayın n'olcak diye... İnternet yasakları bu gece yarısından itibaren başlıyor. Uğurlu kademli olsun ... Valla Ordu^'da  hayırlı  ,uğurlu olsun'u böyle diyorlar. Gün olur da görüşemezsek hakkınızı helal edin...

Bu hafta sonu yine zıpkın gibi fişşek gibi geçti.Cumartesi günü'' İĞNELER'' öykü kitabının  ve ''Bibliyomanyaklar '' yazarı Selgin GB ile birlikte ''Kafka Cafe'' de kitap üzerine konuştuk.  Mesela öyküleri nasıl kugular, iğneler aklına nereden geldi  biz sorduk o cevapladı. Çok yakında bunları çok detaylı bir şekilde Mavianne'nin yaptığı röportajda  okuyacaksınız.Bizler de ''Bibliyomanyaklar''ın diğer üyeleri de  mart ayı içinde  yazacağız ama siz o zamana kadar bence kitabı hemen alıp okuyun. Her okuyana bir tarafından değecek hikayeler var. Ben çok hikayede kendimi, annemi, babamı, kardeşlerimi buldum mesela... Hatta hikaye kahramanlarından biri  bizim eve geliyordu az kaldı:)...





Cumartesi akşamının bombası ise internet yasakları protestosu için İstiklal'de olan  Naziş ve Neslihan'ın   bir güzel gazlanıp eve gelmeleriydi, neyseki ucuz atlattılar.


Bugünün en güzel tarafı ise Memo'nun doğum günü olmasıydı... Memom benim ne zaman bi şeye sıkışsam Hızır gibi yetişir,yengesinin işini halleder.Çoook uzun yıllar önceydi, bir akşam kapı çalındı Memo geldi,bize. Evde yalnızım ve deli gibi tutkunu olduğum '' Yedi Tepe İstanbul''u izliyorum. Ama o zaman öyle uydu antenler, Digitürkler neyin yok. Bildiğin çatı anteni var herkeste. Ne hikmetse TRT1 ne yaptık ettikse doğru düzgün çekmiyor. Ertesi akşam, bizim çatıda tangır tungur sesler, Mehmet bizim eve gelmiş pencereyi açmış atın  kabloyu falan diye bağırıyor. Canım Memom ,o gün ilk parasını kazanmış onunla da bana çatıya özel anten diktirmiş:)) Yani öle bi gönül bağımız var onunla...Görümcemin yaptığı şahane dolmalarında olduğu masada  toplanıp ona sürpriz bir doğum günü yaptık bugün...



 Yarın okullar açılıyor,kızlar da haliyle işbaşı yapıyor. Ben de normal yaşamıma dönerim inşalah maşallah...

Ay ay durun hemen gitmeyin bu pazartesi günü yani bugün:)))''Bibliyomanyaklar'' da benim yazım yayına giriyor. Yani Dünya Ağrısı/ Ayfer Tunç ile ilgili yazdığım yazı...Yazıyı okuyup yazının altına yorum bıranlar arasından yapacağımız çekilşte bir kişiye  CANAN TAN'ın özel olarak Bibliyomanyaklar-Kitap Düşkünleri  okuyucuları için imzaladığı'' İZ''romanını hediye ediyoruz.Hepinizi orada görmek isterim doğrusu:))
Şuraya bi TIK


















Hayde şimdi gerçekten de gittim:))

Not: bazı arkadaşlar sayfama girmekte sorun yaşadıklarını söylüyorlar, merak ediyorum  kimler sorun yaşıyor acaba başka....

8 Şubat 2014 Cumartesi

TOKUZ AMA AÇIZ

Başlığı görünce şaşırabilirsiniz ama dün ben  ^^ Tavsiye Evi'' nde bu başlık altındaki bir toplantıya katıldım. İyi ki de katılmışım. Dr. Ayşegül Çoruhlu bilmediğimiz hiç birşeyi anlatmadı ama neden bunları yapmamız gerektiğini öyle güzel anlattıki. Kendisinin bir biyokimyacı oluşu bir diyetisyen olmayışı, kilolarınız değil beni ilgilendiren deyişi dinlerken gözlerimi ve kulaklarımı dört değil sekiz açmamı sağladı.





(benim yanımda  oturan beyaz  gömlekli hanım Dr. Ayşegül Çoruhlu)
Ayşegül Hanım dedi ki, akşam yemeklerinizi erkene alın, mümkünse mesela saat 5  gibi yeyin. Bilmiş ben,illa bi çıkıntılık yapıcam ya  durur muyum?)) -''ama ama Ayşegül Hanım, biliyosunuz Türk kültüründe akşam yemeği çok önemlidir, aile akşam yemeğinde bir araya gelir ve en lezzetli en kalorili yemekler akşam yenir'' dedim.
Cevap: Değiştirin daha erken yeyin, daha çok sebze yeyin, kalorili besinleri gündüz tüketin. Doğum günü partilerini gündüz yapın, dedi. Suyunuzu alkali yapın dedi mesela. Bu da bir litre suya bir çay kaşığı karbonat atmakla  yapılabilecek bir şeymiş. Suyunuzun ne tadı ne rengi değişir dedi. Ya da limon sıkmakla... Enginar örneğini verdi. Nasıl enginarın kararmasını önlemek için limon sürüyor ya da limonlu suya bırakıyorsak. Limon içimizin de böyle  temizlenmesine yardım eder dedi. Et yiyorsanız yanında mutlaka bir tabak koca salata yeyin dedi. Baden,fındık, ceviz bunları miktarsızca yiyin. Yağlı tohumları (keten tohumu, çörek otu gibi mesela), baharatları yemeklerinizden eksik etmeyin dedi. Arabamıza en iyi benzini koymaya çalılırken, evimizi en kaliteli temizlik malzemeleri ile temizlemeye çalışırken bunları yapmak hiç ama hiç zor değil bence de...


Yani bugün de sağlıklı beslenme konusunda tüyolar verdim size afferim bana:))

7 Şubat 2014 Cuma

YA DA

Dün biz uyurken ya da yemek yerken ya da kahvemizi içerken,kitabımızı  okurken ya da ya da ya da...
Bir baba oğlunun cesedini ,sırtındaki torbada taşıdı...



5 Şubat 2014 Çarşamba

Şubat

Bizim için sağlık sorunlarıyla dolu olarak geçen ocak ayı nihayet bitti...Sağolsun tüm aile bireylerini bi elden geçirdi öyle gitti.

Pazartesi evde büyük bir temizlik ve dezenfekte operasyonu yapıldı. Pir-ü pak oldu. Darısı memleketin başına diyelim ve  başlayalım ne ettik ne yaptık ne okuduk  ne izledik. Bu ara film konusunda yavaşladım. Daha doğrusu  bir kaç sabahtır geç kalkıyorum.Ama geceleri radyo tiyatrosu dinlemeye devam. Dün gece radyo tiyatrosu yerine Agatha Christine'den uyarlanan bir oyunu arkası yarın olarak açmışım. Aniiii, 25dk da bir biter, yeniden başlar, seslendirenlerin adını neyin yeniden söyler bi de özet geçer. Kocamın canına okudum, ben 45-50 dk lık radyo tiyatrosu oyunu seçiyordum, onun da zaten yarısında uyuyordum sen tutturdun Agatha Christine diye, dedim:) Zaten uyumuşum bir ara uyandım 12. bölüm başlıyordu arada ne oldu bilemiyorum ama yine de katili öğrenemedik. Arada uyuduğum için de fikir de yürütemedim...

Kitap; Bugün Canan Tan'ın ''Issız Erkekler Korosu'' na başladım...Canan Tan ,bu kitabında olaya erkekler tarafından bakmış... Sadece erkek müşteri kabul eden ''Ademoğlu Pansiyon'' da geçen bir hikaye...Dertli ve aşık erkekler. Hepsinin ayrı bir derdi ve hepsinin ayrı bir şarkısı var.Bu romanın özelliği; Canan Tan'ın diğer romanlarındaki kahramanlarının bu romanda da olması... Pansiyon müşterileri tanıdık yani:)...



Resimde gördüğünüz,orkidemin cinsinin adı; ''kedi tırnağı'ymış. Yılda iki kez açıyor ve çiçekleri de dört ay üstünde kalıyor. Çiçekler dokunduğunuzda sanki sert plastik gibi bir his bırakıyor. Bu yıl  ilk kez açıyor...




Tekrar bir hatırlatma ; Bibliyomanyaklar her hafta bir okuyucusuna kitap armağan ediyor. Tek yapmanız gereken yazının altına yorum bırakmak. Dünya Ağrısı/Ayfer Tunç  şubat ayı kitabımızdı biliyorsunuız. İlk haftanın yazısını,   Leylak Dalı yazdı... Çok kapsamlı çok güzel bir yazı olmuş..

Ayrıca da ikinci haftanın yazısının ödülü benden olacak  sürprizli bir ödül o yazı için de bi TIK

E bu kadar  ,gittim ben hayde...

1 Şubat 2014 Cumartesi

Kayda girsin

Yavaş yavaş sosyal yaşama dönme kıpırtıları göstermeye başladı bizim ev. Dile kolay tam bir aydır, hastalık halleri var bizde...En büyük hazine sağlıkmış diyelim ve ben ne yapmışım, ne okumuş ne izlemişim bu günlerde  bi bakalım)
 











İlk evden çıkış operasyonumuzu görümcemin kızı  Filiz düzenledi. Bizi evinde bir güzel ağırladı... Yedik içtik,sohbetler ettik. Bir ayın acısını çıkardık.




Bu hafta izleyip de size sözünü etmek istediğim film ise;President Barber...Bir Kore filmi ama izlerken hiç de yabancılık çekmeyeceksiniz. Memleketimden manzaralar diyebilirsiniz hatta...
Sıradan bir berber, çocuğunun da telkinleriyle işleri büyütmek için çaba göstermeye başlar. Bunun sonucunda ülkenin başkanının berberi haline gelecek olan adam, ülke tarihindeki önemli olaylara da ilk elden tanıklık edecektir.



Bu haftanın kitabı ise  ''Dün ve Ferda/ Erendiz Atasü'' oldu.60'lı yıllardan bugüne uzanan olaylar silsilesi,bir dönüşümün kitabı...Kahramanımız Ferda  ama onun etrafında gelişen olaylar, onun hayata bakışı,o yıllardaki siyasal yapı, cinsellik ,çevresindeki insanlar gibi detaylarla  yazar bize o yıllardan bu yana değişen hatta kökten değişen bir anlayışı anlatıyor. Değişmeyen tek şey sanırım Kazım Hoca gibiler...

Gözlüğümün  zincirini görüyor musunuz... Görümcemin kızı Banuş yapıyor. İncecik oyalar örüyor bunun için. Görür görmez kaptım hemen:)

Gelelim bu haftanın en önemli etkinliğine... Dün ''Tavsiye Evi'' nde Canan Tan ile yapılan çaylı kahveli bir sohbete katıldım.Kitaplar, Türk Edebiyatı ve son günlerdeki edebi olaylar hakkında sohbet ettik. Bir ev sohbeti  bir komşu ziyareti havasında geçti saatler. Kitaplar imzaladı bize, hem de istediğimiz kadar kitabı hediye etti, seve seve de imzaladı..''.Mesela çocuk kitapları yazdığını bilmiyordum. Hemen yeğenim Doğa'ya  imzalattım ve gönderdim dün babasıyla Ordu'ya...İmza Ben'' de de aynı kitapta buluşacakmışız çok sevindim.


Bu sohbet sırasında ''Kız Çocukları''tarafından hazırlanan lezzetlerle ağırlandık. Hele adını'' Fatih Portakal''ın koyduğu bir ''kara bela'' vardı ki, pasta mıydı?,çikolata mıydı?  karar veremedim...


Dün öğleden sonrayı ise Ordu'dan gelen kardeşimle geçirdim. Naziş bizi yemeğe götürdü. Sonra  D&R da kitap alışverişi yaptık.

Durun daha haberler bitmedi... ''Bibliyomanyaklar''ın ilk yazar röportajı yayına girdi.Çok güzel bir röportaj oldu,okumanızı ve Kapalı Çarşı Cinayeti yazarı Esra Türkekul'u yakından tanımanızı öneririm... Bakın bakalım o neler okuyor mesela...Ve bundan sonra her hafta bir okuyucusuna bir kitap armağan edecek Bibliyolar... Çok güzel kitaplar var,kaçırmayın...

28 Ocak 2014 Salı

Bi sürü bişi işte

Bizde yine  bol bol hastalık vardı canım okuyucu... Yandım yandım kül oldum,hastanelere düştüm,serumlar  takıldı  tam iyi oluyorum sanırım derkeeen belim tutuldu... Şahdım,şahbaz oldum yani....Belimdeki olayın, fazla öksürmemden dolayı siyatik sinirleri ile ilgili bir şeyim olduğunu söyledi Ataletim... Olaya anında el koydu tabiki... Azcık daha yatıcam azcık daha evdeyim anlayacağınız...

Neyse hasatalık işini boş verelim. Evdeyiz ailecek,kızlar da yarıyıl tatiline girdiler.Öle işte.

Önce ''Bibliyomanyaklar''dan haberlerle başlayalım. Çok güzel sürprizler var,sizin için.İlk   haberimiz; çok yakında ''Kapalı Çarşı Cinayeti'' yazarı ; Esra Türkekul ile yaptığımız bir röportaj gelecek. İkinci güzel haber ise artık her hafta okuyuculurımıza ''İletişim Yayınları'ndan çıkan bir kitabı armağan edeceğiz. İlk 10 kitabı gördüm,bayıldım...Tek yapacağınız iş ''Bibliyomanyaklar''ı okumaya devam etmek ve  o haftanın yazısına yorum bırakmak.

Bibliyogillerin:)  şubat kitabını daha önce söylemiştim. Ayfer Tunç'un son kitabı ''Dünya Ağrısı'' Kitapla ilgili yorumlarımı tabiki'' Bibliyomanyaklar/Kitap Düşkünleri'' nde yazacağım ama şimdiden söyleyeyim çok beğendim. Benim her tarafım ağrıya ağrıya , Mürşit'in dünyası ağrıya ağrıya okuyorum.

Bir sürü kitabım var artık yatar kalkar okurum. İki tane de inceleme araştırma kitabım var kiii,azcık kendime geleyim sabahları ,ev sessizken çayımı, kahvemi alıp yumulucam onlara...
Mustafa; Bana ''Çocuklaçocuk'' dan tanıdığımız Fulya'nın yeni yıl hediyesiydi...Elime alınca zaten, bayıldım. Atatürk'ün hayatının bir evrak-ı metrukesı...Mesela Atatürk'ün cebinden hiç ayırmadığı not defterini elinize alıp inceleyebilir, sayfalarını çevire çevire okuyabilirsiniz. Ya da yazdığı bir mektubu zarfından  çıkarıp okuyabilirsiniz. Bir kitaptan çok hatıra defteri gibi,bir belgesel gibi. Çok ince düşünülmüş ve tasarlanmış.Bence herkesin kitaplığında olmalı...




İkicisi, Funda Şenol Şentek'e ait bir Ankara kitabı...''Cumhuriyet Ütopyası:Ankara''...Cumhuriyetin Ütopyası: Ankara ...Tabi bana birinci elden Funda'dan ulaşması  gibi bir ayrıcalığım oldu. Bunu da söylemeden geçemiciiim yani:))Ankara ile  yıllar önce koparttığım ilişkimi Leylak'ım ile yeniden kuran benim bile bir çok anısının olduğu mekanlarla ilgili hikayeler, Sevgi Soysal'dan  ''Yenişehir'de Bir Öğle Vakti''...Behzat Ç.'nin Ankara'sı gibi ,Şükran Yiğit'den bir Yeni Mahalle yazısı gibi yazılar çok güzel...
Bu kitap Ankara hakkında pek çok hikaye anlatıyor. "Orta zamanlar"dan bugüne;taşra kasabasından başkente; Taşhan Meydanından Kızılaya uzanan hikâyeler. Bu
şehrin evleri, sokakları, kurumları ve insanları bu hikâyelerin kahramanları.

Sinemalar, pastaneler, gazete binaları, türbeler, bakanlıklar, ticarethaneler, parklar,
Apartmanlar... Şehri farklı dönemlerde ve biçimlerde inşa eden ve onun tarafından
inşa edilen her şey ve herkes. Yaşadığımız ve sevdiğimiz şehre bir gönül borcu gibi de düşünülebilir bu kitap.(Arka kapak yazısı)





Biraz da film diyelim. Dün gece ailece  film gecesi yaptık. Bir yerli bir yabancı olmak üzere iki film izledik. İlki; The secret life of Walter Mitty/Walter Mitty'nin gizli yaşamı...James thurber'ın 1941 yılında yazdığı romandan aynı adla filme alınmış. 1947 de çevrilen ilk versiyonunda Dane Kaye oynamış.Konusu kısaca LİFE dergisi kapanacaktır. Kapanış sayısı için düşünülen kapak resminin de negatifi kaybolmuştur. Walter Mitty ile dünyanın her yerinde bir görsel şenlik eşliğinde  bu resmin peşine düşüneceksiniz.Bu film şu anda sinemalarda oynuyor,biz evet sinemada izlemedik ama en azından büyük ekranda izledik. Kısaca kucağıma alırım laptopu izlerim diyorsanız çok keyifli olmayabilir,sölim size:)




İkinci filmimiz ise Ordu'lu oluşumuz ve de Yönetmeninin kardeşinin Naziş'in velisi olması dolayısıyla bize  yine ilk  elden hediye edilmişti. Film Ordu'da  bir yaylada çekilmiş. Dizi oyuncaları Vahide Gördüm dışındakiler yöre halkı...Dünya prömiyerini Toronto Festivalinde yapmış.Zefir, yönetmen  Belma Baş'ın ilk uzun metraj denemesi, 2010 yapımı bir dramdır. Filmin ortak yapımcıları arasında Cem Yılmaz da vardır.

Konusu başına buyruk Zefir adlı 11 yaşında kız çocuğunun Anneannesi'nin yanına yaz tatiline gelmesiyle başlar. Filmde bol bol Karadeniz görselliği göreceksiniz. Ormandaki böğürtlenler, yabani çilekler, tirmit adını verdiğimiz mantarlar bana haliyle çok tanıdık  o yüzden çok farklı  hislerle izledim. Filmin çarpıcı finali ile de çarpılacağınızı söyleyeyim...