Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

8 Şubat 2014 Cumartesi

TOKUZ AMA AÇIZ

Başlığı görünce şaşırabilirsiniz ama dün ben  ^^ Tavsiye Evi'' nde bu başlık altındaki bir toplantıya katıldım. İyi ki de katılmışım. Dr. Ayşegül Çoruhlu bilmediğimiz hiç birşeyi anlatmadı ama neden bunları yapmamız gerektiğini öyle güzel anlattıki. Kendisinin bir biyokimyacı oluşu bir diyetisyen olmayışı, kilolarınız değil beni ilgilendiren deyişi dinlerken gözlerimi ve kulaklarımı dört değil sekiz açmamı sağladı.





(benim yanımda  oturan beyaz  gömlekli hanım Dr. Ayşegül Çoruhlu)
Ayşegül Hanım dedi ki, akşam yemeklerinizi erkene alın, mümkünse mesela saat 5  gibi yeyin. Bilmiş ben,illa bi çıkıntılık yapıcam ya  durur muyum?)) -''ama ama Ayşegül Hanım, biliyosunuz Türk kültüründe akşam yemeği çok önemlidir, aile akşam yemeğinde bir araya gelir ve en lezzetli en kalorili yemekler akşam yenir'' dedim.
Cevap: Değiştirin daha erken yeyin, daha çok sebze yeyin, kalorili besinleri gündüz tüketin. Doğum günü partilerini gündüz yapın, dedi. Suyunuzu alkali yapın dedi mesela. Bu da bir litre suya bir çay kaşığı karbonat atmakla  yapılabilecek bir şeymiş. Suyunuzun ne tadı ne rengi değişir dedi. Ya da limon sıkmakla... Enginar örneğini verdi. Nasıl enginarın kararmasını önlemek için limon sürüyor ya da limonlu suya bırakıyorsak. Limon içimizin de böyle  temizlenmesine yardım eder dedi. Et yiyorsanız yanında mutlaka bir tabak koca salata yeyin dedi. Baden,fındık, ceviz bunları miktarsızca yiyin. Yağlı tohumları (keten tohumu, çörek otu gibi mesela), baharatları yemeklerinizden eksik etmeyin dedi. Arabamıza en iyi benzini koymaya çalılırken, evimizi en kaliteli temizlik malzemeleri ile temizlemeye çalışırken bunları yapmak hiç ama hiç zor değil bence de...


Yani bugün de sağlıklı beslenme konusunda tüyolar verdim size afferim bana:))

7 Şubat 2014 Cuma

YA DA

Dün biz uyurken ya da yemek yerken ya da kahvemizi içerken,kitabımızı  okurken ya da ya da ya da...
Bir baba oğlunun cesedini ,sırtındaki torbada taşıdı...



5 Şubat 2014 Çarşamba

Şubat

Bizim için sağlık sorunlarıyla dolu olarak geçen ocak ayı nihayet bitti...Sağolsun tüm aile bireylerini bi elden geçirdi öyle gitti.

Pazartesi evde büyük bir temizlik ve dezenfekte operasyonu yapıldı. Pir-ü pak oldu. Darısı memleketin başına diyelim ve  başlayalım ne ettik ne yaptık ne okuduk  ne izledik. Bu ara film konusunda yavaşladım. Daha doğrusu  bir kaç sabahtır geç kalkıyorum.Ama geceleri radyo tiyatrosu dinlemeye devam. Dün gece radyo tiyatrosu yerine Agatha Christine'den uyarlanan bir oyunu arkası yarın olarak açmışım. Aniiii, 25dk da bir biter, yeniden başlar, seslendirenlerin adını neyin yeniden söyler bi de özet geçer. Kocamın canına okudum, ben 45-50 dk lık radyo tiyatrosu oyunu seçiyordum, onun da zaten yarısında uyuyordum sen tutturdun Agatha Christine diye, dedim:) Zaten uyumuşum bir ara uyandım 12. bölüm başlıyordu arada ne oldu bilemiyorum ama yine de katili öğrenemedik. Arada uyuduğum için de fikir de yürütemedim...

Kitap; Bugün Canan Tan'ın ''Issız Erkekler Korosu'' na başladım...Canan Tan ,bu kitabında olaya erkekler tarafından bakmış... Sadece erkek müşteri kabul eden ''Ademoğlu Pansiyon'' da geçen bir hikaye...Dertli ve aşık erkekler. Hepsinin ayrı bir derdi ve hepsinin ayrı bir şarkısı var.Bu romanın özelliği; Canan Tan'ın diğer romanlarındaki kahramanlarının bu romanda da olması... Pansiyon müşterileri tanıdık yani:)...



Resimde gördüğünüz,orkidemin cinsinin adı; ''kedi tırnağı'ymış. Yılda iki kez açıyor ve çiçekleri de dört ay üstünde kalıyor. Çiçekler dokunduğunuzda sanki sert plastik gibi bir his bırakıyor. Bu yıl  ilk kez açıyor...




Tekrar bir hatırlatma ; Bibliyomanyaklar her hafta bir okuyucusuna kitap armağan ediyor. Tek yapmanız gereken yazının altına yorum bırakmak. Dünya Ağrısı/Ayfer Tunç  şubat ayı kitabımızdı biliyorsunuız. İlk haftanın yazısını,   Leylak Dalı yazdı... Çok kapsamlı çok güzel bir yazı olmuş..

Ayrıca da ikinci haftanın yazısının ödülü benden olacak  sürprizli bir ödül o yazı için de bi TIK

E bu kadar  ,gittim ben hayde...

1 Şubat 2014 Cumartesi

Kayda girsin

Yavaş yavaş sosyal yaşama dönme kıpırtıları göstermeye başladı bizim ev. Dile kolay tam bir aydır, hastalık halleri var bizde...En büyük hazine sağlıkmış diyelim ve ben ne yapmışım, ne okumuş ne izlemişim bu günlerde  bi bakalım)
 











İlk evden çıkış operasyonumuzu görümcemin kızı  Filiz düzenledi. Bizi evinde bir güzel ağırladı... Yedik içtik,sohbetler ettik. Bir ayın acısını çıkardık.




Bu hafta izleyip de size sözünü etmek istediğim film ise;President Barber...Bir Kore filmi ama izlerken hiç de yabancılık çekmeyeceksiniz. Memleketimden manzaralar diyebilirsiniz hatta...
Sıradan bir berber, çocuğunun da telkinleriyle işleri büyütmek için çaba göstermeye başlar. Bunun sonucunda ülkenin başkanının berberi haline gelecek olan adam, ülke tarihindeki önemli olaylara da ilk elden tanıklık edecektir.



Bu haftanın kitabı ise  ''Dün ve Ferda/ Erendiz Atasü'' oldu.60'lı yıllardan bugüne uzanan olaylar silsilesi,bir dönüşümün kitabı...Kahramanımız Ferda  ama onun etrafında gelişen olaylar, onun hayata bakışı,o yıllardaki siyasal yapı, cinsellik ,çevresindeki insanlar gibi detaylarla  yazar bize o yıllardan bu yana değişen hatta kökten değişen bir anlayışı anlatıyor. Değişmeyen tek şey sanırım Kazım Hoca gibiler...

Gözlüğümün  zincirini görüyor musunuz... Görümcemin kızı Banuş yapıyor. İncecik oyalar örüyor bunun için. Görür görmez kaptım hemen:)

Gelelim bu haftanın en önemli etkinliğine... Dün ''Tavsiye Evi'' nde Canan Tan ile yapılan çaylı kahveli bir sohbete katıldım.Kitaplar, Türk Edebiyatı ve son günlerdeki edebi olaylar hakkında sohbet ettik. Bir ev sohbeti  bir komşu ziyareti havasında geçti saatler. Kitaplar imzaladı bize, hem de istediğimiz kadar kitabı hediye etti, seve seve de imzaladı..''.Mesela çocuk kitapları yazdığını bilmiyordum. Hemen yeğenim Doğa'ya  imzalattım ve gönderdim dün babasıyla Ordu'ya...İmza Ben'' de de aynı kitapta buluşacakmışız çok sevindim.


Bu sohbet sırasında ''Kız Çocukları''tarafından hazırlanan lezzetlerle ağırlandık. Hele adını'' Fatih Portakal''ın koyduğu bir ''kara bela'' vardı ki, pasta mıydı?,çikolata mıydı?  karar veremedim...


Dün öğleden sonrayı ise Ordu'dan gelen kardeşimle geçirdim. Naziş bizi yemeğe götürdü. Sonra  D&R da kitap alışverişi yaptık.

Durun daha haberler bitmedi... ''Bibliyomanyaklar''ın ilk yazar röportajı yayına girdi.Çok güzel bir röportaj oldu,okumanızı ve Kapalı Çarşı Cinayeti yazarı Esra Türkekul'u yakından tanımanızı öneririm... Bakın bakalım o neler okuyor mesela...Ve bundan sonra her hafta bir okuyucusuna bir kitap armağan edecek Bibliyolar... Çok güzel kitaplar var,kaçırmayın...

28 Ocak 2014 Salı

Bi sürü bişi işte

Bizde yine  bol bol hastalık vardı canım okuyucu... Yandım yandım kül oldum,hastanelere düştüm,serumlar  takıldı  tam iyi oluyorum sanırım derkeeen belim tutuldu... Şahdım,şahbaz oldum yani....Belimdeki olayın, fazla öksürmemden dolayı siyatik sinirleri ile ilgili bir şeyim olduğunu söyledi Ataletim... Olaya anında el koydu tabiki... Azcık daha yatıcam azcık daha evdeyim anlayacağınız...

Neyse hasatalık işini boş verelim. Evdeyiz ailecek,kızlar da yarıyıl tatiline girdiler.Öle işte.

Önce ''Bibliyomanyaklar''dan haberlerle başlayalım. Çok güzel sürprizler var,sizin için.İlk   haberimiz; çok yakında ''Kapalı Çarşı Cinayeti'' yazarı ; Esra Türkekul ile yaptığımız bir röportaj gelecek. İkinci güzel haber ise artık her hafta okuyuculurımıza ''İletişim Yayınları'ndan çıkan bir kitabı armağan edeceğiz. İlk 10 kitabı gördüm,bayıldım...Tek yapacağınız iş ''Bibliyomanyaklar''ı okumaya devam etmek ve  o haftanın yazısına yorum bırakmak.

Bibliyogillerin:)  şubat kitabını daha önce söylemiştim. Ayfer Tunç'un son kitabı ''Dünya Ağrısı'' Kitapla ilgili yorumlarımı tabiki'' Bibliyomanyaklar/Kitap Düşkünleri'' nde yazacağım ama şimdiden söyleyeyim çok beğendim. Benim her tarafım ağrıya ağrıya , Mürşit'in dünyası ağrıya ağrıya okuyorum.

Bir sürü kitabım var artık yatar kalkar okurum. İki tane de inceleme araştırma kitabım var kiii,azcık kendime geleyim sabahları ,ev sessizken çayımı, kahvemi alıp yumulucam onlara...
Mustafa; Bana ''Çocuklaçocuk'' dan tanıdığımız Fulya'nın yeni yıl hediyesiydi...Elime alınca zaten, bayıldım. Atatürk'ün hayatının bir evrak-ı metrukesı...Mesela Atatürk'ün cebinden hiç ayırmadığı not defterini elinize alıp inceleyebilir, sayfalarını çevire çevire okuyabilirsiniz. Ya da yazdığı bir mektubu zarfından  çıkarıp okuyabilirsiniz. Bir kitaptan çok hatıra defteri gibi,bir belgesel gibi. Çok ince düşünülmüş ve tasarlanmış.Bence herkesin kitaplığında olmalı...




İkicisi, Funda Şenol Şentek'e ait bir Ankara kitabı...''Cumhuriyet Ütopyası:Ankara''...Cumhuriyetin Ütopyası: Ankara ...Tabi bana birinci elden Funda'dan ulaşması  gibi bir ayrıcalığım oldu. Bunu da söylemeden geçemiciiim yani:))Ankara ile  yıllar önce koparttığım ilişkimi Leylak'ım ile yeniden kuran benim bile bir çok anısının olduğu mekanlarla ilgili hikayeler, Sevgi Soysal'dan  ''Yenişehir'de Bir Öğle Vakti''...Behzat Ç.'nin Ankara'sı gibi ,Şükran Yiğit'den bir Yeni Mahalle yazısı gibi yazılar çok güzel...
Bu kitap Ankara hakkında pek çok hikaye anlatıyor. "Orta zamanlar"dan bugüne;taşra kasabasından başkente; Taşhan Meydanından Kızılaya uzanan hikâyeler. Bu
şehrin evleri, sokakları, kurumları ve insanları bu hikâyelerin kahramanları.

Sinemalar, pastaneler, gazete binaları, türbeler, bakanlıklar, ticarethaneler, parklar,
Apartmanlar... Şehri farklı dönemlerde ve biçimlerde inşa eden ve onun tarafından
inşa edilen her şey ve herkes. Yaşadığımız ve sevdiğimiz şehre bir gönül borcu gibi de düşünülebilir bu kitap.(Arka kapak yazısı)





Biraz da film diyelim. Dün gece ailece  film gecesi yaptık. Bir yerli bir yabancı olmak üzere iki film izledik. İlki; The secret life of Walter Mitty/Walter Mitty'nin gizli yaşamı...James thurber'ın 1941 yılında yazdığı romandan aynı adla filme alınmış. 1947 de çevrilen ilk versiyonunda Dane Kaye oynamış.Konusu kısaca LİFE dergisi kapanacaktır. Kapanış sayısı için düşünülen kapak resminin de negatifi kaybolmuştur. Walter Mitty ile dünyanın her yerinde bir görsel şenlik eşliğinde  bu resmin peşine düşüneceksiniz.Bu film şu anda sinemalarda oynuyor,biz evet sinemada izlemedik ama en azından büyük ekranda izledik. Kısaca kucağıma alırım laptopu izlerim diyorsanız çok keyifli olmayabilir,sölim size:)




İkinci filmimiz ise Ordu'lu oluşumuz ve de Yönetmeninin kardeşinin Naziş'in velisi olması dolayısıyla bize  yine ilk  elden hediye edilmişti. Film Ordu'da  bir yaylada çekilmiş. Dizi oyuncaları Vahide Gördüm dışındakiler yöre halkı...Dünya prömiyerini Toronto Festivalinde yapmış.Zefir, yönetmen  Belma Baş'ın ilk uzun metraj denemesi, 2010 yapımı bir dramdır. Filmin ortak yapımcıları arasında Cem Yılmaz da vardır.

Konusu başına buyruk Zefir adlı 11 yaşında kız çocuğunun Anneannesi'nin yanına yaz tatiline gelmesiyle başlar. Filmde bol bol Karadeniz görselliği göreceksiniz. Ormandaki böğürtlenler, yabani çilekler, tirmit adını verdiğimiz mantarlar bana haliyle çok tanıdık  o yüzden çok farklı  hislerle izledim. Filmin çarpıcı finali ile de çarpılacağınızı söyleyeyim...




22 Ocak 2014 Çarşamba

Hasta çorbası tasta

Öncelikle blogdaki sekizinci yıldönümü  yazım için yaptığınız yorumlara çok ama çok teşekkür ediyorum. Demekki bu 8 yıl boşuna geçmemiş. Ben burada havanda su dövmemişim:)) Hayatıma bir şekilde değdiğiniz için bin teşlekkür yeniden...

Bize  dönersek malesef biz de yine hastalık var. Babamı pazar akşamı yüksek ateş nedeniyle hastaneye götürdük.Bilirsiniz bir kez bulaşmaya görün, arkasından bir dizi konroller,tahliller devam etti.  Evde otururken hasta oldu adam ya ve o kadar maske ile yanaşmama rağmen bana da bulaştı ve dün gece bende de öksürük ve ateş başladı.Bu arada da Gamsegamse'nin  en ufak bir virüs almaması gerekiyor. Çünkü bir süre ilaç kullanmaması gerek. Daha önceki yazılarımdan O'nun hikayesini biliyorsunuz zaten.

Bunun dışında Oscar adayı filmleri izlemeye çalışıyorum. Bu  sıralarda yaşadığımız sağlık sıkıntıları yüzünden eğlenceli kitaplar okuyorum. Pratik yemekler yapıyorum. Fırsat buldukça deniz kıyılarına kaçıyorum ama yarından itibaren sanırım yağışlı hava geliyor.

 ( hepimizin başına gelebilecek şeyleri,çok eğlenceli bir dille yazmış Mine Sota)

''Bibliyomanyaklar'' da bu ayın kitabı; yeni bir kitabını dört gözle beklediğim Ayfer Tunç'a ait-Dünya Ağrısı- Adına da kapağına da bayıldım. İsterseniz eş zamanlı okuyalım.



Yine ''Bibliyomanyaklar''dan bir haber var. Ocak ayının okuması olan ; ''Kapalı Çarşı Cinayeti'' nin yazarı Esra Türkekul ile yapacağımız  bir röportajın hazırlıkları içindeyiz. Ve de yine ''Bibliyomanyaklar'' yazarı Selgin GB'nin yazarı olduğu ''İĞNELER'' adlı öykü kitabı da 24 Ocak Cuma günü raflarda yerini alacak. Bu kitapla ilgili sürprizlerimizi ve haberlerimizi bekleyin anacımm...




“İğne” deyip geçtiğimiz basit nesne bazen hayatımızı kurtarır, bazen kumaş parçalarını üstümüzde elbise olarak taşıyalım diye birleştirir, bazen yönümüzü gösterir, bazense bir pikabın üstünde sonsuzca dönerek etrafa yayılan nağmelerle kulağımızın pasını siler. Bir arının elimize batırdığı iğnesi çocukluğun uzak anılarından biri olarak kalırken iğneli bir sözün bıraktığı yara uzun yıllar sonra bile acıtmaya devam eder.
Selgin GB, “İğneler” adlı bu yeni kitabında öykü okurunu çetin bir yolculuğa davet ediyor. Bu öyküler içinizden çıkmayabilir.




Oscar adayı olan filmlerden şimdilik sadece iki tane izleyebildim. Şu eski formuma bir kavuşabilsem Oscar törenine kadar  hepsini izlemek istiyorum.İlk filmde baş rollerde Merly Streep ve Julia Roberts var. Julia Roberts bu filmdeki rolüyle yardımcı kadın ödülüne aday...Film bana yıllar önce izlediği Sadri Alışık'ın da son filmi olan ''Yengeç Sepeti'' ni çok ama çok hatırlattı... Merly Streep'in anne rolünü oynadığı filmde kızlarıyla bir kavga sahnesi var ki ,izlemenizi isterim.İkinci film ''Mavi Yasemin'' bir Woody Allen filmi ve çok beğendim.





Size geceleri radyo tiyatrosu  dinlediğimden söz etmişmiydim. Naziş bana bir sürü oyun indirmişti ama youtube  veya TRT 1 in çok güzel arşivleri var. Geçen gece  dinlediğim '' Gece Treni' adlı oyunu seslendirenlerden biri de Şener Şen'di. Yatağa giderken takıyorum kulaklığımı oyunumu da seçiyorum oh miss...Oyun seçmesi bile çok eğlenceli. Agatha Christine sevenler için  hemen hemen bütün kitapları oyunlaştırılmış...

Şimdilik bu ka...

16 Ocak 2014 Perşembe

Lale'nin Bahçesi 8 Yaşında




Tam tamına sekiz yıl bitti bu gün... Neler yaşadık kııııssss...Ne filmler izledik, ne kitaplar okuduk,ne yemekler pişirdik. Ne çok şeye güldük ne çok şeye hüzünlendik. Ne acaip memleket gündemleri yaşadık.


Geriye dönüp baktığımda hep ama hey iyi ki iyi ki açmışım şu blogu dedim. Hep güzelliklerle döndü bu blog bana...Sevdiğim bir şeyi bana ulaştırmaya çalışanlar, arkamdan Lale'nin Bahçesi diye bağıranlar:))dün gece rüyamda sizi gördüm diye mail atanlar,bir kaç gün yazacak fırsat bulamasam beni merak edenlşer,  tavsiye ettiğim bir mekana gidip beğenince hemen mail atıp teşekkür edenler, beni sessiz sessiz izleyenler,arada ses verenler,kulaklarımı çınlatanlar, artık reel hayatımın içinde olup ailemden olanlar, sekiz yıl benimle yanyana yürüyen blog arkadaşlarım hayat sizinle çok daha renkli oldu dilerim de böyle olmaya devam etsin.


İnsan hayatının değişmesi anlık bir şey...  Hayatlarımız birden değişip bambaşka mecralarda akabiliyor. Bu sayfanın sahibi bunu çok  tecrübe etti. Hiç ummadığı bir anda hiç düşünmediği bir yerde bir anadolu kasabasında yıllarca yaşadı...Unutulmaz dostluklar kurdu.Hiç düşünmediği anda da bir blog açtı. Aaaa bu blog nasıl bir şeyki demesine fırsat kalmadan Naziş,al açtım işte sana bir blog demesiyle:)) Ah yeni gelin evi gibi allı pullu olan o blogumu görmenizi çok isterdim....

  Bu blog macerası daha ne kadar sürer ya da sürmez bilinmez ama  bildiğim bir şey var ki bu sekiz yıl çok güzeldi...


Bugün yazı yazmak, duygularımı aktarmak zor geldi bana nedense... Ama dileğim daha uzun süre birlikte olabilmek.

Hepinize,  yol arkadaşlığınız için çok teşekkür ediyorum. Bu vesileyle de kimler hala burada,okumaya devam ediyor görmek isterim. Sessizler hadi  bugün sizin de  sesinizi duyayım...

Hepinize  sevgiler...