Cumartesi sabahında Gamsegamse'nin evi hareketlendirmesiyle başladık:) Havuza gidiyormuş. Peştemalim, pembe bonem nerede sözleriyle gün başladı... Ben de uyanınca öldür Allah bir daha uyuyamam çaresiz kalktım. Salona girmemle beni gören kaplumbağa yani atabilse sevinç çığlıkları atardı. Önce onun yemi sonra benim yeşil çayım...
Biraz maillerime baktım, haberlere baktım, blog o kadar sessiz ki bu aralar bazen yazmak içimden gelmiyor ama yeni yazı ekleyen arkadaşlar var mı diye ona da baktım. Sonra da çok güzel bir belgesel izledim. Çöpte bulduğu bir Dostoyevski kitabıyla hayatı değişen birinin hayatının belgeseli... Mutlaka izleyin,link vermeme gerek yok çünkü; youtube da var... Çöpte Dosteyevski Buldum olarak arayın...
Filmden söz etmişken, dün vizyona giren Süper Baba adlı fili izledik dün akşam. Bir insanın 533 çocuğa sahip olması ya da 533 kardeşiniz olması nasıl bir şey izleyin görün...Çok keyifli bir filmdi.
Okuduğum kitaba gelirsek; Bibliyomanyakların eylül ayı kitabı olan ''Çok Kısa Bişi Anlatıcam/ Alper Atalan'' ı okuyorum. Kısa kısa çok keyifli öykülerden oluşuyor...
Cumartesinin yemeği de zeytinyağlı taze fasulye idi... Dünden yaptığım yeşil mercimekli kare hamurlu çorba ve kıymalı dometesli makarnaya eşlik edecek...
Peki sizin cumartesinizde neler var?
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
30 Ağustos 2014 Cumartesi
26 Ağustos 2014 Salı
25 Ağustos 2014 Pazartesi
Leylak Leylak havada
Leylak Dalı;İstanbul semalarında uçtu sanki, sanki diyorum çünkü bir göründü bir kayboldu,geriye birlikte olunan çok güzel bir günün tadı kaldı.Gelmeden günler öncesi programımızı yaptık ve küçük sapmalar olsa da aynen uyguladık. Sapmaların nedeni tabiki de benim ,çünkü İstanbul'da kaybolmaya ben henüz yürürken başlamışım. İlk kayboluşum bir yaşında Kapalı Çarşı'da olmuş.Henüz kavak yelleri başlarında esen anamla babam, misafirlerini gezdirmek için Kapalı Çarşı'ya götürmüşler. Gezerken gezerken -Lale nerede demişler... Senin elini tutmuyo muydu, hayır senin elini tutmuyo muydu derken; Babam heyecanlanmayın ben onu bulurum demiş. Ve bir gelinlik mağazasının önünde beni aval aval gelinliklere bakarken bulmuş. Çünkü az önce yanından geçerken aynı bakışlarla bakmışım oraya ve babam farketmişmiş.Bu da erkenden evleneceğimin habercisiymiş demekki :)Neyse efenim İşte ben Balat'da bir kaybolma olayı yaşatıp, asıl gitmek istediğimiz yere değil de ama neyseki görmekten keyif aldıkları bir yere çıktı yolumuz :) Hem Orhan Kemal'in evini görüp ne yapacaktınız eski püskü bi ev işte heheheheeh onun yerine güzelim Gül Camiiyi gördü Funda ve Özlem :)
Neyse efenim sadede gelelim ve günün başına dönelim. Sabah kahvaltımızı Kız Kulesini seyrede seyrede Filizler Köftede yaptık. Burası benim en favori mekanlarımdandır, biliyorsunuz. İstanbul'u kısaca gezdirmek istediğiniz bir varsa hiç yorulmayın buraya getirin. Aha deyin Kız Kulesi, Galata Kulesi, şu gördüğün Dolmabahçe Sarayı, yanındaki Çırağan Sarayı... Karşında Tarihi Yarımada, o gördüğün Topkapı Sarayı, azcık sağa kaydır bakışlarını Sultan Ahmet Camii, arkada görünen Süleymaniye...Daha ne olsun di mi?)... Kahvaltımızı Funda, Leylak, Özlem(Macera Kitabım) ve Ekmekçi Kız ile birlikte uzun uzuuun ve çok keyifli bir sohbet eşliğinde yaptık. Sonra Ekmekçi Kız bizden ayrıldı. Leylak ve Funda tekneyle ''Kız Kulesi''ne geçti. Özlem ve biz kıyıda bekledik onları... Leylakım da boş durmamış bizi tekneden fotoğrafla tespit etmiş :)
(Sanırsın ki biblo ayol)
(Leylak'ın bizi tekneden tespit ettiği foto, mübarek paparazzi olaymış :)
Sonraki program; Haliç Vapuru ile Haliç'de gezinti idi... Hemen vapura yetiştik ve Haliç'deki kiçük iskelelere uğraya uğraya vardık son durak olan Eyüp'e...Kimse Eyüp'de inmek istemeyince vapurdan inmedik ve geri dönüp Ayvansaray İskelesinde indik. Oradan da ver elini Bozdoğan Kemeri yanında Fatih Kadınlar Pazari içindeki Şeref Büryan Salonuna...Büryanlarımızı yedik, yayık ayranlarımızı içtik hayde şimdi de Zeyrekhaneye çay içmeye dedik. Yorulan ayaklarımız burada dinlendi azizim. Bizden başka kimsecikler de olmayınca biz oraya bi yayılı yayılıverdik :) Kahveler, naneli limonatalar, güzelim manzara derken aaaa akşam oluyo kalkın daha çok iş var üstelik de gece Kadıköy programı var diye birbirimizi harekete geçirdik...
( Elimde en sevdiğim içeceğim ile bendeniz, Haliç Vapurundan gülümser Leylak'ın objektifine)
(Bozdoğan Kemeri gölgesine sığınan İstanbullular :))
( İşletmesini Koç Ailesinin yaptığı Zeyrekhane)
(Zeyrekhane'nin karşısında bulunan Molla Zeyrek Camii... Sittin senedir tadilatta)
Ben buraya gelmişken artık bir Orhan Kemal'in yaşadığı sokağı falan görürsünüz dediydim, amacım eski sokaklardan dolaşa dolaşa onları Balat'a indirmekti. Ama ben ne yaptıysam onları Balat'ın Bağdat Caddesinden:) indirdim Balat sahiline... Ama neyse Gül Camii ve bu Bizans kapısı kurtardı beni :)
Biz bunları yaparken akşam olmuş farketmemişiz. O sırada Kadıköy'de ''Hamsi Pub '' da bir grup da bizi beklemekte... Hemen Eminönü-Kadıköy vapuruna koşturduk. Vapurun yan tarafında açıkta yolculuk yaptık da biraz sıcağı attık üstümüzden...
Günün altın vuruşu Hamsi Pub da oldu... Bir kaynaşma, bir muhabbet gitti anlayacağınız...
Tadı damağımızda kaldı Leylak'ım... Sankime sankit bi setap gördük... Yine gelin, geniş geniş gelin...
Not: Ayvansaray'da bindiğimiz takside, yok ben ödeyeceğim, hayır önde ben oturuyorum ben ödeyeceğim diye biz didişirken - en iyisi ben almayayım diyen Çorumlu şirin taksicimiz de bugünün güzellikleri arasındaydı...
Neyse efenim sadede gelelim ve günün başına dönelim. Sabah kahvaltımızı Kız Kulesini seyrede seyrede Filizler Köftede yaptık. Burası benim en favori mekanlarımdandır, biliyorsunuz. İstanbul'u kısaca gezdirmek istediğiniz bir varsa hiç yorulmayın buraya getirin. Aha deyin Kız Kulesi, Galata Kulesi, şu gördüğün Dolmabahçe Sarayı, yanındaki Çırağan Sarayı... Karşında Tarihi Yarımada, o gördüğün Topkapı Sarayı, azcık sağa kaydır bakışlarını Sultan Ahmet Camii, arkada görünen Süleymaniye...Daha ne olsun di mi?)... Kahvaltımızı Funda, Leylak, Özlem(Macera Kitabım) ve Ekmekçi Kız ile birlikte uzun uzuuun ve çok keyifli bir sohbet eşliğinde yaptık. Sonra Ekmekçi Kız bizden ayrıldı. Leylak ve Funda tekneyle ''Kız Kulesi''ne geçti. Özlem ve biz kıyıda bekledik onları... Leylakım da boş durmamış bizi tekneden fotoğrafla tespit etmiş :)
(Leylak'ın bizi tekneden tespit ettiği foto, mübarek paparazzi olaymış :)
Sonraki program; Haliç Vapuru ile Haliç'de gezinti idi... Hemen vapura yetiştik ve Haliç'deki kiçük iskelelere uğraya uğraya vardık son durak olan Eyüp'e...Kimse Eyüp'de inmek istemeyince vapurdan inmedik ve geri dönüp Ayvansaray İskelesinde indik. Oradan da ver elini Bozdoğan Kemeri yanında Fatih Kadınlar Pazari içindeki Şeref Büryan Salonuna...Büryanlarımızı yedik, yayık ayranlarımızı içtik hayde şimdi de Zeyrekhaneye çay içmeye dedik. Yorulan ayaklarımız burada dinlendi azizim. Bizden başka kimsecikler de olmayınca biz oraya bi yayılı yayılıverdik :) Kahveler, naneli limonatalar, güzelim manzara derken aaaa akşam oluyo kalkın daha çok iş var üstelik de gece Kadıköy programı var diye birbirimizi harekete geçirdik...
( Elimde en sevdiğim içeceğim ile bendeniz, Haliç Vapurundan gülümser Leylak'ın objektifine)
(Bozdoğan Kemeri gölgesine sığınan İstanbullular :))
( İşletmesini Koç Ailesinin yaptığı Zeyrekhane)
(Zeyrekhane'nin karşısında bulunan Molla Zeyrek Camii... Sittin senedir tadilatta)
Ben buraya gelmişken artık bir Orhan Kemal'in yaşadığı sokağı falan görürsünüz dediydim, amacım eski sokaklardan dolaşa dolaşa onları Balat'a indirmekti. Ama ben ne yaptıysam onları Balat'ın Bağdat Caddesinden:) indirdim Balat sahiline... Ama neyse Gül Camii ve bu Bizans kapısı kurtardı beni :)
Biz bunları yaparken akşam olmuş farketmemişiz. O sırada Kadıköy'de ''Hamsi Pub '' da bir grup da bizi beklemekte... Hemen Eminönü-Kadıköy vapuruna koşturduk. Vapurun yan tarafında açıkta yolculuk yaptık da biraz sıcağı attık üstümüzden...
Günün altın vuruşu Hamsi Pub da oldu... Bir kaynaşma, bir muhabbet gitti anlayacağınız...
Tadı damağımızda kaldı Leylak'ım... Sankime sankit bi setap gördük... Yine gelin, geniş geniş gelin...
Not: Ayvansaray'da bindiğimiz takside, yok ben ödeyeceğim, hayır önde ben oturuyorum ben ödeyeceğim diye biz didişirken - en iyisi ben almayayım diyen Çorumlu şirin taksicimiz de bugünün güzellikleri arasındaydı...
21 Ağustos 2014 Perşembe
Kayıt lütfen :)
Bu hafta benim açımdan oldukça hızlı geçiyor. Ağustos ayı sanırım yazın en hızlı yaşadığım ayı oldu :)
Bu haftanın ilk programını ilkokul arkadaşım İnci ile yaptık. Çamlıca İş Bankası Korusunda hem onun emekli oluşunu kutladık hem de korunun keyfini çıkardık koruda taflan ağaçlarının oluşu beni çok şaşırttı. Ordu dışında hiç rastlamamıştım. Hemen daldık tabi...Siyah beyaz fotoğraftaki küçük kızlar İnci ve ben görülüyoruz. Benim bir doğum günümde çekilmiş bu resim. Daha dün gibi gelse de yıllar geçmiş gitmiş ve İnci'nin emekli oluşunu kutlamışız...
Dün gece de geleneksel ''yıldızlar altında teras parti''mizi yaptık.Yine samanyolunu aradık, büyük ayı ,küçük ayı, artık teknolojide sınır tanımayan programlar sayesinde burçlarımızı oluşturan yıldızları bulduk. Valla acaip bir şey bu skywiew programını telefonunuza indirin ve yıldızlı havada göküyüzüne tutun. Benim gibi radyo çağında doğan biri için biraz fazla geldi :)
Bir kitaptan söz edeceğim şimdi. Martı Yayınlarından çıktı. Adı; Beni Bulun/Michelle Knight... Arkadaşının babası tarafından kaçırılıp 11 yıl esaret altında tutulup çeşitli işkencelere ,tecavüzlere maruz kalışını anlatıyor Michelle bize. Daha önsözünü okurken kafamın derisi uyuştu.Sanırım bu yıl bu kitaptan çokça konuşulacak. Ben de okuyup bitirdiğimde geniş geniş söz ederim.
Ve yeni bir haber size... Martı dergisinin Ağustos sayısı için kitap yazısı yazdım. Bu dergi her açıdan çok donanımlı aradığınız her şey var. O yüzden okumanızı öneriyorum.
Dergiyi buradan sayfalarını tık tık çevirerek okuyabilirsiniz... TIK
Şimdilik gittim ben...
Bu haftanın ilk programını ilkokul arkadaşım İnci ile yaptık. Çamlıca İş Bankası Korusunda hem onun emekli oluşunu kutladık hem de korunun keyfini çıkardık koruda taflan ağaçlarının oluşu beni çok şaşırttı. Ordu dışında hiç rastlamamıştım. Hemen daldık tabi...Siyah beyaz fotoğraftaki küçük kızlar İnci ve ben görülüyoruz. Benim bir doğum günümde çekilmiş bu resim. Daha dün gibi gelse de yıllar geçmiş gitmiş ve İnci'nin emekli oluşunu kutlamışız...
Dün gece de geleneksel ''yıldızlar altında teras parti''mizi yaptık.Yine samanyolunu aradık, büyük ayı ,küçük ayı, artık teknolojide sınır tanımayan programlar sayesinde burçlarımızı oluşturan yıldızları bulduk. Valla acaip bir şey bu skywiew programını telefonunuza indirin ve yıldızlı havada göküyüzüne tutun. Benim gibi radyo çağında doğan biri için biraz fazla geldi :)
Bir kitaptan söz edeceğim şimdi. Martı Yayınlarından çıktı. Adı; Beni Bulun/Michelle Knight... Arkadaşının babası tarafından kaçırılıp 11 yıl esaret altında tutulup çeşitli işkencelere ,tecavüzlere maruz kalışını anlatıyor Michelle bize. Daha önsözünü okurken kafamın derisi uyuştu.Sanırım bu yıl bu kitaptan çokça konuşulacak. Ben de okuyup bitirdiğimde geniş geniş söz ederim.
Ve yeni bir haber size... Martı dergisinin Ağustos sayısı için kitap yazısı yazdım. Bu dergi her açıdan çok donanımlı aradığınız her şey var. O yüzden okumanızı öneriyorum.
Dergiyi buradan sayfalarını tık tık çevirerek okuyabilirsiniz... TIK
Şimdilik gittim ben...
Etiketler:
Beni Bulun,
kitap,
Martı Yayınları,
Michelle Knight
18 Ağustos 2014 Pazartesi
Ferahfeza
Canım İstanbul nasıl da ferahladı dün akşamdan beri. Şu anda pencereden içeri giren rüzgar neredeyse üşütüyor beni... böylece kalsak, o sıcak, yapış yapış, bizi nemden boğan yaz gitse yerini bir kızıl sonbahara bıraksa...Ayni eski Yeşil Çam filmleri repliğinde olduğu gibi ''çook mesudum'' bu havadan dolayı :)Dün meteorolojiden yağmur müjdesi alınca ellerim havada gözlerim yolda, yağmur mevlam su diye gözümü havaya dikip, yağmur bulutlarını bekledim resmen...Çok da güzel yağdı...
Hava azcık serinledi ya hemen koştum kuru fasulye ıslattım:) Akşama kuru fasulye pilav var anlayacağınız...Ve benim kuru fasulyem böyle taze nane ile yenir ve tadına doyulmaz..
Hemen ekleyeyim ''Bibiliyomanyaklar'' da bu haftanın yazısını ben yazdım... Berlinli Apartmanı/Yaprak Öz... Yorum yazanlar arasından bir kişi her zamanki gibi bir kitap kazanıyor. Bu kez benim okuyucularımdan biri kazansın istiyorum. Umarım da öyle olur...Bi TIK
Dün akşam kızlar evde yoktu biz de karı koca film izledik. Panama Terzisi... Bir politik komediydi ve beğendik.
Bu kadar valla, ben şimdi kendime bir film bulup ferahfeza izleyeceğim...
Hava azcık serinledi ya hemen koştum kuru fasulye ıslattım:) Akşama kuru fasulye pilav var anlayacağınız...Ve benim kuru fasulyem böyle taze nane ile yenir ve tadına doyulmaz..
Hemen ekleyeyim ''Bibiliyomanyaklar'' da bu haftanın yazısını ben yazdım... Berlinli Apartmanı/Yaprak Öz... Yorum yazanlar arasından bir kişi her zamanki gibi bir kitap kazanıyor. Bu kez benim okuyucularımdan biri kazansın istiyorum. Umarım da öyle olur...Bi TIK
Dün akşam kızlar evde yoktu biz de karı koca film izledik. Panama Terzisi... Bir politik komediydi ve beğendik.
Bu kadar valla, ben şimdi kendime bir film bulup ferahfeza izleyeceğim...
Etiketler:
. film,
Belinli Apartmanı,
Bibliyomanyaklar,
kitap,
Panama Terzisi
16 Ağustos 2014 Cumartesi
Bizim Evin Orta Yeri Sinema
Nasılsın benim canımın taa içi okuyucu...Beni sorarsan sıcak havalarda yapılabilecek en iyi şeyi yapıp serin serin salonumda film izliyorum. Mutfağa sadece buzlu limonlu suyumu almaya gidiyorum. Bu ara çayı bir kahvaltıda bir de akşam içiyorum.
Bugün bir izledim. Nasıl güzeldi, mutlu sonu bile ağlattı beni, gerçek gibi sevindim insanlar mutlu oldu diye:)35 yıldır Fransa'da kapıcılık yapan 2 cocuklu Portekizli bir ailenin amcalarından miras kalmasıyla yaşananlar.neşeli bir film.Türkçe adı; Yaldızlı Kase
Dün izlediğim filmin adı ise; Miss Pettigrew Lives for a Day - Öyle Bir Gündü Ki!...Bu da çok keyifliysi... İnsanların dış görünüşüne bakmamalı, kimin içinde ne gizli bilinmez... Miss Pettigrew gibi mesela... Bir temizlik işcisinin içinden bir sosyal danışman çıktı :)
Geceleri yatakta Slyvia Plath okuyorum. Dün gece okuduğum bölümde ilk intihar denemesini yaptı. Zaten okurken , nasıl adım adım intihara yaklaştığını anlıyorsunuz. Böyle huzursuz bir ruhun ölmeden huzur bulmasının ne denli imkansız olduğunu da...Bunu söylemek çok kötü biliyorum ama okurken bile o duygu geçiyor insana...Sabahlarıysa limonlu buzlu suyumu alıp,okuma odasına geçiyorum, daha hafif şeyler okuyorum.
Bu sabah da öyle yaptım ve sonra kahvaltı için kocam usulü menemen yaptım. O nasıl mı şöyle:) Bibersiz bir menemen bu... Önce istediğiniz kadar domatesi rendeleyin, sonra bunları tereyağda sos kıvamına gelene kadar pişirin. Çıptığınız yumurtaları üstüne dökün, karmakarış olmasın yumurtala rher tarafa yayılsın domates aradan fıkırdayıp yüzeye çıksın... Yumurtalar pişince kaşarını dökün ağzını kapatın ,erisin. En üste kırmızı pıl biber serpin ve servisinizi yapın...
Bu sabah Vatan Kitapa baktım biraz bu ara hiç ilgimi çeken bir kitap çıkmıyor açıkçası. Çok kısır bir dönemdi...Vatan Kitap demişken, kahramanının ''Don Kişot''un yazarı olan Cervantes'in olduğu bir kitap yazılmış.-Cervantes Sokağı/Jaime Manrique- Bu kitapla ilgili yazıyı okurken Cervantes hakkında çok da yeterli bir bilgiye sahip olmadığımı anladım.Mesela Shakespeare ile çok yakın tarihlerde doğduklarını ve bir gün arayla öldüklerini, Cervantes'in İnebahtı savaşına katılıp, Osmanlılar tarafından yaralandığını gibi...O yüzden sanırım ilginç bir kitap...
Hayde gittim ben...
Bugün bir izledim. Nasıl güzeldi, mutlu sonu bile ağlattı beni, gerçek gibi sevindim insanlar mutlu oldu diye:)35 yıldır Fransa'da kapıcılık yapan 2 cocuklu Portekizli bir ailenin amcalarından miras kalmasıyla yaşananlar.neşeli bir film.Türkçe adı; Yaldızlı Kase
Dün izlediğim filmin adı ise; Miss Pettigrew Lives for a Day - Öyle Bir Gündü Ki!...Bu da çok keyifliysi... İnsanların dış görünüşüne bakmamalı, kimin içinde ne gizli bilinmez... Miss Pettigrew gibi mesela... Bir temizlik işcisinin içinden bir sosyal danışman çıktı :)
Geceleri yatakta Slyvia Plath okuyorum. Dün gece okuduğum bölümde ilk intihar denemesini yaptı. Zaten okurken , nasıl adım adım intihara yaklaştığını anlıyorsunuz. Böyle huzursuz bir ruhun ölmeden huzur bulmasının ne denli imkansız olduğunu da...Bunu söylemek çok kötü biliyorum ama okurken bile o duygu geçiyor insana...Sabahlarıysa limonlu buzlu suyumu alıp,okuma odasına geçiyorum, daha hafif şeyler okuyorum.
Bu sabah da öyle yaptım ve sonra kahvaltı için kocam usulü menemen yaptım. O nasıl mı şöyle:) Bibersiz bir menemen bu... Önce istediğiniz kadar domatesi rendeleyin, sonra bunları tereyağda sos kıvamına gelene kadar pişirin. Çıptığınız yumurtaları üstüne dökün, karmakarış olmasın yumurtala rher tarafa yayılsın domates aradan fıkırdayıp yüzeye çıksın... Yumurtalar pişince kaşarını dökün ağzını kapatın ,erisin. En üste kırmızı pıl biber serpin ve servisinizi yapın...
Bu sabah Vatan Kitapa baktım biraz bu ara hiç ilgimi çeken bir kitap çıkmıyor açıkçası. Çok kısır bir dönemdi...Vatan Kitap demişken, kahramanının ''Don Kişot''un yazarı olan Cervantes'in olduğu bir kitap yazılmış.-Cervantes Sokağı/Jaime Manrique- Bu kitapla ilgili yazıyı okurken Cervantes hakkında çok da yeterli bir bilgiye sahip olmadığımı anladım.Mesela Shakespeare ile çok yakın tarihlerde doğduklarını ve bir gün arayla öldüklerini, Cervantes'in İnebahtı savaşına katılıp, Osmanlılar tarafından yaralandığını gibi...O yüzden sanırım ilginç bir kitap...
Hayde gittim ben...
Etiketler:
bibersiz,
Cervantes Sokağı,
film,
kaşarlı menemen,
kitap,
müthiş bir gün,
sinema,
yaldızlı kase,
yemek
14 Ağustos 2014 Perşembe
Nostalcici geldi haaanııımmm
Leylak Dalı bir yazı yazdı, yazısını bitirirken de aynen şöyle yazmış ''Son olarak, hayatının bir döneminde-daha ziyade çocukluk-duvarında bu
halıdan asılı bir eve girdim ya da yaşadım diyenler parmak kaldırsın :) Resmi görünce hiiiih dedim. En eski arkadaşımı,sırdaşımı buldum. Benim çocukluk yatağım duvara dayalıydı. Ordu rutubetli bir yer malum, Annem yatağımın dayalı olduğu duvara bu duvar halısını asmıştı. Geceler boyu elimi üzerinde gezdirerek, oradakilerin yerine kendimi koyarak ne hayaller kurdum, neler anlattım bir bilseniz. Elinde mavi nazar boncuklu çanta olan kadın en beğendiğimdi ve doğal olarak da kendimi onun yerine koyardım. Duvar halısında evcilik gibi bir şey oynardım işte...
(Fotoğrafı çeken: Leylak Dalı
Fotoğraf makinesi Funda(Madeni Cesaret) :)
O duvar halısını görünce - aa bi tane de ayılı olan vardı dedim.Ama tüm aramalarıma rağmen onu bulamadım ama tablosunu buldum.Meğer aslı bir tabloymuş. Ivan Shishkin isimli Rus ressam tarafından yapılmış.Yaz aylarını geçirdiği Estonya'da 1889 yılında yaptığı düşünülüyormuş.Adı;Bir Çam Ormanında Sabah... Rusya'da en sevilen iki tablodan biriymiş.( diğeri hangi tablo acaba çok merak ettim, iki yıl önce bir Rus resamlar sergisi gezmiştim. Gezerken işte bu resim diyorsunuz) Bana bu halı;'' Ayşegül Ormanda'' kitabını hatırlatırdı.
Şimdi bu nostalji işine dalınca; Annemin çapraz olarak astığı (zaten herkes de öyle asıyormuş)Arap kızlarını anmadan olmaz...Bir kaç yıldır karı koca bunları aramaktayız. Nerede bir eskici görsek hemen dalıyoruz. İnternette bir iki yerde satışına rastladım ama hasarlıydı... Olmadı Beyaz'dan isteyeceğiz artık:)Onun stüdyosunda ve Seksenler dizisindeki evde var... Bu aşağıda gördükleriniz gibi...Gitti Gidiyor da bulduğumu sanmıştım ama satılmış.
Sizin çocukluğunuzdan, aklınızdan silinmeyen objeler var mı?
(Fotoğrafı çeken: Leylak Dalı
Fotoğraf makinesi Funda(Madeni Cesaret) :)
O duvar halısını görünce - aa bi tane de ayılı olan vardı dedim.Ama tüm aramalarıma rağmen onu bulamadım ama tablosunu buldum.Meğer aslı bir tabloymuş. Ivan Shishkin isimli Rus ressam tarafından yapılmış.Yaz aylarını geçirdiği Estonya'da 1889 yılında yaptığı düşünülüyormuş.Adı;Bir Çam Ormanında Sabah... Rusya'da en sevilen iki tablodan biriymiş.( diğeri hangi tablo acaba çok merak ettim, iki yıl önce bir Rus resamlar sergisi gezmiştim. Gezerken işte bu resim diyorsunuz) Bana bu halı;'' Ayşegül Ormanda'' kitabını hatırlatırdı.
Şimdi bu nostalji işine dalınca; Annemin çapraz olarak astığı (zaten herkes de öyle asıyormuş)Arap kızlarını anmadan olmaz...Bir kaç yıldır karı koca bunları aramaktayız. Nerede bir eskici görsek hemen dalıyoruz. İnternette bir iki yerde satışına rastladım ama hasarlıydı... Olmadı Beyaz'dan isteyeceğiz artık:)Onun stüdyosunda ve Seksenler dizisindeki evde var... Bu aşağıda gördükleriniz gibi...Gitti Gidiyor da bulduğumu sanmıştım ama satılmış.
Sizin çocukluğunuzdan, aklınızdan silinmeyen objeler var mı?
Etiketler:
arap kızı duvar süsleri,
duvar halıları,
nostalji
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























