İçinde olmaktan hep gurur duyduğum projenin son ayağındayız artık...Hem çok sevinçli hem de biraz hüzünlüyüm... Bu proje bittiğinde kendimi sanırım biraz boşlukta hissedeceğim. Ama bu vesileyle birilerinin geleceğine bir imza da ben atabildiğim için çok ama çok gururluyum.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
9 Ekim 2013 Çarşamba
8 Ekim 2013 Salı
Naber
Sonbaharla birlikte ,ben de eski moduma girdim...Filmler,kitaplar,kış hazırlıkları gidiyo böyle işte... Şu bayram tantanası da bitsin ,etamine başlayacağım...En son yüz yıl önce yapmıştım inşallah beceririm...Ecemi bekliyorum sekiz göz ile:)) Onun önderliğinde başlamak istiyorum. Henüz onun böyle bir plandan haberi yok ama:)
Önce kitaplarla başlayalım. Okuduğum Acı Ülke; eğer Edgar Alan Poe ya da O'Henry'den hikayeler tarzı kitaplar okumaktan hoşlananlar bu kitabı da severler...
Pazar günü Naziş ile sinemaya gittik,pazar günü...E sinemaya gidip de yanındaki D&R a girmeden olur mu?...Bir komplo gibi sanki...Sinema başlama saatine kadar bi gezineyim deyip,elin kolun dolu çıkmak garanti... İletişim Yayınlarından yeniden basılıp,yeniden raflara çıkan Ormanda Ölüm Varmış Yokmuş/Latife Tekin aldım.Benim için hala en iyi kitabı; ''Sevgili Arsız Ölüm'' dür... Bu kitabın sürprizi, gece yatağıma yatıp, kapağını açtığımda ilk bölüm başlığının - LALE AĞACI- olması oldu...Gece gece beni gülümsetti beni sevdiğim yazar...
Pazar günü gittiğimiz film ise; Malavita-Belalı Tanık idi...Robert De Niro adamım ya yine muhteşemdi... Uzun zamandır da bu kadar keyifli bir film izlememiştik. Ön sıralarda filmi izlemeye yalnız gelen bir seyirci; elinde koca patlamış mısır paketiyle hepimizden çok çıkardı filmin keyfini.. Uluya uluya güldü...En çok filme mi, ona mı güldük karar varmiş değilim:)
Gelelim bu filmi benim için ballı lokma tatlısına ya da kaymaklı ekmek kadayıfına çeviren olaya, Hürriyet Gazetesinin bu filmin kitabı ile ilgili yaptığı ödüllü yarışmayı da kazanmayayım mı?))
3- LALE CELEPOĞLU - İSTANBUL
Kış haızrlıklarında domates işinde artık son noktayı dün koydum. Son partiyi acılı yaptım. Pazarsa satılan küçük kırmızı acıka biberlerinden aldım. Beş kiloya yarım kg bizim acı eşiğimize uydu... Temizleyip,yıkadım,en alta biberleri koydum,üstüne de sıcak suda bekletip kolayca soyduğum domatesleri iki üçe bölüp koydum. Kilo başına birer çay kaşığı tuz hesabıyla kaynattım. İyice yumşayınca yine her zamanki gibi el blendırını içine sokup bzııtladım. Ve koyulaşana kadar kaynatıp,kavanozlara yerleştirdim. Bu sabaha kadar kavanozlar ters olarak beklediler ve sabah itibariyle yerlerine yerleştiler.
12 EKİM İmza:Karın davetimi tekrarlayayım... Hem tanışmamıza hem de bayramlaşmamıza vesile olacak bu toplantı...
Hayde gittim ben...İyi olsun gününüz...
Önce kitaplarla başlayalım. Okuduğum Acı Ülke; eğer Edgar Alan Poe ya da O'Henry'den hikayeler tarzı kitaplar okumaktan hoşlananlar bu kitabı da severler...
Pazar günü Naziş ile sinemaya gittik,pazar günü...E sinemaya gidip de yanındaki D&R a girmeden olur mu?...Bir komplo gibi sanki...Sinema başlama saatine kadar bi gezineyim deyip,elin kolun dolu çıkmak garanti... İletişim Yayınlarından yeniden basılıp,yeniden raflara çıkan Ormanda Ölüm Varmış Yokmuş/Latife Tekin aldım.Benim için hala en iyi kitabı; ''Sevgili Arsız Ölüm'' dür... Bu kitabın sürprizi, gece yatağıma yatıp, kapağını açtığımda ilk bölüm başlığının - LALE AĞACI- olması oldu...Gece gece beni gülümsetti beni sevdiğim yazar...
Pazar günü gittiğimiz film ise; Malavita-Belalı Tanık idi...Robert De Niro adamım ya yine muhteşemdi... Uzun zamandır da bu kadar keyifli bir film izlememiştik. Ön sıralarda filmi izlemeye yalnız gelen bir seyirci; elinde koca patlamış mısır paketiyle hepimizden çok çıkardı filmin keyfini.. Uluya uluya güldü...En çok filme mi, ona mı güldük karar varmiş değilim:)
Gelelim bu filmi benim için ballı lokma tatlısına ya da kaymaklı ekmek kadayıfına çeviren olaya, Hürriyet Gazetesinin bu filmin kitabı ile ilgili yaptığı ödüllü yarışmayı da kazanmayayım mı?))
"Hurriyet.com.tr Hediye Kitap Günleri" devam ediyor. Bu yarışma ile Tonino Benacquista'nın "Malavita-Belalı Tanık" kitabını kazanan 20 şanslı hurriyet.com.tr okuyucusu belli oldu.
Kış haızrlıklarında domates işinde artık son noktayı dün koydum. Son partiyi acılı yaptım. Pazarsa satılan küçük kırmızı acıka biberlerinden aldım. Beş kiloya yarım kg bizim acı eşiğimize uydu... Temizleyip,yıkadım,en alta biberleri koydum,üstüne de sıcak suda bekletip kolayca soyduğum domatesleri iki üçe bölüp koydum. Kilo başına birer çay kaşığı tuz hesabıyla kaynattım. İyice yumşayınca yine her zamanki gibi el blendırını içine sokup bzııtladım. Ve koyulaşana kadar kaynatıp,kavanozlara yerleştirdim. Bu sabaha kadar kavanozlar ters olarak beklediler ve sabah itibariyle yerlerine yerleştiler.
12 EKİM İmza:Karın davetimi tekrarlayayım... Hem tanışmamıza hem de bayramlaşmamıza vesile olacak bu toplantı...
Hayde gittim ben...İyi olsun gününüz...
6 Ekim 2013 Pazar
Cumartesinin notları
Ve bazen kırmızıdır gökyüzü ve bazı kişiler,bazılarının hayatında fark yaratır... Bu filmi herkese tavsiye ederim...
Biri gelir,minicik bir menekşe ile kitaplığının baş köşesine oturur, yıllar öncesinden köklene köklene gelen bir baba hatırasıdır... Başka evlere de güzellik katar... O köşe olur sana ''Ece'' köşesi,zira o bebek de onun ellerinden çıkmadır...
Kızın gelir,dışarıdan...Nazlı kızın,kendine kitap alırken,annesine de bi güzellik yapar,olur cumartesin güpgüzel...Çok severek izlediğim Haldun Dormen anılarıyla ,kitaplığına giriverir...
Uzun zamandır izlemek istediğin film, Digifestival kanalda çıkar karşına, öğleden sonranı doldurur... Doldurur da,herkese tavsiye edilmez dersin,üç saatlik , bu duyarsızlığı anlatan fimi...Ama gerçek sinema seyircisi de bol ödüllü bu filmi kaçırmasın...
Akşam yemeğine de fırında patlıcan kebabı attırdın mı?...Attırdın,cumartesi akşamı yemeğini de kurtardın...Etleri biraz fazla kızarmış ama o kadarcık kusur kadı kızında da olur:))
Sizin nasıldı cumartesiniz... ha unutmadan 12 Ekim cumartesi günü Kadıköy Belediyesinin İmza:Karın için hazırladığı etkinlikte buluşmak ister misiniz?...tanışırız,kaynaşırız,kitap imzalar,resim falan çekeriz...
Biliyorsunuz kitapda ben de varım:)
İyi olsun akşamınız ve dahi pazarınız...
Biri gelir,minicik bir menekşe ile kitaplığının baş köşesine oturur, yıllar öncesinden köklene köklene gelen bir baba hatırasıdır... Başka evlere de güzellik katar... O köşe olur sana ''Ece'' köşesi,zira o bebek de onun ellerinden çıkmadır...
Kızın gelir,dışarıdan...Nazlı kızın,kendine kitap alırken,annesine de bi güzellik yapar,olur cumartesin güpgüzel...Çok severek izlediğim Haldun Dormen anılarıyla ,kitaplığına giriverir...
Uzun zamandır izlemek istediğin film, Digifestival kanalda çıkar karşına, öğleden sonranı doldurur... Doldurur da,herkese tavsiye edilmez dersin,üç saatlik , bu duyarsızlığı anlatan fimi...Ama gerçek sinema seyircisi de bol ödüllü bu filmi kaçırmasın...
Akşam yemeğine de fırında patlıcan kebabı attırdın mı?...Attırdın,cumartesi akşamı yemeğini de kurtardın...Etleri biraz fazla kızarmış ama o kadarcık kusur kadı kızında da olur:))
Sizin nasıldı cumartesiniz... ha unutmadan 12 Ekim cumartesi günü Kadıköy Belediyesinin İmza:Karın için hazırladığı etkinlikte buluşmak ister misiniz?...tanışırız,kaynaşırız,kitap imzalar,resim falan çekeriz...
Biliyorsunuz kitapda ben de varım:)
İyi olsun akşamınız ve dahi pazarınız...
4 Ekim 2013 Cuma
Hafta sonu önerileri
Bu hafta sonu için önerilerim tamamen eve yönelik:) Çünkü bu hafta sonu benim planım evde olmak ve bu hain dizi dinlendirmek...O meşhur yastığımı biliyorsunuz ona bacaklarımı uzatıp yatıcam,kitapdır,filmdir artık ne gelirse...
Önerilere geçmeden önce katıldığım bir etkinliği anlatmak istiyorum.
Çarşamba akşamı Missgibi'nin davetiyle Sapphire-EKS de Emsan mutfak gereçleri için düzenlenen bir Workshopa katıldım. Şef Eyüp Kemal Sevinç ile birlikte Meksika yemekleri pişirdik sonra da oturup bir güzel yedik.... Eyüp Kemal Sevinç sürekli takip ettiğim şeflerden olduğu için,benim için çok daha özellikli bir akşam oldu...Çok lezzetli ve çok eğlenceli bir akşam oldu...Missgibi de bugün şahane bir börek tarifi var, hafta sonu önerilerimden biri olsun hatta....
(yemek listemiz)
Kitabım; Gamsegamse'nin arkadaşının hediyesi Acı Ülke/Joyce Carol Oates...Biraz tarzım dışı gibi duruyor,,,korkutucu,tekinsiz hikayelerden oluşuyor...Ben biraz tırsarım böyle şeylerden:)) ama ilk hikayeyi beğendim,henüz bi tırsma hali yok yani...
Hafta sonu ,soğuk ve yağışlı geçeceği ve dizim bu aralar nane molla olduğu için daha öncede dediğim gibi evdeyim...
Yeme içme önerileri olarak dün Magissa için hazırladıklarımı önerebilirim. Çünkü tam kış yemekleriydi...Mesela bir keşkek, kuru biber dolması biraz ağır gittik derseniz taze fasulye diblesi ve yoğurtlu kabak-havuç salatası..Tatlı olarak da karaorman pastası...
Keşkek bizim evde çok pişmez ama çok sevilir...Nasıl bir ters orantı di mi?.. Taş çatlasa yılda iki kez...Ama kardeşim tamam çok lezzetli ama bomba...Kayınvalidem usulü pişiyor bizde...Ordu'da pek kekşkek kültürü yoktur zaten...Yediklerimin de bununla ilgisi yoktu...her yörenin keşkeği farklıdır. Benimki Niksar usulü...
Yarım kg kadar buğdayı bir gece önceden yıkadım ve tencereye üstünü epeyce geçecek kadar suyla birlikte koyup bir iki taşım kaynatıp,altını kapattım.Ertesi gün, 4-5 parça kuzu gerdanı, keşkeği pişireceğim tencerede altlı üstlü tereyağda kızarttım( bunun raconu tereyağ)... kırmızı pul biber,karabiber ve tuz ilave ettim kızarma sırasında... Sonra üstüne buğdayı ilave ettim ve üstünü üç dört parmak geçene kadar sıcak su ve yarım su bardağı kadar da haşlanmış nohut ilave ettim unutmadan söyleyeyim. Sonra dibini tutmaması için ara sıra karıştıra karıştıra kısık ateşte iyice pişirdim. Bundan sonrası tufan:))) Pişen keşkeği derin bir tepsiye döktüm...Etleri üste doğru çektim...Ve pastırma dilimlerini de üstüne dizdim. Sonra doğrruuu fırına...üstü hafif kızara kadar ,tuttum... Benim usul keşkek budur...
Bugün tam bir kış havası var dışarıda. Hafta sonu böyle geçecek ama hafta başından itibaren yeniden ısınacakmışız... Isınabiliriz ama kış bi kere yüzünü gösterdi...Hoş geldi sefa geldi...
Önerilere geçmeden önce katıldığım bir etkinliği anlatmak istiyorum.
Çarşamba akşamı Missgibi'nin davetiyle Sapphire-EKS de Emsan mutfak gereçleri için düzenlenen bir Workshopa katıldım. Şef Eyüp Kemal Sevinç ile birlikte Meksika yemekleri pişirdik sonra da oturup bir güzel yedik.... Eyüp Kemal Sevinç sürekli takip ettiğim şeflerden olduğu için,benim için çok daha özellikli bir akşam oldu...Çok lezzetli ve çok eğlenceli bir akşam oldu...Missgibi de bugün şahane bir börek tarifi var, hafta sonu önerilerimden biri olsun hatta....
Kitabım; Gamsegamse'nin arkadaşının hediyesi Acı Ülke/Joyce Carol Oates...Biraz tarzım dışı gibi duruyor,,,korkutucu,tekinsiz hikayelerden oluşuyor...Ben biraz tırsarım böyle şeylerden:)) ama ilk hikayeyi beğendim,henüz bi tırsma hali yok yani...
Hafta sonu ,soğuk ve yağışlı geçeceği ve dizim bu aralar nane molla olduğu için daha öncede dediğim gibi evdeyim...
Yeme içme önerileri olarak dün Magissa için hazırladıklarımı önerebilirim. Çünkü tam kış yemekleriydi...Mesela bir keşkek, kuru biber dolması biraz ağır gittik derseniz taze fasulye diblesi ve yoğurtlu kabak-havuç salatası..Tatlı olarak da karaorman pastası...
Keşkek bizim evde çok pişmez ama çok sevilir...Nasıl bir ters orantı di mi?.. Taş çatlasa yılda iki kez...Ama kardeşim tamam çok lezzetli ama bomba...Kayınvalidem usulü pişiyor bizde...Ordu'da pek kekşkek kültürü yoktur zaten...Yediklerimin de bununla ilgisi yoktu...her yörenin keşkeği farklıdır. Benimki Niksar usulü...
Yarım kg kadar buğdayı bir gece önceden yıkadım ve tencereye üstünü epeyce geçecek kadar suyla birlikte koyup bir iki taşım kaynatıp,altını kapattım.Ertesi gün, 4-5 parça kuzu gerdanı, keşkeği pişireceğim tencerede altlı üstlü tereyağda kızarttım( bunun raconu tereyağ)... kırmızı pul biber,karabiber ve tuz ilave ettim kızarma sırasında... Sonra üstüne buğdayı ilave ettim ve üstünü üç dört parmak geçene kadar sıcak su ve yarım su bardağı kadar da haşlanmış nohut ilave ettim unutmadan söyleyeyim. Sonra dibini tutmaması için ara sıra karıştıra karıştıra kısık ateşte iyice pişirdim. Bundan sonrası tufan:))) Pişen keşkeği derin bir tepsiye döktüm...Etleri üste doğru çektim...Ve pastırma dilimlerini de üstüne dizdim. Sonra doğrruuu fırına...üstü hafif kızara kadar ,tuttum... Benim usul keşkek budur...
Bugün tam bir kış havası var dışarıda. Hafta sonu böyle geçecek ama hafta başından itibaren yeniden ısınacakmışız... Isınabiliriz ama kış bi kere yüzünü gösterdi...Hoş geldi sefa geldi...
Etiketler:
Acı Ülke,
Eyüp Kemal Sevinç,
keşkek,
kitap,
Missgibi
1 Ekim 2013 Salı
Ekim
Ekim yağmuruyla geldi gümbür gümbür...Hoş gelsin,hoşluklarla gelsin...
Ekim ayı bizim için hoş bir ay,çünkü içinde Naziş'in doğum günü var, Cumhuriyet Bayramı var, filmekimi var...
Bugün önce biraz temizlik yaptım sonra görümcegillere:) çaya gittim. İki görümce bi gelin, çay içtik sohbet ettik. Bu ara hepimiz yoğun olduğumuzdan epi bir süredir görüşememiştik...Özlemişiz,konuşacak bi sürü şey birikmiş.Birlikte akşamı ettik.
Yağmur altında kısacık bir yürüyüşten sonra eve geldim.İçeri girer girmez makarna suyu koyup,şöle salçalı ,kıymalı bir spagetti yaptım...
Sonbaharla birlikte diziler de başladı... Bu akşam Çalıkuşu akşamı...Türkan Şoray'lısı, Aydan Şener'lisi derken üçüncü versiyonda çekilmeye başlandı...İlk bölümü sevdik biz, sevmeyenler hala Aydanım da Aydanım, Şenerim'de Şener'im diyenler mevcut ... Artık ,önümüze bakmak gerek ,geçti onun zamanı artık...
Size Yaban Koyunu/Haruki Murakami okuduğumu söylemiş ama hiç söz etmemiştim sanırım... En güzel kitabı bu değil söyleyeyim... Ama filme alınsa mesela severim o filmi... Müzik,kedi,fantastik öğeler Murakami'nin olmassa olmazları biliyorsunuz onlar yine var tabi... Alttan altan çalan müziğin sesini duymadan edemiyorsunuz...Bir kaç tanesini bulup dinledim ve Bing Crosby şarkısı ile de kitaba veda ettik...Kitabı okurken o koyun senin içine kaçsa falan demedim değil:)) Çeviri de biraz problemliydi sanırım belleten belleten dedikçe töğbeee estağfurullahh dedim ,bülten desen nolur sanki...Kısaca konusu,bir reklam ajansı sahibi başkişimiz bir bültende pardon belletende bir dağda otlayan koyunların resmini kullanır ve başı derde girer. Artık o dağı bulmak ve sırtında kahverengi yıldız olan koyunu bulmak zorundadır.Yoksa sonu gelmiştir. En önemli özelliği kulaklarının güzelliği olan sevgilisiyle yolculuğa çıkarlar...
Eğer hiç Murakami kitabı okumadıysanız bence Sahilde Kafka ile başlayın...
Şimdi aklıma bir soru geldi... Kitap okuru olmak yanında bir yazarın da okuru musunuz?...Kitap çıkarsa diye bekler, çıkar çıkmaz kimseler hakkında konuşmaya başlamadan okumak için kitapçıya koşar mısınız? Murakami işte benim öyle yazarlarımdan biridir...
Şimdi gitmek zorundayım,Çalıkuşu başladı...
Ekim ayı bizim için hoş bir ay,çünkü içinde Naziş'in doğum günü var, Cumhuriyet Bayramı var, filmekimi var...
Bugün önce biraz temizlik yaptım sonra görümcegillere:) çaya gittim. İki görümce bi gelin, çay içtik sohbet ettik. Bu ara hepimiz yoğun olduğumuzdan epi bir süredir görüşememiştik...Özlemişiz,konuşacak bi sürü şey birikmiş.Birlikte akşamı ettik.
Yağmur altında kısacık bir yürüyüşten sonra eve geldim.İçeri girer girmez makarna suyu koyup,şöle salçalı ,kıymalı bir spagetti yaptım...
Sonbaharla birlikte diziler de başladı... Bu akşam Çalıkuşu akşamı...Türkan Şoray'lısı, Aydan Şener'lisi derken üçüncü versiyonda çekilmeye başlandı...İlk bölümü sevdik biz, sevmeyenler hala Aydanım da Aydanım, Şenerim'de Şener'im diyenler mevcut ... Artık ,önümüze bakmak gerek ,geçti onun zamanı artık...
Size Yaban Koyunu/Haruki Murakami okuduğumu söylemiş ama hiç söz etmemiştim sanırım... En güzel kitabı bu değil söyleyeyim... Ama filme alınsa mesela severim o filmi... Müzik,kedi,fantastik öğeler Murakami'nin olmassa olmazları biliyorsunuz onlar yine var tabi... Alttan altan çalan müziğin sesini duymadan edemiyorsunuz...Bir kaç tanesini bulup dinledim ve Bing Crosby şarkısı ile de kitaba veda ettik...Kitabı okurken o koyun senin içine kaçsa falan demedim değil:)) Çeviri de biraz problemliydi sanırım belleten belleten dedikçe töğbeee estağfurullahh dedim ,bülten desen nolur sanki...Kısaca konusu,bir reklam ajansı sahibi başkişimiz bir bültende pardon belletende bir dağda otlayan koyunların resmini kullanır ve başı derde girer. Artık o dağı bulmak ve sırtında kahverengi yıldız olan koyunu bulmak zorundadır.Yoksa sonu gelmiştir. En önemli özelliği kulaklarının güzelliği olan sevgilisiyle yolculuğa çıkarlar...
Eğer hiç Murakami kitabı okumadıysanız bence Sahilde Kafka ile başlayın...
Şimdi aklıma bir soru geldi... Kitap okuru olmak yanında bir yazarın da okuru musunuz?...Kitap çıkarsa diye bekler, çıkar çıkmaz kimseler hakkında konuşmaya başlamadan okumak için kitapçıya koşar mısınız? Murakami işte benim öyle yazarlarımdan biridir...
Şimdi gitmek zorundayım,Çalıkuşu başladı...
30 Eylül 2013 Pazartesi
HUSH!
Hayat,insana garip oyunlar oynuyor.Hiç ummadığın zamanda,hiç ummadığın bir şeyle karşına çıkıyor.Bundan iki yıl önce Nazlı'nın yıl sonu gösterisine gittiğimde; Türkiyenin en önemli kurumlarından birinin başında olan birinin bando takımından arkadaşım olduğunu görmüştüm. Gerçi o beni tanımış ben onu tanıyamamış mahcup olmuştum ama o da-üzülmeyin ben lisedeyken çok silik bir tiptim demişti:)Yine de çok güzel bir raslantıydı,tanıdıklardan konuşmak çok hoş olmuştu.
Nazlı,beni yine çok hoş bir raslantının kucağına attı ve bu kez çocukluk anılarımı canlandırdı,o eski günleri yeniden yaşamama neden oldu.
Ordu'da benim yaşadığım mahalle şimdilerde moda deyimle bir azınlık mahallesiydi... Ermeni komşularımızla birlikte yaşardık. Ama sonraki yıllarda her gidişte ,artık birinin orada olmadığını görüyordum. İstanbul'da olanlarla görüşmemiz çok uzun yıllar sürdü ama sonraları onlar da gittiler.
Geçen gün Nazlı; elinde bir cd ile çıkageldi...
Berke Baş; Nazlı'nın bir öğrencisinin velisiymiş. Ordu'da yaşan Ermenilerle ilgili bir belgesel çekmiş. Hush-Nahide'nin Türküsü... Belgeselde adı geçen Nahide Hanım; Berke Baş'ın anneannesi...Ben çok başka bir gözle ve duyguyla izledim... Nasıl duygulanmayayım, sözü edilenler benim çocukluk mahallem ,bayram hatıralarım arasında en önemli yer tutan lacivert kadife jilemi diken Zıvart Abla,annemlerin çok sevdiği Eşbe Teyze...Babamın av arkadaşı Süren Amca'nın eşi Kuvar teyze... İlk dişim çıktığında; dişimi evinin damına attığım Dikran Amca..., Gelenekler gereğince çocuklar ilk çıkan dişlerini okumuş,mevki sahibi birinin damına atarlardı ki biz hepimiz Dr Dikran Amca'nın damına atardık. Ne de olsa aynı evde yaşan kız kardeşi de eczacıydı... Biz atarken,annesi de cama çıkar,yan taraftan atın ,oranın damı daha alçak derdi:)... Harut Amca ile yapılan röportajda artık göz yaşlarımı tutamadım. Kızı Suna ile aynı okuldaydık. Ben mezun olunca bıraktığım bando takımının majörlüğünü o üstlenmişti..
Yıllar sonra,evliliğimizin ilk yıllarında kocam ile Ordu'ya gitmiştik. Çarşıda dolaşırken-Aaa bizim kızmış diye bir ses duydum. Dönüp ,baktığımda Harut Amca ve eşi Lidya Teyze olduğunu gördüm. Kucaklaştık, Harut Amca 'nın bakırcı dükkanında oturup çay içip,sohbet ettik...
Bu belgeseli izleme olağını bulup bulamayacağınızı bilmiyorum o yüzden Nahide Hanım'dan söz etmek isterim. Nahide Hanım,ailesi göç sırasında giderken geride kalan ermeni çocuklardan. Bir müslüman aile tarafından büyütülmüş ve bir müslümanla evlenmiş. Ermeniyim ama müslümanım dermiş hep. Hiç çocuğu olmamış ve eşinin ikinci evliliğinden olan oğlunu kendi çocuğu gibi büyütmüş. Henüz beş yaşındayken onu okula yazdırmış ve geri kalmasın diye hergün sırtında derse götürüp getirmiş. Belgeselde bu çocuğun şimdi mimar olduğunu görüyoruz. Komşularıyla yapılan röportajda en çok ilgimi çeken,bir kadının sözleriydi. O bize örnek oldu,çocuklarımızı onu örnek alarak hep okuttuk.
Belgeseli izlerken,Harut Amca'nın bana''Bizim Kız '' diye seslenmesi geldi aklıma...Sanırım -biz- demeyi bıraktığımız gün yitirdik bu güzellikleri...
Ben Berke Baş'a kendi adıma çok teşekkür ediyorum.Çok kişiye ulaşmasını çok isterim bu belgeselin...
Nazlı,beni yine çok hoş bir raslantının kucağına attı ve bu kez çocukluk anılarımı canlandırdı,o eski günleri yeniden yaşamama neden oldu.
Ordu'da benim yaşadığım mahalle şimdilerde moda deyimle bir azınlık mahallesiydi... Ermeni komşularımızla birlikte yaşardık. Ama sonraki yıllarda her gidişte ,artık birinin orada olmadığını görüyordum. İstanbul'da olanlarla görüşmemiz çok uzun yıllar sürdü ama sonraları onlar da gittiler.
Geçen gün Nazlı; elinde bir cd ile çıkageldi...
Berke Baş; Nazlı'nın bir öğrencisinin velisiymiş. Ordu'da yaşan Ermenilerle ilgili bir belgesel çekmiş. Hush-Nahide'nin Türküsü... Belgeselde adı geçen Nahide Hanım; Berke Baş'ın anneannesi...Ben çok başka bir gözle ve duyguyla izledim... Nasıl duygulanmayayım, sözü edilenler benim çocukluk mahallem ,bayram hatıralarım arasında en önemli yer tutan lacivert kadife jilemi diken Zıvart Abla,annemlerin çok sevdiği Eşbe Teyze...Babamın av arkadaşı Süren Amca'nın eşi Kuvar teyze... İlk dişim çıktığında; dişimi evinin damına attığım Dikran Amca..., Gelenekler gereğince çocuklar ilk çıkan dişlerini okumuş,mevki sahibi birinin damına atarlardı ki biz hepimiz Dr Dikran Amca'nın damına atardık. Ne de olsa aynı evde yaşan kız kardeşi de eczacıydı... Biz atarken,annesi de cama çıkar,yan taraftan atın ,oranın damı daha alçak derdi:)... Harut Amca ile yapılan röportajda artık göz yaşlarımı tutamadım. Kızı Suna ile aynı okuldaydık. Ben mezun olunca bıraktığım bando takımının majörlüğünü o üstlenmişti..
Yıllar sonra,evliliğimizin ilk yıllarında kocam ile Ordu'ya gitmiştik. Çarşıda dolaşırken-Aaa bizim kızmış diye bir ses duydum. Dönüp ,baktığımda Harut Amca ve eşi Lidya Teyze olduğunu gördüm. Kucaklaştık, Harut Amca 'nın bakırcı dükkanında oturup çay içip,sohbet ettik...
Bu belgeseli izleme olağını bulup bulamayacağınızı bilmiyorum o yüzden Nahide Hanım'dan söz etmek isterim. Nahide Hanım,ailesi göç sırasında giderken geride kalan ermeni çocuklardan. Bir müslüman aile tarafından büyütülmüş ve bir müslümanla evlenmiş. Ermeniyim ama müslümanım dermiş hep. Hiç çocuğu olmamış ve eşinin ikinci evliliğinden olan oğlunu kendi çocuğu gibi büyütmüş. Henüz beş yaşındayken onu okula yazdırmış ve geri kalmasın diye hergün sırtında derse götürüp getirmiş. Belgeselde bu çocuğun şimdi mimar olduğunu görüyoruz. Komşularıyla yapılan röportajda en çok ilgimi çeken,bir kadının sözleriydi. O bize örnek oldu,çocuklarımızı onu örnek alarak hep okuttuk.
Belgeseli izlerken,Harut Amca'nın bana''Bizim Kız '' diye seslenmesi geldi aklıma...Sanırım -biz- demeyi bıraktığımız gün yitirdik bu güzellikleri...
Ben Berke Baş'a kendi adıma çok teşekkür ediyorum.Çok kişiye ulaşmasını çok isterim bu belgeselin...
28 Eylül 2013 Cumartesi
Hafta sonu önerileri
Bu hafta sonu için size süper önerilerim var...İlki İstanbul'un gidilmesi gereken en güzel yerleri arasında ilk ona giren; Aşiyan...Farsça kuş yuvası anlamına gelen Aşiyan'ın en önemli özelliği Tevfik Fikret'in evinin burada olmasıdır. Ölümünden sonra müzeye çevrilen bu evi,görmeden ölmeyin anacım. Müze ev içinde Şair Nigar Hanım ve Abdülhak Hamit'e ait odalar da var. Müzeye gitmek için eğer yaya olarak gidecekseniz mutlaka Bebek^ten taksiye binin ki yokuşun bu kısmını bari onunla çıkın. Taksiden ünlü Aşiyan yolu başında inip müzeye kadar ağaçlı ve hayli bir dik yokuşu tırmanmanız gerekiyor. Ama yukarı çıktığınızda binlerce kez,milyonlarca kez değer diyeceksiniz.Önünüzde uzanan Boğaz manzarası,karşı kıyılar,yalılar anlatılamaz bir manzara...
Biz bugün buradaydık anladığınız gibi:)



Ünlü ''SİS ''Şiirinden esinlenerek Abdül Mecit Efendi'nin yaptığı Sis tablosu...Tabloyu incelerken bir taraftanda Tevfik Fikret'in SİS şiirini dinledik...

Müzeye giriş ücretsiz, son derece güzel bir rehberlik hizmeti var... Bize dijital rehberlik aracı verdiler.Çok temiz ve detaylı anlatımla tüm odaları gezdik. Anlatım metni o kadar samimiydi ki, sanırsınız bir arkadaşımızla gezdik...haydi şimdi pencereye yaklaşalım, karşı kıyılara bakalım derken bizde tıpış tıpış yürüdük pencereye ve baktık karşı kıyılara....,Tavfik Fikret de tam karşı kıyıdaki Göksu Deresinden bakmış buraya ve bu evi yapmaya karar vermiş....
Tevfik Fikret'in ölüm maskı son uykusunu uyuduğu yatağının başındaydı...Koyu bir Fikret hayranı olan Atatürk'ün yazdığı;Tevfik Fikret'e hayranlığını belirten sözlerin de bulunduğu anı defteri, Şair Nigar Hanım odasında hakkında ne kadar az şey bildiğim için duyduğum utanç,Yemek odasındaki yemek masasının zerafeti,sizi girişte karşılayan balmumundan yapılmış heykeli yani anlat anlat bitmez...Müze çalışanlarının gerçek birer müzeci oluşu, her an yardıma koşması,güler yüzleri,yine gelin, dostlarınızla da gelin, kitaplarınızı alın gelin...bahçede okuyun sözleriyle uğurlamaları...Çıkışta hediye edilen kitap ayraçları günden bize kalanlardı... Dışarı çıkınca müzenin kafeteryasında bir çay molası verin. Ne içerseniz için 1 lira:)...Hadi acıktınız,müzenin arka tarafından ağaçlık toldan yürüyerek Boğaziçi Üniversitesine geçin,hatta yemeğinizi orada öğrencilerle birlikte yiyin...Biz öyle yaptık mesela:)
Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü merdivenleri ve binalarından biri...
Akşam yürüyüşümüzü de Bebek sahilde yaptık evimize döndük...
Valla cumartesi bunları yapın pazar günü de yatın yuvarlanın evinizde çünkü çok yorucu:)Belki bir sinema olabilir ama henüz filmlere bakamadım...
Not: Bir de merak ediyorum, yıllardır tam yedi yıldır ocakta sekiz olcak inşallah maşallah, buradan böyle öneriler yazarım. Şimdi merak ettim, bu sayfada okudum da şuraya gittim diyen var mı?))) E merak işte kediyi bile öldüren merak:))
Biz bugün buradaydık anladığınız gibi:)



Ünlü ''SİS ''Şiirinden esinlenerek Abdül Mecit Efendi'nin yaptığı Sis tablosu...Tabloyu incelerken bir taraftanda Tevfik Fikret'in SİS şiirini dinledik...

Müzeye giriş ücretsiz, son derece güzel bir rehberlik hizmeti var... Bize dijital rehberlik aracı verdiler.Çok temiz ve detaylı anlatımla tüm odaları gezdik. Anlatım metni o kadar samimiydi ki, sanırsınız bir arkadaşımızla gezdik...haydi şimdi pencereye yaklaşalım, karşı kıyılara bakalım derken bizde tıpış tıpış yürüdük pencereye ve baktık karşı kıyılara....,Tavfik Fikret de tam karşı kıyıdaki Göksu Deresinden bakmış buraya ve bu evi yapmaya karar vermiş....
Tevfik Fikret'in ölüm maskı son uykusunu uyuduğu yatağının başındaydı...Koyu bir Fikret hayranı olan Atatürk'ün yazdığı;Tevfik Fikret'e hayranlığını belirten sözlerin de bulunduğu anı defteri, Şair Nigar Hanım odasında hakkında ne kadar az şey bildiğim için duyduğum utanç,Yemek odasındaki yemek masasının zerafeti,sizi girişte karşılayan balmumundan yapılmış heykeli yani anlat anlat bitmez...Müze çalışanlarının gerçek birer müzeci oluşu, her an yardıma koşması,güler yüzleri,yine gelin, dostlarınızla da gelin, kitaplarınızı alın gelin...bahçede okuyun sözleriyle uğurlamaları...Çıkışta hediye edilen kitap ayraçları günden bize kalanlardı... Dışarı çıkınca müzenin kafeteryasında bir çay molası verin. Ne içerseniz için 1 lira:)...Hadi acıktınız,müzenin arka tarafından ağaçlık toldan yürüyerek Boğaziçi Üniversitesine geçin,hatta yemeğinizi orada öğrencilerle birlikte yiyin...Biz öyle yaptık mesela:)
Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü merdivenleri ve binalarından biri...
Akşam yürüyüşümüzü de Bebek sahilde yaptık evimize döndük...
Valla cumartesi bunları yapın pazar günü de yatın yuvarlanın evinizde çünkü çok yorucu:)Belki bir sinema olabilir ama henüz filmlere bakamadım...
Not: Bir de merak ediyorum, yıllardır tam yedi yıldır ocakta sekiz olcak inşallah maşallah, buradan böyle öneriler yazarım. Şimdi merak ettim, bu sayfada okudum da şuraya gittim diyen var mı?))) E merak işte kediyi bile öldüren merak:))
Etiketler:
Aşiyan,
Sis Tablosu,
Şair Nigar Hanım,
Tevfik Fikret
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















