Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

20 Şubat 2013 Çarşamba

Barbara ile kısır partisi

Bugün de evdeydik Elhamdülillah...

Tek başıma kısırlı mısırlı,filmli partiler mi? yapmadım...Öğle uykuları mı? uyumadım...Hepsini yaptım şükürler olsun.

Akşamdan bi dünya plan yaptık. Beykoz vapuruna binip Beykoz Korusu içindeki  köşke gitmeler yoksa çoktandır o taraflara gitmedik Pendik sahili de olabilir demeler. Sabah dipçik gibi, zıpkın gibi kalktım.Saat 0.5.30 da:)Kızları güle oynaya gönderdim. Yeşil çayımı, Türk kahvemi içtim. Biraz kitap okuyayım dedim aman bi uyku  bi uyku bastırsın  saat dokuza doğru yatağa kendimi zor attım. Görümcem, mercimekli köfte tarifi için aramasa saat 11 de akşam edecektim. yeniden çay kahve faslı ama yok,kafa olmuş bi sepet. hava da tatız zaten. Hadi bugün de evde oturayım dedim.

Depresüf Ayu, sabahın yedi buçuğunda canımı kısır çektirmişti. Tam da onu tarfiyle kendime bir çay bardağı kısırlık bulgurdan kısır yaptım. Şahane oldu...Aklıma gelmişken, kalabalık bir gruba kısır yaparken acep ölçü nasıl olsa diye düşünürüz ya ben kişi başı bir çay bardağı kısırlık ya da köftelik bulgur olarak hesaplıyorum. Artmıyor, eksik gelmiyor,tam karar ölçü...





Kısırımı yaptım,çayımı demledim,filmimi  izledim...Film yine Avrupa sinemasından...Barbara....1980 yılında Almanya'da geçen son derece politik bir film...Berlin film festivalinde en iyi yönetmen ödülü almış. Eleşetirmenler ''İnsani, zeki ve seyircisinin zekasına da saygı duyan bir yapım.'' demişler. Barbara bir doktor, tek arzusu batıya gitmek bu yüzden de küçük bir kasabaya sürgün gönderiliyor. Burada da yaptığı kaçma hazırlıkları ama bunun yanında da  doktorluğunu unutmadan verdiği insani çabalar var...Kısaca filmde gitmek mi? zor kalmak mı? zor ikilemi var diyeyim siz anlayın gari...Ama bu filmi de gözden kaçırmayın derim...





Kitabım ''Kızarmış Palamutuun Kokusu'' biliyorsunuz daha ilk sayfalardan beni içine aldı,önüne kattı... İki iyi kitabı üst üste yakalamanın keyfini sürüyorum...İnsanın geçmişinden gelen bir koku ,insanı gelecekten alıp birdenbire nasıl geçmişe atar işte böyle şeyler var...Engin Gençtan anı zamanda bir psikiyatrist...Mesleğinin kitaba çok katkısı olduğu gözle görülebiliyor....


Bugünlük de bu kada

19 Şubat 2013 Salı

Mutfaktan bildiriyorum

Bugün film yok ,kitap yok, gezme tozma yok...Bugün günlerden Mutfak...

Bugün bir kargo beklemek zorundaydım yoksa şöyle bir Kız Kulesine doğru uzanmak vardı aklımda...

Önce kendimi bir güzel motive ettim. Çıtır çıtır simitli, Ajda Pekkan konserli bir kahvaltı yaptım. Sonra Türk kahvemi pişirip,bir karanfilli telledim yanında... Sonra dolaptan ıspanakları ve taze baklayı çıkardım. Ispanakları suya bastım.A film yok demiştim ama pardon ya baklaları temizlerken  film izledim ben:) Bu filmden sonra söz edelim ama adını söyleyeyim ''Kuma''...Baklaları temizledim yıkadım. Her yiğidin yoğurt yeyişi farklıdır tabi benim bakla pişirme usulüm şöyle. Önce çok az rivyera  tipi zeytinyağıyla soğanları pembeleştirdim. İki kesme şekeri de attım ki soğanlar karamelize olsun, renklensin,zaten zeytinyağlılara şeker koyuyoruz ya... Sonra baklaları koydum,tuzunu ilave ettim ve kısık ateşte  biraz kendi suyuyla pişmeye bıraktım. Daha sonra bir tatlı kaşığı unu sulandırıp üstüne döktüm az daha sıcak su ilave ettim. Pişince taze soğan ve dereotu koydum,sızma yağ gezdirdim üsten üstten ve soğumaya bıraktım. Bu arada baklalar pişerken ıspanakları yıkamış ve süzülmeye bırakmıştım. İki kilo kadar vardı. Suyu süzülen ıspanakları doğradım.İkiye böldüm.Bu ara ama hangi ara koyduysan ocakta yarım kg kadar kıyma kavrulmaktaydı:)) kavrulunca onu  eşit olmayan iki parçaya böldüm:) Büyük parçayı iki  baş doğranmış soğanla tekrar kavurdum onu da tekrar ikiye böldüm. Mutfak biraz da matematik demektir biliyorsunuz ki:))

Şimdiiii, hani ıspanaklar ikiye bölünmüştü ya ha,onların bir bölümünü,pirinç yıkadığımız iki parçalı süzgeçler var hani...O süzgece koydum,üstünden kaynar su döküp üstüne bir kapak kapattım. Diğer parça ıspanağı da kıymalı soğanlı harcıma,biraz salça ilave ettim,üstüne sıcak sudan kendini kurtaran ıspanakları koydum, yarım fincanda bulgur koyup hızlı hızlı karıştırdım ocak üstünde biraz kavrulur gibi altını kapattım. Soğuyunca kapaklı bir kaba koyup dondurucuya kaldırdım. Şimdi  bu nolcak. Diyelin ani bir program çıktı, vay efendim benim evde yemeğim yok, şimdi çıkarsam yemek yetişmez demeyeceksin. hemen bunu dolaptan çıkaracaksın,üstüne sıcak su koyup,pişmeye bırakacaksın,o sırada makarna suyu da koy git giyin. Sen giyindim,makyaj yaptım diyene kadar onlar pişer. Sen de gönül rahatlığıyla gezmeye gider,hoplaya zıplaya geri dönersin. Gelirken evde yoğurt yoksa yoğurt almayı unutma yeter.




Şimdi gelelim orada sıcak suda bekleyen ıspanağa...Onu süzgeçten çıkardım,suyunu iyice sıktım. Salçalamadığım  soğanlı kıyma ile  yeniden işlem yaptım. Bu da  yumurta kırıp ıspanaklı yumurta olacak,biraz fazla olmuş belki artandan ıspanaklı börek olacak...


Pekiiii, kıymayı üçe bölmüştük, soğansız olarak kalmıştı üçüncü parça,o ne olacak. O da dünden kalan makarnanın üstüne dökülen sarımsaklı yoğurdun üstüne biraz domates püresi ve pul biberle tatlandırılıp  sos olarak dökülüp yeni  bir  sunumla alacak bu akşam masada ki yerini...

Bunları yaparken,çayımı ,kahvemi ihmal etmediğimi, de bilmenizi isterim:)

Bu akşam'' Seksenler''  akşamı... Sonrasında da kitap okuyabileceğim inşalah maşallah

18 Şubat 2013 Pazartesi

yepisyeni yazı:)

Geçtiğimiz haftanın son gününü ve yeni başlayan haftanın ilk gününü evde geçirerek ,he işte şimdi bu cümlenin sonu nasıl gelsin. İyi mi? ettim demeliyim, güzel mi? oldu demeliyim, olmadı mı? demeliyim bilemedim.

Bugün Zuz'la kardeş kardeş evde oturduk. Birlikte kahvaltı ettik,kahvelerimizi içip sohbet ettik, ben evi toparladım o giyinme odasına çevirdiği benim okuma odamı sözüm ona düzenledi,saçına maske yaptı...Neyseki  birbirimizle çekişme işini akşamdan yapmıştık da bugüne bişi kalmamıştı...

 Dünden bi sürü yemeğim olduğu için yemek yapma işi de yoktu, işler bitince tembellik de yaptık. Biraz önce de karnını doyurdu, vurdu sırtına sırt çantasını gitti...Sanırım hafta ortası falan ancak düşer buralara:))Giderken de bu notu bırakmış bana...Hem çekirdek almasına kızıp,hem de çekirdeklerini yediğim için:))




Şimdi size bir deneyimimden söz etmek istiyorum. Bir süredir,mahalle marketlerinde bile görülmeye başlayan bir meyva var,adı;Pepino...Aslen Güney Amerikalı olup Türkiye'de de yetiştirilmeye başlanmış. Bizde Ege ve Erzican'ın üzümlü kasabasında yetiştiriliyormuş. Tadı,kokusu kavuu andırıyor ama henüz tatlanmamış bir kavun olarak düşünün. Biz buz dolabında soğutup ince ince dilimleyerek tükettik... Kabuklarını da yüzümüze sürdük. Doğal botoks bitkisiymiş. Kozmetikte çok kullanılıyormuş. Benim pepino falan satmaya kalktığım yok da,cildimde ki gerginliği ve parlaklığı hemen ertesi gün hissetmem ile ilgili...Denemek için bir tane almıştık.Ama hafta da en az iki kez cildime uygulayacağım...Sonuçları ,bildiririm:))





Bunların dışında iyilik sağlık,bu akşam ''O SES''izleyip,yeni bir kitaba başlayacağım. yeni kitap Engin Gençtan'a ait''Kızarmış Palamutun Kokusu''

Haydi kalın sağlıcakla,keyifli bir akşam olsun.

17 Şubat 2013 Pazar

Bayan Jean Brodie ve Kız Robenson

Pazar gününü evde geçirdik ayilecek:)Dün Kadıköy'de soğuğu yiyince,cesaretimiz kalmadı... Bakın benim anneannem böyle bir durum için kısaca şöyle derdi; ''Dana, yediği daşı bilir''...Burada ki daş tabiki de taş anlamında ama taş deyince sözün hiçbir esprisi kalmıyor. Neyse işte sonuçda bugün evdeydik.

Ben sabah saat 8:30 gibi kalktım,yeşil çayımı içtim, biraz kitabımı okudum sonra da sabah kahvaltısı hazırlığına giriştim. Meşuuur patatesli mücverimden yaptım. Defalarca tarif ettim ama televizyonu yeni açanlar için  pardon beni ilk kez okuyacaklar için yeniden tarif edeyim.Ama yazının sonunda not olarak. Allamm inşallah unutmam da...Kahvaltıyı hazırladım. Hazırlama sürerken,ufaktan ufaktan demlenen çayımdan yuvarladım. Kahvaltıyı mutfakda yaptık,çünkü gidişattan anladım ki salonda yaparsak ihale bende kalacak.Hatta sabah kahvemizi bile  mutfakta içtik  ama Şehnaz Longa eşliğinde:)Her sabah başka bir güzide sanatçımıza konser verdirtiyorum kahvaltıda fizzy sağolsun.Bugün enstürmantal tercih ettim.Biraz Göksel Baktagir,biraz Hüsnü Şenlendirici... Leylak bacı yüzünden benim koca da Göksel Baktagirci oldu...

Size yeni kitabımdan söz etmek istiyorum. Son zamanlarda  hah işte budur  diyebileceğim bir kitap çıkmamıştı karşıma... ''Bayan Jean Brode'nin Baharı'' tam da böyle bir kitap...Times Dergisinin ''Ölmeden önce okumanız gereken 1001 kitap'' listesinde yer alıyor. Bayan Brodie,görüp görebileceğiniz en tuhaf öğretmen. ne bizim Çalıkuşu Feride ne de ''Ölü Ozanlar Derneği''nin John Keating'i...Onun -kızlar sizi kaymağında kaymağı yapacağım-dediği bir takımı var. Henüz 10 yaşındalar ama o keşke yedi yaşındayken geçseydiniz elime asıl o zaman sizi kaymağında kaymağı yapardım diyor. Kitap kurgusu çok değişik. Zamansız, daha doğrusu sürekli zaman sıçramaları var. Henüz on yaşında olduğunuzu okuduğunuz bir öğrencinin artık ölmüş olduğunu bir cümle sonra öğreniveriyorsunuz hemen kitabın başında ya da bir öğleden sonrayı okurken bir cümle sonra otuz yıl öğleden sonrasında buluyorsunuz kendnizi...Herkesin okuma tarzı elbebtteki değişiktir ama artık benim okuma tarzımı biliyorsunuz,eğer önerdiğim kitaplarda  sizi yanıltmadıysam'' Bayan Jean Brodie'' gibi bir okuma deneyiminden kendinizi mahrum bırakmayın ve 2006 yılında bu dünyadan giden Muriel Spark gibi bir yazarı tanıma fırsatını kaçırmayın...




Kitap demişken benim jenerasyonumdan olup da Milliyetin mavi ciltli,lake kapaklı  çocuk kitaplarını bilmeyen yoktur. Bunların arasında benim en sevdiğim''Kız Robenson''du...  Zuz bunlara topluca el koyduğu için ben de yoktu. Naziş, Gitti Gidiyorda bulmuş,bana almış. Dün akşam Kadıköy'den geldiğimizde beni evde bekliyordu...Sannki uzun yıllar görmediğim çocukluk arkadaşıma kavuşmuş gibi oldum. Mesela Jale'ye...Jale ile de bu sene kavuştuk birbirimize çünkü...




Biraz önce çekirdeklerini almış, Zuz geldi...Nasıl kızıyorum dökülüyo diye ama o dinlemiyo tabi her zaman ki gibi...Üstelik bir de oturup yiyorum...

Tamam bu akşamlık da bu kada...

Ha patates mücveri tarifi vardı:)

Ben kişi başı bir küçük patates olarak düşünüyorum. Biz dört kişiyiz,üç de yumurta kırdım. Patatesleri çiğ olarak rendeledim...Biraz kaşar peynirirendesi, biraz da dolapta beyaz peynirin kutunun dibinde kalan ezik büzükleri vardı:)) onlar da ziyan olmasın dedim onu da koydum,incecik maydonoz ,derotu doğradım,tuz,karabiber ve yumurta ile çırptım. Teflon tavada kaşık kaşık dökerek altlı üstlü kızarttım. Geç kahvaltı saatleri için akşam kahvaltıları için doyurucu ve lezzetli oluyor.Neyse binbeşyüzüncü kez tarif etmiş bulunuyorum:))

16 Şubat 2013 Cumartesi

Teşekkür ve Bugünün Lale'si

Dün hava yağmurluydu,evdeydim. Ama yalnız değildim,çok ama çok kalabalıktım. Sessiz okuyucularım dedim, bi ses edin  dedim. Bir ses verdiniz  ev doldu taştı. Sanki kabul günümdü... Ne iyi ettiniz beni çok memnun ettiniz.Tüm yorumları tek tek sesli sesli okudum evde. Aile fertlerimin de çok hoşuna gitti. Hepinize sevgilerimizi ve teşekkürlerimizi iletiyoruz.Sağolun varolun. Umarım blog vasıtasıyla gelişen tanışıklığımız daim olur.


Bugün haftasonu olabilir ama bizim evdeki devinim haftasonu falan takmaz. Gamsegamse'nin  Vakıf toplantısı Naziş'in fotoğrafçılık kursu vardı. Biz öyle aman işi olan kalksın,diğerlerini uyandırmadan sesisz sedasız gitsin, maalesef hiçbir zaman öyle bir aile olmadık olamadık. Ayaklanan birinin uyuyana sorulacak mutlaka önemli bir sorusu,çıkmadan söylemesi gereken birşey vardır:)) Bugün de şaşmaz kural öyleydi tabii. Ayaklandık,hep birlikte. Gamsegamse'nin toplantısı akşama kadarmış. Naziş, kurs çıkışı seninle buluşalım dedi. Akşam arkadaşlarıyla buluşmuş, geç gelmişti ,bugünü ayile günü yapmak istedi ama kocam yan çizdi. Neyse ben gittim, yarım saat kadar erken gitmiştim. Türk kahvecilerinin olduğu sokakta oturdum,kahvemi içip kitabımı okudum. Orhan Veli'nin ''Hoşgör Köftecisi'' adlı öykü kitabından iki üç öykü kalmıştı,orada bitirirm diye çantama atmıştım. Kahvemi servis eden çalışan,kitabımı merak etti. Edebiyat fakültesi öğrensiyimiş. Orhan Veli ve Garipçilerin edebiyatı mahvettiklerini söyledi. Allahın işi bu ya,o sırada okuduğum satırlarda da Orhan Veli, kafasının içinden konuşuyor....Kendini şair yerine koymayanlarla... Bunu niye ispatlamaya kalkayım ki diyor. Kasa da paramı öderken kitabı o çocuğa hediye ettim. Ve şu öyküde sorunun cevabı var dedim. pek de şirindi, ben de kahveyi ikram edeyim dedi. Yok dedim yav,o zaman hediye olmaz ki bu, takas olur:))




Naziş gelince,ben acıktım dedi...Bu araki takıntımız'' Otantik Andolu Yemekleri'...Oraya gidelim yine dedik. Ben her zamanki siparişim olan Otantikmix sipariş ettim ki tavsiyemdir...Şansımıza ,turuistlerde akın etmişti oraya. Çiya ve Otantik yöresel yemekler yaptıkları için genelde tercih nedeni oluyor zaten.


Yemek sonrası çarşıda dolaştık,kitapçılara girdik,çıktık ama çok soğuktu Alkım Kitapevi içindeki Kahve Dünyasında sıcak içecek molası verdik. Gördüğünüz gibi ne ka teknolocik biriyim:)) Şaka bi yana, bir kitapla ilgili yazı araması yapıyorduk blogda...Önümde gördüğünüz kitabı yeni aldım,kaç kez niyetlenmiş yerine başka bir kitap almış, sonra  bulamamıştım. Nezih Kitapevinde %25 indirimli kitaplar rafından ben buradayım diye,parmağını gözüme soktu ben de birden aaaa deyince eğilmiş başka bir kitaba bakmakta olan Naziş bile yerinden zıpladı:))...Engin Gençtan/Kızarmış Palamutun Kokusu




 Sonra eve geldik işte. Bu akşamın programı bence çay ve kitap... Ama başka bişi çıkarsa bilemem.

İyi akşamlar olsun, keyifli pazarlar olsun şimdiden....

Not: YKY kitapevinde ayın yazarının kitaplarında %25 diğer kitaplarda %20 indirim var. İş Bankası Yayınları Kitapevinde ise öğretmen ve öğrenciye %30 indirim var... Haber vermedi demeyin...

15 Şubat 2013 Cuma

filmlerden,kitaplardan,dergilerden, yemeklerden

Sabah uyandığımızda şarıl şarıl yağmur yağıyordu.Sabah dediysem bizim sabahlar çoğu kimse için henüz daha uykunun orta yeridir. Bizim evde kalk borusu seher vakti sen tarlaya gelende,ses yayılır dört bi yana Süreyya diye çalar, bilinen üzre.

Biraz yatakta debelendim, uyuuuu,uyuuuu diye kendime hipnoz yapmaya çalıştım,cık.Kalktım evi tavaf ettim,hasar tespit çalışması yaptım. salon gece yatarken toplanmıştı, Mutfak tezgahı tertemiz ama bulaşık makinesi boşalmalı onu geç,şimdi hiç canım istemiyo, akşam yemeği dünden var ama bu akşam balık akşamı olsun,onların kapağı bile açılmadığına göre cumartesiye sarkabilir gibi notları kafama aldım,yeşil çay suyumu koydum...Biraz haber dinledim...Biraz ,mail,face,blog gezindim ve kafam iyice açılınca dün izleyemediğim filmimi izledim. Filmimi  mutfakda izledim ki, ara ara kalkıp kendimi çayladım,kahveledim.

Film Mudge Boy-Annesinin Oğlu...9.1 gibi oldukça yüksek bir puanı var.Filmi izlerken,edindiğim duygu;Herkesin acı çekme şekli değişik.



14 yaşındaki Duncan, annesinin ölümünü kabullenmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken annesinin yaptıklarını taklit etmeye başlar. Yatağa annesinin kürk ceketiyle girmekte, akşam yemeğinde annesinin ses tonunu taklit etmektedir. Bu durum Duncan’ın babası Edgar’ı daha da üzer. Çünkü oğlunun sıra dışı yas tutmasını anlamamaktadır. Edgar bunun üzerine yeni kurallar koyar ve oğlunu çiftlik sahibi olabilecek biri yapmak için yetiştirir.

 Filmimi izledikten sonra hadi şimdi Gamsegamse'nin dediğini yapayım dedim. Hani bana demişti ya,'' hep birşeyler yapmak zorundamısın, bazen de öylece bak '' ben şöyle uzandım, öylece bakarken öylece uyumuş kalmışım, tam bir saat...Bir kalktım,ağzımın tadı yok,kafam sepet gibi...Öylece bakmak bana göre değil  bunu test ettik onayladık.

Akşam için zeytinyağlı pırasa pişirdim, yeni bir taktik yaptım. pırasa ve havuçları doğrayıp  yıkadıktan sonra hiç yağ koymadan tencereye koydum, kendi sularıyla kısık ateşte yumşayana kadar piştikten sonra bir fincan kadar pirinci,tuzunu ve iki kesme şekerini koydum. Pirinçlerde yarı pişince ,kapağı açıp sızma yağ gezdirdim.Kapağı kapatıp,tencereyi  şöyle bir salladım ki her şey birbirine karışsın vallah  bi güzel oldu. Hem sızma yağ,fazla ısıya da maruz kalmadı. Balık masasının zeytinyağlısı rolünde olacak...

Kitap, yan kısımda görüldüğü gibi Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet gezer... hala çok satanların liste başında ama sanırım benim çok tarzım değil. Okuyanlar ikinci yarıdan sonra çok daha iyi olduğunu söylüyorlar. Bu hafta sonu bitirmeye kararlıyım. Bu ara daha çok öykü dergilerinden öyküler okumak daha çok hoşuma gidiyor. Geçen haftalarda sahaflardan ''Adam'' öykü dergisinin 1996 ekimine ait bir saysını almıştım. Fürüzan'dan tutunda .Necati Güngör'e,Julio Cortazar'a kadar bir sürü ünlü yazarların öyküleri var...

Dün gece herkes yatınca ''Sözcükler''dergisinden Hakan Savaş'ın 'Paris'te Gece Yarısı ve Nostalji '' üzerine yazdığı bir inceleme yazısı okudum. Woody Allen ile ilgili anekdotlar da vardı.Woody,adamım adını ünlü çizgi film Woody Voodpecker'den esinlenerek almış..Yani asıl adını değiştirip Woody adını almış.Sinemayı tanmlamasına bayıldım. Diyorki bizim Woody ,sinema; başkalarının rüyalarına izinsiz girme veo rüyayı herkesle paylaşma cüretidir.

Ay anam  yeter bu kadar. Hepinize iyi haftasonları olsun.


not. Ben yine bugün sessiz okuyucularımdan,beni blog dışından izleyenlerden de bir ses istiyorum. Bu yağmurlu havada iyi gelecek, beni keyiflendirecek. Dün Londra'dan Zeynep ses verdi beni mest etti...








14 Şubat 2013 Perşembe

ONE BİLLİON RİSİNG

Bugün ben dünyadaki bir buçuk milyara yakın kadınla aynı saatlerde dans ettim. ''Kadına şiddete HAYIR''demek için dur demek için...Hep birlikte tepindik ki dursun bu şiddet diye... Ben bu konuda erkeklerden çok kadınların eğitilmesinden yanayımdır, çünkü o erkekleri biz doğurduk,biz büyüttük...Daha doğar doğmaz işlenmeli bu ince ince oya işler gibi özenle sabırla...

Türkiye'nin birçok yerinde düzenlendi etkinlik benim katıldığım Beşiktaş Belediyesinin Barboros meydanında düzenlediği idi...Çünkü karşıyaka gibi görünse deÜsküdar'a en yakın semt Beşiktaş'dır...Bi vapura veya motora binersin trafik falan yaşamadan beş dakikada Beşiktaş iskelesindesin.





Saat yarımda  dans provası başladı...Saat tam 13.00 de de  dans...Katılım oldukça fazlaydı,erkekler de çoktu ama onlar dans başlayınca izlemeyi tercih ettiler...


Dans bitince Beşiktaş meydanda kocamla buluştuk çarşıda dolaştık... Yedi Sekiz Hasan Paşa kurabiye  fırınına geleneksel uğramamızı yapıp çay kurabiyeleri aldık. O sonra arkadaşlarıyla buluşmaya gitti ben de  tam eve dönecekken baktım hava güzel, bir yerde oturdum,çay molası verdim, Vatan gazetesinin bedava dağıttığı gazeteyi okudum...











 Üsküdar iskeleye geçince bir kadın elinde kendi yaptığı örgü çiçeklerle çıktı  karşıma-kendim yaptım,hem de hiç solmaz dedi...tanesini beş liraya satıyordu,tam bana anlatırken bir adam geldi,aldı. O kadar sevindim ki  demek ki satabilecek dedim. Ben de destek attım tabi.



Eve gelince hemmen  tavuk bagetleri  yayvan bir tencereye dizdim, üstüne de yazın hazırladığım kırmız ,yeşil biberli ve domatesli sostan döktüm yarım kavanoz kadar,bir kaç diş sarımsak, pul biber ve karabiber de ekledim,kısık ateşte pişmeye bıraktım...O sırada yeşil mercimek de koymuştum haşlanmaya onunla da mercimekli bulgur pilavı  yaptım...ha bu arada rokalar da suya basılmıştı ama kızlar bizi akşam yemeğine davet ettiler ve yemeğim yarına kaldı yaşasın yaşasın:))


Yemekten sonra spectrumcard sahiplerine bugün bir bilete, bir bilet bedavaymış ama öyle yorgun hissettik ki kendimizi sinemada sızar kalırız diye eve döndük...

Bu kada....