Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

29 Ekim 2012 Pazartesi

yıldızlar yağsın

Tüm olumsuzluklara rağmen Cumhuriyet Bayramımızı kutladık.
Sabah Gamse yataktan hasta kalkınca, üstelik de iş serum takılmasına kadar gidince bizim yürüyüşe katılma planımız yalan oldu. Naziş hepimiz adına katıldı ama o da ezilme tehlikesi geçirerek döndü eve...

Biz de salonun ,  pencerelerini açtık lazer gösterisini ve havai fişek gösterisini evden izledik.Başımızdan yıldızlar yağdı sanki, bizim için hoştu ama gökyüzünde panikle nereye uçacaklarını  şaşıran kuşları izlemek de o kadar hüzünlüydü... Pencereden çekebildiğimiz kadar video kaydı yaptık biraz..



KUTLU OLSUN BAYRAMIMIZ VE DÜNYA DURDUKÇA VAR OLSUN  DAİMA YAŞASIN CUMHURİYET

28 Ekim 2012 Pazar

çaydır, çorbadır, pankektir falandır filandır...

Sabah pankek yaptım kahvaltıya... Nutella, mürdüm eriği reçeli sürüp sürüp yediler...bayıldılar gittiler:)


Pankek; bir bardak un, üç yumurta, bir bardak süt, bir çorba kaşığı şeker, bir fiske tuz ve kabartma tozu... birlikte çırpın, yağsız tavayı tereyağ ile yağlayıp , kaşık kaşık dökerek altlı üstlü pişirin) Krepten farkı, kabartma tozu ve küçük küçük olur...kahve fincanı tabağı büyüklüğü gibi...Biraz daha kalın ve puf puftur...


Öğleden sonra tüm günü kendime ayırdım...'' kendime ait oda''ma çekilip  akşama kadar çay, kahve içip kitap okudum... Bu portakal çiçekli beyaz çay,  eğer değişik çaylar denemeyi seviyorsanız tavsiyemdir.
Burada uzun uzadıya anlatmayayım beyaz çayı, şuradan bakabilirsiniz...Türkiye'de satışa çıktığında fiyatı gözleri pörtletiyordu ama  Migrosta ''Doğadan''ın kampanyası var, denemek için bir fırsat. En azından -ben ömrü hayatımda heeeç beyaz çay içmedim demezsiniz:)))))





Ben yatıp yuvarlanırken anah saat beş olmuş ve bayram için yaptığım yemekler çoktaaaan suyunu çekmiş haberim yok. Fırladım yerimden. Ha bu arada , kitap okumaya çekilmeden önce  yarın nasılsa pazartesi, pazarımız var diyerek; kalan domates ve biberi hiiiç üşenmeden kahvaltılık sosa dönüştürmüştüm ama bu sefer biberini fazla doğramışım, anam bir acı olmuş sormayın. Yarın içine iki kilo daha domates sosu kaynatıp  , katsam ancak acısı  yenilecek kıvama gelir. Bunu kurufasulye falan pişirirken kullanayım diyorum... Neyse işte, o sosla bir güzel acılı bulgur pilavı yaptım,  sonra sonra, sos kaynarken boş durmamış , kabaklı , havuçlu  karışımımdan yapmıştım, hani Çiğdemin iki kalas bir hevesinden:)) ona da   sarımsaklı yoğurt hazırladım. Dolapta tavuk suyu vardı, içinde de biraz tavuk etleri , bir kaşık unla , bir kase yoğurdu çırptım, tavuk suyuna kattım, tavuk parçalarını da ufak ufak doğradım içine  karıştıra karıştıra pişirdim. Üstüne azıcık tereyağ ile bir tatlı kaşığı kadar salçayı iyice kızıdırp cos diye döktüm. Alın size tavuk suyuna düğün çorbası:)) aslında salça yerine tereyağda kırmızı biber iyice kıdırılıp dökülür ama bulgur pilavını acılı yaptık ya hani ondan naşi, salça  kondu, renk olsun babında...


Sonrası çaydır, tv dir kitaptır falandır filandır....

BULUT ATLASI


Bayramın üçüncü günü ,  çalan telefonlarla uyandık. Her ne kadar kutlama telefonları olsa bile telefon çalışı ile uyanmak hiç hoş değil. Niyeyse kalbim  yerinden fırlayacak gibi çarpıyor...Hadi  kalktık , bari kahvaltı yapalım dedim... Önce kendi yeşil çayımı yaptım, sonra da kahvaltı için çay suyumu koydum.Kocam gitti, simit ve  kıymalı kol böreği aldı. Ben de o gelene kadar kahvaltımızı hazırladım.  Arefe günü, dolapta bir sürü domates ve biberin olduğunu görünce  tatil boyu yenir diyerek kahvaltılık acılı sos yapmıştım.  Gerçektende kaç gündür en favori kahvaltılığımız oldu....

Kahvaltı sonrası, Naziş ile uzun amandır vizyona girmesini beklediğimiz '' Bulut Atlası''nı izlemek için sinemaya gittik.Biletlerimizi aldık  ve sinema saatine kadar Kitchenette'nin terasında oturduk, çaylarımızı alıp kitap okuduk, sohbet ettik.



Film, David Mithcel'in aynı adlı kitabından sinemaya uyarlandı.




 1850 yılında pasifikte bir gemide başlayıp 2144 yılına uzanan , dramatik, gizemli, komik, trajik ve bir bilimkurgu filmi... Sanırım tam bir'' ya sev ya da nefret et  '' filmi olacaktır. Eğer reankarnasyona ilgi duyuyorsanız tam da size göre bir film bu...Üç saatlik filmin sonunda tam altı film izlemiş gibi oluyorsunuz.Filme gitmeden önce ya kitabı da okuyun ya da Naziş'i de yanınızda götürün. Kendisi tam bir ''Bulut Atlası'' izleme rehberi... Gelince bana öyle şeyler anlattı ki, ben filmi izlemedim mi? acaba dedim. Film konusunda eleştirmenler de ikiye ayrılmış sirk diyenler de var   bu film  nasıl yapılır diyenler de... Bu konunun dışında kalmak istemiyorsanız izleyin.

Her yerde bizi bir antikalık bulur ya, film izlerken de en ilginç sinema izleyicisi bizim sıranın başında oturuyordu. Yalnız izlemeye gelmiş bir adam... Filmin ortasında telefonu  çaldı, açtı...sanırsınız evden konuşuyor... Telefonda konuştuğu kimse artık onun yedi sülalesinin bayramını tek tek kutladı ve selam söyledi... Ön sıradan biri, bizden de selam söyle diye bağırınca tüm salon koptu... film arasında  bu, başka birini aradı ve evdeyim dedi, yarıldık gülmekten...

Sinema çıkışı Naziş'le D&R a uğradık  sonra eve geldik.

Akşam yemeğinden sonra kocamla ben  kocamın yeğenigillere gittik, görümcegiller de geldi:))  Erkek tayfası, Galatasaray maçını izledi,  kadın tayfası  okey oynadık, genç kesim de bize çay kahve taşıdı...Kendi aralarında onlar da pek eğlendiler...

Böyle işte, bayramın üçüncü gününü de devirdik...



27 Ekim 2012 Cumartesi

Beyoğlu Beyoğlu

Bayramın ikinci günü gözümü açtığımda , saate inanamadım , ona kadar uymuşum...Tabi ben tıkır tıkır evde gezmeyince ev halkı da rahat rahat bi temiz uyku çekmiş. Kahvaltımız da neredeyse öğlen üzeri oldu...Hemen bir omlet uydurdum onlara...Bunun için kalp şeklindeki krep tavamı kullandım... Yumurtaları , kararınca tuz ile çırptım, tereyağ ile yağladığım tavaya döktüm...Biraz karabiber, kekik ve kırmızı biber serptim... Beyaz peynir, ve kaşar parçaları  koydum ara ara... domates, taze nane, ve siyah zeytin de ilave ettim...Oldu sana pizza omlet...



Kahvaltıdan sonra, Naziş, kocam ve ben karşıya geçtik...Tüm Anadolu yakası da bizimle geçmiş olacak ki, her yer çok kalabalıktı... Vapurlar, yollar, yemek yediğimiz yerler her yer kısaca... Tüm İstanbullular kucaklaştık , bayramlaştık anlayacağınız. Yani iyi ki uzun tatildide, gidenler vardı.

Önce kuzenlerle kaynaştık, yedik,içtik gülüştük, kutlaştık... Sonra biz üçümüz,  Çukurcuma, İstiklal caddesi, Atlas Pasajı gezdik, kocamın çok kötü fikir, çok kötü fikir nidaları arasında... Adam kalabalıktan nefret etti, ama bu kalabalığa üç kişilik de olsa bir katkımız olduğunu unuttu:))












Santa Maria Kilisesi







Akşam çayımızı eski Lebon, sonra Markiz pastanesi olan şimdilerde ise yemek klübü olan yerde içtik. Neden her şeyin aslını bozarız anlamam. Seramik panoların hatrına uğrarım ara sıra... Kapıdan içeri girip sadece bunların resmini çekenler bile var... Orient Ekspres ile İstanbul'a gelirken yaz panosu yolda kırılmış. Kış panosu da kaldırılıp yerine bir ayna konmuş( belki de tam tersiydi)... İlkbahar ve sonbahar var... Ben sonbahar panosunu çok severim.

Tünelden Karaköy'e indik. Balık pazarından geçip motora binip, Üsküdar'a geçip eve vasıl olduk. Evcağızım evcağızım, sen bilirsin halcağızım dedim...

Hadi şimdi biraz da  kitap okuyalım.

26 Ekim 2012 Cuma

Beni Çocukluğumdan Öp

Arefe günününe denk gelen Naziş'in doğum günü itina ile kutlandı... Bayram hazırlığı savaşından yorgun  düşen  bünye de yemek hazırlamaya takat kalmayınca, bayram için hazırladığı yemeklere  de kimselere dokundurmadığı için aklam yemeğine mahalle kebapçısına gidildi...Hava güzel diye yemek dışarda yenildi ama Gamze ile  mahallenin kedisinin mücadelesi akşama damgasını vurdu:)) Kedi işi öyle abarttı ki, bir çok müşteri masasını içeriye taşıttı...O Gamse'ye rahat vermedi ama yine de Gamse yemeğinin en güzel yerlerini sonunda ona verdi...

Yemekten sonra eve geldik, pırıl pırıl tertemiz bayrama hazır ve nazır eve  girmek pek  keyifli oldu doğrusu... doğum günü pastasını, üstümüzde pijamalarımız, Muhteşem Yüzyılın reklam arasında kestik. Çok hoşumuza gitti, bundan sonra ki tüm doğum günü kutlamalarımızı böyle yapmaya karar verdik.

Sabah, kocamı  yatağın kenarında oturmuş, giyinik görünce nereye dedim, bayram namazına dedi... Aaa bugün bayramdı di mi? dedim. Kaç gündür ki evdeki bayram sefereberliğinin komutanı ben değilmişim gibi....

Bayram kahvaltımıza,  yüz yıldır yaptığım gibi mücverimi yaptım. Artık herkes öğrendi, kavrulmuş kıyma, incecik doğranmış taze soğan, maydonoz ve  yumurta ile yapılan mücverimi...

Öğleye doğru görümcelerimi  ziyarete gittik, iki sokak öteye:))  Bizim bayram ziyaretlerimiz bir amacından şaşar, yayılmaya döner...yine öyle oldu... Likörümüz, kahvemiz  sohbetimiz derken  iki üç saat oturmuşuz.

Eve döndük, Cancanlar geldi...Uras  akşama kadar dedeeee dedeee diye dolandı kocamın peşinde, eline ne geçerse getirdi eline verdi...Ciciannenin pişirdiği dolmalar, pilavlar lüp lüp lüpletildi...Can kuşum büyüdü artık el öpüyor, harçlık alıyor... Deken derken hadi bir çay suyu koyayım dedim, çayı demledim  Kocamın tayfa bastı :)) Hepsi toplanıp gelirler bize, görümceler, oğullar, kızlar, gelinler, yeğenler.... Çayımızda hazırdı,pastamız vardı hatta Cancan'da getirmişti...Hepsini döktük ortaya... sohbette kıvamlıydı....Kayınvalidem ve Kayınpederimin tanışma faslına kadar  geldi sohbet düşünün...

Misafirler kapıdan , bizim kızlar bacadan çıktı...Capitol'e gittiler...D&R'a uğramışlar. D&R da roman kampanyası başladı haberiniz olsun... Tabi her kitapta değil... Meave Beanchy'nin  iki kitabını almış Gamse bu kampanyadan. Bir daha yazamayacak  malum:(...



Bana da kampanya dışı tabi bu, Günhan Kuşkanat'ın ''Beni Çocukluğumdan Öp''ü almış. İstediğimi biliyordu çünkü Günhan Kuşkanat kitap yazmasını sabırsızlıkla beklediğim yazarlardandır. Daha önce '' Evvel Aşklar Masalı''ndan söz etmiştim size... Tarihi kurgu , inanılmaz güzellikte bir kitap...Eski Galata, yeraltı dehlizleri, Eski İstanbul  ve 16. y.y da III. Murat'ın, kıkardeşi Nagehan Sultana duyduğu aşk, Korkunç bir veba salgını kıyamet alameti bir kuyruklu yıldız ve uğursuz bir kule. Saray soytarıları cariyeler suikastler şeytanlar cinler mekanik aletler simya formülleri sonsuz hayat arayışları ve şehrin altında birbirine açılan yüzlerce galeri...2009 yılında okumasam üzülürdüm diyeceğim bir kitap olmuş... Böyle bir kitabın yazarının kitabının çıktığını duyunca  çok sevindim tabi ki  ve bu akşam da benim oluverdi, bayram hediyesi olarak kucağıma düşüverdi....

Yazımı yazarken bir taraftan da Türkmaxda Yeşilçam Gazinosunu izliyorum... Yeşilçam filmlerinin, sevdiğimiz şarkılarını görüntülerle  yayınlıyor, klip gibi...

Kızlar çoktan odalarına çekildiler, belki de uyudular bile, Kocam yeğenleri ile  Vaniköy'e gece yarısı balık avına gitti... Yazım bitsin ben de kitabıma gömülücem....
 

Ha unutmadan ''Bulut Atlası'' cuma günü vizyona giriyor, bu film çok konuşulacak haberiniz olsun hatta keşke gitmeden önce kitabı okunabilse....

Hadi bakalım ikinci gün oldu bile yazımı yazarken....


25 Ekim 2012 Perşembe

İYİ  BAYRAMLAR