Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

12 Ocak 2012 Perşembe

Parfümün Dansı ve Kitap Okuyan Kız


yazacak bir sürü şey birikti, filmler kitaplar, yemek tarifi, bizim evden haberler ama şimdilik bunu yani Kitap Okuyan Kız'a yazabilme fırsatı buldum ancak. Çoktandır ihmal etmiştik Kitap Okuyan Kızı... Uzun yıllardır beni tanıyanlar baş ucu kitaplarımdan birinin Parfüm^ün Dansı olduğunu bilirler. Tom Robbins'in en sevdiğim kitabıdır. Hep yeni okuduğum kitapları yazıyorum mecburen, Kitap Okuyan Kız'da geriye dönük de yazma fırsatı buldum. Zeya bu gün Yenişehirde Öğle Vaktini okuduğunu ve Sevgi Soysal'ı neden bu kadar geç okuduğuna üzüldüğünü söyledi. İyi ki yeniden basıldı ve bizden sonraki nesillere de okuma fırsatı verildi... Belki bundan sonra ki yazımız ya ben Zeya'nın Sevgi Soysal üzerine olabilir diyerek bitiriyorum. yazıyı okuduktan sonra fikirlerinizi bırakırsanız çok sevinirim, özellikle Parfümün Dansını okuyanların görüşlerini de çok merak ediyorum.
kitapokuyankız

10 Ocak 2012 Salı

Güle güle Mehmet Ali Amca

Mehmet Ali Amca Dedemin arkadaşıydı ama ondan çok daha gençti, sanırım babamdan bir kaç yaş büyüktür ancak. Dayım üniversite öğrencisiyken,gelsin bizim evde otursun demiş ve Aysel ile bizim hikayemizin başlamasına neden olmuş bilmeden. Ben henüz orta ikinci sınıfta falan olmalıydım. Mektup arkadaşı olduk Aysel ile ve hiç birbirimizi tanımadan uzun uzun telefon konuşmaları yaptık. Zaten çok geçmeden de biz İstanbul'a geri döndük.

Bizim ev Fındıkzade de Aysellerin evi Kalamışda idi. Artık haftada bir buluşabiliyorduk ama her gün uzun uzun telefon konuşmalarımız da sürüp gidiyordu.Bizim yakınlığımız iki aileyi daha bir yakınlaştırdı zamanla bütün haline getirdi...

Eve telefon açıyorum bakıyorum meşgul, sonra sizin evin telefonunu çeviriyorum bakıyorum o da meşgulse daha hiç uğraşmıyorum derdi. Ya da aşağıya klube telefon açıp , eve haber göndertirmiş, telefonu kapatsınlar, evi arayacağım diye.

O'nun uzak gemi seferleri hayat hikayesi bizim için efsane gibiydi...

Bu gün Babamı kaybettik diyen Aysel'in mesajı düştü telefonuma aynı anda da zihnime de; kollarını açtı mı? tüm dünyayı kaplayacak kadar heybetli duran, Mehmet Ali Amca'nın beni gördüğünde kollarını açarak bana gelişi düştü...

Yarın O'nu Selami Çeşme Camiinden uğurlayacağız, O'na bu son yürüyüşünde eşlik edeceğiz.
Güle güle Mehmet Ali Amca güle güle Kaptan...Huzur içinde uyu...

9 Ocak 2012 Pazartesi

Diyet hikayeleri...yemekleri

Bu gün İstanbul'un yağmurunu da soğunu da yedim, afiyetler olsun...Nasıl kımıl kımıl zıvıl zıvıl bir yağmurdu...Şemsiye açsan bir dert açmasan başka dert.
Sabah diyetisyen randevum vardı. Atladım taksiye gittim.Gayet hoş bir buluşma oldu, karşılıklı birbirimizden ziyadesiye memnun kaldık. Hatta ödül olarak bir öğle yemeği veya saat 16.00 öğününe ,üstüne tereyağ gezdirilmemiş iskender verdi. Daha doğrusu listeden ben seçtim. Ve önümüzdeki haftanın listesi buna göre düzenlendi...
Sonuçda üçüncü haftanın sonunda 4.300 gr vermişim. Ben yavaş mı? dedim ama doktor çok iyi dedi.
Diyetisyen işi bitince , Erenköy' e gittim.İstanbul'da oturanlar buraların birbiriyle ne kel alaka yerler olduğunu bilirler . Ve ben yağmur, soğuk gittim. Evden saat 10.30 da çıkmıştım, geldiğimde saat üç olmuştu. Açtım, üşümüştüm ve de çok yorgundum. Hemen çay suyumu koydum, atlamış olduğum öğle yemeğimi yedim ...Dün kızların ahını aldım galiba. Ama ne yapayım ki, ne yesem gözleri kaldı. Onlara hazırladığım canım yemekleri bıraktılar, benim yemeklerimin peşine düştüler.Anlaştık , bundan sonra hafta sonları diyet yemekler pişecek evde... Ay galetem ve peynirime bile gözleri düştü o kadar yani... Canım dolmalarımı bıraktılar da:))
İki tane süpper diyet yemeği tarifim oldu, ikisi de enfesti. Neyse onlardan çok yaptım. Tariflerin biri Antalyalı birisi Mersinli... Antalyalı olanın tarfini Leylak hanfendi vermişti. Bana da o tarif etti, ben bir bağ ıspanak ve taze soğan ekledim. O da çok almışım ziyan olmasın diye:))

İlk tarif... Ayvalı yer elması
miktarları siz ayarlayın valla, ben de göz kararı yaptım çünkü...Arpacık soğanları ve sarımsağı yağda çevirdim, havuç ve patates ilave ettim biraz da öyle evirip çevirdim. Havuçları jülyen doğramazsanız valla da billa da küserim...Sonra da ayva ve yer elmalarını ilave etttim. Sebzeler biraz ama biraz yumşamaya başlayınca birazcık pirinç attım, iki portakalın suyunu sıktım. Pişince de altını kapatın, servis tabağına alın , dereotu ile servis edin...Ben yarım çay bardağı da haşlanmış bezelye vardı onu da attım içine...

İkinci tarif... içinde kırmızı kırmızı biberlerin göz kırptığı bulgurlu pazı...
Hani restoranların mönüleri var ya çok gülerim. Manş fasulyesi yatağında biftek. Haşlanmış manş fasulyesi üzerine , biftek koyup getiriyorlar..
Neyse tarife gelelim. Halka halka doğranmış kırmızı biberleri, soğan ve sarımsağı azcık zeytinyağda çevirin, doğradığınız pazıları üste en üste de ıspanakları koyun.Sebzeler azıcık ölünce de biraz bulgur atın üstüne, karıştırıp altını kısın, pişmeye yakın altını hızlı açın ki, susuz bir yemek olsun.... Yarım demet de taze soğanı doğrayıp karıştırdım, kırımızı pul biber koydum... Yoğurtla servis edin...Bunu akşam bizimkiler bayıla bayıla yediler.

Bir de garnitürlü tavuğum var, bu yarın öğle yemeğim olacak, akşamın ana yemeğiydi bizim evde...
Kuşbaşı tavukları derin bir tavada , azcık zeytinyağda pişirin... Ben önce hızlı ateşte kızartır gibi yapıyorum.Sonra altını çok kısıp, ağzını kapatıyorum. tavuk hem yumşuyor, hemde içi daha iyi pişiyor. Mantarları , önceden yıkayıp kuruluyorum, fazla su çekmemesine dikkat ediyorum bu arada. Kırmızı köz biberleri halka halka doğruyorum, sivri biberleri uzun uzun doğruyorum. Bunları tavuğun üstüne atıp karıştıra karıştıra pişmelerini sağlıyorum.En son kiraz domatesleri atıyorum, büyükse ikiye bölün... Baharatını ilave edin tamamdır...

Bu gece yeni kitabıma başlıyorum...Korkma Ben Varım-Murat Menteş

İşte böle böle

Not: Serpil, Zuz'u merak ettiğini söylemişti... Her şey yolunda, ilk planda oturacağı ve yerleşti...Pansiyona yeni yeni el attı... Şubat ayında alışveriş için İstanbul'a gelecek. Yılbaşında buradan arkadaşları gitti gece yarısı Ayvalık'da açık buldukları tek barda eğlenmişler. Ve orası da çok kalabalıkmış. Ayvalık çok soğukmuş. Ece ve Magissa ziyaretine gitti bile. Ece hanım şömine başında , çıtır çıtır yanan odunların başında bana poz bile verdi:))
Pansiyon 1-marttan itibaren faaliyete geçecek. O zaman resimlerini de koyarım.

8 Ocak 2012 Pazar

ARAPSAÇI

Hafta sonumuzu çok keyifli bir gece ile noktaladık. Bu gecenin mimarı AJANDA dergisi... Tiyatro bileti hediye ediyoruz dediler. Ben de e bana çıksın o zaman yazmışım ve unutmuşum. Bir akşam eve geldiğimde bir mesaj aldım ve biletlerin bana çıktığını öğrendim...

Old City Comedy Club'de Yeni Tiyatro oyuncularının oynadığı,Mithat Subaşı'nın yazdığı ''Arapsaçı'' adlı çok keyifli bir oyun izledik. Burası Beyoğlu'nda -Galatasaray-Arkadaşlarınızla gidip hem içkilerinizi yudumlayacağınız bir taraftan da oyun izleyebileceğiniz bir clup.Oyunu çok beğendik.Oyuncular çok başarılıydı...Özellikle Ahmet rolünü oynayan oyuncu Serkan Atar süperdi...Zaten oyunu yazarı, özellikle O'nu ön plana çıkarmış...Oynarken kendileri de bizim kadar eğleniyorlardı zaten...Durup dururken bir kedi sahnenin yanından geçiverdi, hemen doğaçlama ile kediyi oyuna katıverdiler.Clup; Beyoğlu'nda benim bildiğim adıyla Tomtom sokakta...Hemen Yapı Kredi Sanat'ı geçince ilk sokaktan dönün, aşağı doğru yürüyüp sola kıvrılın hemen köşede...Zaten sokağın başından tabelayı görüyorsunuz. Her pazar akşamı 19.30 da sahne alıyorlar.

Şimdi Tiyatroya gidiş ve geliş karelerini göreceksiniz:)
Galata köprüsü üzerinde ...ışıl ışıl yeni cami...Anılarım arasında bir küçücük kız var, güvercinlere basmaya korka korka aralarında koşturup yem serpen...ama artık ne o kadar çok güvercin var ne de yem atmaya hevesli çocuklar.


Balık akını vardı galiba, kimsenin oltası boş çıkmıyordu ve ne kadar tutulmasın dense de tüm oltaların ucunda çinekoplar sallanıyordu...

Tiyatrodan çıkınca üşümüş olduğumuzu farkettik. Salon biraz serindi.Hemen Özsüt'de çay molası verdik. Ben zaten bu hafta ki sütlü tatlı hakkımı oraya saklamıştım... Bu tatlıyı yediğim için bu gün bir dilim ekmek, bir kase yoğurt ve bir meyva bu günün listesinden çıktı...Ama o kazandibine değerdi...Alttaki resme iyi bakın Taksim'i böyle her zaman boş görmek mümkün olmaz...

İstiklal Caddesi boyunca yürüdük. Amorti biletimizi değiştirdik. Tezgahtaki son iki bileti aldık. Bu kez ben biletleri değil , biletler beni seçti esprisi yaptım:)) Soğuktu, yağmur çiseliyordu, Beyoğlu ışıl ışıldı... Köşede bir müzisyen flütle Firuzeyi çalıyordu...Çok ama çok keyifli bir akşam oldu.

Yarın diyetisyen günü...Bakalım bakalım ne oldu...

6 Ocak 2012 Cuma

iki kitap bir film

Bir akşam Cancan'lara gitmiştim...Daha doğrusu Zeya'ya gitmiştim de önce onlara uğramıştım... Can'ımla oynarken vakit nasıl geçmiş anlamadım, Zeya aradı- Lale Abla neredesin dedi... Ben de gitmek için kalktım. Cancan gitme dedi... Gideyim bak karanlık oldu korkarım dedim... Korkma korkma ben varım dedi... İçim eridi , aktı gitti... Sonra bir gün Tülay, bir kitaptan , bir alıntı koydu... Adı'' Korkma Ben Varım'' Yazarı ; Murat Menteş...Hiç bir kitabını okumadım dedim... kitabı tavsiye ettiğini söyledi. Ben o akşam D&R' a gittim. Yokmuş. Başka kitap aldım çıktım( Kafka'nın Bebeği). Ama iki gün sonra kitap elimdeydi. Yazımı okuyan ve kart etkinliği dolayısıyla birbirimizde adreslerimiz olan Ayşegül-Anne mahsustan blogcu- bana bu kitabı gönderdi.Ben bu iki kitabı kardeş kitap ilan ettim:)ikisi de birbirine sebep oldular...
kitabın arasından kafayı uzatan kırmızı çiçeği gördünüz mü? Leylak Dalıcımın hediyesi ...kırmızı laleye de böyle araç yakışır...




Şu an da elimde Kafka'nın Bebeği var...Franz Kafka'nın gerçek hayatından kesitlerinde olduğu
masalımsı bir kitap... Yazarı;Gerd Schneider; öğrencilik yıllarından beri Kafka'nın kimliği üzerine çalışmalar yapıyormuş.Kitap Kırmızı Kedi yayınlarından çıkmış. En sevdiğim yayın evidir. Baskısı özenli, kapak çalışmaları süperdir. Kitabı elinizde tutarken bile farkı anlarsınız. Şimdi kırmızı iç kapağı ile o kadar şirin ki kitabım mesela...
Kitap çok keyifli, Kafka'nın sevgilisi Dora;O'na elma dilimleyip uzatırken ben de bir dilim elmayı ağzıma götürmek üzereydim.Dün Kafka Kafe'de çayımı içtim, bu gün birlikte elma yedik:) Ben bunu işaret olarak alıyorum...Prag'a Kafka'nın evine yapacağım seyahatin işareti olarak. Yol arkadaşım da hazır.Dimi Ataletim canım benim...

Bu akşam ayilecek sinema gecemizdi... Kurtuluş Son Durak'ı izledik, CAPİTOL'de...


İki salonda birden oynadığından olsa gerek, bizim salon pek kalabalık değildi... Hem film hem de vermek istediği mesaj çok iyiydi. Kadınlara şiddetin konu olduğu bunu şiddetle değilde mizahi yoldan verildiği bir filmdi...Oyuncu kadrosu muhteşemdi. Demet Akbağ yine oyununu konuşturmuştu, Asuman Dabak yine öyle...Belçim Bilgin'i Hatırla Sevgiliden beri çok beğeniyorum ...saymaya gerek yok herkes çok iyiydi...Filmde çok güzeldi, izlemenizi öneririm...


Bu günkü lodoslu havadab sonra yağmur geldi nihayet...şimdi başladı...Ben klavyeye tık tık vururken o da cama vuruyor tık tık...Birbirimize yoldaş olduk gecenin bu saatinde.




5 Ocak 2012 Perşembe

Kadıköy ile çocukluk arası kaç kilometre

Nasıl güzel bir gün oldu nasıl anlatamam...Çocukluk , ilk gençlik ve evlendikten sonra ilk komşum olan Tekmil ve kızları Dilay ve Dilber ile buluştuk bu gün... Tekmil ile ne özel ne tadından yenmez bir arkadaşlığım vardır bilemezsiniz. Ben daha 11 yaşındayken Halamın, hadi Babaannene gidiyorum sen de gel demesiyle bir yaz tatilinin bir kısmını Babaannem'de geçirmeye gitmiştim. Tekmiller ile Babaannemin evi karşılıklıydı. Onların evi fıkır fıkır gençlerin kaynadığı kocaman bir evdi... Babası çok güzel keman çalardı.Kızların hepsinin sesi çok güzeldi... Koca bir yaz pikniklerle , eğlencelerle geçti... Sonra ben yazları iple çeker oldum.Biraz büyüdükten sonra sonra araya uzun yıllar girdi... Evlenip evimize yerleştikten bir süre sonraydı, kapı çaldı açtım,karşımda Tekmil... Kocası- benim Güneş Kolejinden sınıf arkadaşım buraya taşınmış, eşiyle tanış demiş. Hooop bi geldi ben... İşte ondan sonrası tufan... Bir grubumuz vardı, buluşur seramik meyveler falan yapardık, sessiz film oynardık o uzun kış aylarının , bele kadar çıkan karların yağdığı yerde...Kızlarımız da hem birlikte büyüdüler hem sınıf arkadaşı oldular.

Bu gün çok eğlendik birlikte, önce Hümeyra'da kahvelerimizi içtikArkadaşlarımız bana Merly Streep , Tekmil'e Türkan Şoray derlerdi:)) Resim çekilirken bunu hatırlayıp güldük...




sonra Alkım'ın içindeki Kafka Cafe'de çay muhabbetine giriştik. Doyamadık ...doyamadık...





E biraz da Kadıköy sokaklarında gezdik


bir ara girdiğimiz bir yerde Tekmil, elinde bir salata tabağıyla yanıma gelip - Lale ne güzel değil mi* dedi- ay gerçekten de çok güzel dedim...Diyet salataların için aldım sana dedi:)

Akşam da çabucak oldu, veda vakti geldi. Bir daha ki İstanbul seyehatininde birbirimize daha çok vakit ayırmak, biraz da tarihi yerleri gezmek üzere ayrıldık.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Beyoğlu Beyoğlu

Bir kaç gündür atmosfer iyi davranıyor İstanbul'a... İstanbul'da şımarıyor da şımarıyor...Açılıyor saçılıyor...
Dün karar vermiştim zaten, benim elim bir Beyoğlu yapar demiştim. Bu sene çok ihmal ettim zaten. Kuzenler de her akşam vıt vıt yediler beni...Neyse işte bu gün ; Beyoğlu yollarına düştüm.Evden çıkınca- gel kızım dedim ya, yürü kim tutar seni... hem egzersizini yapmış ol, hem güzel havanın tadını çıkar... İskeleye kadar tıngır tıngır yürüdüm. Motorla Kabataş'a geçtim.Sonra taksiye atlayıp, İtalyan Yokuşundan , Sıraselvilere çıktım.Sonrası sohbet, muhabbet...Güllü ve Fato ile gülüş çekiş, yeme içme ama ben haşa bozmadım diyeti...

Akşam yine Taksim kalabalığına bulaşmadım, bu kez yürüyerek indim İtalyan Yokuşunu, hatta bilmediğim ara sokaklara bile daldım çıktım, yokuşa gelmeden önce... Bu sokakların büyüsü
beni her yerde ardına düşürür. Bir gün akşama kadar Muğla sokaklarını böyle gezmişliğim vardır.

Bu gece Hürrem Sultan'ı izleyeceğim...Kanuni ve Hürrem aşkı umrumda bile değil ben, Pargalı ve Hürrem çekişmesini izliyorum...

Dizi sonrası Kafka'nın Bebeğini sallayacağım pardon okuyacağım...