Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

19 Ocak 2010 Salı

geciken yılbaşı partisi



Nasıl muhteşem bir gece oldu anlatamam. Bol kahkahalı bol sohbetli, uzun upuzun bir gece oldu. Zeya'nında dediği gibi, kola ile başlayıp, çayla devam edip , şarapla bitirdim geceyi:)))

Ev sahibimiz zeya idi. Üç yıldır geleneksel hale getirdiğimiz partimiz bu yıl , Ebru^!nun İzmir'den geç gelmesi nedeniyle dün akşama kaldı. Hediyeli, kitap değiş tokuşlu anlatılmaz bir gece oldu. Sohbetin nerelere gittiğine biz bile şaşırdık:))))Ve Ebrunun artık İstanbul'a yerleşmesi gerektiğine bir kez daha karar verdik... Hatta planlarını bile yaptık.

Zuz ile biz ikinci kez hediyeleştik. O hengamede eksik kalmayalım dedik heheheh. Böylece ben de Zuz dan ikinci kez yeni yıl hediyesi aldım:)))

Tabii gelenek değişmedi , yine yemekleri yiyip bitirip , dağıttıktan sonra resim çekmek aklımıza geldi.Zeyanın masası süperdi. Kalanlarla bu akşam bir grup daha misafir ağırlayabilir hatta...Kısaca yedik ...içtik... çokca güldük. Gecenin starı Ebru'ydu.

Geceyi saat ikide noktaladık. Ebru'yu göndermedik, Zuz'a geldik. Nalan ertesi sabah için programı olduğu için yola devam etti. Biz üçümüz bir saat daha oturup öyle yattık... geceye doyamadık.

Sabahta güzel , uzun bir kahvaltı yaptık ... Ebru'yu uğurladık.

Berfu ile Zuz beni eve bıraktılar sonra...Eve bir geldim , son aramada görümcemin telefonu. Geri döndüm... Hadi gel bizde toplandık okey oynayacağız dedi. Hemen tavuğu attım ocağa, ben giyinirken pişti. E gelince suyuna çorba...suyuna pilav, yanına da kızarmış tavuk salata ee daha ne olsun her gün böyle olsun.

Ama herkes beni çok özlemiş. Elli kez aradılar, geldinmii??, geldinmiii??? diye. İşte geldim burdayım, ben bu işte ustayım...



18 Ocak 2010 Pazartesi

pazar anlatısı 2

Biz İstanbul'lular bi tuhafız, ille de bir yere hep birlikte gideceğiz. Ayrılamayız birbirimizden. Dün İKEA günümüzdü. Hep birlikte oradaydık. Parklar da , restoranlar da , alış- veriş sırasında birbirimize fırsat vermedik...Böyle deriz ya, İstanbul dışına çıkınca da ilk iş birbirimizi özleriz. O birbirimizi itmemiz kakmamız, otoparklarda yer kapmaca oynamamız,metroya önce kim binecek yarışması yapmamız, vapurda birbirimizi denize itmece oynamamız aklımıza gelir, burnumuzun direği sızlar...

Anlaşıldığı gibi dün İKEA daydık. Mihmandarlığımız İkea fatihi Naziş yaptı heheheh. Üstelik de Cancan'la:))) gittik.. Bir tek top havuzuna atlamak için arıza çıkardı. Onun dışında haza beyefendiydi. Uslu uslu yemek yedi, oynadı, alış-veriş sırasında hiç bir şeye el sürmedi. Oyun çadırında kahkahalar attı. Uslu uslu el tutup gezdi. Yorulunca arabasında oturdu...

Alış-verişi diplemedim valla. Kızlar dolap içlerine düzenleyiciler aldılar. Mesela Gamsegamse bir tane fularlarını, atkılarını asabileceği bir şey aldı ki süper. Birde dolap kapağı içine asılabilen makyaj malzemesi falan koyabileceğin bir zımbırtı aldılar ikisi de birer tane. İstediğin zaman fermuarını çekip bavula at , seyahate götür öyle bişi işte. Ben de film şeridi şeklinde uzun, iki adet resimlik aldım , siyah beyaz resimlerimizi koydum birine, birine de yeni dönem. Koridora asacağım, boyları neredeyse bir buçuk metre var çünkü. Bir de Mürver şurubu ve dağ kızılcığı şurubu konsantresi aldık. Çünkü kahve molasında içince, bayıldım . E ikisini de nasıl içtin derseniz, Gamsegamse - Anne ,sana şölee enerjili menerjili bir şey alayım diye gidince , karar verememiş, ikisinden de içsin diye , ikisini de almış işte :))) Buz gibi kadehlerde getirdi, arada karıştırdım içtim öyle de güzel oldu. Hani Arap yağı bol bulunca orasına burasına sürermiş ya işte o hesap:)))

Akşam yemeği işimizi de orada halledip geldik. Çok güzel Hareketler bunlar yarı olmuştu. Hem onu izledik, hem resimlik için resim seçtik. Sonra gece ikiye kadar kitap okudum. Sabah Gamse -Anne sıcak bir şey verir misin demese , hiç duymayacaktım gidişlerini. Naziş'i de kapıyı kapatınca duydum:))))

Bu gün pazarımız var, akşama çook önemli bir programım var, aylar öncesinden ayarlandı. Ayrıntılar yarına ancak. O yüzden şimdi gitmeliyim...

16 Ocak 2010 Cumartesi

Lalenin Bahçesi Dört yaşında


Tam dört yıl önce bu gün başlamışım, blog yazmaya. Dört yıl her gün iyiki demişim iyi ki buradayım. Ya o akşam Naziş'le bilgisayarda gezinirken, birden bana blog açıp hadi çabuk isim bul kendine çabuk çabuk demeseydi, sizleri tanımasaydım...Blogcuda başlayan macera burada devam etmekte, umarım hep olur hayatımda blog.

Yaşadığım güzellikleri anlatmak mümkün değil. Reel hayatıma girenler var ...Annemim yaptığı yemeği uçakla gönderenler var, monitorüm bozulunca kapıma monitör getirenler... hasta olunca uzaklardan şifa çayları gönderenler var...Havaalanlarında laptoplarını açıp beni okuyan , yorum yazanlar var... Evimi misler gibi lavanta kokularıyla dolduranlar... kitaplarımın arasında ayraç olanlar var...Hollanda da Lale şeklindeki yelpazeyi görünce beni hatırlayanlar hemen bana postalayanlar var...Okuduğu kitabı beğenince hemen bana postalayanlar...hiç yüzümü görmeden , dün gece rüyamda seni gördüm diyenler var...
Yakama broş olup takılan , yazımdaki en ufak bir nüanstan duygumu anlayıp telefona sarılan var...Eniştemin hastalığında , yattığı hastaneyi arayıp sağlığı hakkında bilgi alıp beni bilgilendiren var... Ta yüreğinden Lale Ablacığım diyenler var...Daha sayılası,,, söylenesi çok şey var...

Hepinize ama hepinize çok ama çok teşekkür ederim...
******************************************************************************************
Şimdi yazamadığım günlerden kısa kısa Lale ne yaptı...

Dolaşılan güzegahlar Üsküdar- Eminönü- Taksim. Cihangir- Kadıköy- Bağdat Caddesi dolayları. En son Çiftehavuzlarda görüntülendi, bir gece konakladı hatta:))) . Bir ara görümceli bir okey partisine de katılmayı ihmal etmedi.

Elindeki kitap; Bin Muhteşem Güneş. Çok sevdi, Elinden bırakamadı, kocası tarafından kitabı zevk için okumadığı, kendini harap etmek aracı olarak kullandığı konusunda suçlandı.

Eve en son giriş yapan , sıraya giren kitaplar
America Latino-Che Guevara,

Mahir- Turhan Feyzioğlu
***********************************************************************************************

Şimdi uzun uzun:)))))))))

Yukarda da ana hatlarını verdiğim gibi geçti, yazmadığım günler. Evimmi özledim , yoruldum. Dün, görümcelerimle okey oynarken birden uyku bastırdı gibi oldum masada.Kendimde bir kırgınlık hissettim, koşa koşa eve geldim. İlacımı içip yatağa girdim.Akşamı tv izleyerek ve okuyarak geçirdim. .Yarın öğlene kadar uyuyalım dedim kızlara ama sabah saat sekizde Nazlı'nın Anneee- Babaaa diye çağırmasıyla uyandım. İkimize birlikte seslenmesinde bir iş var dedim ve salona gittiğimde salon perdesini kornişle birlikte yerde gördüm. Küp gibi uyumuşuz, evi götürseler duymayacağız. O toplantıya gitti, Gamse kapısını kapadı ses gelmesin diye:))). Biz karı,koca ortalığı toparladık. Turuncu pijamalarım ve ben salon penceresinden arzı endam eyledik sokağa karşı heheheheh, kocam da yeniden vidaladı kornişi ama akşam yeniden düştü ve tamirci getirip yeniden korniş takıldı.

Bu günlerin en güzel olayı , perşembe gecesi Zuz da kaldım. Kardeş kardeş oturduk, geç saatlere kadar sohbet ettik. O viskiledi ben çayladım sohbeti:))). Zuz da ne kadar kitabım varsa topladım heheheheh. hele biri ta 2005 den beri ondaymış:))) . Sabahta birlikte çıktık evden , O işe gitti, ben eve geldim

Beyoğlu seferim de eğlenceli geçti, hala yılbaşı havasında. Kuyruklu yıldız altında yürüme fırsatını henüz kaçırmadınız yani. Zaten o akşam direk Zuz'a geçtim. Dayımlarla birlikte yemek yedik. Bu Kızın bir huyu var, yaptığı yemekler ille o gece bitecek, bitmezse yanınıza verir, hatta ekmekleri bile. O yüzden ondan dönerken yanımda mutlaka ya ekmek, ya kalan yemekler olur. Cips açsa da o bile kalsa onu bile verir, cins...

Kızlar iyiler , büyüklerin ellerinden , küçüklerin gözlerinden öper, yaşıtlarına selam ederler. Dört gözle tatili beklemekteler. Hatta gözlerini göğe diktiler kar bekliyorlar. Çok yoruldular. Biraz önce Naziş dışardan geldi, sulu kar yağıyormuş, kar tatili umuyor :)))

Bu akşam Tarihin Arka Odasını izleyeceğim o yüzden önce biraz kitabımı okuyacağım...

not: 2010 Kültür Başkenti etkinlikleri bu akşam yedi tepede aynı anda başladı. Kültür Başkenti sıfatının daha çok yakıştığı başka bir kent yok bence. Ama ne kadar hoyrat davranıyoruz , ne kadar hırpalıyoruz çok üzüyoruz O'nu çok...

15 Ocak 2010 Cuma

Çok koşturdum, çok gezdim, pişirdim, taşırdım, izledim , okudum, eve iki günde bir uğradım:)))) çok şey birikti anlatacak ama bünye yorgun düştü.

Akşam ev halkı eve geldiğinde ben yatağa girmiştim çok uykum mu vardı, çok mu yorulmuştum yoksa hasta mı oluyorum bilemem.

Anlatılacak çok şey var, söz edilecek kitaplar var ama önce biraz dinlenme faslı ...

12 Ocak 2010 Salı

İstanbul içinde Hoptirinam:)))

Önce bu resmin hikayesi ile başlamalıyım.

Daha önce resmi koyamadım çünkü makinenin bağlantı kordonunu bulamamıştım :))).


Bir kaç gün önce kapı çaldı, ankesörden postaaa sesini duydum açtım. Merdivenlerden çıkan postacıyı görmeden daha kokusu geliyor, missss gibi lavanta. Hayırdır, inşalah dedim. Can'da bizdeydi. Paketi sabırsızlıkla açtık ve içinden bu zarif mi zarif kartla bu etamin üzerine işlemeli lavanta kesesi çıktı. Çocuklacocuktan yeni yıl hediyesi. Kızlar beni yine mahcup ettiniz, sayenizde miss gibi bir yıl geçireceğim.

not: Başlık , Aziz Nesin Usta^nın Memleketin Birinde Hoptirinam adlı kitabın isminden esinlendi. Buradan hem kitabı hatırlayalım hem Usta'yı saygıyla analım....

**********************************************
Gelelim yazmadığım günlerde neler yaptım. Ohooo bi sürü şey yaptım bi sürü. Pazartesi saat 11.30 çıktığım evimden salı günü akşam saat 17 de giriş yaptım:))

Pazartesi Yengem ve Dayım İskenderun'dan geldiler. Kuzenimin yemin törenine gitmişlerdi. Ordu^ya dönmeden bir de İstanbul'a geçelim demişler. Sabah biz de , sabah kahvelerimizi içtikten sonra doğru Eminönü'ne geçtik, Dayım , Yengem ve Ben. Orada saatçilere falan uğradık Dayım için, sonra biraz Mısır Çarşısı oradan da Taksim'e çıktık. Sonra Eniştemi ziyaret ettik. Kuzen Gülden, Fatma da oradaydı, Oya da geldi. Eniştem, Dayımı görünce acaip duygulandı, Dayım da neredeyse ağlayacaktı.Akşam yedi buçuğa kadar falan orada kaldık , oradan da Oya^ya geçtik akşam yemeği için. Ben dönecektim ama oyunu bozma dediler, ev halkı da biz idare ederiz deyince ben de devam ettim onlarla. Oya da balık ziyafeti vardı. Dışarda pişti geldi. Ay bizim orada da olsa bu pişiriciler dedim. Her çeşit balığı ızgara yapıp , paketleyip getirdiler hemen.Balıklar gelene kadar Oya ile ben salata yaptık. Başka bir sürü şey hazırlamıştı bizim yanımıza gelene kadar ayrıca. yani biz ailece pek cevvalizdir:))) Gece geç saatlere kadar oturduk. Sonra ben Oya'nın kitaplığından, İnci Aral'ın, İçimden Kuşlar Göçüyorunu aldım, odama çekildim. Son hatırladığım bu. Gözümü açtığımda Yengem ve Oya karşımda oturuyorlardı. Çok mu geç kaldım dedim, saat sabahın yedi buçuğuymuş daha. Ülen uyandınzsa aşağıda otursanız , kahvaltı filan hazırlasanız ya. Oyanın eşi Kadir işe gitmiş, Dayım aşağı kattan bağırıyor ben acıktım diye... Neyse kalktım kahvaltı hazırladık daha doğrusu Yengem hazırladı biz Oya ile ekmek almaya fırına gittik.

Kahvaltıdan sonra aynı ekip çıktık yine Oya^da bizimle birlikte tabii:))) Eyüp Sultan'a gittik. Biz üç bağyan:)) bayanlar bölümüne girip dua ettik, çıktığımızda Dayım bir görevliyle konuşuyor ama pek samimi. Meğer daha önce bizim fındık işlerini yapan birinin oğluymuş. Dayımı tanıyıp gelmiş. Bize mihmandarlık yaptı bazı yerlerde çekim yapmamız için izin aldı. Özel tuvalet açtı, hehehehe en çok da bu makbule geçti. Camii ve türbeyi gezip dualarımızı yaptıktan sonra Haliç vapuruna binmek için iskeleye geldik. Akşamdan benim bilican aile mensupları telefon açıp, Eyüp İskelesinin tamirde olduğunu söylemişlerdi. Ben yola çıkmamayayım. Hemen internet üzerinden geçeceğim yolları kontrol ediyorlar ki bir arıza çıkarmayayım, e tanıyorlar mallarını :))). Biz de eski haliç köprüsünü yürüyerek Sütlüce iskelesine geçtik ve çok zevkli bir Haliç yolculuğuyla Üsküdar'a gelmeye vakıf olduk. Dayımlar Fener Yoluna ben eve devam ettim. Geldiğimde kocam evdeydi çaaay dedim, düştüm. Akşam ne kitap ne tv, sızmışım, evimi çok özlemişimmm.

Sabah Berfu^nun telefonu ile uyandım. Dün işe gidip , iş çıkışı da kocasıyla Avatar izlemeye sinemaya gidip eve gelişleri gece yarısını bulunca; Cancan , Babaanneyi nakavt etmiş. O yüzden bize geldi:))) şimdi çorbasını içti ve uyudu.

Benden bu günlük bu kadar...

Not: yarın önce bir Beyoğlu Faslı yapıcam sonra Zuz da yemekteyiz ve büyük bir ihtimalle eve yine ertesi gün dönücem. Şimdilik Dayımla Yengemle gezmelerdeyiz...Bu ara beni mazur göreceğinizi umuyorum...

11 Ocak 2010 Pazartesi

Pazar günü ve Adsız için Türkiye de TV

Alllaaaa, kahvemi yanıma almışım fındıklısından, bir dilimde elmalı kek , ne keyifili keyifli bir yazı yazıcam bilseniz:))) Saati sorarsanızı sabahın yedi otuzu. Kızlar çoktaan ekmek parası peşine düştüler.

Cumartesi günkü beklenmedik bir şekilde gelişen Mısr Çarşısı ve Tahtakale gezisinden sonra ; pazar günü sakin bir günün hayalini kurmaktayken ben, heyhaaat kader ağlarını örmekteymiş meğer.
Geç bir saattte kalktık, kahvaltımızı yaptık, o sırada Filiz Akın, Ediz Hun filmi izledik;Cambazhane Gülü Fadik. Sonra biz, karı-koca yürüyüşe çıktık.Önce Sultan Tepe'den girdik.(burası Fethi Paşa Korusuna bitişik her yerinden boğaz , Tarihi Yarımadanın görüldüğü bir semt), daha önce sözünü ettiğim Özbekler Tekkesi önünden geçerek Koru ve nihayetinde eve geldik. Geldik ki bize Cancan gelecekmiş, Annesi spora gidecekmiş, ne yemek var diye sormuş.Hem geliyo, hem aç geliyo bak bak:)) Buzlukta köftesi vardı zaten, yanına patatesli havuçlu bir yemek yaptım ağzına layık. O da muhallebisi ve brokoli çorbasını aldı geldi. Cumartesi günleri annesiyle Kindy Roo'ya gidiyor.Buraya tesadüfen gezinirken rastlamıştım. Berfu'ya önerdim , gidip baktılar.Bir kaç haftadır, Ana- oğul gidiyorlar. Çocukların gelişimi için iyi bir yer olduğunu düşünüyoruz. Hem de annesiyle ortak bir şey yapmış oluyor. Neyse işte akşama kadar Cancan ve kızlar evin altını üstün getirdiler. Her daim acıktılar. Onları gören Cancan uyumadı bile.

Akşam Cancan kapıdan biz bacadan dışarı çıktık. O' evine biz Capitol'e gittik. İçeri girdik ki , ilk gözümüze çarpan, bir çikolata standı önünde up uzun bir kuyruk, herhalde bedava dağıtıyorlar dedik gülüştük, meğer bir yarışma varmış. Şıkıdım şıkıdım kıyafetli kızlar, ellerinde anahtarlar, cam kasayı açan anahtarı 6 sn içinde bulup açarsan bir kutu çikolatayı alıyorsun. Ünlü bir çikolata firmasının yeni çıkacak ürünü. Biz kuyrukta bekleyen insanlara şaşa şaşa yukarı çıktık. Saatlerce gezdik Naziş Bot aldı kendine, ben D&R a uğradım. Gamse çanta baktı beğenmedi. Ben de boş çıkmadım, eee iki kızım olunca yanımda - Anneee çok yakıştı dediler :))). İşimizi bitti indik aşağı kata. Çikolata standı boşalmış bu kez kızlar, gelin yarışın diye yalvarıyorlar. Tam önlerinden geçiyorduk. Hadi deneyelim dedi.Standtaki kızlar, Naziş'in önüne bütün anahtarları koydular. Kronemetre çalıştı 6 sn içinde deneyebileceğiniz kadar anahtarla açmaya çalışın dediler. Naziş eline ilk aldığı anahtarla kasayı açtı. Heheheheh çikolatamızı aldık, bir de hemen resmimizi çekip elimize verdiler, resim taransın koyucam buraya.

Pazar günü böyle geçti.

Şimdi gelelim Adsız'ın sorusuna

. Ben burada ara ara izlediğim dizilerden söz edince O da haklı olarak Türkiyede bu kadar çok mu dizi izleniyor diye sormuş.Ama ben burada yaptığım herşeyden söz ediyorum, okuduğum kitaplardan, izlediği filmlerden, pişirdiğim yemeklerden, gezdiğimden gördüğümden. Yani her telden hem çalar hem oynarım alimallah. Şimdi yok dizi izlemeyiz belgesel izleriz desem kim inanır, Kadir İnanır )))). Siz beğenmeyin, Canım Asiscim beğeniyor benim esprilerimi:))Adsız Asmalı Konak da kalmış. Oooo biz ne diziler gördük ondan sonra Adsızcım.Mesela,beş yıl oynayan Avrupa Yakası, Melekler Adası, Elveda Rumeli, Binbir Gece ve benim en beğendiğim dizi olan Hatırla Sevgili ve untmadan ekleyeyim Çemberimde Gül Oya. Bu son ikisi dönem dizileriydi, Elveda Rumeli de tabiki.Özellikle Çemberimde Gül Oyanın dvdlerini alıp izlemini salık veririm. Bir Çağan Irmak öyküsüyüdü ve muhteşemdi.


Ben , pazartesi günleri Ezel izliyorum. Ordaki dayı karakteri bir fenomen oldu. Dayı'yı Tuncel Kurtiz oynuyor ve ben O, nerede ne oynasa izlerim. Otobüs filminde tanımıştım onu teeee yetmişli yılların ortalarında. Beyoğlu Emek'de izlemiştim. O gün bu gün tanışıklığımız sürer.
Salı Günleri Canım Ailemi izleriz ailecek. Bu da bir aile komedisi, adında anlaşıldığı gibi. Çarşambamız boş sadece okuruz. Amma çarşamba gününü parselleyen bir Yaprak Dökümü dizisi var , evlerden ırak. Raiting de tavan yapıyor. Derby maçlarını bile geçiyor izlenmede. Biz bunu neden izlemedik, aman öyle entel dantel kaygılardan değil valla, çok bildiğimiz bir roman olduğundan defalarca filmini izlediğimizden ve de ne kadar dramatik bir yapıya sahip olduğunu bildiğimizden izlemedik. Perşembe günleri Ask-ı Memnuyu izliyoruz. hah bak şimdi burada kendime ters köşe yaptım. Bu da bildiğim bir roman, üstelik Müjde Ar'lısını da izlemişim ama işin içinde Aşk var :)) Cuma geceleri hakkında atarım tutarım, yerden yere vururum,ama yine de Melekler Korusun'u izlerim:). Cumartesi akşamlar Kavak Yellerini izleriz . Bir gençlik dizisi Dawsons Creekin Türkçe versiyonu. Çok da başarılı bir versiyondu ama bu yıl artık tipi kaydı:))). Pazar günleri ise Çok Güzel Hareketler Bunlar var. Yılmaz Erdoğan'ın tiyatrosunun mutfağından yetişen gençlerin yaptığı bir komedi programı, seyircili bir program ve de çok başarılı.

İşte benim izlediğim diziler bunlar, ancak bunlar hakkında bilgi verebildim o yüzden.Bunların dışında yüzlerce dizi var çeşitli kanallarda yayınlanan, seç beğen al cinsinden yani. Yarışma programları artık bul karoyu al parayı cinsinden, eskisi gibi bilgi yarışmaları hiç ama hiç yok.Spor programları ise yüzde seksen futbol üzerine. Futbol üzerine deyince , maç yayını var sanma sakın. Maçların yayın hakları şifreli kanallarda olduğu için, ulusal kanallarda bir kaç yorumcu bir araya gelip çan çan ahkam kesiyorlar,aynı mahalle kahvesinde olduğu gibi. Parça parça maç gösterip yorum yapıyorlar. Bilgi Aktarımı yapan programlardan tarihin Arka Odasını izliyorum. Bu programda haftada üç gün çok geç saatte başlayıp sabaha kadar sürüyor, hiç sonuna ulaşamadım hep uyuya kalıyorum:)). Bu programın medaratörü Murat Bardakçı. Yurt dışındanda çok izlendiğini, gelen maiielre verdikleri cevaplardan anlıyorum. Tarihte bir konu her programda masaya yatırıyorlar. Geçen gün Osmanlıdaki kardeş katli konuydu mesela. Önceki akşamda Tarikatlar ve Sufilik, dün aklam da Afrika da Osmanlılar.
Sorunun tam cevabı olmamıştır, çünkü ben sadece kendi izlediklerimden söz edebildim ama genel bir kanı oluşturabilmişimdir sanırım.


9 Ocak 2010 Cumartesi

ANNELER VE KIZLARI GÜNÜSÜ










Bu gün Anneler ve Kızları günü yaptık yine. Kızlar taa ortaokuldan beri arkadaş, Anneler se bu gün yeni tanıştı. Ne büyük kayıp dedik neden daha önce tanışmamışız ama telafi edeceğiz bundan sonra.



Kızlar Nazlı ve Neslihan,anneler Nurten ve Lale. Önce kızlar buluşacaktı , sonra bizde katılıverdik. Tahtakalenin, Mısır Çarşısının, Kapalı Çarşının altını üstüne getirdik. Bi sürü şallar, atkılar, eldivenler, bereler, çoraplar ve ıvır zıvırlar aldık. Her yere girdik çıktık.

Üsküdarda buluşup motorla karşıya geçtik. Ben Kabataş'a geçtiğim için çoğunlukla , bu hat bana hep uzun gelir. Ama bu kez karşılıklı sohbet ede ede geçerken vaktin nasıl geçtiğini anlamadım. Bir de salepçi başımızda , ay ne güzel salep , keşke param olsa da ben de içsem diyerek çok özendirdi bizi ama içmedik yine de :)))

Biz anneler biraz küresel ısınma eşiğinde olduğumuz için, paltoları çıkardık biraz açılıp saçıldık:)))
Hava kapalı ama çok sıcaktı. Nazlı yirmi derece olduğunu söyledi.

Mısır Çarşısında kendimizden geçtik. O baharat kokuları, lokumlar, macunlar , o renk cümbüşü bizi bizden aldı. Mısır Çarşısında her zaman bir ürün ön plana çıkar. Her yerde o ön plana çıkar. Geçen gittiğimizde avakadosundan, ananasaına, kivisine kadar kurutulmuş meyvalar vardı, Dışları badem, fıstık kaplı macunlar vardı. Dilim dilim kesilip satılıyordu. Bu kez de aşk çayı ön palana çıkmıştı. Her yerde aşk çayı da aşk çayı. Satıcı enişte yeniden aşık olacak sana dedi. İçinde gülyaprakları, yasemin çiçekleri, minik çilekler, portakal , limon kabukları , papatyalar ve daha bilmediğim bilumum çiçekler ve meyve kuruları var. Bu akşam Kavak Yelleri izlerken tadacağız.

Nazlı bir dükkana girerken önünde satıcıyı görmemiş, birden çok korkunca adam- o kadar da korkunç birimiyim dedi. O dükkan da zirve yaptık. Çoğu alış verişi oradan yaptık. Nazlı nepal bere ve eldiven alınca , hangi kışta takacaksın onu dedik. Gerçektende bu yıl kar yüzü görmeyecekmiyiz acaba??. Neslihan ve Annesi de çok güzel bir şal aldılar.

Hava kararıp artık göz gözü görmez olunca geri dönüşe geçtik. Yine alt geçit, nefret ederim Türkiyedeki alt geçit kültüründen. Neyse mecburen geçtik tabi. Üsküdar'a attık kendimizi.

En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle ayrıldık Neslihan ve Annesi Nurten Hanım^dan...
Evimize gelince de akşam yemeği , aldıklarımızı gösterme faslı. Şimdi Kavak yelleri başladı gidiyorum...