En sevdiğim mevsim de ve en sevdiğim aydayız. Nedenini bilmiyorum ama öyle. Belki havaların yavaş yavaş serinlemesi , yaprakların sararmaya başlaması olabilir. Bir renk cümbüşü olur, aynı ilkbaharda olduğu gibi. Sararan kızaran yaprakları izlemeye bayılırım.
Ha gayret okuyorum, ha gayret izliyorum.Her akşam kızlarımı heyecanla bekliyorum. Naziş okulunun Anadolu yakası şubesine geçti, Gamze ise mesleğinin ilk günlerinde. Naziş yeniden yabancı dilde eğitim vermeye başladığı için biraz sıkkın. Ana dilde eğitimin yılmaz savunucusu çünkü .Gamse ise her gün yeni bir olay veya haberle geliyor.Onlar gelene kadar biz Can'la oynuyoruz, annesinin getirdiği mamaları ısıtıp yiyoruz, en sevdiğimiz şey marketin yürüyen merdivenleri ve kasap reyonundaki abi. Çünkü , eğer müşteri yoksa tezgah üstünde bir iki tur atma şansı var. Artık yürüyerek parka gidiyoruz ve araba altlarında kedi arıyoruz.Uykuya beraber yatıyoruz, hatta ben bazen önce uyuyorum, Can tekmeyle beni uyarıyor. Benden önce uyanırsa , başını , başımın üstüne koyup yeniden gözlerini kapatıyor, beş on dakika da öyle yatıyoruz.İşte o an bu nasıl bir duygu diyorum yav. Yapsınlar kan bağının içine.
Kitaplığıma bir sürü ama gerçekten bir sürü kitap katıldı.Okudukça söz etmek istiyorum. Bunların bir çoğu Can'ın hediyesi.İlk kez bir İclal Aydın kitabı okudum.Senin Adın Bile Geçmedi , kitabın adı. Sırf adı yüzünden ben bir çok kitap almışımdır. Aşkın rotası ve şarapları bölümünü sevdim bir de sevgi transferi bölümünü. . Hani arkadaşımım aşkı olayı vardır ya, ona biraz ışık tutmuş. Hani arkadaşınıza sürekli sevgilizi anlatırsınız, size yaptığı sürprizleri, nasıl anlayışlı, sevgi dolu olduğunu falan, sevgilizi de arkadaşınızı anlatırsınız. İşte o sırada bilmeden sevgi transferi yaparsınız demeye getiriyor . Kitap da anlayamadığım tek nokta İclal Aydın tamam güzel bir kadın da, manken değil , fotomodel değil neden sayfa araları poz poz resimlerle doldurulmuş onu anlayamadım. Yalnız bir ortak noktamız var. İkimiz de overlokcuyu öldürmek istiyoruz.İclal Aydın'ı bilmem ama ben kesin bir gün öldürücem.Bir de nihayet bir Ahmet Ümit kitabı kitaplığımıza girdi. Bab-ı Esrar.Kocam bu akşam okumaya başladı ve bir ilk yaşadık. İlk kez bir kitabı , O benden önce okuyacak.Ramazan dolayıyla kitaplar da biraz hafif takılıyorum. Sıkı durun , şu anda okuduğumkitabın adı, Karpuz. Ansiklopedi kalınlığında eğlenceli bir kitap.Tam 700 sayfa .Hikaye Dublin de geçiyor. Okuyayım anlatırım.
Dün karı koca yürüyerek Üsküdar'a indik,balık sezonunu açtık. Umarım fiatlar bu ahvalde gitmez.Akşam yemeğine onlara ezo gelin çorba,ızgara çupra , Akdeniz salatası ve Güllaç yaptım. Gamze kutladı beni, balık düşmanı Nazlı ise , sezonun açılmasını üzüntüyle karşıladı. Neyseki arkadaşlarıyla yemekten gelmişti.
Can hafta da en az üç gün geldiği için, henüz bir yemek daveti verebildim. Ama önümüzdeki hafta Babaanne İngiltere seferinden dönüyor:((, sanırım bir kaç yemek daveti düzenleyeceğim ve Babaannenin tayinini İngiltere'ye çıkarma palanları yapacağım.
Yeni sezon dizilerimiz geldi ey ahali. Ben şimdi kendime bir iki tane seçerim. Babama kalsa ben tüm dizileri izlermişim. Yeni bir dizi görse hah işte Lale bunu da izler diyomuş,hey Allahım.. Bir kere Hanımın Çiftliğini ilzerim kesinkes. Orhan Kemal'in bu hikayesini çok severim. İlk Türkan Şoray ve Kartal ve Tibet'lisini izlemiştim. Sonra da TRT 1 de dizi olarak oynamıştı.Oyuncuları hatırlamıyorum ama yine çok sevdiğimi hatırlıyorum. Özgü Namal ise çok yerinde bir seçim. Tanıtımlarda Mehmet Aslantuğ kafasındaki o şapkayla pek komik duruyor ama onunda cuk bir seçim olduğunu söyleyebilirim .İnşalah Reşat Nuri'ye yaptıklarını Orhan Kemal'e yapmazlar da, adamı ahiretten sayfa sayfa yazıp göndermek zorunda bırakmazlar,dizi uzasın diye)))) Heyt be eski dizicilerden kim kaldı heheheh.
Hafta Sonu Beyoğlu planım var, inşallah maşallah bozulmaz.Vakit de geç oldu, daha sahur hazırlığı var, gittim ben.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
3 Eylül 2009 Perşembe
28 Ağustos 2009 Cuma
El atına binen köy ortasında iner derdi , Annem. Yani kendinin olmayan bir eşya ile bir iş yapmaya kalkarsan, işin ortasında sahibi gelir alır, ortada kalırsın anlamında bir söz. Anneannem de başka bir türlü ifade ederdi bunu ama biraz müstehcen heheheh.
Neyse diyeceği,m o ki, bu yazıyı Naziş^in bilgisayarından yazıyorum, her an gelip bir bahaneyle geri isteyebilir:)) Sayfalarınızı takip ediyorum, ama bu bilgisayara alışamadım, o yüzden yorum yazamıyorum İnşallah kısasakısas yapmıyorsunuzdur))
Ramazan nasıl geçiyor valla bilmiyorum, Can'la akşama kadar alt alta üst üste boğuştuk dört gün üst üste. Dün balkonda burnumu az kaldı kapıyordu, karşı komşu bile aaa diye bağırdı. O derece yani.Bu gün gelmedi , fırsattan istifade ev kırklandı. Dört günde alıp başını gitmiş, her yer her yerdeydi.
Bu akşam İftardan sonra, bulaşıkları makineye yerleştirirken , bir taraftan da böğürtlenli pasta attırdım . Naziş'in arkadaşı Bursa dan frenk üzümü ve böğürtlen getirmişti. Ordu'da bizim bitişik komşunun bahçesi frenk üzümüyle doluydu. Komşu da anlı şanlı Deli Mehmet. Ben bu frenk üzümleri yenilecek kıvama gelince , bahçeyi mekan tutardım. bütün mahallenin tir tir titrediği Deli Mehmet^in bir özelliği de Anneannemden deli gibi korkmasıydı )). Beni görünc Ha senmiydin Lale, derdi o kadar.Ben bunları anlata anlata frenk üzümlerinin dibine darı ekdim. Ama böğürtleni bitiremedik. Kalanını da pasta yaparım dedim. Böğürtlene biraz şeker ilave ettim kaynattım. Diriliği gitmeden böğürtleni süzüp aldım. Suyuna bir tatlı kaşığı nişasta koyup jöle yaptım. Sonra pastaban ve vanilyalı puding ile bilindik pastayı yaptım. En üst katı kremayla kapladıktan sonra , önce bu jölemsi şeyle kapladım, sonrada böğürtlenleri üstüne dizdim. Görüntü süper, şu anda karşımda durmakta, tadını henüz bilmiyorum.Birazdann tertemiz kırklanmış evimde tv karşısında çayımızı içeceğiz onunla.
Giittim ben şimdilik.
Neyse diyeceği,m o ki, bu yazıyı Naziş^in bilgisayarından yazıyorum, her an gelip bir bahaneyle geri isteyebilir:)) Sayfalarınızı takip ediyorum, ama bu bilgisayara alışamadım, o yüzden yorum yazamıyorum İnşallah kısasakısas yapmıyorsunuzdur))
Ramazan nasıl geçiyor valla bilmiyorum, Can'la akşama kadar alt alta üst üste boğuştuk dört gün üst üste. Dün balkonda burnumu az kaldı kapıyordu, karşı komşu bile aaa diye bağırdı. O derece yani.Bu gün gelmedi , fırsattan istifade ev kırklandı. Dört günde alıp başını gitmiş, her yer her yerdeydi.
Bu akşam İftardan sonra, bulaşıkları makineye yerleştirirken , bir taraftan da böğürtlenli pasta attırdım . Naziş'in arkadaşı Bursa dan frenk üzümü ve böğürtlen getirmişti. Ordu'da bizim bitişik komşunun bahçesi frenk üzümüyle doluydu. Komşu da anlı şanlı Deli Mehmet. Ben bu frenk üzümleri yenilecek kıvama gelince , bahçeyi mekan tutardım. bütün mahallenin tir tir titrediği Deli Mehmet^in bir özelliği de Anneannemden deli gibi korkmasıydı )). Beni görünc Ha senmiydin Lale, derdi o kadar.Ben bunları anlata anlata frenk üzümlerinin dibine darı ekdim. Ama böğürtleni bitiremedik. Kalanını da pasta yaparım dedim. Böğürtlene biraz şeker ilave ettim kaynattım. Diriliği gitmeden böğürtleni süzüp aldım. Suyuna bir tatlı kaşığı nişasta koyup jöle yaptım. Sonra pastaban ve vanilyalı puding ile bilindik pastayı yaptım. En üst katı kremayla kapladıktan sonra , önce bu jölemsi şeyle kapladım, sonrada böğürtlenleri üstüne dizdim. Görüntü süper, şu anda karşımda durmakta, tadını henüz bilmiyorum.Birazdann tertemiz kırklanmış evimde tv karşısında çayımızı içeceğiz onunla.
Giittim ben şimdilik.
23 Ağustos 2009 Pazar
Ramazanın ilk günlerinden
ilk haber bilgisayar bozuldu. Naziş'in laptopundan yazıyorum. Onunda sürekli işi var:)). O yüzden boş buldukça başına çörekleniyorum.
Ramazanın ilk günleri fena değil, iftara kadar hiç açlık hissetmiyorum, akşam beşten sonra zaten yemak yapma telaşına giriyorum. Ammmaaaa sahurda yerlerde sürünüyorum. Halbuki ben sahura kalkar ve de geri yatmayı unuturdum. Şimdi daha kalkarken, yarın gece yiyip de yatalım hayalleri kuruyorum. Ben çayı koyarken , kocam masa hazırlıyor tv de izlemek için bir şeyler ayarlıyor .
İlk iftar akşamından sonra Bostancı sahilinde uzunnnn ama upuzun bir yürüyüş yaptık, Ercangillerle. Banu , Ercan, Cemre ve Ceren dörtlüsür bunlar.Yazılarımı baştan beri okuyanlar, Ercan ve Banu'nun su kayağı macerasından hatırlarlar.İşte bu dörtlüyle Bostancı sahilini şenlendirdik. Dün akşam da biz, karıkoca karıkoca, bir arkadaşımızın Bağlarbaşında ki Restoranındaydık.
Yarın artık Naziş de iş başı yapıyor. Cancan da heheh. Yarın O'nunla ev de yalnızız. En son çarşamba günü gelmişti bize. Diğer günler annesi homeofis çalıştı. Cumartesi ise annesi şantiyeye gitti o Zuz teyzesine gitti. . Babaanne dönene kadar, böyle gezecek arada.
Şimdi yemek yapmak üzere mutfağa gitmeliyim. Eskiden daha sabahtn oluşurdu , liste kafamda. Şimdi mutfağa girince karar veriyorum. İlk gün ocakta et pişerken onun üzerine on fikir değiştirip, en sonunda bambaşka bir şey yaptım.
NOT. Dantelli kitap ayracının yapılışını Ece sandıkiçine koydu. Bana kalforniyadan yazıp soran arkadaş için.Bu linke tıklamanız yeterli olacaktır
http://dikismakinamdan.blogspot.com/
Ramazanın ilk günleri fena değil, iftara kadar hiç açlık hissetmiyorum, akşam beşten sonra zaten yemak yapma telaşına giriyorum. Ammmaaaa sahurda yerlerde sürünüyorum. Halbuki ben sahura kalkar ve de geri yatmayı unuturdum. Şimdi daha kalkarken, yarın gece yiyip de yatalım hayalleri kuruyorum. Ben çayı koyarken , kocam masa hazırlıyor tv de izlemek için bir şeyler ayarlıyor .
İlk iftar akşamından sonra Bostancı sahilinde uzunnnn ama upuzun bir yürüyüş yaptık, Ercangillerle. Banu , Ercan, Cemre ve Ceren dörtlüsür bunlar.Yazılarımı baştan beri okuyanlar, Ercan ve Banu'nun su kayağı macerasından hatırlarlar.İşte bu dörtlüyle Bostancı sahilini şenlendirdik. Dün akşam da biz, karıkoca karıkoca, bir arkadaşımızın Bağlarbaşında ki Restoranındaydık.
Yarın artık Naziş de iş başı yapıyor. Cancan da heheh. Yarın O'nunla ev de yalnızız. En son çarşamba günü gelmişti bize. Diğer günler annesi homeofis çalıştı. Cumartesi ise annesi şantiyeye gitti o Zuz teyzesine gitti. . Babaanne dönene kadar, böyle gezecek arada.
Şimdi yemek yapmak üzere mutfağa gitmeliyim. Eskiden daha sabahtn oluşurdu , liste kafamda. Şimdi mutfağa girince karar veriyorum. İlk gün ocakta et pişerken onun üzerine on fikir değiştirip, en sonunda bambaşka bir şey yaptım.
NOT. Dantelli kitap ayracının yapılışını Ece sandıkiçine koydu. Bana kalforniyadan yazıp soran arkadaş için.Bu linke tıklamanız yeterli olacaktır
http://dikismakinamdan.blogspot.com/
21 Ağustos 2009 Cuma
karanfil oylum oylum

Bu gün haberlerde dinledim, bilmem kaç hektar alndaki fındık sökülecek yerine karanfil dikilecek.miş))
Bizim için söz konusu değil, çünkü bizim bahçeler de yüz küsür yıldır fındık tarımı yapılıyor ve bahçeler fındık bahçesi olarak geçiyor tapuda. Halbuki ne hoş olacaktı dayım kulağının arakasına bir karanfil takmış gezerken, karanfiller arasında.
Bu tabiki işin latife kısmı. 1994 yılında 400 bin hektar alanda fındık ekili iken bu rakan 700 bin hektara çıkmış. Çünkü fındfıkla uğraşan üretici köylerde oturmuyor. Genelde şehirdeler, ancak fındık zamanı bir aylığına köye gidiyorlar. Fındık kışın bakım istemiyor. Hal böyle olunca rekolte artmış, kalite düşmüş.Alternatif ürün belki iyi bir düşünce olabilir ama pratikte hiç de kolay değil bu durum. Çünklü fındık üreticisi fındık alanlanlarında yerleşik düzende değil .Hükümet eğer fazla açıldığı sularda boğulmazssa üç yıl içinde yaşama geçirecekmiş bu olayı. kendilerine kolay gesssiiiiin diyorum.
Evet çoğunuzu hiç de ilgilendirmeyen u durum ben dahil tüm Karadeniz bölgesi halkı için hayati önem taşıyor.Eh bende birimizin derdi hepimiizi gerdi düşüncesiyle bu durumdan haberdar olun dedim.
not:Kitap ayracının yapılışını isteyen arkadaş için Ece'ye rica edeceğim. Yapılışını kendi sayfasında anlatması için. He Ece ne dersin???
20 Ağustos 2009 Perşembe
bu kez söz resimler de
19 Ağustos 2009 Çarşamba
Koru da kahvaltı şenliği
Gördüğünüz gibi bir koru kahvaltısındayız yine. Gördüğünüz üzre de keyfimiz gayet gıcır. Zuz'un kucağında Cancan 'ı görmektesiniz. Annesi de resmimizi çekiyor tabi ki,Arka fonda boğaz ve Boğaz Köprüsünü görmektesiniz üzerinize afiyet.
Biz sabah 10 da kahvaltıya oturup 12 de kalktık.Sonra korunun içinden Kuzguncu'ga kadar inip Bordo Köşk de Türk Kahvesi içtik. Ece'yi Kuzguncuk kapısından uğurlayıp biz aynı yoldan geri döndük.
Koru programından sonra Ece Emniönü ve Tahtakale'nin, Nalan Beşiktaş2ın , Zeya da Kadıköy'ün tozunu almış. Biz programa Zuz , Naziş ve Cancan ve de Berfu olarak, Cancan'ın evinde devam etmek üzere Kalamış!a yollandık. Cancan'a balkonda havuz keyfi yaptırdık. O şımardıkça şımarıp bizide ıslattıktan sonra yeniden yeme içme faslı yapıp evlerimize dağıldık.
Gamsegamse bu gün Belgrad Ormanlarında öğretmen arkadaşlarıyla kaynaştırma yapıyor:)) Hiç unutmam Nazlı' da Beykozx Ormanlarında yapmıştı ilk kaynaştırma etkinliğini ve eve pestil gibi dönmüştü. Biz şimdi her akşam Gamse!nin yolunu gözlüyoruz, günün detayları için. Nazlı ben de böyle yapmamıştınız diyor ama unutmuş, biz gerekli hatırlatmaları yaptıkça ha ha diyor.
Bu gün sabah gözümüzü Cancan'la açtık. Annesini Adapazarına şantiyeye gönderdik biz Başbaşa kahvaltı yaptık. Sonra uyuduk sonra yine yemek yedik, market alışverişi yaptık. Burnumuzdan sonra gözümüzü göstermeyi öğrendik bu rada Cancan beni 5 kere daha ısırdı.
Biraz önce evin önünden deve geçti, çan çala çala.Bir pastanenin açılışını daha doğrusu yeniden açılışını müjdeliyor. Anadolu Yakasının meşhur pastanelerinden biridir, tadilat vardı, açılmış. İsmini sölemem valla. Ne yani şimdi bedavadan reklam mı yapayım heheheheh.
Şimdi yine uyku saatimiz geldi hadi bize müsade.
17 Ağustos 2009 Pazartesi
kısa kısa haberlerle:)))
Önce söyleyeyim Beyoğlu yorgunuyum. Hatta sürünüyorum. Gülden'le bir ay daha program yapmam. Nazlı iki saat kadar yanımızda oturdu eve kaçtı heheheh. Gece de onda kaldık, sabah erkenden de Cancan gelecek diye ben yollara düştüm. İtalyan yokuşunu yürüyerek indim, takkırı tukkuru. Yokuş üzerinde İtalyan Lisesi ve İtalyan konsolosluğu olduğu için bu isim verilmiş. Diklik konusunda baya bi başarılıdır. Çıkışta değil inişte tercih edin. Verin Cihangir'den aşağı kendinizi Tophane' de alın soluğu. Üzerinde çok zevkli hediyelik eşyaların olduğu bir kaç dükkan var.
En süper haber; Gamsegamse artık bir üniversite öğrencisi değil, İstanbul Erkek Lisesinin bir öğretmeni.
Bir süper haber daha , Eniştemi ziyaret ettim o kadar iyi gördüm ki, sohbet ettik hatta Babamla telefonda konuştu. Ordu'ya gittiğimi söyleyince Taka Şükrü'yü sordu:))))
Bir süpper haber daha, CANCAN'ın Babaannesi İngiltere'ye gitti. Üç hafta kalacak. O zaman zarfında Cancan sık sık bizde artık. Bu gün dakkika bir gol bir di. Bu gün ben, bir de Beyoğlu yorgunu olunca, O'nun her uyumasında yanına yattaım uyudum.
Şimdi sadec tv izlemek, uyuklamak, arada çay içmek üzere , salondaki kanepeye doğru gidiyorum
En süper haber; Gamsegamse artık bir üniversite öğrencisi değil, İstanbul Erkek Lisesinin bir öğretmeni.
Bir süper haber daha , Eniştemi ziyaret ettim o kadar iyi gördüm ki, sohbet ettik hatta Babamla telefonda konuştu. Ordu'ya gittiğimi söyleyince Taka Şükrü'yü sordu:))))
Bir süpper haber daha, CANCAN'ın Babaannesi İngiltere'ye gitti. Üç hafta kalacak. O zaman zarfında Cancan sık sık bizde artık. Bu gün dakkika bir gol bir di. Bu gün ben, bir de Beyoğlu yorgunu olunca, O'nun her uyumasında yanına yattaım uyudum.
Şimdi sadec tv izlemek, uyuklamak, arada çay içmek üzere , salondaki kanepeye doğru gidiyorum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)