Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
yemek fırtınası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek fırtınası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2013 Cuma

#yemekfirtinası 6... Bizim ev falan filan

''YEMEK FIRTINASI''nın bugünkü teması  evin en sevilen keki...Bizim evde kek namına hepsi sevilir. Zaten prensip olarak sevilmeyen h,ç bir şeyi pişirmem.
Kek içinse; en kolay tarifim...Beş bardak fincan un, beş fincan şeker, beş yumurta...Kalıbınıza göre bu sayıyı üçe de indirebilirsiniz daha da çıkarabilirsiniz...Kabartma tozu ve vanilyayı unla birlikte koyun... Hatta ben kabartma tozunu hafif sulandırp üstüne biraz limon sıkıp öyle ilave ederim.. Buna unladığınız bir avuç kuru üzüm, ya da damla çikolata da atabilirsiniz...Kalıbın dibine yağlı kağıt serin , birazcıkta yağlayın...Çünkü kek yağsızdır.

 Bu baz bir tariftir. Her türlü kullanabilirsiniz ister çayın yanında böyle yiyin ya da yaş pasta yapmak isterseniz keki ikiye bölüp, sütle ıslatıp, arasına dolgu kreması meyvalar koyup, bazen muz , çilek koyarım. İkinci parçayı üstüne kapatıp, üstünü tekrar krema ile kapladınız mı alın size yaş pasta:))




Havalar soğudu ya ben de bu kış biraz nazeninim ya:) evdeyim bir kaç gündür. Dün izlediğim filmi sevmedim tamam ödüllüymüş falan filan da sevmedim. İtalyan köylüsü sarmadı beni demekki...Buna benzer biz de'' Dondurmam Gaymak '' yapılmıştı. Yöre halkı oynamıştı bir çok rolde,ama o benim köylümdü arkadaş:))

Evdeki manzaram da şu, tabi bu keyfe geçilmeden önce ev toplandı,akşam yemeği planlandı...Ekmek elden su gölden yaşamıyoruz icabında:) Yazdan hazırladığım karnıtarıklık patlıcan ile pişen fırında karnıyarık var bu akşam...



 Kitabım Atatürk^'ün son yılını anlatan: 1938  Son Yıl/Orhan Çekiç

12 Aralık 2013 Perşembe

#yemekfirtinasi 5.gün ve bi de mevsimlerden Akdeniz

Bugün ''YEMEK FIRTINASI''nda beşinci gün. 5.gün konusu: Son dakika lezzetleri Telefon çaldı, 1 saate misafiriniz gelecek. Yemek yedik çaya geliyoruz bir şey hazırlama dediler. Kurtarıcı çay eşlikçiniz nedir? Şipşak lezzetlerinizi görelim.

 Bana bir saate kadar sana geliyorum diyecek olanlar ya görümcelerim olur ya da Zuz olurdu,Cunda'ya gitmeden önce. Onlara da şipşak peynirli kanepeler yaparım,  evde kahvaltılık ne varsa dökerim ortaya çayımı da demlerim ooh misss...Öyle kekdir, börektir olayına girmem.
Bir kaç yumurtayı, beyaz peynir, maydonoz ve dereotu ile karıştırır. İncecik ekmek dilimlerinin üstüne koyar,  fırına atarım. Fırında çok durup ekmeğin kurumaması için  biraz piştikten sonra ızagara kısmını açar 1-2 dk da üstünün kızarmasını sağlarım. Bundan daha pratik ve lezzetli bir şey de düşünemiyorum:))

*****************************************************************
Yemek dedik o zaman şu yeme içme işlerini bitirelim.


İki gündür begamot reçeli yapmakla uğraşıyorum. Biraz meşekkatli bir işmiş. Yok öle vişnenin , çileğin üzerine şekeri kaynat gibi değil yani...
Benim tarif biraz yiğidin harman olduğu yer gibi pardon reçelin harman olduğu yer bizim ev gibi oldu. Ve bu reçelde esas olan dostluk, arkadaşlık oldu. Bu reçel biraz da ondan çok özel bir reçel oldu...Bizim hep süslü olan Zehra:) tuttu gece yarısı Beragamot reçeli dedi, ben de  daha önceki yazımda da anlattığım gibi huuu komşu biraz begamotu olan dedim. Biraz geyik yapalım diye yazdığım bu cümle hooop menziline ulaştı ve Minem cevap verdi biliyorsunuz.  Tarif biraz Zehra'dan biraz bana teee Antalyalardan bergamot reçeli taşımış olan Bahar'dan biraz da Giritli Yorgo'dan:))
Hadi tarif, bakarsınız lazım olan olur, yapmak isteyip ,tarif ararken sayfaya yolu düşen olur:)
Yıkadığım bergamotların, pürüzlü yüzeyini rende ile ( ben şu salatalık falan soyulan bi aparat var onunla yaptım) çıkardım.Ortadan ikiye kesip içini temizledim, dilim dilim doğrayıp,içe doğru yuvarlayıp ipe dizdim. Üstünü  suyla doldurup  biraz, sanırım 10 dk kadar kaynattım. Suyunu süzdüm, tekrar su doldurdum üstüne ve 24 saat boyunca belki 10 kez falan suyunu değiştirdim.Böylece acısı çıkıyormuş.  Sabah kalktığımda suyunu döktüm, ve süzgece koyup ,süzülmeye bıraktım. . Daha sonra bergamotun ağırlığının bir buçuk kadar şekeri tencereye koydum ki benim şekerim 2kg falandı. Üstüne iki bardak da su koyup,bir 10 dk kadar şekerli suyu kaynattım ve süzülen bergamotları içine attım. Altını kapattım, ve şerbet içinde 5-6 saat kadar beklettim. Daha sonra yine ocağa koyup 30 dk.kadar pişirdim, inmeden 5dk. önce iki limon suyu ialave ettim.Uzun iş diyebilirsiniz ama anlatması uzun iş valla:)
*****************************************************************
Dün akşam, Demet Akbağ ve Erdal Özyağcılar'ın  başrolünü oynadığı '' Sevdaluk' adlı dizi başladı. Dizi,  Rize'de yaylalarda çekiliyor. Dizi karakterleri, benim çocukluğumun en renkli anılarına sahip olduğum Hemşinliler. Benim kulağım bu şiveye çok aşina olduğu için ilk yadırgadığım yer o kısmı oldu. Sonra   mimiklerini  çok kullanan bir sanatçı olarak Demet Akbağ'ın   botokslu yüzü... Erdal Özyağcılar'ın bana sürekli ''Vizontele'' de ki ''Emin'' tiplemesini hatırlatan karakteri...Ama o görsellik çok iyi verilmişti...

Bugün yine  iyi bir film izleyeceğimi düşünüyorum, ama önce bi izleyeyim ki, tavsiye edebileyim di mi)) Adı; Nalın Ağacı
 Şöyle bir afişi var:)

Haydi gittim ben...

11 Aralık 2013 Çarşamba

#yemekfirtinasi 4.bölüm ve tabikitleri de bizim ev , bergamotlar ve de kar manzaraları

 

 Yemek fırtınasının dördüncü gününün konusu, ailenin en sevdiği yemek ile ilgili..

Bizim evin ahalisinin banko en sevdiği yemek; dolmadır. Dolmanın her türlüsü hem de. Ben de fene güzel yaparım kayınvalidemin deyimiyle, bu konuda hiç mi hiiiç mütevazi olamam. 1500 çeşit falan dolmam var heheh biraz fazla attım galiba:)
Hadi  sayalım. Biber, patlıcan, kabak hem kurusu hem tazesi... Asma yaprağı, pazı,kara lahana,beyaz lahana, domates,patates, ebegümeci,Girit kabağı, pırasa,Asma yaprağının etlisi, zeytinyağlısı, baklalısı, yeşil mercimeklisi ve de nohutlusu...
Bugün nohutlu dolma günü:)) 
 


Nohut Dolması

Bunda ölçü veremek zor , her şey göz kararı. Asma yaprağı ile yapılan bir dolma... Verdiğim ölçüye yarım kg dan biraz fazla asma yaprağı gerekiyor. Önce 250-300 gr kadar nohutu akşamdan ıslatın.

Şimdii zurnanın zırt dediği yere geliyoruz , iki su bardağı kadar aşlık diyeceğim o da ne diyeceksiniz. Çekilmiş buğdaydır bunun türkçesi yada dövülmüş. Ama görümcelerim aşlık olmadığı zaman bulgur koyduklarını söylüyorlar. İki su bardağı kadar da ondan diyelim. Bol soğan doğrayın, ince ince. İki çorba kaşığı kadar kuru reyhan. Karabiber kırmızı biber ve tuzla ve de iki çorba kaşığı salça ile harmanlayın. Et dolmasından daha iri iri sarın. Bir dolmanın içinde üç nohut falan olsun. Bunu tencereye dizerken aralarına kemikli etler koyun. Ben kuşbaşı koydum. Bizim evin kemik alerjisi var da :)). Tenceye dizme işi bitince üstünden sıvı yağ gezdirin. . Yağın biraz fazla olması gerekiyor, çünkü; iç malzeme hiç yağsız. Tamammmm, tencerenin yerleşmesi bitti dimi. Ama bizim iş bitmedi. Şimdi bolca soğan doğrayın yine piyazlık gibi. Bunu bir kaşık tereyağda iyice sarartın, pembeleştirin her ne yapıyosanız, içine 10 diş kadar sarımsak da atın.Bir kaşık da salça koyun karıştırın. Tenceredeki dolmaların üzerine yayın bu karışımı. Sıcak su ialave edin pişirin. Tarif uzun görünebilir ama ben bu işi bilemediniz 45 dk da bitirdim. Nohutum İspanyol cinsiydi ve çok kolay piştiyi de dip not olarak ekledim. Niksar da pişirken üstüne pastırma dilimleri de koyuyorlar. Aman ne lezzetli oluyor. Ben pastırmaların, kenarlarındaki çemenli kısımlarını ayrıyorum.  
****************************************************************** 

Dün bir güzellik de Sabunlarım blogunun sahibi ''Mine Özgür'' yaşattı bana... Bir gece yarısı arladaşlarımızdan birinin  portakal reçelinden sonra bergamot reçeline el atmasıyla ve benim de ayol ben bergamotu nereden bulayım diye hayıflanmamla,Mine Hanım'ın ben de var demesi  arasında 5dk yoktur yani.  O küçücük ağacındaki bergamotları  bana gönderdi tabi her zaman yaptığı gibi kendi el ürünleri sabunları da  ve limon ve portakalları da ekleyerek. Eve giren , ev miss gibi kokuyor dedi. Doğal peeling etkisi yapan kahveli sabunlarına , miss gibi güllü, lavantalı,ısırganlı aklınıza gelebilecek her çeşit sabununa   bayılıyoruz zaten.Kendisine ait sabun atölyesinde ürettiği sabunlara ve ürettiği bitkilerine buradan bakabilirsiniz.



Akşam çayımızı içerken, bir parça kabuğundan kesip çayıma atıverdim, misssss





Dün bir film izleyeceğimden söz etmiştim size- Balzac ve Küçük Çinli Terzi Kız- Çok ama çok beğendim. ''Bir kitap okudum hayatım değişti '' ye bir örnek...Gerçekten de kitap okudular dünyaya bakışları değişti, hayat artık asla eskisi gibi olmadı onlar için... İzlemezseniz küserim kategorisine koydum bu filmi... Filmde görsellik de muhteşemdi...Film ile ilgili akademik bilgileri bir önceki yazımda vermiştim.



Dün gece gök gürleye gürleye kar yağdı. Ama ne yağma,sabah da savrula savrula yağdı  fakkaaat Vali nuh dedi peygamber demedi tatil yapmadı. Valla kızlarım kedi ciğer bekler gibi bekleştiler:))






Bugünlük de bu kada...

9 Aralık 2013 Pazartesi

#YEMEK FIRTINASI 2.gün... Venüs...Kadıköy

Uuuuuu bu haftanın ilk yazısı çok dolu, ''YEMEK FIRTINASI'' ikinci gün var... ''Bibliyomanyaklar'' da yeni yazım bugün yayına girdi o var... Dün Naziş ile yaptığımız Kadıköy günü var.

Haydiii başlayalım.







''Bibliyomanyaklar'' da  bu ayın kitabı ''Venüs/ Şebnem İşigüzel'' idi. Geçen hafta Leylak Dalı yorumlamıştı bu hafta ise benim yorumum yayına girdi...Okuyanlar bir de, biz nasıl yorumlamışız ,okumayanlar ise kitap hakkında biraz ön bilgi edinip okuyup okumayacklarına karar verebilirler.Okuyanlar lütfen yorum bıraksınlar ki, biz de görelim ne kadar okuyucuya ulaşabiliyoruz.TIK






''YEMEK FIRTINASI'' nın ikinci gününün konusu;: Çayın en güzel eşlikçisi Dışarda yağmur yağıyor, elinize kitabınızı almışsınız, çayın dumanı üstünde yanına hangi lezzet gider? En sevdiğiniz tarif olabilir yada yepyeni bir lezzet deneyebilirsiniz.

Yemin etsem başım ağrımaz . Benim için çayın yanına en çok yakışan şey, lzzetli yapılmış, ekmeği, ara malzemesi iyi seçilmiş, ve de gerçekten tost makinasında tost edilmiş bir tosttur. Benim en favori tostum, tam buğday ekmeğine  ya da başka bir esmer ekmeğe yapılmış olan tostumdur. Dilimlerden birinine acı biber salçasını incecik sürerim, diğerine ise krem peynir sürerim.İki dilim  arasına ise tel kaşarları döşerim  ay tarif ederken bile ağzım sulandı :)Hatta biraz önce  şu resimde gördüğünüz olayı resmi çeker çekmez  bitirdim:) Sonra tost makinasında aradaki kaşarlar eriyip kenarlardan taşana kadar, hatta taşanlar kızara kadar  bastırırım. O taşanları da bıçak yardımıyla tostun üzerine toplar, tabağa alırım. İlla ki verevine keserim ortadan. Hem yemesi kolay olur, hem de yeme şeklim budur:))
Yanına mutlaka domates ve yeşillikler koyarım ki bu genelde roka olur ve tostun  kenarları ile de reçel yerim:)) Mesela bugün kü bir dilim portakal reçeliydi...


Şimdi geelim düne, Dün  Naziş, Fransızca kursundan çıkınca Kadıköy'de buluştuk. Önce'' Otantik'' de yemeğimizi yedik. Sonra Akmar pasajındaki sahaflardan başladık  tüm Kadıköy çarşıyı tavaf ettik. Geyikli geyikli çoraplar aldık, çay molası verdiğimizde yan masaımızda oturan ve ilk buluşmaları olduğunu düşündüğümüz çiftin konuşmalarına güldüğümüzü belli etmemek için mahv olduk. Birbirlerine ,yılbaşı gecesi ne yapacaklarını soruyorlar bunlar şimdi. Erkek olan; evde olucam, her yılbaşı evde olurum çünkü; hiçbir yılbaşımda sevgilim olmadı... Bunu da hiç kompleks yapmıyorum gerçekten yapmıyorum dedi:)) Sonra yine yolda yürüyoruz, kalabalık  o yüzden insanlarla yanyana , sırt sırta yürüyoruz neredeyse hemen yanımızda elele yürüyen çiftlerden kız olanı, - biz devam etmeyelim ya, aynı babama benziyorsun dedi:)) Naziş'in gözünden yaş geldi, gülmekten. Ama oğlan hiç istifini bozmadı hatta gülerek, kızlar zaten babalarına benzeyen erkeklerle birlikte olurlarmış dedi...
Hava da nasıl soğuktu,ondan mı bilemem en çok da atkı bere  satan dükkanlara girdik. Nasıl renkli nasıl albenililerdi. Naziş'e çok şirin bişi aldık. Satıcı kadına ,başka renleri yok mu dedim.Artık yapamıyorum dedi.

Akşam ise  en favori dizim ^^ Güneşi Beklerken^^i izledim , biraz kitap okudum ve cukka yatak...

Böle işte

8 Aralık 2013 Pazar

İLK YEMEĞİM

Missgibi'nin başlattığı  ''YEMEK FIRTINASI'' nın ilk gün teması ''ilk yemeğimiz'' ...Kadın olsun erkek olsun herkesin bir ilk yemek macerası vardır kesinlikle...En maço geçinen erkek bile , bi aç kalıp yemek pişirmek zorunda kalmıştır. Ya da öğrencilik yıllarında  denemiştir yemek yapmayı ya da hasta annesine, hasta karısına...  Biz kadınlarda durum farklı tabi,  olmazssa olmaz gibi  görünür. Ama mesela ben, evlendiğimde rokadan ıspanak yemeği,  dövülmüş buğdaydan bulgur pilavı, ıslatmadan kuru fasulye, hamur işlerine kabartma tozu diye pudra şekeri koyup üstelik bunu aylar sonra farkeden niye benim keklerim, poğaçalarım kabarmıyo halbuki kitapta ne yazıyorsa aynını yapıyorum diyen biriydim.Sonra bişi oldu bana,içimdeki uyuyan dev uyandı sanki:)))
Şimdi yazıma geçmeden önce, eğer isterseniz siz de bu etkinliğe katılabilirsiniz, blogcu olmak şart değil. Missgibi bunu nasıl yapacağınızı yazısında anlatmış. Yazı yazamayanlar bari  yorumlarda bana yazın yav, merak ederim ben:))

Benim ilk yemeğim bir kekdi... Ordu'da ,ilkokulda falandım. Eve yeni bir fırın alınmıştı.  Şu altı tüple çalışan fırın,üstü ocak olanlardan.'' Gitti Gidiyor'' da reklamı bile parayla satılıyormuş:))


Tamam evde her tür alet edavat o zamana göre son sistem ama  bizdeki anne modeli; mesela fırınlarının markası bizimle olan şu anne-kız gibi değil.Yani, mutfağa girelim güle oynaya yemek yapalım ıııh.


Bizim anne modeli, biz sabah uyandığımızda, bütün yemekler pişmiş, mavi farı, pembe ruju sürülmüş kahvesini içmeye bile başlamış bir model. Öyle olunca ne birlikte yemek yapma ne de onu yemek yaparken izleme şansı var. Hal böyle olunca , bir gün evde kimse yok, pencereden baka bakaaa canım sıkılmış. Birden aklıma  bir fikir geldi. Kitaptaki Ayşegül  yemek pişiriyo hatta '' Ayşegül Mutfakta'' diye kitabı bilem var da ben niye yapmayayım. Mesela bir kek ,ben niye yapmayayım. Allahıma şükür ki fırını nasıl yaktığını bir kez görmüştüm. Elini fırın düğmesinde biraz basılı tut kibriti o küçük deliğe tut. O kadar. Hemen annemin yemek tariflerini yazdığı defteri buldum. Ve kek tarifi olan sayfayı açtım. Yüz binlerce annenin kullandığı tek  ortak tarif olan; Anne keki... Herkes aynı tarfile yapar, ama hiç birinin tadı birbirine benzemez. Öyle enteresan bir tariftir bu. Hem de baz tarfitir. İçine havuç rendele,tarçın koy olsun havuçlu kek, elma rendele al sana elmalı kek, kakao koy ,hatta şeker koyma peynir, maydonoz , dere otu falan ilave et al sana en şahanesinden tuzlu kek... Neyse sadede gelelim.Tarifi aynen uyguladım.

Malzeme.1 su bardağı sıvı yağ, 1,5 su bardağı şeker, 1su bardağı yoğurt, 3 adet yumurta, bir çay kaşığı karbonat veya bir paket kabartma tozu( o yıllarda karbonat kullanıyorduk) 1 paket  vanilya, alabildiğince un( bu un ölçüsünü nasıl ayarladığımı hatırlayamadım)...
Şeker ve yumurtaları birlikte çırptım, sonra yoğurt ve yağı ekledim, en sonda un ve vanilyayı ekledim ve tepsiyi yağlayıp; kek malzemesini içine döktüm ve fırına koydum. Bir iki dk sonra aaa karbonat koymmamıştım dedim ve tepsiyi fırından aldım, elimle karbonatı her tarafına serpip tekrar fırına koydum. Şahane kabardı, bir güzel pişti. Fırından aldım ve annemlerin eve gelmesini bekledim. Annen eve gelip de yaptığım keki görünce nasıl sevindi anlatamam. Hemen tabaklara koyduk, servis yaptık ama ağzına lan bööö diye geri çıkardı. Bilin niye:) Çünkü, içine karıştırmayıp,üstüne serptiğim karbonat keki zehir gibi acı yapmıştı....
Annem, tıpkı yine evde olmadığı bir gün; sandıktan en güzel kumaşını çıkarıp, ''Burda Model'' den kendi kendime çıkardığım patronla kendime biçtiğim  elbiseden üç tane mutfak önlüğü diktiği günkü gibi- olsun, böyle böyle öğreneceksin dedi...