Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Bu filmin kötü adamı benim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bu filmin kötü adamı benim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2012 Pazartesi

Pazartesi sendromu

Bizim evin pazartesi sendromu hem haftasonu gazisi bir ev, hem o gün pazarımız olması hem de benim taze gelen sebzeleri, dolaba girmeden pişirme isteğim dolayısıyla ev halkının yaşamış olduğu sendromdur. Hiçbir yapılan işi görmezler. Eve geldiklerinde ev toplanmış, yemekler pişmiş evin annesi kılığında ki kadın bunların üstüne bir de film seyretmiş, milyon çay kahve tüketmiş, telefonda zır zır konuşmuştur ama onlar yine gelmeden önce bitti di mi? diye ararlar, gelirken mutlak bir yere uğrayıp eve gelişi geciktirirler.

Bugün sabah uyanınca, henüz gözümün biri açık bir diğeri kapalıyken, hatta burası hangi evdi derken makineye dün değişen nevresimleri doldurdum. Sonra yeşil çayımı içtim ki, gözümün önünde ki perde kalksın. Sonra işte Allah ne verdiyse , önümüze ne iş konduysa yaptık. Mutfak olayı başlayınca ilk iş filmimi ayarladım. Mutfak da çalışırken mutlaka ya yerli film ilerim ya da Türkçe dublajlı hafif bir film. Bu günkü filmim BU SON OLSUN'du...Filmi izlerken de bi dünya yemek stokladım...
Çok güzel bir hikayeyi, biraz mizahla biraz dramla harmanlamışlar. Komik olan yerler gerçekten komik, dram olan yerlerde harbi sertti. O yüzden pek iç içe geçememişti ama beni çok etkiledi. Filmi bıraktım artık kendi yaşadıklarıma yaşadıklarımıza geldim derken zırt kızın adı- Lale çıkmaz mı? haydaaa daha bi sardı sarmaladı beni. Filmin kastı süperdi. Eksikleri var fazlaları da var. Bazı tipler çok fazla karikatürize edilmiş, insan elinde olmadan gülüyor, yok artık falan diyor. Ama neme lazım sevdim filmi....
Yönetmen-Orçun Benli
oyuncular- Engin Altan Düzyatan, Hazal Kaya,Mustafa Uzunyılmaz,Deniz Uğur. Bu oyuncuların dışında filmde görünen herkes tanıdık.

Kitabım hakkında konuşmak için sabırsızlanıyorum hatta okudukça yazasım var:) Okuyacaklar okusun valla söylerim herşeyi:)
,
İstanbul birden ısındı ama çarşamba günü sağanak yağış varmış, bilgilerinize....

1 Haziran 2012 Cuma

Kırmızı kıpkırmızı gece

Bugün evde önce yer yerinden oynamaca temizlik yapıldı. Bir kova suyun halıya boca olması da bonustu...
Temizlik bitince çayımı demledim hemen ve kendi yerime çekilip film izledim.Ancak kendime geldim.

Bugün kü filmim daha önce çok karmaşık bir ortamda izleyip tadına varamadığım;Çok Gürültülü ve İnanılmaz Yakın'dı...Bir kitap uyarlaması.Başrolleri ise Tom Hanks, Sandra Bullock ve küçük oyuncu Thomas Horn paylaşıyor...2012 OSCAR Ödüllerinde 2 dalda aday gösterildi.11 Eylül travmasından yola çıkarak umut dolu bir hikayeye dönüşen çok güzel bir film.Bir baba-oğul hikayesi aynı zamanda...


Akşam Mehmet aradı, ablamla size geleceğiz çok özledik dedi...Biz de biz de dedik. Ve bir araya gelmişken, birlikte olamadığımız tüm doğum günlerini kutladık. Herkesin doğum günü olan, kırmızı oda da kırmızı parti oldu. Pek eğlendik.İki günümde Meralli geçti. Bu yeğen Meral'di, dünkü yeğenin eşi Meral'di:)Yani iki gündür Kocamın yeğenleri ile birlikteyiz.Şimdi kızlar balkonda kendi alemlerindei Mehmet, Daysıyla yani kocakişiyle acaip gürültülü bir film izliyor.

ve bu akşamın şarkısı gel bu gece çirkin olalım:)

1-Haziran böyle geçsin kayıtlara

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Yağmur, film , gevezelikler

Dün gece gök gürültüleriyle birimiştim yazımı, öğleye kadar devam etti, sonra güneş çıktı, sonra bir ara yine çiseledi yine açtı...Sanırım yine yağmurlu bir hafta geçireceğiz.
Sabah gökgürültüleri, şimşek çakmaları eşliğinde film izledim. Aldım bir demlik çayı yanıma, kendime ait odama geçtim, yağmur camlardam süzüm süzüm süzüle dursun ben filmimi izledim.


Zelary son derece başarılı bir Çek yapımı bir dram filmi...Kveta Legátová’nın Jozova Hanula adlı romanından uyarlanmış.2004 yılında yabancı film dalında Oscar adayı olmuş.Çek topraklarının Nazi işgali olduğu yıllarda tıp öğrenimini yarıda bırakarak hastanede hemşire olarak çalışmaya başlayan Eliska ile köylü Joza'nın hikayesi... Eliska doktorların katıldığı bir direniş örgütündedir. Gestapo örgütü ortaya çıkarınca sevgilisi bir gecede ülkeyi terkeder. Arkadaşları ücra bir dağ evinde emniyettte olacağını düşünerek, köylü Joza ile birlikte onu Zelary'e 150 yıllık dağ köyüne gönderirler. Burada şehirli Eliska'nın köylü Hana'ya dönüşümü e köy sosyal yaşamına ayak uydurma dönemi çok başarılı verilmiş.Zelary'de zaman 150 yıl önce durmuştur. Elektrik bile yok. Aydınlanma gaz lambasıyla yapılıyor. Ağaçları, dağları, çiçekleri ile masalsı bir köy Zelary...Bir de küçük kız var ki Helenka, bu filmin kaçırılmaması konusunda başlıca unsur diyebilirim. Bu filmi izlemezseniz küserim kategorisine koydum. Dikkat ederseniz çoktandır bu kategoriye koyabileceğim bir film çıkmamıştı karşıma.

Cumartesi genel temizlik yapmıştım, dün evden çıkmadan önce yemek işini de halletmiştim, o yüzden bugün şöyle bir toparlanmaca dışında hiçbir şey yapmadım. Filmimi izledikten sonra kitabımı okudum. Çaydır , kahvedir derken akşam olmuş. Gamse aradı- Anne kuafördeyim, gel bana arkadaşlık et dedi. Aldım kitabımı gittim...Bana alışıklar, hemen bir fincan çayımı önüme koydular, kitabımı okudum-Uzaktaki Küçük Güneş Kuşları-arada Gamse ile arada Ordulu kuaför ile gevezelik ettik. Çıkışta markete uğradık, saat sekiz olmuş haberimiz yok. Sonrası akşam yemeği, Survivor izlemece falan filan. Şimdi yazımı bitirince biraz da kitabımı okurum.

düzenleme:

Bu yazı yazıldıktan sonra, 1Q84 okudum 40-50 sayfa falan okudum uykum geldi , yatağa zor koştum ama 05.00 de zıp diye uyandım. Biraz debelendim tekrar uyumak için ama baktım faydasız. Salona gelip, tv izledim biraz. Çağla Şikel, Ögür Çevik,Zeki Alasya ve Melek Baykal'ın oynadığı Romantika adlı müzikali izledim. Sonra blogun yan tarafındaki okuduklarım bölümünü değiştirdim. Şimdi okuduklarım ve sıra bekleyenler olarak. Ben bunlarla uğraşırken baktım Gamse kalktı, meğer okula gitme saati gelmiş.Bense uykum gelse de bir iki saat daha uyusam derdindeyim:)

25 Ocak 2012 Çarşamba

Duyguların rengi

Yağmurlu bir sabaha uyandım. Uyandım diyorum çünkü ; henüz herkes uyuyordu. yaşasın yaşasın dedim ve hemen yeşil çayımı demledim. Demliğimi kupamı alıp yavaş yavaş odama döndüm ve Leylak Dalıcımın tavsiyesi filmimi izledim. Film Oscar adayıymış aynı zamanda ve Duyguların Rengi adlı kitaptan uyarlama... Kitap kapağı ve film afişi aynı. Geçen ay D&R da almış ama filme alındığını duyunca kasada bırakmış tercihimi başka bir kitaptan yana kullanmıştım.
Filmi çok beğendim ve izlemezseniz valla da billa da küserim kategorisine koydum.Magisaa izle valla İncir Reçeli ile ödeşiriz:))



















İzlemekten gitmişken ; biz Öyle Bir Geçer Zaman ki vedalaştık. yeter içimiz kıyıldı. Dün akşam TRT1 de başlayan Seksenler dizisine başladık. Seksenli yıllarda geçiyor, o günleri yeniden hatırladık hem güldük hem hüzünlendik.Kitap da ise Füruzan'ın Sevda Dolu Bir Yaz'ını okuyorum...Çok ama çok güzel oldu yeniden yeniden okumak.

Şimdi gitmeliyim ev de hareket başladı...

11 Aralık 2011 Pazar



Astrolojiye artık sonsuz inancım var...Bu konuyla çok yakından ilgilenen kuzen Funda,ikizler burcunda ay tutulması olduğunu ve dikaktli olmamı önermişti. Ben de sabah kahvaltıda dedim ki bu gün bana değmeyin yağlıboya:)) Gün gayet sakindi , önce çamaşır makinesinden acaip bir gürültü geldi sonra tüm suyunu dışarı verdi... Bir baktım, içindeki tambur neredeyse yere oturmuş, çökmüş. Sanırım bu yeni bir makineye patlayacak. Sonra iki gündür başım ağrıyo diyen kocam , tansiyonumu ölçtürdüm 16'ya çıkmış dedi. Başka iki yerde daha ölçtürmüş onlar normal çıkmış ama pazartesi gününden itibaren takibe girecek. Bana bir afakanlar bastı, hadi dışarı çıkalım biraz dağılalım dedik ve sinemaya gittik.
Necati Cumalı'nın aynı adlı kitabından sinemaya aktarılan Ay Büyürken Uyuyamam'a gittik. Taşrada kadın olmayı, raydan çıkan ahlakçılığı, dini kullanan provakotörleri falan anlatan çok güzel bir hikayedir ama aynı güzellikte yansıyamamış perdeye...hatta bazı yerlerde seyirci güldü... Kadro süperdi, a bu da varmış diye diye izleyeceğiniz bir film... Gittiğime pişman değilim, bazı eleştirmenler hiç beğenmeyip,çöp falan demişler ama o kadar da değil,Şerif Gören'e bu kadarı da haksızlık olur.. Bazen ne kadar acımasız olabildiğimize şaşıp kalıyorum. Sinemadan çıkarken , öyle mutsuz çıkmadım, her filmi beğenmek zorunda değiliz dedim.

Dışarıya çıkmak iyi geldi. Eve geldiğimizde Keşanlı Ali bitmiş ama yeniden başlıyordu. Yeni başlayan dizilerde yeni taktik bu, eğer izlediğiniz diziyi bıramayıp, izlemediyseniz bir izleme fırsatı daha veriyorlar. Nejat İşler zaten adamımdır , Belçin Bilgin ile çok iyi bir ikili olmuşlar ve hikaye modernize edilmeyip, dönem dizisi olarak çekilmiş buna ayrıca memnun oldum.

Kitap'da AZ'da ikinci bölümdeyim. Bittiği yerden yeniden başlayan kitaplara ve filmlere bayılırım.Hakan Günday az daha kaçırdığım bir yazar olacaktı nedense Barış Bıçakçı ve O'na bir direnmişliğim vardı.Bu konuda bana ısrarla oku oku diyen Ataletime teşekkürü bir borç bilirim.

Filmdi, diziydi , kitaptı derken gece uykumda göz bebeklerim fıldır fıldır döndü sanki:))

Kızlar önümüzdeki hafta sonu çalışacakları için pazar gününü dinlenmeye ayırdılar gerçi Gamse firar etti yine ama, erken gelirim dedi. Ben de hiç bir iş yapmadım, Kocam maça gitti, Naziş kendi odasına ben kendi odama çekilldim. Film stüdyomu yatağın üstüne kurdum bu kez dvd oynatıcıyı da bilgisayara taktım, Yeşil Papayanın Kokusunu izedim.


1993 Yabancı film dalinda Oscar'a aday olmus, 93 Cannes ve 94 Istanbul festivallerinde gösterilmis. Film, uçari babalari tarafindan terk edilip, duygusal çöküntü yasayan bir ailenin dramini Vietnam'li küçük bir hizmetçi kizin gözünden sergiliyor. Kölelik ile ask arasindaki belirsiz iliskinin en uç noktalarindaki karmasikligi anlatan bir yapıt diye yaılmış tanıtımı... Filmi çok beğendim hatta perdede izlemeyi tercih ederdim. Bodrum tatilimizde Gamse, bitkisel kremler, sabunlar satan çok hoş bir dükkandan, sahibesinin çok beğeneceksiniz ısrarı ile yeşil papayalı bir krem almıştı. Bir vücut kremi. O kadar hoş ve değişik bir koku ki, filmi izlerken bu kokuyu da hissedebildiğim, duyabildiğim , bildiğim için ayrı bir hoşnutluk hissettim. Filmi ben tırım tırım arayınca her zamanki gibi Lale abla yettim diyen canım Funda, çok teşekkür ederim sana da... Bu Funda yazının başında söz ettiğim kuzen Funda değil ama bana Lale Abla deyişinden , kardeşim gibi hissettiğim Funda...

Bu kadar...

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Tatil bitti

Dört günlük tatilden sonra kızlar okula şen şakrak gittiler... Sanırım nihayet gelebilen baharın da etkisi vardı... Aksine ben gözümü açamadım , tek gözümün altından baka kaldım... Gamse'nin hangi ceket daha iyi olur, bunun üstüne diye sorduğunu , Naziş'in nasıl güzel oldum mu diye sorduğunu hatırlıyorum yalnızca...Ama onları gördüm mü? tam emin değilim...Gece geç saatlere kadar kitap okudum... Murat Gülsoy'un ''Bu Filmin Kötü Adamı benim'' adlı kitabı... Murat Gülsoy ; kaçırdığım ama bundan sonra asla kaçırmayacağım yazarlardan ... Kitap hemen sardı sarmaladı beni... İç içe giden iki hikaye var... Kitabın baş kişisi bir yazar ve bir roman yazıyor... Yazdığı roman ile yaşadığı hayat o kadar iç içe ilerliyor ki bazen karıştırıyorum hangisi benim okuduğum roman, hangisi romandada yazılan roman:))
Murat Gülsoy'u TRT de yaptığı programda izledim bir kaç kez. Eski Türk filmlerini yorumluyor, filmlerden görüntülerle de destekliyor anlattıklarını mesela Anayurt Otelini konu aldığı programda ; filmi daha önce izlediğim halde neleri atladığımı gördüm... Biliyorsunuz benim kitap yorumlarım beğenip beğenmediğim şeklindedir. Aslında bayılıyorum o , cümleyi öğelerine ayırır gibi kitap yazıları yazanlara... Şunu demek istedi bunu demek istedi diye satır satır satır anlatanlara . Ama benim anladığım kendi anladığım. Belki yazar başka bir şey bile anlatmak istemiş olabilir:))
İkinci kitabım; Nil'in Kelebekleri... Zeya vermişti... Nil Karaibrahimgil'in tüm şarkılarına bayılırım. hatta kek yaparken O'nun şarkısını söylemeden yaptığım kek güzel bile olmaz... Çırptım çırptım karıştırdım, sana kek yaptıııımmmm diye bağırmam lazım bir.İlk Özgür Kız olarak tanımıştık. Ta, o zamandan beri izlerim kendisini. Kitapta aynı kendi gibi, şarkıları gibi... Yatmadan önce bir bölüm okuyorum...Otururken elime alıp bir bölüm okuyorum... Ben sevdim kısaca...

Sabah kahvaltıdan sonra, evde temizlik faaliyeti başladı... Dört günlük tatilin ardından bana kalan bir savaş meydanıydı... Yemek namına da bir şey kalmamıştı...Önce temizlik yapıldı evde yer yerinden oynadı...masa örtülerine değin her şey değişti... Yemek için mutfağa girince önce akşamdan haşladığım kuru fasulyeden , pilaki pişirdim. Barbunya pilakinin aynısını kuru fasulyeden yapıyorum. Gamse bu şeklini seviyor. Havuçları ve soğanı kavrulurken hemen köfte yoğurdum dolaba attım... Yanına da pesto soslu makarna ve cacık var...Ama yarına da sabah kahvaltısına bile dışarda program var:)

Bu arada bir taraftan da Fatma Girik ile Berkant'ın Vuruldum Bir Kıza adlı filmini izliyorum. yan rollerde Deniz Erkanat ve Feridun Karakaya ve de Vahi Öz var...Fatma Girik bir köylü kzı.. nasıl çirkin... kapkara kaşlar demek ki sonradan güzelleşecek.Berkant'ın yanında çalışıyor. Berkant ve Deniz Erkanat gazinoda şarkıcı... Vahi Öz de gazino patronu...