Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

11 Aralık 2014 Perşembe

yaza yaza

 Aralık ayını da yarıladık, yeni bir yıla doğru yaklaşıyoruz. Biz yeni yılı gelecekte görürken acaba birilerinin geçmişi olabilir mi bizim geleceğimiz? ...Ay şaşırmayın okuduğum kitap yüzünden böyle hislere kapılıyorum :)Ayrıca bu kitabın ilk okucularından biri olma ayrıcalığını da yaşıyorum...Human Form ''GERÇEK'' adlı kitabın yazarı yok, daha doğrusu ikinci kitap ''GÜVEN'' de tanışacakmış bizimle...Ben çok bilim kurgu okumam biliyorsunuz. Ursula L Kuin'e bile bin naz niyaz ederim. Ama  bu kitaba başlar başlamaz 151 sf okumuşum... Çok akıcı bir dille yazılmış ve insanı içine alan bir kitap.

 ''Herkes kadar sıradan bir hayat yaşarken, bir sabah uyanıyorsunuz ve size aslında insan olmadığınız, sentetik ortamda üretilmiş bir denek olduğunuz söyleniyor. Genlerinizin DNA'dan değil, XNA'dan oluştuğu, çok gizli bir projenin önemli bir parçası olduğunuz gerekli bütün kanıtlarla beraber size sunuluyor. Bir yanda hiç bilmediğiniz bambaşka bir varlık düzeyi, diğer yanda bildiğiniz güvenilir insan olma hali''(arka kapak)
Geceleri yatakta e-kitap okuduğumdan söz etmiştim... Dublörün Dilemması/Murat Menteş...Murat Menteş okumak bambaşka bir okuma deneyimi... Kendi okuyucu kitlesi olan bir yazar... Kitap tavsiyelerinde bulunurken  düşünürüm  hatta kıyamam kötü bir söz söylensin... İnsan dimağını oradan oraya atan bir yazar...Dün akşam ''Kısa Çöp Tarihi'' adlı bölümü okurken ya da ''Kim bu Whitcomb Judson''adlı bölümü okurken bu okuduklarım hep aklımda kalsın istedim...

 Bizim mutfak pek keyiflliydi dün...Kalpler,çiçekler,kelebekler ve onlarin arasında koşturan tavşanlar...Tarçınlı,zencefilli,ballı ve kuru yemişli kurabiyeler. vardı..
Bizim evin temizlik günüydü dün ve ben fevkaledenin de fevkinde yoruldum.Ama bugünün benim resmi olmayan tarihime yorucu,temizlikle uğraşılan bir gün olarak kayda girmemesi için bakın bakın neler yaptım.
Önce kendime misler gibi bir kahvaltı hazırladım ve kahvaltımı yaparkende,bir Rus yönetmenin çektiği İtalyan adlı şahane bir film izledim.
 
(Vanya, uzak bir Rus kasabasındaki sağlıksız bir yetimhanede yaşayan 6 yaşında bir yetimdir. Vanya ve orada yaşayan diğer çocuklar için yaşam, zengin bir aile tarafından evlat edinilmedikçe umutsuzdur. Vanya’yı evlat edinmek için İtalyan bir çift gelir. İdari düzenlemeler yapıldığı sırada, oğlunu arayan bir kadının ortaya çıkmasıyla işler sarpa sarar. Vanya, annesini bulmak için yetimhaneden kaçar ve ülkede seyahat etmeye başlar.
Berlin Film Festivalinde ödül alan bu filmi Rus yönetmen Andrey Karavchuk yönetmiş).



Ardından da ya Allah ya bismillah dedim ve yanımda da bir yardımcı ile giriştik eve..
Temizlik bitince de güne iyi başladım madem iyi de bir nokta koyayım dedim ve kurabiye yaptım.Temizlik kokusuna tarçın ve zencefil kokusu karıştı..



(elma kavanoz ''Mutfak Hikayesi''nden... TIK
Hadi kurabiyeye geçelim artıkkkk derseniz  yok onun için ''Seferberlik Yemek Tarifleri''nin facebook sayfasına gideceksiniz işte buradan Tık...


E pişirdik, izledik, okuduk, temizledik de hep evde mi oturduk yani olur mu  hiç :) 
 Bir de, bir etkinliğe katıldım bu hafta... ''Tavsiye Evi ''nde  kadınların kendi vücutlarında en çok mesai harcadıkları şaçlardan konuştuk. Saç rengimizi değiştirirken nelerden etkileniriz, kimlerin fikri önemlidir, evde saç boyuyorsanız bekleme süresi olan o 40 dk da neyle oyalanırız gibi konuşarak L’oreal Paris’in yeni ürünü “Intense Excellenc ile tanıştık.Bana bakar mısınız nasıl inceliyorum. Sanırsınız dünyanın sırrını keşfedicem...Ama öyle demeyin saçları neredeyse 20 yıldır boyanan biri olarak elbette ki benim için önemli bir konu :)

 Bu tür etkinliklerin en büyük getirisi de bambaşka insanlarla tanışmak mesela taştan tablolar yapan bir arkadaş ile tanıştım. Çok nazikti, hepimize ufak ufak  taş üzerine yaptığı  boyamalardan hediye getirmişti. Ben hemennn Ayvalık'a niyet edip bu evli magneti kapıverdim, baykuşlu da çok güzeldi onu da aldım :)Taştan bir mahalle evi panosu var instagram hesabında bayıldım... tastantablolar olarak arayabilirsiniz...




E hadi ama ben gideyim artık...

8 Aralık 2014 Pazartesi

Hafta sonundan

Hafta sonunuz nasıl geçti, benimki fena değildi...
Cumartesi eskimeyen dostlarla şahane bir sofranın etrafında toplandık. Öyle şahaneydi ki sohbet bana oraya giderken içinde kaldığım o korkunç trafiği unutturdu. Üsküdar'dan Ataşehir'e tam üç saatte gittim. Aysel Abla'nın misafiriydik... Valla döktürmüştü hele bir kuru kabak dolması vardı ki akıllara ziyan. Eminönüne gidip yöresel dükkanlara bakacağım ve hemen yapacağım.Ya da sırf onun için Gaziantep'e gideceğim artık :)Sohbet öyle güzeldi ki eve dönmeyi unuttum neredeyse   ama ne kadar geç ayrılırsam ayrılayım oradan yine o korkunç trafikten kurtulamadım. Şoförler bile bugün ne oldu, böylesini hiç görmedik diyorlardı.


Lezzet falan demişken, dün  de evde ilk kez ekmek yapmayı denedim ve patatesli Rus ekmeği yaptım. Bayıldılar bizimkiler koca ekmeği neredeyse bitirdik. 


Patatesli Rus ekmeği...
1 paket instant maya
1çorba kaşığı tereyağ
2 tane haşlanmış patates
İki tane kesme şeker
1 talı kaşığı tuz
Ekmeklik un
Yapılışı: mayayı bir su bardağı ılık suda şeker ile kabarmaya bırakın.O sırada haşlanan patatesleri püre haline getirin.Yarım kg unun ortasını havuz gibi açın.Ortasına mayayı ve tereyağı,ezilmiş patatesi koyun ve yoğurma işlemine başlayın.Ele biraz yapışacak kıvamda bir hamur olması için azar azar ılık su ekleyin.Elde ettiğiniz hamuru tahminen 20 cm çapında bir fırın kabına veya tepsiye,tepsiyi hafif yağlayıp unlafoktan sonta koyun.Tepsideki hamur iyice kabarınca üstüne bıçakla kesikler atın. Ve bir çorba kaşığı kadar unu da üstüne rleyin ve 200 dercelik ısıdaki fırında pişirin...


Kurutulmuş kabaktan yapılmış dolmanın tarifi ve görseli için bi zahmet Seferberlik Yemek Tariflerinin facebook sayfasına gideceksiniz :) Tarifini aldım ve oraya yazdım. Sayfanın sol tarafındaki aşcı şapkalı fotoğrafıma tıklayıp sayfaya ulaşabilirsiniz...

Gelelim kitaba; Dün gece ''Dublörün Dilemması/ Murat Menteş '' e başladım.  
Hafta sonu film izleyemedim ama Nurgül Yeşilçay'ın yeni başlayan dizisi ''Paramparça''nın tekrarına rastlayınca izledim ve beğendim bu akşam ikinci bölümünü izleyeceğim.
 Hadi şimdi gideyim ben keyifli olacağını sandığım bir etkinliğe gideceğim...




5 Aralık 2014 Cuma

Blogcu Lale :)

İlk göz ağrımı blogumu nasıl bu kadar ihmal ettim ben...Hem de Türkiye'de ki ilk blogculardan olmakla övünürken. Leylak Dalım da dedi bugün hatta, sen günlük yazardın eskiden dedi. Neden böyle oldu bilmiyorum. Sanırım bir çok blog okuyucumun beni ''facebook''da da takip etmesiyle ve sinema ve yemek sayfalarını da orada oluşturmam nedeniyle tekrara düşüyormuşum gibi geldi bana... Ama yok bundan sonra eski halime dönüyorum. Siz de dağıldınız ama toplaşalım bakalım...

Mesela artık yeni bir okuma şekli edindim son günlerde. İki kitabı aynı zamanda okurdum genelde ama artık ikinci kitabımı e-kitap olarak okuyorum. Gece yatarak okurken kollarım ağrıyordu bu son düşme olayımdan sonra baya bi zorlayıcı oldu... Ama şimdi  elektronik okuyucu ile çok rahat ettim. Hem yattığım yerden,unutmak isteemdiğim satırların altını  bir tıkla çizebilip,bir tıkla  yanlarına notlar alabiliyorum.Teknoloji çağına yetiştik madem  nimetlerinden de yarralanalım di mi ? :) Şu an da çok güzel bir kitap okuyorum. Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi/Derviş Şentekin kitabımın adı... Gençler satranç şampiyonu olduğu sırada tanıştığı bir istihbaratçı ile tanışmasıyla hayatı tamamen değişen bir adamın hikayesi...

En son izlediğim film ise değişik bir filmdi .Zarada/Bahçe... Bir Martin Sulik filmi
İzleyin Jakob olasınız gelir
Sıradınlığa, kentsel yaşama, modern yaşama, teknolojiye eleştirel bir bakış açısısı...
Babası tarafından evden kovulan Jakob'un büyükbabasının günlüğünü bulmasıyla başlar herşey.



Azcık da gezmelerden tozmalardan söz edelim. Dün Kadıköy'de kuzenlerimle birlikteydim.Funda; İzmir'de olduğu ve çok yoğun çalıştığı için ancak yazın Cunda'da buluşabiliyorduk. İstanbul' a gelince hemen buluşuverdik tabi... Füsun, Funda ve ben ne çok güldük ne çok konuşacak şey birikmiş meğer nasıl akşam oldu anlamadık.''Hamsi Pub'' da balıklarımızı yedik ''Baylan'' da ağzımızı tatlandırdık. Kitapçılara girdik çıktık,sokak şarkıcıları dinledik... Güzeldik çok güzeldik. İnanmazsanız fotoğrafa bakın :)


Dün itibarıyla, ''İçinden  İstanbul Geçen Kitaplar'' yazımla yer aldığım Martı Dergisi aralık sayısı yayınlandı...Buradan göz gezdirebilirsiniz...TIK
 
 Hadi şimdilik gittim ben ama artık daha sık görüşelim hatta her gün görüşelim...

27 Kasım 2014 Perşembe

çok filmler izledim gaybubetinde :)

son bir haftayı evde geçirdim diyebilirim. Sadece salı günü akşamı ayile sinema gecesi yaptık. Aslında bir nostaljiydi yaptığımız. İlkini 20 yıl falan önce izlediğimiz ''Salak ile Avanak''ın ikincisini izledik. Filmi her zamanki gibi Capitol Spectrum sinemalarında izledik. 7 nolu salonun yataklı koltuklarında. Bu yataklı koltukların şöyle bir iyiliği var, patlamış mısırın bittiğinde hiç üzülmüyor,üstüne dökülenlerden devam edebiliyorsun :)
Bundan 20 yıl falan önceydi demiştim ya,çok sıcak bir temmuz günüydü. Aysel- bu sıcak günü çocuklarla serin serin sinema salonunda geçirelim dedi. Çok mantıklı geldi bana. Hangi sinema olduğunu hatırlamıyorum ama Kadıköy sinemalarından biriydi. Yaz olduğu için çocuklarla birlikte izlenecek film seçeneği çok azdı. Sonunda Salak ile Avanak da karar kıldık. Hiç unutmuyorum,Aysel; bize biraz hafif gelir ama çocuklar güler demişti. Sonra biz Aysel'le gülmekten öldük de çocuklar şşakın şşakın bize bakakaldı. Gamze geçen akşam, ben alt yazıları okumaya yetişemmeiştim dedi :) Daha birinci sınıftaydı.
Bunun dışındaki zaman evde geçti. Mesela dün bir tencere yaprak sarma yaptım. Yaparken de 4 bölüm Mr. Selfridge izledim. Nasıl sardı beni bu dizi anlatamam. Ama yarın çetin bir okey maçım var :) Yetti gayrı ev hapsi...
İzleyip size sözünü etmediğim filmler hangileriydi bakalım
.
Bir İsrail, Fransız ortak yapımı olan Deniz Anası/Meduzot
Denizden gelen ve konuşamayan bir kız çocuğuna zoraki bakıcılık yapan bir garson, bir düğün fotoğrafçısı, gelinin ayağı kırıldığı için balayına çıkamayıp sıradan bir otelde kalan yeni evli çift, evinden kilometrelerce uzakta bakıcılık yapan Filipinli bir kadın, hastaneden yeni çıkan sinir hastası yaşlı bir teyze ve onun tiyatrocu kızı...



 Arı Kovanının Ruhu
İspanyol iç savaşı biterken 1.Dünya Savaşının başlarında İspanya'nın küçük bir Castilla köyünde geçen şiirsel bir hikaye...
Victor Erice'nin Pera Müzesinde "yakın ve uzak, her 10 yıl için 1 film" gösterimlerinde,gösterilmişti...

Bu iki film içinde aynısını söylüyorum size...Bu filmler kolleksiyon filmlerdir. Aman içinde aşk olsun, macera olsun, gizem olsun falan  arıyorsanız yok :) O tür filmlere ben de bayılıyorum ve size ayrıca belirtiyorum zaten. Ama bu ara bu tür filmler izlemeyi seviyorum.

Hayde gittim ben dışarı çıkmayınca ben de pek bişi yok görüyorsunuz.

Bizim Evin Orta Yeri Sinema ve Seferberlik Yemek Tarifleri facebook sayfamı beğendiniz mi takip ediyor musunuz?

24 Kasım 2014 Pazartesi

okudum,izledim, pişirdim sonunda da yazdım :)

Yağmurlu bir İstanbul gününden selam sevgiler size benim canımın taaa içi okuyucularım :)

Bugünlerde  yatılı okul çocuklarının deyimiyle evci çıktım ben... Pişirme ,taşırma, yeme,içme, okuma izleme etkinlikleri yapıyorum bol bol...Yeni başladığım dizi nedeniyle sabah kahvaltısı filmlerinin yerini bu dizi aldı... Bir önceki yazımda söz etmiştim zaten...

Kitabım hala Kafesteki Kuş Neden Şakır Bilirim/Maya Angelou... Hüzünlü bir hikaye... Rengi farklı
doğmanın yaşattığı zorluklar var... Kitap; ABD'de ırk ayrımına dayalı sistemi muhafaza eden yasaların feshine yönelik sivil haklar hareketinin önde gelen isimlerinden Maya Angelou'nun otobiyografisi...Annesinin sevgilisi tarafından sekiz yaşında tecavüze uğraması, tecavüzcünün kimliğinin kamuoyuna açıklanması,öldürülmesi ve bu olayın ardından Maya Angeleou'nun hiç konuşmaması da yer alıyor kitapta anlatılanların arasında... Yazar aynı zamanda bir çok başkana da danışmanlık yapmış.Angelou 1993'te de Bill Clinton'ın ABD Başkanlığı için düzenlenen yemin töreninde şiir okumuş ve görevi yapan ilk siyah olmuş.Kitap iki yıl  ABD de en çok satan kitaplar listesinde yer almış.86 yaşında hayatını kaybetmiş.

Artık kış geldi, akşamları dizi ve boza fasılları  başladı bizim evde...Dizi izlerken de battaniye motiflerimi yapıyorum. Bu sene üç dizimiz var izlediğimiz. Aramızda Kalsın, Ulan İstanbul ve en favori dizimiz Gönül İşleri... Bennu Yıldırımlar ve Timuçin Esen müthiş bir ikili olmuşlar.Siz neler izliyorsunuz bu arada ...

Dün kızlar dışarı çıkmıştı,ben de tv  de ''Ev Kuşu''nu izliyordum. Sahrap Soysal'ın evine konuktu bu hafta... Sahrap Soysal hadi size  otlu poğaça yapayım dediii ve ben tarif falan dinlemeden mutfağa gittim, kızlar poğaça kokan bir eve girsinler diye... Yani ne tarif dinleyeceğim poğaça işte içine de ot koyucaz :)) Ben yapmaya başlayınca kocam içerden bağırdı, kadın içine bir tatlı kaşığı mayonez koydu, bayatlamıyormuş o zaman dedi. He ben de koyarım dedim.
Üç yumurta kırdım.Birinin sarısını ayırdım. Bir su bardağı yoğurt ve bir su bardağı sıvıyağ(ben zeytinyağ koydum), bir çay kaşığı tuz ve bir tatlı kaşığı mayonez ile çırptım. Biraz un ilave ettim ,biraz yoğurdum. Poğaça kıvamına tam getirmedim. .  Diğer tarafta, beş altı dal taze soğan, yarım demet dere otu, bir tutatm maydonozu ince ince doğradım, 150-200 gr kadar peynirle karıştırdım.Hamurun içine kattım ,sonra artık poğaça kıvamına gelmesi için yeterli unu  ve kabartma tozunu ekleyip yoğurdum. Hamur; her zaman yaptığımız gibi kulak memesi kıvamında olacak. Sonrasında  poğaça şekli vererek tepsiye dizip, üstüne yumurta sarısı sürdüm ve 200 derecelik fırında pişirdim.

Not: Tariflerimi artık'' Seferberlik Yemek Tarifleri '' başlığı altında bu adreste toplamaya başladım...TIK...Sayfaya gittiğinizde beğeni butonuna da bir tık edersiniz umarım:)


Hayde gittim gari...

21 Kasım 2014 Cuma

Çok faideli yazılardan biri :)

Dün bütün gün temizlik vardı bizim evde... Her yer ıdılandı bıdılandı, gıpgıcır oldu... En fazla üç gün sürer ya ben yine de seviniyorum işte :)

Bugün evde olunca kuzenlerimin tavsiye ettiği diziye başladım. Çünkü Dawnton Abbey'de sezon bitti. Sanırım bir de yılbaşı bölümü olur. Ben de kendime onun gibi bir dönem dizisi ararken kuzenler ''Mr. Selfridge''yi önerdiler. Yine bir İngiliz dizisi...Bugün ilk bölümünü izledim. Eğlenceli ve sürükleyici buldum.Göz alıcı lüks bir yaşama sahip olan Selfridge'in yükseliş günleri, renkli hayatı ve hızlı yaşamının kendisini nerelere götürdüğünü konu alan Lindy Woodhead'in Shopping, Seduction and Mr Selfridge isimli kitabına dayanılarak hazırlanmış.


İzlemekten başlamışken bugün bir de film izledim. 2012 yılında Zeynep Ozmen Unlu bana yeni yıl hediyesi olarak göndermişti ''İkizler/Tessa De Loo'' adlı kitabı. Çok beğenmiştim. Blogda kitaptan söz ettiğimde Hollanda'dan beni takip eden  Deniz( acaba hala okuyor mu bilmiyorum),;Bu kitapdan ilk bahsettiğim yazıma yaptığı yorumda ; bu kitabın filmi de olduğu ve Hollandacayı öğrenen herkese ilk kez bu kitabın okutulduğunu ve her yıl 5 Mayıs da filmin televizyonlarda gösrerildiğini yazmıştı. 5 Mayıs; Hollanda'nın Alman İşgalinden kurtuluşunun yıldönümüymüş.Filmi bulamamış...Ancak traillerini izlemiştim...Anladığım kadariyle film de kitabı kadar güzeldi. Ama bugün film elime geçti hatta pat diye kucağıma düştü.Filmi de beğendim,hatta kitabı okumuş olduğum için daha çok severek izledim.



Filmi izledim ama karnım acıktı,bugün işim de yok ya,şöyle keyifli bir şey olsun dedim ve anneannemin bir okul çıkışında ona gittiğimde bana yaptığı balkabağı kayganasından yaptım. Aynı tadı yakaladığıma eminim çünkü damaklarım bunu hissetti...2 dilim bal kabağı(rendelenmiş) beş altı dal yeşil taze soğan, bir tutatm maydonoz, yarım demet dereotu, 2 yumurta, karabiber, tuz, 4 çorba kaşığı mısır unu(tepeleme)
Tüm malzemeyi birbirine karıştırın.Elinizle bir kaç kez yoğurur gibi yapın hatta...
Yanmaz tavanıza sıvıyağ koyun ve malzemeyi iyice bastıra bastıra 1cm kalınlığında olacak şekilde tavaya yerleştirin. Bir dakika falan kuvvetli ateş ama sonra kısık ateşte,ağzı kapalı altı kızarana kadar pişirin. Tvanın ortasına elinizle bir delik açın ki, kabağın sulanmasıyla çıkacak buhar oradan çıksın... Altlı üstlü kızartın.Bir kapak yardımıyla çevirin... Fırında yapacaksanız, malzemenizin içine sıvı yağ eklemelisiniz...( ben sızma zeytinyağ ile yaptım)

Hadi yemek dedik yemekten gidelim. Dün akşam temizlik bitip,ev pır pırlayınca bana bi şevk geldi. Şöyle değişik bir çorba olsun, Hem de hava soğudu ya ,sağlık saçsın etrafa dedim.

Dolaptan bir dal pırasa,iki sivri biber,iki domates,iki küçük havuç aldım. Baktım biraz da dünden kalan tavuk parçası var onu da aldım... Pırasaları,biberleri ince ince doğradım, domatesleri de küp küp ama havucu rendeledim. Domates haricindeki sebzeleri tereyağda soteledim, tavukları ilave ettim.Onunla da sotelemeye devam edip en son domatesi ekledim biraz da karabiber serptim,tuzunu da koydum ve üstüne ne kadar çorbam olsun istiyorsam o kadar su ekledim. Su kaynayınca bir avuç şehriye attım. Pişince üstüne dere otu ilave edip kapağını kapattım...Yerken limon sıktık.. Sonuç harika ...Çorbanın tarifi ve fotoğrafını facebook sayfama koyduğumda Ataletim canım benim bu minestore dedi. Bir İtalyan çorbasıymış. Hatta pizzadan sonra en çok yedikleri yiyecekmiş. Akşam eve gelen Naziş'de a bu minestore demesin mi?... Demekki yemek uydurmak evrensel bir şey :)
Akşama çorbanız yoksa davranın.


Yemek faslı bittiğine göre gelelim kitap kısmına, önceki akşam Gamsegamse ile Capitole gitmiştik. Ben tabi D&R a bir girmeden girince de bir kitap almadan çıkamadım.Ve ''Kafesteki Kuş Neden şakır Bilirim/Maya Angelou'' aldım.Henüz 75 sayfa okudum.Kitabın başında Müge İplikçi'nin yazdığı 6 sayfalık çok güzel bir önsöz var.  


''Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim otobiyografik bir roman: Yazar, şair, şarkıcı, dansçı, oyun yazarı ve öğretmen Maya Angelou'nun yedi kitaptan oluşan sıradışı ve ilham verici yaşamöyküsünün ilk cildi. Savunmasız, şiddet gören küçük bir kızın, ırkçılık ve bağnazlıkla savaşarak güçlü bir karaktere; onurlu ve göz kamaştırıcı bir genç kadına dönüşmesinin öyküsü.'' diyor kitap tanıtımında...

Hadi ama ben gideyim artık yetmez mi bu kadar ? :)


19 Kasım 2014 Çarşamba

Kayıt Lütfen

 Ne var ne yok okuyucu, sanırım ben buraları ihmal ettikçe siz de ihmal etmeye başladınız :) Ama yok öyle, karşılıklı çok emek verdik buraya ...
Ne yaptım ne ettim kısmını anlatmaya başlamadan önce Bibliyomanyaklar'ın birinci yılında; Benim için  bu yıl edebi açıdan nasıl geçtiyi yazdım. Okur musunuz bilmem ama eğer okursanız bi selam bırakın bari :) TIK



Anlatmaya dün akşamdan başlamak istiyorum çünkü; Çok sevdiğim bir kitabın filminin galasına katıldım... ''Karışık Kaset/ Uygar Şirin'' in filme alındığını  duyduğumdan beri sabırsızlıkla bekliyordum.Bekleyişim galasına katılmamla ödüllendirilmiş oldu ...Film öncesi kokteylinde ortalıkta en çok olan şey ünlülerdi, yani biz biraz azınlıkta kaldık. Banu Tozluyurt, Armağan Portakal,Kız Çocukları'ndan Nur, Begüm ve Elçin  kadrosuyla izlediğimiz filmi hepimiz çok beğendik.Kitabı da okuyun ve de filmini de mutlaka izleyin derim ben...Baş rollerde Sarp Apak ve Özge Pirinççi vardı... Ama bence filmin yıldızı baba rolündeki Bülent Emin Yarar'dı...


Gala Levent'de ki  ''Özdilek Plaza''da oldu. Ben önce akşam nasıl giderim oraya öncesinde kokteyl olduğu için film ta 21.30 da başlayacak, kaçta bitecek, nasıl ulaşım sağlarım diye düşündüm ama sonra ulaşım haritasına bakınca çok kolay olduğunu gördüm.Marmaray üzerinden metro ile devam edip tık diye giriş kapısına yarım saatte ulaştım. Dönüşümde Begümler de orada olduğu için  tomofille döndüm zaten :)

Şimdi ben akşama galaya gidecektim ya o yüzden evdekilere de teselli ikramiyesi olarak ıspanaklı börek yaptım :)Önce bir tepsi  büzgülü model yaptım ammaa bizim klasikçi evin-Yine mi bizi kobay olarak kullandın serzenişlerini göze alamayarak bir tepside klasik börek yaptım.
Büzgülü börek için tarif şöyle. 4 yufka, içi için istediğiniz malzemeden harç.. Ben ıspanaklı yaptım.Sosu için; 2 yumurta, bir çay bardağı sıvı yağ, bir su bardağı yoğurt, yarım su bardağı su... Bunları birlikte çırpın...
Haydi böreği yapalım şimdi de... Yufkanızı düz bir zemine serin ve sos ile ıslatın. Sonra   iç harçtan her tarafına serpin. Yalnız dikkat edin çok fazla olmasın... Çünkü büzülünce hepsi bir araya geliyor. Tamam serptiniz. şimdi uc taraftan ortaya doğru büze büze ya da pile pile toplayın. Yufkanın yarısına gelince durun ve diğer taraftan ortaya doğru büzerek toplayın. İyice sıkıştırın ve ortadan kesip tepsinize yanyana  yine sıkışık olarak koyun. Diğer yufkalarla da ynı işlemi yapın ve kalan sosu böreklerin üstüne gezdirin. 200  derecede pişirdim ben... Kare kare kesip servis edin...

 Film arasına börek soktum gibi olacak ama dün izlediğim filmden söz etmeliyim. Özellikle mutfak filmi sevenler için tavsiye ediyorum.Hintli bir genç çocuğun Fransa'da Michelin yıldızlı bir aşcı oluşunun hikayesi... Çok ama çok sıcak bir hikaye sanırsınız bir Noel filmi...




 Bugün İstanbul'a kış geliyormuş haberini de vereyim ve gideyim artık...