Bu haftanın ilk haberi, ''Bibliyomanyaklar'' da yayınlanan ikinci yazı ile ilgili...Kaçıranlar için tekrar söyleyeyim hemen... Bir kitabın dört ayrı görüşten değerlendirilmesini okuyacağınız bir yer burası...İlk değerlendirmeyi geçen hafta Leylak Dalı yapmıştı. Bu hafta ise benden okucaksınız. Kitabımız; Buralar Bıraktığın Gibi/ Murat Uğurlu... Bu haftanın değerlendirmesi bana ait...Bir de benden okuyun bakalım bakalım nası bi kitapmış. Hepinizi , özellikle sessiz okuyucularımı mutlaka orada görmek istiyorum...
Gelelim hafta sonuna...Hafta sonum inanılmaz hızlı geçti... Cuma akşamı Zeya'nın evinde başlayan örgü örülmeye fırsat bulunamayan örgü gecesi , örgüt üyelerinin bir kısmının saat bir gibi gitmesinden sonra Ebrucuk,ben ve Zeya ile gece üç buçuğa kadar terasta, ellerimizde çay kupaları, battaniyelere sarılmış halde yıldızların altında devam etti... Karşı adaların ışıklaır da yıldızlar kadar güzeldi. Kayan yıldıza rastlayamadık bu kez ama büyük ayı ve küçük ayı çok net görünüyordu. Biz kutup yıldızıydı, demir kazıktı şuydu buydu derken geceyi sabaha döndürüyoruz bir baktık ki, hemen yataklara koştuk. Öyle bir uyumuşum, sabah uyandığımda Zeya, çay suyunu koyuyordu... Ebru çatıdan günaydııın diye bağırıyordu... Hava çok güzeldi, kahvaltıyı yine terasta yaptık. Kahvelerimizi Ebru yaptı...Valla kızlar sayenizde hafta sonu tatiline çıkmış gibi oldum:)) Hatta evdekilere kızarsam annesinin evine kaçan gelinler gibi ben de Zeya'nın evine kaçıcam:))
Saat öğlenin onikisine doğru ben başka bir maceraya doğru yola çıktım. Bu maceranın kahramanları, Ece, Atalet, Begüm ve Zozo idi... Kırmızı dipli balmumlu bir davetti... Davetin baş kahramanı Ataletim canım benim gelene kadar, biz Ecemle hamsili pilav yaptık. Hatta o gelene kadar ben biraz yattım.
Biralı, hamsili pilavlı, tulumba tatlılı bol kahkahalı ,sohbetli bugün de, çilekli turtalı ve çay ile son buldu ve gece 11 gibi evdeydim. Amanın beni ne özlemişlerdiii...Arada böyle kaçmak iyi oluyor:))
Tek tek resim koysam,buralar dolardı,o yüzden bir kolaj yaptım ama lütfen ve lütfen Ataletimin getirdiği mor çiçekleri koklamaya doyamayan Zozo'yu gözden kaçırmayın...
Pazar günü, akşama kadar yattım, kitap okudum, tv izledim. Akşam üzeri yemek için dışarı çıktık. Öyle uzağa değil bizim maallenin kebapçısına:)... Akşam dönüşte ,eve doğru yürüken sokak ortasında pişmaniye shova rastladık. Tazecik pişmaniyelerimizi de aldık eve geldik.
Bu kadar keyiften sonra artık yararlı bir şeyler yapma zamanı diyerek, Van çadırkentte kalan çocuklar için Ataletimin başlattığı kampanya katılmak için, yünümü şişimi aldım ve atkı örmeye başladım...Kimler katılıyo?
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
11 Kasım 2013 Pazartesi
10 Kasım 2013 Pazar
Buzları ilmek ilmek eritmek
Bugün bir iyilik hareketinin duyurusuyla geldim,karşınıza...
Ataletim'in başlattığı bir hareket. Benim uzun uzadıya,şöyle yapıcaz böyle yapıcaz gibi anlatmama gerek yok. Şu afişler bile her şeyi anlatıyor zaten.
Kısacası akşam tv karşısında otururken elimize yünümüzü şişimizi alıcaz, küçük çocuklar için atkı bere,örücez. Başlarını okşamış gibi, boyunlarına sarılmış gibi olucaz. Bu kadar kısa ve net.
Geçen yıl hep birlikte bir ana sınıfı yaptık, katılım o kadar çok olmuştu ki, hem sınıfı yaptık hem bir kaç yıllık stoklarını yaptık hem de fazlaları Milli Eğitim kanalıyla diğer ilçe okullarla paylaşıldı,bizim adımıza...Ben bu işi en çok da kendim için içimde iyilik yapmanın hazzını duymak için yapacağım.
Ataletim'in başlattığı bir hareket. Benim uzun uzadıya,şöyle yapıcaz böyle yapıcaz gibi anlatmama gerek yok. Şu afişler bile her şeyi anlatıyor zaten.
Kısacası akşam tv karşısında otururken elimize yünümüzü şişimizi alıcaz, küçük çocuklar için atkı bere,örücez. Başlarını okşamış gibi, boyunlarına sarılmış gibi olucaz. Bu kadar kısa ve net.
Geçen yıl hep birlikte bir ana sınıfı yaptık, katılım o kadar çok olmuştu ki, hem sınıfı yaptık hem bir kaç yıllık stoklarını yaptık hem de fazlaları Milli Eğitim kanalıyla diğer ilçe okullarla paylaşıldı,bizim adımıza...Ben bu işi en çok da kendim için içimde iyilik yapmanın hazzını duymak için yapacağım.
8 Kasım 2013 Cuma
Hafta Sonu Önerileri
Bu hafta sonunun film önerisi Zero'dan geldi... Böyle bir filmi izlediğimi bile unutmuşken yeniden hatırladım ve hatta bugün yeniden izledim. İzlemezseniz küserim kategorisine koyabileceğim kadar güzel bir film...Kitaptan filme uyarlanmış... Pablo Neruda'nın Şili'de ki karışıklıklar sonucu sürgüne gönderildiği İtalya'da ki adada geçen bir hikaye... Neruda'nın Postacısı...

Aslında bu sürgün Şili'de bir adadaymış. Neruda,İtalya'da bir arkadaşında misafir olmuş.Filmde 30 lu yaşlarda olan Mario ,kitapta 17 yaşındaymış...Önce radyo oyunu olarak sonra da roman olarak yazılmış.Ama bunlar sizi hiç bozmasın,filmi izleyin mutlaka...Filmde başrolü oyanayan Massimo Troisi film için kalp ameliyatını ertelemiş ve film bittikten bir hafta sonra 41 yaşında hayata veda etmiş. Filmden bir replik size hediyem olsun...
« Neruda: Benim şiirimle kızı baştan çıkarmışsın.
Postacı: Senin yazdığın şiirle kızı baştan çıkardığım doğru. Ama o şiir sana ait değil.
Neruda: Benim yazdığım şiirin bana ait olmadığını mı söylüyorsun?
Postacı: Evet. Şiir, yazana değil ihtiyacı olana aittir. »
İlk gösterimi 1 Eylül 1994'te Venedik Film Festivali'nde yapılan "Postacı", "en iyi film", "en iyi yönetmen", "en iyi senaryo", "en iyi erkek oyuncu" dallarında Oscar'a aday gösterilmiş, "en iyi orijinal şarkı" dalında bu ödülü almıştır. Ayrıca filme çeşitli yarışma ve festivallerde, aralarında 3 BAFTA, 1 David di Donatello ödülünün de bulunduğu tam 20 ödül verilmiş, 10 ödüle de aday gösterilmiştir. Kaynak: Vikipedi
.
Pablo Neruda demişken kitap olarak size Neruda'nın şiirleriyle ilk kez karşılaştığım '' Kara Ada Defteri'' ni önerebilirim. Filmi izlerken , ben kitabın eve ilk geldiği günü, kapağındaki o karışık renkli resmi anlamlandırmaya çalıştığımı , kitaplığa onu ayrı bir özenle koyuşumu hatırladım. Ordu'da Zaferi Milli Mahallesi ,Zafer Sokaktaki 4 numaralı evin ikinci katında, kitaplıklı odadan izledim filmi sanki, elimde '' Kara Ada Defteri'' ile...
Film dedik kitap dedik pikiii ne yiyip ne içicez...Valla ayıptır söylemesi ben tüm hafta sonu davetliyim. Ne ikram edilirse onu yiyeceğim,içeceğim:))
İyi olsun hafta sonunuz...

Aslında bu sürgün Şili'de bir adadaymış. Neruda,İtalya'da bir arkadaşında misafir olmuş.Filmde 30 lu yaşlarda olan Mario ,kitapta 17 yaşındaymış...Önce radyo oyunu olarak sonra da roman olarak yazılmış.Ama bunlar sizi hiç bozmasın,filmi izleyin mutlaka...Filmde başrolü oyanayan Massimo Troisi film için kalp ameliyatını ertelemiş ve film bittikten bir hafta sonra 41 yaşında hayata veda etmiş. Filmden bir replik size hediyem olsun...
« Neruda: Benim şiirimle kızı baştan çıkarmışsın.
Postacı: Senin yazdığın şiirle kızı baştan çıkardığım doğru. Ama o şiir sana ait değil.
Neruda: Benim yazdığım şiirin bana ait olmadığını mı söylüyorsun?
Postacı: Evet. Şiir, yazana değil ihtiyacı olana aittir. »
İlk gösterimi 1 Eylül 1994'te Venedik Film Festivali'nde yapılan "Postacı", "en iyi film", "en iyi yönetmen", "en iyi senaryo", "en iyi erkek oyuncu" dallarında Oscar'a aday gösterilmiş, "en iyi orijinal şarkı" dalında bu ödülü almıştır. Ayrıca filme çeşitli yarışma ve festivallerde, aralarında 3 BAFTA, 1 David di Donatello ödülünün de bulunduğu tam 20 ödül verilmiş, 10 ödüle de aday gösterilmiştir. Kaynak: Vikipedi
.

Pablo Neruda demişken kitap olarak size Neruda'nın şiirleriyle ilk kez karşılaştığım '' Kara Ada Defteri'' ni önerebilirim. Filmi izlerken , ben kitabın eve ilk geldiği günü, kapağındaki o karışık renkli resmi anlamlandırmaya çalıştığımı , kitaplığa onu ayrı bir özenle koyuşumu hatırladım. Ordu'da Zaferi Milli Mahallesi ,Zafer Sokaktaki 4 numaralı evin ikinci katında, kitaplıklı odadan izledim filmi sanki, elimde '' Kara Ada Defteri'' ile...
Film dedik kitap dedik pikiii ne yiyip ne içicez...Valla ayıptır söylemesi ben tüm hafta sonu davetliyim. Ne ikram edilirse onu yiyeceğim,içeceğim:))
İyi olsun hafta sonunuz...
6 Kasım 2013 Çarşamba
Limon Ağacının altında
Hava misler gibi,en uzun pastırma yazlarından birini yaşıyoruz. Dün karıkoca bi yürüyüş yaptık,çay molası içinde hurma ağacının olduğu meydana gidelim dedik. Gitmeye gittik de , ilk sözüm yuhh oldu,kusuruma bakmazsanız. Çünkü meydanda ki tüm çayhaneler dolmuş taşmıştı ve kimselerin de kalkmaya niyeti yoktu. Hele de benim kanepeme kurulmuş olan bağyan grubunun... Bizi tanıyan ve iyi bir hasılat bırakarak oradan ayrıldığımızı bilen çaycımız koşturdu geldi, ben size çok güzel bir yer ayarlayacağım dedi ve bu limon ağacının altına oturttu bizi...Kocam da bi koşu yan taraftaki simit evinin yerken sanki tahinliymiş hissi uyandıran çıtır simitlerinden aldı. Ben tabletimi açtım, o gazetesini sanırım beşer çaylık falan oturmuşuzdur:))
(bu da altında oturduğumuz limon ağacı)
Dönüşte balıkçılar çarşısına uğradık. Balıkçımız belli, ne balık alacağımıza bile o karar verir bazen... Ataletim çok güzel bir yazı yazmıştı dün...Çoğumuzu ,çocukluğumuzun kollarına atacak kadar hepimize ait bir yazı gibiydi... Balıkçı tezgahları,çocukluğumuzun balıklı anıları falan aynı bugünkü hava gibi mis gibi bir yazıydı...Bana sorarsanız serde Karadenizlilik olduğundan, balıklı anı; gani... Sepme balık ağını kafasının üzerinde çevirip onu denizin üzerine tül gibi seren bir babanın kızıyım ben...Sabah kahvaltısında balık yiyebilen bir dayıya ve balıksız da durulmuyor ki diyen bir enişteye sahibim. Balığın çorbasından,ızgarasından, tavasından,buğulamasından, fırınından, sebzelisinden, tuzlamasından, turşusuna, yumurtalısına, mısır ekmeklisine,pilavına kadar her çeşidin yapılıp yenildiği bir kültürden gelmeyim. Tek sevmediğim balık çeşidi zarganadır ki, görsem yerimde zıplarım, olduğu yana bakmam. Kılçığı yeşil, uzun ince bir balıktır.
Hadi ille de bi balıklı anı derseniz burada anlatmışımdır ama hadi yine hatırlayalım, okumayanlar da okusunlar...
Henüz,yeni nişanlıyız.... Nişanlıya, melmeket gezdirmeye gittik. Hayatında ilk kez Ordu'ya giden bizim uşak,önce bi hiç ortaya çıkmayan güneşine şaşırdı:))...İnadına da güneş anca bulutlar arasından gerdan kırdı... Bir sabah ,başına çöreklendim, haydi kalk ,balık ağları çekilecek birazdan böyle şenlik görmemişsindir dedim. Şu aşağıda resmini gördüğünüz yere indik. Burasının bir tarafı balıkçı barınağıdır aynı zamanda, diğer tarafından da denize gireriz,hatta barınakların önünden de girerdik. Neyse aşağı indik ki, ağlar çekilmeye başlamış. Martılar çığlık çığlığa, ağlarda yüzlerce kilo balık havalara zıplıyor, balıkçılar da bir taraftan bağırış çağırış ağları çekiyor. Hiç şahit oldunuz mu bilemem ama görülesi bir manzaradır. Neyse ağlar çekildi, gözlerine çarpan küçük balıkları tutup tutup denize attılar... Bize de bir torba balık hediye ettiler. Bizim ki hala kaç lira kaç lira, borcum ne diyo:)) Onun adı göz kirası dediler ,bizi yolcu ettiler. Elimizde bir torba balıkla ,kahvaltıya yetiştik.
O gördüğünüz, havuz, Belde Otel'e ait... Mahallenin çocukları yandan kaynak yaparlar buraya:)) Evlendikten yıllar sonra bir kez bu otelde kızlarla birlikte kaldık. Anneannnem kıyametleri kopartmıştı,senin evin yok mu diye?...Hatta bardabaş demişti...Bardabaş; hesabını bilmeyen, savruk falan anlamında galiba:))
Bu ara film izleyemiyorum,çünkü ''Downton Abbey'' e fena takıldım...Dördüncü sezonu bitirmek üzereyim,işalahhh maşallah....
Kitap Daha/ Hakan Günday okuyorum... Ama ne yalan söyleyeyim ''AZ'' gibi değil... Beğendim,evet beğendim ama bu çorbanın tuzu bi eksik...
Bu kada...
(bu da altında oturduğumuz limon ağacı)
Dönüşte balıkçılar çarşısına uğradık. Balıkçımız belli, ne balık alacağımıza bile o karar verir bazen... Ataletim çok güzel bir yazı yazmıştı dün...Çoğumuzu ,çocukluğumuzun kollarına atacak kadar hepimize ait bir yazı gibiydi... Balıkçı tezgahları,çocukluğumuzun balıklı anıları falan aynı bugünkü hava gibi mis gibi bir yazıydı...Bana sorarsanız serde Karadenizlilik olduğundan, balıklı anı; gani... Sepme balık ağını kafasının üzerinde çevirip onu denizin üzerine tül gibi seren bir babanın kızıyım ben...Sabah kahvaltısında balık yiyebilen bir dayıya ve balıksız da durulmuyor ki diyen bir enişteye sahibim. Balığın çorbasından,ızgarasından, tavasından,buğulamasından, fırınından, sebzelisinden, tuzlamasından, turşusuna, yumurtalısına, mısır ekmeklisine,pilavına kadar her çeşidin yapılıp yenildiği bir kültürden gelmeyim. Tek sevmediğim balık çeşidi zarganadır ki, görsem yerimde zıplarım, olduğu yana bakmam. Kılçığı yeşil, uzun ince bir balıktır.
Hadi ille de bi balıklı anı derseniz burada anlatmışımdır ama hadi yine hatırlayalım, okumayanlar da okusunlar...
Henüz,yeni nişanlıyız.... Nişanlıya, melmeket gezdirmeye gittik. Hayatında ilk kez Ordu'ya giden bizim uşak,önce bi hiç ortaya çıkmayan güneşine şaşırdı:))...İnadına da güneş anca bulutlar arasından gerdan kırdı... Bir sabah ,başına çöreklendim, haydi kalk ,balık ağları çekilecek birazdan böyle şenlik görmemişsindir dedim. Şu aşağıda resmini gördüğünüz yere indik. Burasının bir tarafı balıkçı barınağıdır aynı zamanda, diğer tarafından da denize gireriz,hatta barınakların önünden de girerdik. Neyse aşağı indik ki, ağlar çekilmeye başlamış. Martılar çığlık çığlığa, ağlarda yüzlerce kilo balık havalara zıplıyor, balıkçılar da bir taraftan bağırış çağırış ağları çekiyor. Hiç şahit oldunuz mu bilemem ama görülesi bir manzaradır. Neyse ağlar çekildi, gözlerine çarpan küçük balıkları tutup tutup denize attılar... Bize de bir torba balık hediye ettiler. Bizim ki hala kaç lira kaç lira, borcum ne diyo:)) Onun adı göz kirası dediler ,bizi yolcu ettiler. Elimizde bir torba balıkla ,kahvaltıya yetiştik.
O gördüğünüz, havuz, Belde Otel'e ait... Mahallenin çocukları yandan kaynak yaparlar buraya:)) Evlendikten yıllar sonra bir kez bu otelde kızlarla birlikte kaldık. Anneannnem kıyametleri kopartmıştı,senin evin yok mu diye?...Hatta bardabaş demişti...Bardabaş; hesabını bilmeyen, savruk falan anlamında galiba:))
Bu ara film izleyemiyorum,çünkü ''Downton Abbey'' e fena takıldım...Dördüncü sezonu bitirmek üzereyim,işalahhh maşallah....
Kitap Daha/ Hakan Günday okuyorum... Ama ne yalan söyleyeyim ''AZ'' gibi değil... Beğendim,evet beğendim ama bu çorbanın tuzu bi eksik...
Bu kada...
3 Kasım 2013 Pazar
Okuma maceraları falan işte
Bir hafta sonunu daha devirdik. Bu hafta sonu ben evde yan geldim devrildim.Bir tek bugün yarım saatliğine görümceme hasta çorbası yapıp ,götürdüm o kadar. Kitap oku,dizi izle, yemek yap,ye ama iliğim kemiğim dinlendi.
Bu arada ''Bibliyomanyaklar''ı takibe aldınız mı bakayım?...Her ayın 15 ine kadar okuyacağımız kitabı açıklayacağız. Belki de hep birlikte okuruz. Sizler de bizimle eş zamanlı okursanız tadınmaz yenmez bir oluşumun içinde oluruz.
İki gündür , okuma maceralarımızı yayınlıyoruz... Ben de bugün anlattım kendi okuma yolculuğumu...
''Marmaray'' başka bir ülkede olsa böyle mi gündeme gelirdi... Bedava binmek uğruna yapılan bu izdihamdan inanın utanıyorum. Hiç inmeden 15-20 kez gidip gelenler varmış.Geçen gün bu başkalarının yaptığı hatalardan utanmanın bir adı olduğunu yazmıştı. Hay Allah ya aklıma gelmedi. Umarım burayı okursa yazar bize...
''Fenerbahçe '' ye Aziz Yıldırım hayırlı olsun. Bu koltuk sevdası garip bişi herhalde, oturan bir daha kalkmak istemediğine göre. Kaybetmemek için nerdeyse kıçlarına zamk yapıştırıp koltukla dolaşacaklar:)
Benim ağzım bozuldu,gidip biber falan süreyim....
Bu arada ''Bibliyomanyaklar''ı takibe aldınız mı bakayım?...Her ayın 15 ine kadar okuyacağımız kitabı açıklayacağız. Belki de hep birlikte okuruz. Sizler de bizimle eş zamanlı okursanız tadınmaz yenmez bir oluşumun içinde oluruz.
İki gündür , okuma maceralarımızı yayınlıyoruz... Ben de bugün anlattım kendi okuma yolculuğumu...
''Marmaray'' başka bir ülkede olsa böyle mi gündeme gelirdi... Bedava binmek uğruna yapılan bu izdihamdan inanın utanıyorum. Hiç inmeden 15-20 kez gidip gelenler varmış.Geçen gün bu başkalarının yaptığı hatalardan utanmanın bir adı olduğunu yazmıştı. Hay Allah ya aklıma gelmedi. Umarım burayı okursa yazar bize...
''Fenerbahçe '' ye Aziz Yıldırım hayırlı olsun. Bu koltuk sevdası garip bişi herhalde, oturan bir daha kalkmak istemediğine göre. Kaybetmemek için nerdeyse kıçlarına zamk yapıştırıp koltukla dolaşacaklar:)
Benim ağzım bozuldu,gidip biber falan süreyim....
2 Kasım 2013 Cumartesi
Hafta Sonu Önerileri
Yaşlılığı, yaşlılıkla birlikte gelen problemleri, yer yer hüzünlü yer yer dramatik bir dille ele alan bir yetişkin animesi...31. İstanbul Film festivalinde gösterilmiş.2012 Yılı Goya Ödülleri’nde En İyi Animasyon ve En İyi Uyarlama Senaristi seçilmiş.
Kitap, şu anda henüz 82. sayfasında olduğum Daha/ Hakan Günday... Hakan Günday, kendi okuyucu kitlesine sahip yazarlardan... Geçen yıl yazdığı ''AZ'' yılın romanı seçilmişti...İnsan kaçakçılığına 9 yaşında başlayan 'Gaza''nın romanı...Kaçakların bildiği tek Türkçe kelime olan ''daha'' dan alıyor,roman adını... Ve ilk sayfadan başlayan, olmaz ,olamazlara başlıyorsunuz. Hakan Günday'ın yazdıklarını okurken böyle birinin gerçekte var olduğuna inanasım gelir. O kadar gerçekçi bir yazım dili var ki...Gaza'ya yani roman kahramanımızın 13 yaşında öğrendiği yaşam teorisi önderlik eder hep...''Bir umut ya da amaca gerek yok, hayatta kalmak için. Öleceğini bilmek yeter. Hayatın anlamı işte bu: Ölüm korkusu...
Yemek ise ben kurufasulye pilav pişirdim... Üstüne de taze nane koydum yerken... Nane, mideyi de rahatlatıyor bir taraftan...hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar çok yakışıyor.
Yemek demişken,bizim bu sabah kahvaltımızda Çengelköy böreği vardı... Çengelköy'e gitmeye gerek yok ille de yemek için. Çünkü her tarafa motorlu kuryeleri var... Sanırım kalkıp Kütahya'dan falan sipariş vermezssiniz:))Bir merkez şubeleri var, oradan İstanbul'un her yerine servis yapıyorlar.
Valla biz hapırhupur dalmışız,resim çekmeye kim sabreder ama almışız böreklerimizi bir gün gitmişiz Kuzguncuk'a ... Siz de yapabilirsiniz. Hemen Kuzguncuk'da cadde üstünde Çengelköy börekçisi var...Alın börekleri doğru deniz kıyısına,söyleyin çayınızı...oooh misss...O zaman öneriyi değiştirdim. Doğru Kuzguncuk'a gidilecek,börekler orada yenecek.Böreğin kutusunun kapağında görünen de Benim:))
Şimdi gideyim ben, ha bu arada önerilerimden hangilerini uyguladığınızı bana da yazmaya devam lütfen... Çok hoşuma gidiyor bu geri dönüşler. E2 sonuçda biz de insan evladıyız değil mi?))
Kitap, şu anda henüz 82. sayfasında olduğum Daha/ Hakan Günday... Hakan Günday, kendi okuyucu kitlesine sahip yazarlardan... Geçen yıl yazdığı ''AZ'' yılın romanı seçilmişti...İnsan kaçakçılığına 9 yaşında başlayan 'Gaza''nın romanı...Kaçakların bildiği tek Türkçe kelime olan ''daha'' dan alıyor,roman adını... Ve ilk sayfadan başlayan, olmaz ,olamazlara başlıyorsunuz. Hakan Günday'ın yazdıklarını okurken böyle birinin gerçekte var olduğuna inanasım gelir. O kadar gerçekçi bir yazım dili var ki...Gaza'ya yani roman kahramanımızın 13 yaşında öğrendiği yaşam teorisi önderlik eder hep...''Bir umut ya da amaca gerek yok, hayatta kalmak için. Öleceğini bilmek yeter. Hayatın anlamı işte bu: Ölüm korkusu...
Yemek ise ben kurufasulye pilav pişirdim... Üstüne de taze nane koydum yerken... Nane, mideyi de rahatlatıyor bir taraftan...hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar çok yakışıyor.
Yemek demişken,bizim bu sabah kahvaltımızda Çengelköy böreği vardı... Çengelköy'e gitmeye gerek yok ille de yemek için. Çünkü her tarafa motorlu kuryeleri var... Sanırım kalkıp Kütahya'dan falan sipariş vermezssiniz:))Bir merkez şubeleri var, oradan İstanbul'un her yerine servis yapıyorlar.
Valla biz hapırhupur dalmışız,resim çekmeye kim sabreder ama almışız böreklerimizi bir gün gitmişiz Kuzguncuk'a ... Siz de yapabilirsiniz. Hemen Kuzguncuk'da cadde üstünde Çengelköy börekçisi var...Alın börekleri doğru deniz kıyısına,söyleyin çayınızı...oooh misss...O zaman öneriyi değiştirdim. Doğru Kuzguncuk'a gidilecek,börekler orada yenecek.Böreğin kutusunun kapağında görünen de Benim:))
Şimdi gideyim ben, ha bu arada önerilerimden hangilerini uyguladığınızı bana da yazmaya devam lütfen... Çok hoşuma gidiyor bu geri dönüşler. E2 sonuçda biz de insan evladıyız değil mi?))
1 Kasım 2013 Cuma
Bibliyomanyaklar
Artık kış kapıda...Kış demek sanki daha çok okumak gibi... Yazarlar beklenen kitaplarını bir bir çıkartmaya başlarlar...Kitap fuarları başlar...Kitap kafelerde oturmaya yer bulamazsınız...Ben bayılırım mesela bi fondü söyleyip,meyvalarımı çikolataya batıra batıra yerken bir taraftan da kitabıma gömülmeye...
Blog dünyası bugünlerde biraz daha canlanacak. İçinde benim de olduğum bir proje bugün itibariyle ''MERHABA'' yazısıyla ve yazarların kendini tanıttıkları tanıtım bölümüyle yayınına başladı... Her ay bir kitabın ele alınacağı bu blogun dört yazarı var... Hepsi de size çok tanıdık. Bir kitabı dört ayrı görüşten tanımak sanıyorum çok keyifli ve meraklı olacak. Mesela ben,benim dışımdaki üç kişinin kitabı nasıl bulduğunu ve neler yazdıklarını çok merak ediyorum.
Uzun lafın kısası Bibliyomanyaklar huzurunuzda...Tık
Blog dünyası bugünlerde biraz daha canlanacak. İçinde benim de olduğum bir proje bugün itibariyle ''MERHABA'' yazısıyla ve yazarların kendini tanıttıkları tanıtım bölümüyle yayınına başladı... Her ay bir kitabın ele alınacağı bu blogun dört yazarı var... Hepsi de size çok tanıdık. Bir kitabı dört ayrı görüşten tanımak sanıyorum çok keyifli ve meraklı olacak. Mesela ben,benim dışımdaki üç kişinin kitabı nasıl bulduğunu ve neler yazdıklarını çok merak ediyorum.
Uzun lafın kısası Bibliyomanyaklar huzurunuzda...Tık
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











