Artık kış kapıda...Kış demek sanki daha çok okumak gibi... Yazarlar beklenen kitaplarını bir bir çıkartmaya başlarlar...Kitap fuarları başlar...Kitap kafelerde oturmaya yer bulamazsınız...Ben bayılırım mesela bi fondü söyleyip,meyvalarımı çikolataya batıra batıra yerken bir taraftan da kitabıma gömülmeye...
Blog dünyası bugünlerde biraz daha canlanacak. İçinde benim de olduğum bir proje bugün itibariyle ''MERHABA'' yazısıyla ve yazarların kendini tanıttıkları tanıtım bölümüyle yayınına başladı... Her ay bir kitabın ele alınacağı bu blogun dört yazarı var... Hepsi de size çok tanıdık. Bir kitabı dört ayrı görüşten tanımak sanıyorum çok keyifli ve meraklı olacak. Mesela ben,benim dışımdaki üç kişinin kitabı nasıl bulduğunu ve neler yazdıklarını çok merak ediyorum.
Uzun lafın kısası Bibliyomanyaklar huzurunuzda...Tık
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
1 Kasım 2013 Cuma
30 Ekim 2013 Çarşamba
Çok faideli bir yazı daha:)
Cumhuriyetimizin 90.yaşını da kutladık çok şükür. Bayrak yürüyüşlerine katılamadık malum, dokuz ayın çarşambasını bir araya getireceğiz ya illa ''Marmaray''ı da dün açtık... Üsküdar'da dün iğne atsan yere düşmezdi...E malum tüm devlet erkanı da buradaydı... Bizim evin önüne bile araba park etmişlerdi.E' madem öylebiz de havai fişek gösterisini yakından izleyelim bari diyerek Fethi Paşa Korusuna gittik,karı koca...Gamse Beylerbeyi'nden ,Naziş pencereden izlemeyi tercih etti... Koru kalabalıktı haliyle...Fişekler patladıkça,yanımda duran teyzem maşşallah maşşallahh çekti. Ben de paralarımız patır patır patlıyo dedim.Teyze; bakakaldı yüzüme.Azcık su koymasam olmaz tabi:))...Ama ne yalan söyleyeyim, yabancı ülkelerde olsa da televizyonda görsek, keşke orada olsak da izlesek diyebileceğimiz güzellikteydi.. Burnumun dibinde gerçekleşen bu olayı da böyle yakından izlememek bana yakışmazdı...Bu resmi çektim,yeter dedim. Resim çekeceğim diye o anın güzelliğini kaçıramazdım doğrusu...
Azcık film kitap konuşalım mı? Bu hafta iki yeni kitap aldım... Sevdiğim iki yazarın kitapları da olunca yüreğim bile pıt pıt etti inanın... Ama benim çok beklediğim bir şeye kavuşunca ,etrafında bi dönme hallerım vardır:)) . Kitapları alalı iki gün oldu ve henüz başlamadım iyi mi? Ama ''Daha'' ya bu akşam başlıyorum,artık.
Film izleme moduma kavuştum artık... Sabahlarıdır biliyorsunuz benim film izleme saatleri...Ya herkesler gitmişken ya da herkesler henüz uykudayken... Çayım,tostum,kahvem,yeşil çayım artık hangisi rast gelirse o eşlik eder... Bu saatlerim günün en sevdiğim saatleridir.Şimdi bi de iki tane yabancı dizim var... Biri Leylak Bacı'nın tavsiyesi,diğeri de konusu pek sempatik geldi ben takıldım...Ama ben yıllardır ''Downton Abbey'' beklermişim meğer... 'TRT'' nin siyah beyaz yıllarını bilenler ''Aşağıdakiler ve Yukarıdakiler'' dizisini hatırlayacaklardır. Ona benzeyen bir dizi...Üç günde beş bölüm izledim. Eski moda ilişkiler,çok keskin çizgilerle ayrılan sınıfsal farklılıklar ,Jane Austen romanlarındaki gibi bir hava...Hele Büyükannenin elektriği reddettiği bir sahne var bayıldım....Ay yoksa ben,teknolojiden mi kaçıyorum?)) Şimdiye kadar izlediğim bölümlerde evde patlayan en büyük skandalın kahramanı ise bir Türk hehhe... Orhan Pamuk göndermeli Kemal Pamuk...Her neyse ikinci dizim ise bu yüzyılda geçen bir hikaye...Hastanede karışan bebekler hikayesi ama çok farklı ve biraz da komedi biçiminde ele alınınca çok keyifli olmuş.
Bugün ise Uğur Yücel ve Beren Saat'in rol aldıkları '' Benim Dünyam'' filminin orjinali ''Black'' filmini izledim. Anam ağlamaktan gözüm çıktı... Önce orjinalini izleyip sonra Türk versiyonunu izleyecektim. Türk işini daha çok beğenenler var ,söyleyeyim... Filmin sözü; imkansız diye bir şey yoktur gibi bişi...

Artık bizim evde kış yemekleri başladı. Kuru fasulyeler,nohutlar,pırasa dolmaları.... Dün mesela pırasa dolması yaptım. Şimdi beni ilk kez okuyanlar; ayol pırasanın da dolması mı olurmuş diyebilirler. Ama burada sık sık tarfini yaptım. Site içi arama kutusuna bi pırasa dolması yazın bakim,kaç sayfa çıkacak karşınıza...
uzun uzadıya tarife gerek yok...Pırasayı, yedişer sekişer cm uzunlukta kesin ve hafif haşlayın.Normal biber dolması yapar gibi kıymalı,pirinçli dolma içi hazırlayın... Pırasaları boylamasına tek taraflı bıçakla çizin ve yaprak yaprak ayırın. Yalnız bir püf noktası var,çizgili kısımlar enine gelecek şekilde,iç malzemesi koyun ve yuvarlayın... Sonra sıcak su ve hafif salça ilavesiyle pişirin.
Bugün de anne usulü sütlaç pişirdim. Fene güzel oldu valla... Biz karı koca henüz ilıkken birer kase lüpledik bile...Tarif de aynen şöyle...
Anne usulü sütlaç
Asla ve kat'a pirinç unuymuş nişastaymış gibi üç kaatlara baş
vurulmadan:)) pirincin kendi nişastasını,ununu her neyi varsa işte sala sala ,özleşe özleşe piştiği sütlaç... Yanılma payı yok, ustalığa hiç gerek yok... Adım adım izleyin:))
1kg süt için...yarım su bardağı pirinç,bir su bardağı şeker,yarım bardak su,bir fiske tuz... Pirinci ,önceden ıslatmakmış,pişirmekmiş yok...Bu su zaten pirinç pişerken ki buharlaşma payı... Bizim süt halis muhlis mandra sütüydü... Sabah beşte gelir,Fıstıkağacı'ndaki sütçüye...Aldın aldın, alamadın alamadın...
Sütü pişirin,içine suyu ve pirinci koyun pişme işlemine başlayın. Arada karıştırın,dibi tutabilir. Pirinç iyice yumşayıp, kayanama sırasında artık pirinçler yoğun olarak görünmeye başlayınca şekerini ilave edin. Şekerle pişmeye de yoğunlaşana kadar devam edin. Şimdi zurnanın zırt dediği yerdeyiz... Eğer beş dakika önce kapatırsanız tatlı pirinç çorbası, beş dakika sonra kapatırsanız da tatlı ,sütlü bir pilavınız olur. İşte o aşamayı benim gibi tam zamanında anlamanız gerek ehheheheheeh...
Ay süper bi tarfif oldu:)
Durun durun gitmeyin,az kaldı unutuyordum. Dün bir de acılı domates reçeli pişirdim. Evet hem acı hem reçel oluşu üstelik bir de işin içinde domates ve biber oluşu kulağa biraz tuhaf gelebilir ama yok böyle bir lezzet. Demedi demeyin , bir kilodan dahi olsa deneyin. Ben bir kg .dan yaptım ama pişman oldum ,fazla yapmadığıma...
Tarif ''Beste'nin Naneleri'' ne ait...Buraya bi TIK
Azcık film kitap konuşalım mı? Bu hafta iki yeni kitap aldım... Sevdiğim iki yazarın kitapları da olunca yüreğim bile pıt pıt etti inanın... Ama benim çok beklediğim bir şeye kavuşunca ,etrafında bi dönme hallerım vardır:)) . Kitapları alalı iki gün oldu ve henüz başlamadım iyi mi? Ama ''Daha'' ya bu akşam başlıyorum,artık.
Film izleme moduma kavuştum artık... Sabahlarıdır biliyorsunuz benim film izleme saatleri...Ya herkesler gitmişken ya da herkesler henüz uykudayken... Çayım,tostum,kahvem,yeşil çayım artık hangisi rast gelirse o eşlik eder... Bu saatlerim günün en sevdiğim saatleridir.Şimdi bi de iki tane yabancı dizim var... Biri Leylak Bacı'nın tavsiyesi,diğeri de konusu pek sempatik geldi ben takıldım...Ama ben yıllardır ''Downton Abbey'' beklermişim meğer... 'TRT'' nin siyah beyaz yıllarını bilenler ''Aşağıdakiler ve Yukarıdakiler'' dizisini hatırlayacaklardır. Ona benzeyen bir dizi...Üç günde beş bölüm izledim. Eski moda ilişkiler,çok keskin çizgilerle ayrılan sınıfsal farklılıklar ,Jane Austen romanlarındaki gibi bir hava...Hele Büyükannenin elektriği reddettiği bir sahne var bayıldım....Ay yoksa ben,teknolojiden mi kaçıyorum?)) Şimdiye kadar izlediğim bölümlerde evde patlayan en büyük skandalın kahramanı ise bir Türk hehhe... Orhan Pamuk göndermeli Kemal Pamuk...Her neyse ikinci dizim ise bu yüzyılda geçen bir hikaye...Hastanede karışan bebekler hikayesi ama çok farklı ve biraz da komedi biçiminde ele alınınca çok keyifli olmuş.
Bugün ise Uğur Yücel ve Beren Saat'in rol aldıkları '' Benim Dünyam'' filminin orjinali ''Black'' filmini izledim. Anam ağlamaktan gözüm çıktı... Önce orjinalini izleyip sonra Türk versiyonunu izleyecektim. Türk işini daha çok beğenenler var ,söyleyeyim... Filmin sözü; imkansız diye bir şey yoktur gibi bişi...

Artık bizim evde kış yemekleri başladı. Kuru fasulyeler,nohutlar,pırasa dolmaları.... Dün mesela pırasa dolması yaptım. Şimdi beni ilk kez okuyanlar; ayol pırasanın da dolması mı olurmuş diyebilirler. Ama burada sık sık tarfini yaptım. Site içi arama kutusuna bi pırasa dolması yazın bakim,kaç sayfa çıkacak karşınıza...
uzun uzadıya tarife gerek yok...Pırasayı, yedişer sekişer cm uzunlukta kesin ve hafif haşlayın.Normal biber dolması yapar gibi kıymalı,pirinçli dolma içi hazırlayın... Pırasaları boylamasına tek taraflı bıçakla çizin ve yaprak yaprak ayırın. Yalnız bir püf noktası var,çizgili kısımlar enine gelecek şekilde,iç malzemesi koyun ve yuvarlayın... Sonra sıcak su ve hafif salça ilavesiyle pişirin.
Bugün de anne usulü sütlaç pişirdim. Fene güzel oldu valla... Biz karı koca henüz ilıkken birer kase lüpledik bile...Tarif de aynen şöyle...
Anne usulü sütlaç
Asla ve kat'a pirinç unuymuş nişastaymış gibi üç kaatlara baş
vurulmadan:)) pirincin kendi nişastasını,ununu her neyi varsa işte sala sala ,özleşe özleşe piştiği sütlaç... Yanılma payı yok, ustalığa hiç gerek yok... Adım adım izleyin:))
1kg süt için...yarım su bardağı pirinç,bir su bardağı şeker,yarım bardak su,bir fiske tuz... Pirinci ,önceden ıslatmakmış,pişirmekmiş yok...Bu su zaten pirinç pişerken ki buharlaşma payı... Bizim süt halis muhlis mandra sütüydü... Sabah beşte gelir,Fıstıkağacı'ndaki sütçüye...Aldın aldın, alamadın alamadın...
Sütü pişirin,içine suyu ve pirinci koyun pişme işlemine başlayın. Arada karıştırın,dibi tutabilir. Pirinç iyice yumşayıp, kayanama sırasında artık pirinçler yoğun olarak görünmeye başlayınca şekerini ilave edin. Şekerle pişmeye de yoğunlaşana kadar devam edin. Şimdi zurnanın zırt dediği yerdeyiz... Eğer beş dakika önce kapatırsanız tatlı pirinç çorbası, beş dakika sonra kapatırsanız da tatlı ,sütlü bir pilavınız olur. İşte o aşamayı benim gibi tam zamanında anlamanız gerek ehheheheheeh...
Ay süper bi tarfif oldu:)
Durun durun gitmeyin,az kaldı unutuyordum. Dün bir de acılı domates reçeli pişirdim. Evet hem acı hem reçel oluşu üstelik bir de işin içinde domates ve biber oluşu kulağa biraz tuhaf gelebilir ama yok böyle bir lezzet. Demedi demeyin , bir kilodan dahi olsa deneyin. Ben bir kg .dan yaptım ama pişman oldum ,fazla yapmadığıma...
Tarif ''Beste'nin Naneleri'' ne ait...Buraya bi TIK
29 Ekim 2013 Salı
26 Ekim 2013 Cumartesi
Hafta Sonu Önerileri
İlk öneri kahvaltı için,yumurtalı ekmek kızartması... Valla biraz önce yaptım,hala da bir taraftan yiyip bir taraftan yazıyorum. Özellikle kuşburnu marmelatına bandıra bandıra yemek süper oldu.
.
Eğer hafta sonunu evde geçirecekseniz önereceğim film;.The Art Of Getting By/Aşk Ödevi Filmin en sevdiğim sahnesinin afişini seçtim sizin için...
''insanların yalnız doğduklarına ve yalnız öldüklerine, arada yaşanan herşeyin de bir yanılsamadan ibaret olduğunu'' kafasına takan ve her şeyi kadere bırakan George...
Filmin sözü: Her şey mümkün George... Bence tabiki.
Ama sinemaya gidecekseniz, Uğur Yücel ve Beren Saat'in oynadığı dün vizyona giren ''Benim Dünyam''ı önerebilirim. ''Black '' filminden uyarlama olduğunu sağır sultan bile duydu... Telifi melifi ödenmiş merak etmeyin. Bu konuda çok yaygara kopunca Black filminin yapımcısı ben paramı aldım siz işinize bakın dedi:)...Atilla Dorsay bile beğendiğine göre ben bu filme giderim:))
Gelelim yemek önerisine...Artık balık bollaştı,o yüzden önerim hamsi tava ya da hamsili pilav(işli tava)...
Öeneriler bu kadar.Şimdi dün akşam izlediğim bir belgeseli kendim için kayıt düşmek istiyorum.
İran'lı kadın şair Füruğ Ferruhzad'ın 1962 yılında çektiği ilk ve tek film. 20 yüzyıl İran Şiiri'nin en büyük isimlerinden olan ve 1967 yılında henüz 32 yaşındayken bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden Ferruhzad ile birlikte, o dönemde toplumdan tecrit bir bölgede yaşayan cüzzam hastalarının arasında insana dair, dünyaya dair şiirsel, ruhani ve aynı zamanda sarsıcı bir yolculuk.
İzlemek ister misiniz ,izleyebilir misiniz bilemiyorum? Ama izlemek isteyenler bana mail atsın,onların izlemesini sağlayabilirim.
Haydi gittim ben,iyi olsun haftasonunuz...
.
Eğer hafta sonunu evde geçirecekseniz önereceğim film;.The Art Of Getting By/Aşk Ödevi Filmin en sevdiğim sahnesinin afişini seçtim sizin için...
''insanların yalnız doğduklarına ve yalnız öldüklerine, arada yaşanan herşeyin de bir yanılsamadan ibaret olduğunu'' kafasına takan ve her şeyi kadere bırakan George...
Filmin sözü: Her şey mümkün George... Bence tabiki.
Ama sinemaya gidecekseniz, Uğur Yücel ve Beren Saat'in oynadığı dün vizyona giren ''Benim Dünyam''ı önerebilirim. ''Black '' filminden uyarlama olduğunu sağır sultan bile duydu... Telifi melifi ödenmiş merak etmeyin. Bu konuda çok yaygara kopunca Black filminin yapımcısı ben paramı aldım siz işinize bakın dedi:)...Atilla Dorsay bile beğendiğine göre ben bu filme giderim:))
Gelelim yemek önerisine...Artık balık bollaştı,o yüzden önerim hamsi tava ya da hamsili pilav(işli tava)...
Öeneriler bu kadar.Şimdi dün akşam izlediğim bir belgeseli kendim için kayıt düşmek istiyorum.
İran'lı kadın şair Füruğ Ferruhzad'ın 1962 yılında çektiği ilk ve tek film. 20 yüzyıl İran Şiiri'nin en büyük isimlerinden olan ve 1967 yılında henüz 32 yaşındayken bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden Ferruhzad ile birlikte, o dönemde toplumdan tecrit bir bölgede yaşayan cüzzam hastalarının arasında insana dair, dünyaya dair şiirsel, ruhani ve aynı zamanda sarsıcı bir yolculuk.
İzlemek ister misiniz ,izleyebilir misiniz bilemiyorum? Ama izlemek isteyenler bana mail atsın,onların izlemesini sağlayabilirim.
Haydi gittim ben,iyi olsun haftasonunuz...
24 Ekim 2013 Perşembe
Oy Benim Nazlı Kızım
Biraz önce kucaklaştık, kutlaştık.Ama buraya kaydını düşmeden olmaz di mi?...
Sen ilkokula başladığında ,oturduğumuz ev beşinci kattaydı. Sen okuldan gelince,aşağıdan zile basardın ve başlardın anlatmaya.Hem anlatır ,hem merdivenleri çıkardın...Yukarı geldiğinde; anlatacağın her şey bitmiş ama ben hiç bir şey anlamamış olurdum.Geçen gün bana dedin ya,sen beş yaşındaki halini hatılıyor musun diye? Umrumda bile değil, senin beş aylık olduğundaki halini,beş yaşındaki halini,15 yaşındaki halini ve 25 yaşındaki halini biliyorum ya...
Ben nasılsam,anneliği de öyle yaşadım.Dünyanın en iyi annesi olmak ,bu ünvanı kimselere kaptırmamak gibi bir derdim olmadı hiç... Birlikte iyi yaşayalım, birlikte güzel anılarımız olsun istedim hep.Geriye bakınca gülümseyelim, gelecekten endişe duymayalım bu kadar işte...hepsi bu... Nasılsa bir şey olurlar, bir meslek sahibi olurlar ama ne olurlarsa olsunlar iyi insan olsunlar istedim,çocuklarım. Öyle de oldunuz.Bu vesileyle teşekkür ederim.
Sana sorulsaydı, nasıl bir anne isterdin bilemiyorum ama ben kendi adıma hayatımdan çok memnunum...İyi ki benim kızımsın,başkalarının kızı olsaydın inan çok kıskanırdım....
Güpgüzel musmutlu çok keyifli olsun yeni yaşın...Nice yıllara Nazişimmm
23 Ekim 2013 Çarşamba
iŞTE BÖÖYLE BÖYLE
Görüşmeyeli ,yazmayalı neler yaptım,neler izledim neler okudum...
Kitapta ''Haldun Dormen Anılar''a devam...E ne yapalım kitabın kalınlığı Haldun Dormen'in hem yaşadıklarıyla hem de yaşıyla mütenasip bir boyutta:)) Enine boyuna maşallahhh...
Dizim nedeniyle ,Atalet'imin direktifleri uyarınca evde oturdum ve -elemtre fiiişşşş kem gözlere şiiiiş- faydasını da gördüm...Bu evde oturma boyunca güzel filmler izlediğim gibi ne kadar salak filmler varsa onları da izleyip salak film kotamı doldurdum. Hatta ''Dullar'' adında bir Arjantin filmi vardı ki tüy dikti... E salak filmse niye seyrettin derseniz salaklığımdan neden olacak...
Ama neyseki bir Marilyn Monroe filmi izledim sıcacık ,bir romantik komediydi,çok güzeldi... Hatta bu filmin çekildiği sıralarda yaşadığı aşkı anlatan bir film yapıldı.- Marilyn'le İki Hafta- geçen yıl ve Oscar adayıydı yanılmıyorsam..

Bu aralar bizim evin en favori yemeği geçen yazımda tarifini verdiğim quesadilla... Naziş üç öğün versem yiyecek hatta.... Yarın doğum günün için özel ne istersin dediğim de bunu deyince yok artık dedim de sonra islim kebabına çevirdi olayı.O nu da güzel yaparım ,üzerinize afiyet:)
On günlük evde oturmanın acısını dün Ece ve Nermin ile Kadıköy'de çıkardık. Limonata gibiydi hava... Çay,kahve,yemek molası vere vere,kitapçı kitapçı geze geze akşam ettik... ''Çiya Sofrası''nda yemek yerken tam önümüzde ,simit satan gencecik adam, sara krizi ile yere yapışınca hayatta kafamıza dank etti...Ecem fırladı gitti yanına... Neyse çabucak toparlandı,aldı tablasını gitti,hayatına doğru...
Nermin'in deniz otobüsünden inmesini bu manzara baka baka tam iskelenin karşısındaki ''Kafka Kafe'' de bekledik.

O keskin gözleriyle Ece hemen gördü ve telefonda,şimdi siyah arabanın yanından dön, doğru yürü, şu anda beyaz bir minübüsün önünden geçiyorsun ha şimdi yukarı bak:)) direktifleriyle Nermin'i yanımıza kadar getirdi... Güzel arkadaşım benim,eli kolu dolu geldi... Gittiği kurstan ,yaptıklarından bize de pay düşmüş. Bu Eros'lu dergilik,şimdilik azıcık lale sepeti vazifesi görsün... Kapıdan içeri girerken görüp,içim açılsın...
Şimdi ben bu akşam için hamsileri tavaya atmaya gidiyorum. Siz de eğer bu yazıyı okuduysanız, yarın doğum günü olan Naziş için yeni yazana kadar eskisini hatırlayın:)
Buradan TIK
Kitapta ''Haldun Dormen Anılar''a devam...E ne yapalım kitabın kalınlığı Haldun Dormen'in hem yaşadıklarıyla hem de yaşıyla mütenasip bir boyutta:)) Enine boyuna maşallahhh...
Dizim nedeniyle ,Atalet'imin direktifleri uyarınca evde oturdum ve -elemtre fiiişşşş kem gözlere şiiiiş- faydasını da gördüm...Bu evde oturma boyunca güzel filmler izlediğim gibi ne kadar salak filmler varsa onları da izleyip salak film kotamı doldurdum. Hatta ''Dullar'' adında bir Arjantin filmi vardı ki tüy dikti... E salak filmse niye seyrettin derseniz salaklığımdan neden olacak...
Ama neyseki bir Marilyn Monroe filmi izledim sıcacık ,bir romantik komediydi,çok güzeldi... Hatta bu filmin çekildiği sıralarda yaşadığı aşkı anlatan bir film yapıldı.- Marilyn'le İki Hafta- geçen yıl ve Oscar adayıydı yanılmıyorsam..

Bu aralar bizim evin en favori yemeği geçen yazımda tarifini verdiğim quesadilla... Naziş üç öğün versem yiyecek hatta.... Yarın doğum günün için özel ne istersin dediğim de bunu deyince yok artık dedim de sonra islim kebabına çevirdi olayı.O nu da güzel yaparım ,üzerinize afiyet:)
On günlük evde oturmanın acısını dün Ece ve Nermin ile Kadıköy'de çıkardık. Limonata gibiydi hava... Çay,kahve,yemek molası vere vere,kitapçı kitapçı geze geze akşam ettik... ''Çiya Sofrası''nda yemek yerken tam önümüzde ,simit satan gencecik adam, sara krizi ile yere yapışınca hayatta kafamıza dank etti...Ecem fırladı gitti yanına... Neyse çabucak toparlandı,aldı tablasını gitti,hayatına doğru...
Nermin'in deniz otobüsünden inmesini bu manzara baka baka tam iskelenin karşısındaki ''Kafka Kafe'' de bekledik.

O keskin gözleriyle Ece hemen gördü ve telefonda,şimdi siyah arabanın yanından dön, doğru yürü, şu anda beyaz bir minübüsün önünden geçiyorsun ha şimdi yukarı bak:)) direktifleriyle Nermin'i yanımıza kadar getirdi... Güzel arkadaşım benim,eli kolu dolu geldi... Gittiği kurstan ,yaptıklarından bize de pay düşmüş. Bu Eros'lu dergilik,şimdilik azıcık lale sepeti vazifesi görsün... Kapıdan içeri girerken görüp,içim açılsın...
Şimdi ben bu akşam için hamsileri tavaya atmaya gidiyorum. Siz de eğer bu yazıyı okuduysanız, yarın doğum günü olan Naziş için yeni yazana kadar eskisini hatırlayın:)
Buradan TIK
17 Ekim 2013 Perşembe
Bayramdan notlar
Bayrama geçmeden önce bunun arefesi var di mi?...Ah ulan şu dizimin ağrısına borçluyum o şahane kadınlarla geçirdiğim günü... Ben dizim de dizim deyince Ataletim hemen olaya el koydu , her zamanki gibi... Olay hafta sonu olunca ; sen şimdi pazartesiye kadar şunları şunları yapıyosun, pazartesi de doğru bana geliyorsun demişti... Biz Ecemle düştük yola, gittik Ataletime... Önce bi baldan tatlı sohbet, keyif keyif kahveler...Sonra bir sıkı muayene... Santim santim incelendim, eline mezurayı aldı beni ölçtü biçti veeee bayramda öle pıy pıy gezmek yok...Şimdi bayram bitene kadar şunları şunları yapıyosun, bunları bunları içiyosun...Olmadı , senin hakkında başka bir ferman
imzalayacağım dedi ben de büktüm boynumu ferman padişahımındır dedim:))
Ataletimle vedalaşınca Ece ile Beşiktaş'da bir yemek sonra bir de kahve-tatlı molası verdik. Ben Murat Muhallebicisine girip de, keşküllü dondurma yemeden çıkar mıyım ayol?
Bizim evde bayramın ilk günü şanına yakışır biçimde geçti...Yine misafirler ağırlandı, kahveler pişti,pişti taştı...Acıkan mutfağa koştu...Çaylar demlendi...çikolata kaseleri doldu,boşaldı,yine doldu...telefon durmadan çaldı,kapı zili onunla yarıştı...Misafirler söleşmiş gibi,o kadar arka arkaya geldi ki, hatta uğurladıklarımız,bir şey unuttu da geri döndü sandık... Ama bayram dediğin de böyledir di mi?Yeni gelinler ve damatlar bayramın ilk konuklarıydı hani birinin düğününe giderken dizimi sakatlamıştım ya onlar...O ''ler'' takısı boşa değil iki çift yeni gelin ve damattı çünkü...
Sonra eski dostlar geldi,Ceyhun ve Eda ile sohbetin dibine dibine daldık...
Son misafirler Cancan'lardı... Artık abi o, oturdu resim yaptı...Urasimo yüzelli kez falan İstiklal Marşı söyledi elindeki bayrağı sallaya sallaya... Hem de usulünce söylüyor ve henüz iki yaşında hatırlatayım...Cancan meslekleri öğrenmiş, Cicianne'nin mesleği; yemekçi dedi... Çocuğun gözündeki imajımı hemen değiştirmeliyim... Ama aramızda kalsın da Babaannesine,Cicianne daha güzel yemek yapıyo demiş:))) hakkımı da teslim etmiş yani...O'nun adaletine kurban:)Yalnız giderken bana kızdı ve getirdiği çikolatayı geri istedi ama o kadar olur artık... Kitap okuyan şirinimi ona vermedim çünkü,onda iki tane var o da bana vermemişti:))
Akşam milli maç izledik,sonuç malumunuz...
İkinci gün kahvaltı sonrası'' Natilius'' a gittik.. yeme ,içme alışveriş falan filan...Akşam aile boyu film izledik.Mutfaktaydım,kızların annemin filmiii bağırışları arasında salona koştum ki, tüm zamanlarımın en keyifli filmi olan ''Parkta Çıplak Ayaklar'' oynuyor...Çoktandır ,yeniden izlemek istiyordum ama bulamıyordum. Neyse, Begüm bulmuş, alt yazısını da yapıştırmış,artık ne zaman canım çekse izleyebileceğim...Jane Fonda ve Robert Redford'un bu gençlik filmini eğer rastlarsanız bulursanız mutlaka izleyin...Pek keyiflidir pek romantikdir...
Filmi ilkokul yıllarımda, Ordu Millet sinemasında 18.15 matinesinde izlemiştim. Tek filmlik yabancı film matineleriydi... Ve hiç bir filmi kaçırmazdık...
Bugün yani üçüncü gün; sen dinlen aman dizin ağrımasın herşeyi biz yaparız sözüne kandığım ev halkını öğlene kadar kahvaltı hazırlayacaklar diye aç aça öğlene kadar bekledim. Evet ,hazırladılar, hatta kahvaltı yaparken izleyeyim diye film bile hazırladılar ama arkideş açlıktan öldüreyazdılar beni:)
Ben de akşama onlara Meksika yemeği yaptım,Quesadilla...Geçen Meksika Yemekleri yapmaya gitmiştimya Missgibi'nin daveti üzerine...Hem de bir şeften öğrendim bunu...Yalnız onun içinde ananas da vardı... Ben koymadım...
Yarım kg kadar kuşbaşı eti, önce iyice pişirdim, sonra ince doğranmış bir soğanla soteledim, sonra üç tane kapya biberle pişirme işine devam ettim. En son da Meksika biberi turşusu yani jalepeno ilave ettim. Bunun miktarını acıya dayanabilme durumunuza göre ayarlayın.
Sonra şu benim meşhur bi tuşusunu kurmadığım tortilla hamurları var ya, 10 luk paketlerde satılan dürümler yani... Onları yanmaz bir tavada altlı üstlü biraz kıtırdatın... Bir kase kadar krem peynirin içine ,yine bu jalepenolardan ince ince doğrayın ve karıştırın... Tortilla hamurunun birine sürün,ikinciyi üstüne yapıştırın... Bu yemeği pişirdiğimiz akşam bu elde ettiğimiz hamuru üçgen dilimlere ayırıp orta kısmına da etli karışımı koyup servis etmiştik. Ben restoranlarda sipariş ettiğimde dürüm arası gibi servis ediliyordu, yanında salsa sosla...Resim çekmek ,yemekten sonra geldi aklıma ama Şef Eyüp Kemal Sevinç'le olan resmi koydum. Elimdeki tabaktaki yemektir:))
Bayram kitabım; Haldun Dormen'in Anıları... Vallah pek yakıştı bayrama...Kendisini de çok severim belki de ondan bilemem çok keyifli okuyorum... Biyografi okumayı zaten çok severim. Hatta size Şirin Devrim'in ''Şakir Paşa Ailesi''nin hikayesini anlattığı kitabı okumanızı öneririm...Çok renki bir kişilk olan Şirin Devrim'in bu renkliliğinin ailesinden geldiğini anlayacaksınız hem de....
Bayramın ilk iki gününü bahar gibi yaşadık ama dün gece başlayan yağmur bugün de devam etti... Çok güzel yağdı..
(bizim pencereden süzülen yağmur damlaları)
Hayde gittim ben
imzalayacağım dedi ben de büktüm boynumu ferman padişahımındır dedim:))Ataletimle vedalaşınca Ece ile Beşiktaş'da bir yemek sonra bir de kahve-tatlı molası verdik. Ben Murat Muhallebicisine girip de, keşküllü dondurma yemeden çıkar mıyım ayol?
Bizim evde bayramın ilk günü şanına yakışır biçimde geçti...Yine misafirler ağırlandı, kahveler pişti,pişti taştı...Acıkan mutfağa koştu...Çaylar demlendi...çikolata kaseleri doldu,boşaldı,yine doldu...telefon durmadan çaldı,kapı zili onunla yarıştı...Misafirler söleşmiş gibi,o kadar arka arkaya geldi ki, hatta uğurladıklarımız,bir şey unuttu da geri döndü sandık... Ama bayram dediğin de böyledir di mi?Yeni gelinler ve damatlar bayramın ilk konuklarıydı hani birinin düğününe giderken dizimi sakatlamıştım ya onlar...O ''ler'' takısı boşa değil iki çift yeni gelin ve damattı çünkü...
Sonra eski dostlar geldi,Ceyhun ve Eda ile sohbetin dibine dibine daldık...
Son misafirler Cancan'lardı... Artık abi o, oturdu resim yaptı...Urasimo yüzelli kez falan İstiklal Marşı söyledi elindeki bayrağı sallaya sallaya... Hem de usulünce söylüyor ve henüz iki yaşında hatırlatayım...Cancan meslekleri öğrenmiş, Cicianne'nin mesleği; yemekçi dedi... Çocuğun gözündeki imajımı hemen değiştirmeliyim... Ama aramızda kalsın da Babaannesine,Cicianne daha güzel yemek yapıyo demiş:))) hakkımı da teslim etmiş yani...O'nun adaletine kurban:)Yalnız giderken bana kızdı ve getirdiği çikolatayı geri istedi ama o kadar olur artık... Kitap okuyan şirinimi ona vermedim çünkü,onda iki tane var o da bana vermemişti:))
Akşam milli maç izledik,sonuç malumunuz...
İkinci gün kahvaltı sonrası'' Natilius'' a gittik.. yeme ,içme alışveriş falan filan...Akşam aile boyu film izledik.Mutfaktaydım,kızların annemin filmiii bağırışları arasında salona koştum ki, tüm zamanlarımın en keyifli filmi olan ''Parkta Çıplak Ayaklar'' oynuyor...Çoktandır ,yeniden izlemek istiyordum ama bulamıyordum. Neyse, Begüm bulmuş, alt yazısını da yapıştırmış,artık ne zaman canım çekse izleyebileceğim...Jane Fonda ve Robert Redford'un bu gençlik filmini eğer rastlarsanız bulursanız mutlaka izleyin...Pek keyiflidir pek romantikdir...
Filmi ilkokul yıllarımda, Ordu Millet sinemasında 18.15 matinesinde izlemiştim. Tek filmlik yabancı film matineleriydi... Ve hiç bir filmi kaçırmazdık...
Bugün yani üçüncü gün; sen dinlen aman dizin ağrımasın herşeyi biz yaparız sözüne kandığım ev halkını öğlene kadar kahvaltı hazırlayacaklar diye aç aça öğlene kadar bekledim. Evet ,hazırladılar, hatta kahvaltı yaparken izleyeyim diye film bile hazırladılar ama arkideş açlıktan öldüreyazdılar beni:)
Ben de akşama onlara Meksika yemeği yaptım,Quesadilla...Geçen Meksika Yemekleri yapmaya gitmiştimya Missgibi'nin daveti üzerine...Hem de bir şeften öğrendim bunu...Yalnız onun içinde ananas da vardı... Ben koymadım...
Yarım kg kadar kuşbaşı eti, önce iyice pişirdim, sonra ince doğranmış bir soğanla soteledim, sonra üç tane kapya biberle pişirme işine devam ettim. En son da Meksika biberi turşusu yani jalepeno ilave ettim. Bunun miktarını acıya dayanabilme durumunuza göre ayarlayın.
Sonra şu benim meşhur bi tuşusunu kurmadığım tortilla hamurları var ya, 10 luk paketlerde satılan dürümler yani... Onları yanmaz bir tavada altlı üstlü biraz kıtırdatın... Bir kase kadar krem peynirin içine ,yine bu jalepenolardan ince ince doğrayın ve karıştırın... Tortilla hamurunun birine sürün,ikinciyi üstüne yapıştırın... Bu yemeği pişirdiğimiz akşam bu elde ettiğimiz hamuru üçgen dilimlere ayırıp orta kısmına da etli karışımı koyup servis etmiştik. Ben restoranlarda sipariş ettiğimde dürüm arası gibi servis ediliyordu, yanında salsa sosla...Resim çekmek ,yemekten sonra geldi aklıma ama Şef Eyüp Kemal Sevinç'le olan resmi koydum. Elimdeki tabaktaki yemektir:))
Bayram kitabım; Haldun Dormen'in Anıları... Vallah pek yakıştı bayrama...Kendisini de çok severim belki de ondan bilemem çok keyifli okuyorum... Biyografi okumayı zaten çok severim. Hatta size Şirin Devrim'in ''Şakir Paşa Ailesi''nin hikayesini anlattığı kitabı okumanızı öneririm...Çok renki bir kişilk olan Şirin Devrim'in bu renkliliğinin ailesinden geldiğini anlayacaksınız hem de....
Bayramın ilk iki gününü bahar gibi yaşadık ama dün gece başlayan yağmur bugün de devam etti... Çok güzel yağdı..
(bizim pencereden süzülen yağmur damlaları)
Hayde gittim ben
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















