Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

8 Ekim 2013 Salı

Naber

Sonbaharla birlikte ,ben de eski moduma girdim...Filmler,kitaplar,kış hazırlıkları gidiyo böyle işte... Şu bayram tantanası da bitsin ,etamine başlayacağım...En son yüz yıl önce yapmıştım inşallah beceririm...Ecemi bekliyorum sekiz göz ile:)) Onun önderliğinde başlamak istiyorum. Henüz onun böyle  bir plandan haberi yok ama:)

Önce kitaplarla başlayalım. Okuduğum Acı Ülke; eğer Edgar Alan Poe ya da O'Henry'den hikayeler tarzı kitaplar okumaktan hoşlananlar  bu kitabı da severler...

Pazar günü Naziş ile sinemaya gittik,pazar günü...E sinemaya gidip de yanındaki D&R a girmeden olur mu?...Bir komplo gibi sanki...Sinema başlama saatine kadar bi gezineyim deyip,elin kolun dolu çıkmak garanti... İletişim Yayınlarından yeniden basılıp,yeniden raflara çıkan  Ormanda Ölüm Varmış Yokmuş/Latife Tekin aldım.Benim için hala en iyi kitabı; ''Sevgili Arsız Ölüm'' dür... Bu kitabın sürprizi, gece yatağıma yatıp, kapağını açtığımda  ilk bölüm başlığının - LALE AĞACI- olması oldu...Gece gece beni gülümsetti  beni sevdiğim yazar...




Pazar günü gittiğimiz film ise; Malavita-Belalı Tanık idi...Robert De Niro adamım ya yine muhteşemdi... Uzun zamandır da bu kadar keyifli bir film izlememiştik. Ön sıralarda filmi izlemeye  yalnız gelen bir seyirci; elinde koca patlamış mısır paketiyle hepimizden çok çıkardı filmin keyfini.. Uluya uluya güldü...En çok filme mi, ona mı güldük karar varmiş değilim:)
Gelelim bu filmi benim için ballı lokma tatlısına ya da kaymaklı ekmek kadayıfına çeviren olaya, Hürriyet Gazetesinin bu  filmin kitabı ile ilgili yaptığı ödüllü yarışmayı da kazanmayayım mı?))

"Hurriyet.com.tr Hediye Kitap Günleri" devam ediyor. Bu yarışma ile Tonino Benacquista'nın "Malavita-Belalı Tanık" kitabını kazanan 20 şanslı hurriyet.com.tr okuyucusu belli oldu.


3- LALE CELEPOĞLU - İSTANBUL




Kış haızrlıklarında domates işinde artık son noktayı dün koydum. Son partiyi acılı yaptım. Pazarsa satılan küçük kırmızı acıka biberlerinden aldım. Beş kiloya yarım kg bizim acı eşiğimize uydu...  Temizleyip,yıkadım,en alta  biberleri koydum,üstüne de sıcak suda bekletip kolayca soyduğum domatesleri iki üçe bölüp koydum. Kilo başına birer çay kaşığı tuz hesabıyla kaynattım. İyice yumşayınca yine her zamanki gibi el blendırını içine sokup bzııtladım. Ve koyulaşana kadar kaynatıp,kavanozlara yerleştirdim. Bu sabaha kadar kavanozlar ters olarak beklediler ve sabah itibariyle yerlerine yerleştiler.




12 EKİM İmza:Karın   davetimi tekrarlayayım... Hem  tanışmamıza hem de bayramlaşmamıza vesile olacak bu toplantı...
Hayde gittim ben...İyi olsun gününüz...

6 Ekim 2013 Pazar

Cumartesinin notları

Ve bazen kırmızıdır gökyüzü ve bazı kişiler,bazılarının hayatında fark yaratır... Bu filmi herkese tavsiye  ederim...

Biri gelir,minicik bir menekşe ile kitaplığının baş köşesine oturur, yıllar öncesinden köklene köklene gelen bir baba hatırasıdır... Başka evlere de güzellik katar... O köşe olur sana ''Ece'' köşesi,zira o bebek de onun ellerinden çıkmadır...


Kızın gelir,dışarıdan...Nazlı kızın,kendine kitap alırken,annesine de bi güzellik yapar,olur cumartesin güpgüzel...Çok severek izlediğim Haldun Dormen anılarıyla ,kitaplığına giriverir...

Uzun zamandır izlemek istediğin film, Digifestival kanalda çıkar karşına,  öğleden sonranı doldurur... Doldurur da,herkese tavsiye edilmez dersin,üç saatlik , bu duyarsızlığı anlatan fimi...Ama gerçek sinema seyircisi de bol ödüllü bu filmi  kaçırmasın...

Akşam yemeğine de fırında patlıcan kebabı attırdın mı?...Attırdın,cumartesi akşamı yemeğini de kurtardın...Etleri biraz fazla kızarmış ama o kadarcık kusur kadı kızında da olur:))

Sizin nasıldı cumartesiniz... ha unutmadan  12 Ekim cumartesi günü Kadıköy Belediyesinin İmza:Karın için hazırladığı etkinlikte buluşmak ister misiniz?...tanışırız,kaynaşırız,kitap imzalar,resim falan çekeriz...

Biliyorsunuz kitapda ben de varım:)

İyi olsun akşamınız ve dahi pazarınız...





4 Ekim 2013 Cuma

Hafta sonu önerileri

Bu hafta sonu için önerilerim tamamen eve yönelik:) Çünkü bu hafta sonu benim planım evde olmak ve bu hain dizi dinlendirmek...O meşhur yastığımı biliyorsunuz ona bacaklarımı uzatıp yatıcam,kitapdır,filmdir artık ne gelirse...



Önerilere geçmeden önce katıldığım bir etkinliği anlatmak istiyorum.

Çarşamba akşamı Missgibi'nin davetiyle Sapphire-EKS de  Emsan mutfak gereçleri için düzenlenen bir Workshopa katıldım. Şef Eyüp Kemal Sevinç ile birlikte Meksika yemekleri pişirdik sonra da oturup bir güzel yedik.... Eyüp Kemal Sevinç sürekli takip ettiğim şeflerden olduğu için,benim için çok daha özellikli bir akşam oldu...Çok lezzetli ve çok eğlenceli bir akşam oldu...Missgibi de bugün şahane bir börek tarifi var, hafta sonu önerilerimden biri olsun hatta....


(yemek listemiz)

Kitabım; Gamsegamse'nin arkadaşının hediyesi Acı Ülke/Joyce Carol Oates...Biraz tarzım dışı gibi duruyor,,,korkutucu,tekinsiz hikayelerden oluşuyor...Ben biraz tırsarım böyle şeylerden:)) ama ilk hikayeyi beğendim,henüz bi tırsma hali yok yani...











Hafta sonu ,soğuk ve yağışlı geçeceği ve dizim bu aralar nane molla olduğu için daha öncede dediğim gibi evdeyim...


Yeme içme önerileri olarak dün Magissa için hazırladıklarımı önerebilirim. Çünkü tam kış yemekleriydi...Mesela bir keşkek, kuru biber dolması biraz ağır gittik derseniz taze fasulye diblesi ve yoğurtlu kabak-havuç salatası..Tatlı olarak da karaorman pastası...

Keşkek bizim evde çok pişmez ama çok sevilir...Nasıl bir ters orantı di mi?.. Taş çatlasa yılda iki kez...Ama kardeşim tamam çok lezzetli ama bomba...Kayınvalidem usulü pişiyor bizde...Ordu'da pek kekşkek kültürü yoktur zaten...Yediklerimin de bununla ilgisi yoktu...her yörenin keşkeği farklıdır. Benimki Niksar usulü...



Yarım kg kadar buğdayı bir gece önceden yıkadım ve tencereye  üstünü epeyce geçecek kadar suyla birlikte koyup bir iki taşım kaynatıp,altını kapattım.Ertesi gün, 4-5 parça kuzu gerdanı, keşkeği pişireceğim tencerede altlı üstlü tereyağda kızarttım( bunun raconu tereyağ)... kırmızı pul biber,karabiber ve tuz ilave ettim kızarma sırasında... Sonra üstüne  buğdayı ilave ettim ve üstünü üç dört parmak geçene kadar sıcak su  ve yarım su bardağı kadar da haşlanmış nohut ilave ettim unutmadan söyleyeyim. Sonra dibini tutmaması için ara sıra karıştıra karıştıra kısık ateşte iyice  pişirdim. Bundan sonrası tufan:))) Pişen keşkeği derin bir tepsiye döktüm...Etleri üste doğru çektim...Ve pastırma dilimlerini de üstüne dizdim. Sonra doğrruuu fırına...üstü hafif kızara kadar ,tuttum... Benim usul keşkek budur...

Bugün tam bir kış havası var dışarıda. Hafta sonu böyle geçecek ama hafta  başından itibaren yeniden ısınacakmışız... Isınabiliriz ama kış bi kere yüzünü gösterdi...Hoş geldi sefa geldi...



1 Ekim 2013 Salı

Ekim

Ekim yağmuruyla geldi gümbür gümbür...Hoş gelsin,hoşluklarla gelsin...
Ekim ayı bizim için hoş bir ay,çünkü içinde Naziş'in doğum günü var, Cumhuriyet Bayramı var, filmekimi var...

Bugün  önce biraz temizlik yaptım sonra görümcegillere:) çaya gittim. İki görümce bi gelin, çay içtik sohbet ettik. Bu ara hepimiz yoğun olduğumuzdan epi bir süredir görüşememiştik...Özlemişiz,konuşacak bi sürü şey birikmiş.Birlikte akşamı ettik.

Yağmur altında kısacık bir yürüyüşten sonra eve geldim.İçeri girer girmez makarna suyu koyup,şöle salçalı ,kıymalı bir spagetti yaptım...

Sonbaharla birlikte diziler de başladı... Bu akşam Çalıkuşu akşamı...Türkan Şoray'lısı, Aydan Şener'lisi derken üçüncü versiyonda çekilmeye başlandı...İlk bölümü sevdik biz, sevmeyenler hala Aydanım da Aydanım, Şenerim'de Şener'im diyenler mevcut ... Artık ,önümüze bakmak gerek ,geçti onun zamanı artık...


Size Yaban Koyunu/Haruki Murakami okuduğumu söylemiş ama hiç söz etmemiştim sanırım... En güzel kitabı bu değil söyleyeyim... Ama filme alınsa mesela severim o filmi... Müzik,kedi,fantastik öğeler Murakami'nin olmassa olmazları biliyorsunuz onlar yine var tabi... Alttan altan çalan müziğin sesini duymadan edemiyorsunuz...Bir kaç tanesini bulup dinledim ve Bing Crosby şarkısı  ile  de kitaba veda ettik...Kitabı okurken o koyun senin içine kaçsa falan demedim değil:)) Çeviri de biraz problemliydi sanırım belleten belleten dedikçe töğbeee estağfurullahh dedim ,bülten desen  nolur sanki...Kısaca konusu,bir reklam ajansı sahibi başkişimiz bir bültende pardon belletende bir dağda otlayan koyunların resmini kullanır ve başı derde girer. Artık o dağı bulmak  ve sırtında kahverengi yıldız olan koyunu bulmak zorundadır.Yoksa sonu gelmiştir. En önemli özelliği kulaklarının güzelliği olan sevgilisiyle yolculuğa çıkarlar...
Eğer hiç Murakami kitabı okumadıysanız  bence Sahilde Kafka ile başlayın...
Şimdi aklıma bir soru geldi... Kitap okuru olmak yanında bir yazarın da okuru musunuz?...Kitap çıkarsa diye bekler, çıkar çıkmaz kimseler hakkında konuşmaya başlamadan  okumak için kitapçıya koşar  mısınız? Murakami işte benim öyle yazarlarımdan biridir...
 Şimdi gitmek  zorundayım,Çalıkuşu başladı...



30 Eylül 2013 Pazartesi

HUSH!

Hayat,insana garip oyunlar oynuyor.Hiç ummadığın zamanda,hiç ummadığın bir şeyle karşına çıkıyor.Bundan iki yıl önce Nazlı'nın  yıl sonu gösterisine gittiğimde; Türkiyenin en önemli kurumlarından birinin başında olan birinin  bando takımından arkadaşım olduğunu  görmüştüm. Gerçi o beni tanımış ben onu tanıyamamış mahcup olmuştum ama o da-üzülmeyin ben lisedeyken çok silik bir tiptim demişti:)Yine de çok güzel bir  raslantıydı,tanıdıklardan konuşmak çok hoş olmuştu.

 Nazlı,beni yine çok hoş bir raslantının kucağına attı ve bu kez çocukluk anılarımı canlandırdı,o eski günleri yeniden yaşamama neden oldu.

Ordu'da benim yaşadığım mahalle şimdilerde moda deyimle bir azınlık mahallesiydi... Ermeni komşularımızla birlikte yaşardık. Ama sonraki yıllarda  her gidişte ,artık birinin orada olmadığını görüyordum. İstanbul'da olanlarla görüşmemiz çok uzun yıllar sürdü ama sonraları onlar da gittiler.
Geçen gün Nazlı; elinde bir cd ile çıkageldi...

Berke Baş; Nazlı'nın bir öğrencisinin velisiymiş. Ordu'da yaşan Ermenilerle ilgili bir belgesel çekmiş. Hush-Nahide'nin Türküsü... Belgeselde adı geçen Nahide Hanım; Berke Baş'ın anneannesi...Ben çok başka bir gözle ve duyguyla izledim... Nasıl duygulanmayayım, sözü edilenler benim çocukluk mahallem ,bayram hatıralarım arasında en önemli yer tutan lacivert kadife jilemi diken Zıvart Abla,annemlerin çok sevdiği Eşbe Teyze...Babamın av arkadaşı Süren Amca'nın eşi Kuvar teyze... İlk dişim çıktığında; dişimi evinin damına attığım Dikran Amca..., Gelenekler gereğince çocuklar ilk çıkan dişlerini okumuş,mevki sahibi birinin damına atarlardı ki biz hepimiz  Dr Dikran Amca'nın damına  atardık. Ne de olsa aynı evde yaşan kız kardeşi de eczacıydı... Biz atarken,annesi de cama çıkar,yan taraftan atın ,oranın damı daha alçak derdi:)... Harut Amca ile yapılan röportajda artık göz yaşlarımı tutamadım. Kızı  Suna ile aynı okuldaydık. Ben mezun olunca bıraktığım bando takımının majörlüğünü o üstlenmişti..
Yıllar sonra,evliliğimizin ilk yıllarında kocam ile Ordu'ya gitmiştik. Çarşıda dolaşırken-Aaa bizim kızmış diye bir ses duydum. Dönüp ,baktığımda Harut Amca ve eşi Lidya Teyze olduğunu gördüm. Kucaklaştık, Harut Amca 'nın bakırcı dükkanında oturup çay içip,sohbet ettik...



Bu belgeseli izleme olağını bulup bulamayacağınızı bilmiyorum o yüzden Nahide Hanım'dan söz etmek isterim. Nahide Hanım,ailesi göç sırasında giderken geride kalan ermeni çocuklardan. Bir müslüman aile tarafından büyütülmüş ve bir müslümanla evlenmiş. Ermeniyim ama müslümanım dermiş hep. Hiç çocuğu olmamış ve eşinin ikinci evliliğinden olan oğlunu kendi çocuğu gibi büyütmüş. Henüz beş yaşındayken onu okula yazdırmış ve geri kalmasın diye hergün sırtında derse  götürüp getirmiş. Belgeselde  bu çocuğun şimdi mimar olduğunu görüyoruz. Komşularıyla yapılan röportajda en çok ilgimi çeken,bir kadının sözleriydi. O bize örnek oldu,çocuklarımızı onu örnek alarak hep okuttuk.
Belgeseli izlerken,Harut Amca'nın bana''Bizim Kız '' diye seslenmesi geldi aklıma...Sanırım -biz- demeyi bıraktığımız gün   yitirdik bu güzellikleri...
Ben Berke Baş'a kendi adıma çok teşekkür ediyorum.Çok kişiye ulaşmasını çok isterim bu belgeselin...

28 Eylül 2013 Cumartesi

Hafta sonu önerileri

Bu hafta sonu için size süper önerilerim var...İlki İstanbul'un gidilmesi gereken en güzel yerleri arasında ilk ona giren; Aşiyan...Farsça kuş yuvası anlamına gelen  Aşiyan'ın en önemli özelliği   Tevfik Fikret'in evinin burada olmasıdır. Ölümünden sonra müzeye çevrilen bu evi,görmeden ölmeyin anacım. Müze ev içinde Şair Nigar Hanım ve Abdülhak Hamit'e ait odalar da var. Müzeye gitmek için  eğer yaya olarak gidecekseniz mutlaka Bebek^ten taksiye binin ki yokuşun bu kısmını bari onunla çıkın. Taksiden ünlü Aşiyan yolu başında inip müzeye kadar ağaçlı ve hayli bir dik yokuşu tırmanmanız gerekiyor. Ama yukarı çıktığınızda binlerce kez,milyonlarca kez değer diyeceksiniz.Önünüzde uzanan Boğaz manzarası,karşı kıyılar,yalılar  anlatılamaz bir manzara...
Biz bugün buradaydık anladığınız gibi:)

 
 
 
Ünlü ''SİS ''Şiirinden esinlenerek Abdül Mecit Efendi'nin yaptığı Sis tablosu...Tabloyu incelerken bir taraftanda  Tevfik Fikret'in SİS şiirini dinledik...













Müzeye giriş ücretsiz, son derece güzel bir rehberlik hizmeti var... Bize dijital rehberlik aracı verdiler.Çok temiz ve detaylı anlatımla tüm odaları gezdik. Anlatım metni o kadar samimiydi ki, sanırsınız bir arkadaşımızla gezdik...haydi şimdi pencereye yaklaşalım, karşı kıyılara bakalım derken bizde tıpış tıpış yürüdük pencereye ve baktık karşı kıyılara....,Tavfik Fikret de tam karşı kıyıdaki Göksu Deresinden bakmış buraya ve bu evi yapmaya karar vermiş....

Tevfik Fikret'in ölüm maskı son uykusunu uyuduğu yatağının başındaydı...Koyu bir Fikret hayranı olan Atatürk'ün yazdığı;Tevfik Fikret'e hayranlığını belirten sözlerin  de bulunduğu anı defteri, Şair Nigar Hanım odasında hakkında ne kadar az şey bildiğim için duyduğum utanç,Yemek odasındaki yemek masasının zerafeti,sizi girişte karşılayan balmumundan yapılmış heykeli yani anlat anlat bitmez...Müze çalışanlarının gerçek birer müzeci oluşu, her an yardıma koşması,güler yüzleri,yine gelin, dostlarınızla da gelin, kitaplarınızı alın gelin...bahçede okuyun sözleriyle uğurlamaları...Çıkışta  hediye edilen kitap ayraçları günden bize kalanlardı... Dışarı çıkınca müzenin kafeteryasında bir çay molası verin. Ne içerseniz için 1 lira:)...Hadi acıktınız,müzenin arka tarafından ağaçlık toldan yürüyerek Boğaziçi Üniversitesine geçin,hatta yemeğinizi orada öğrencilerle birlikte yiyin...Biz öyle yaptık mesela:)

Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü merdivenleri  ve  binalarından biri...

 Akşam yürüyüşümüzü de  Bebek sahilde yaptık evimize döndük...

Valla cumartesi bunları yapın pazar günü de yatın yuvarlanın evinizde çünkü çok yorucu:)Belki bir sinema olabilir ama henüz filmlere bakamadım...

Not: Bir de merak ediyorum, yıllardır tam yedi yıldır ocakta sekiz olcak inşallah maşallah, buradan böyle öneriler yazarım. Şimdi merak ettim, bu sayfada okudum da şuraya gittim diyen var mı?))) E merak işte kediyi bile öldüren merak:))

26 Eylül 2013 Perşembe

Sonbaharla

Çok güzel bir sonbahar yaşıyoruz...kısa kısa yağmurlar,üşütmeyen serinlikler  yakmayan ama pasparlak bir güneş...

Hiç merak buyurmayın tadını bir güzel çıkartmaktayım:)) Yağmurlu havalara yakışan film ,kitap,çay ,kahve...açık havalara yakışan yürüyüşler, açık alanlarda yapılan yeme içme fasılları , hemen önüme düşen at kestanelerini kapma fasılları ve bu arada devam eden kış hazırlıkları furyası...
Taze fasulyeler, etli ,zeytinyağlı ve dible olarak pişmek üzere hazırlanıp dondurucuya kalktı... Domatesleri bu yıl sadece kavanoz olarak hazırladım. Onları da  sadece domates, kapya biberli domates ve menemenlik olarak hazırladım...Bu kapya yani şu közlediğimiz kırmızı biberlerle hazırladıklarımdan şahane domates çorbası ve makarna sosu oluyor. Bu yıl bu işi iyice pratikleştirdim. Domatesleri yıkıyorum,sonra tencereye koyup,üzerini geçecek kadar da su koyup bi tık kaynatıyorum. Ondan sonra kabukları zar gibi iki hamlede çıkıyor. Biberleri de temizleyip  doğruyorum...Tencerenin altına bu biberler,üste de kabuğu yolulan domatesleri ikiye ,üçe bölüp koyuyorum...Ağzını kapatıp bırakıyorum kaynamaya...İyice yumşayınca; el blendırını sokuyorum içine bzııt bzıııt  tamaaammm...rendeye mendeye hiç gerek yok... Sonra istediğiniz kıvama kadar kaynatın...Kilo başına bir çay kaşığı da tuz atıyorum...Eğer menemen yapmak istiyorsanız yeşil biberleri doğrayın,biraz yağda evirin,çevirin ve  bzıııttan sonra atın sosun içine ....





Yeni bir dizi başladı,bilmem izliyor musunuz...Uğur Yücel ve Binnur Kaya'nın baş rollerini oynadıkları ''Aramızda Kalsın''...Çok hoş bir tesadüfle filmdeki aile bizimle aynı soyadı taşıyor:)) Celepoğlu Ailesinin bu komik macerasını biz  ayrıca bu nedenden dolayı da daha bir keyifle izledik.Biz de tesadüfler bitmez ya,Geçen  cumartesi bizim kızlar çil yavrusu giiiiiiiiiibi evden dağılınca,Kocam- hadi,Beykoz'a doğru gidelim,yemeği de orada yeriz demişti... Beykoza gittiğimizde arabadan iner inmez ben- anah dedim:) Kocam da doğal olarak- yine noooldu dedi...Tam indiğimiz yerde kocaman bir tabela gördüm''  Celepoğlu Lokantası'' :))) Meğer dizinin platosu Beykoz'daymış... Bir çok oyuncu da oradaydı... Koşturup duruyorlardı...

 





Ve gerçek bir Celepoğlu:))..Kocamın da bi resmini çektim tabiii anı olsun niyetine...


Beykoz demişken,oranın sonbaharı da bir başkadır... Biz her zamanki  gibi yine acıkmıştık ,önce yemeğimizi yedik sonra da deniz kıyısına serildik...Koca gazetelerini okudu ben biraz resim çektim,tabletle oynadım...Sağı solu izledim...Garson durmadan çay taşıdı...Akşam oldu...
 
Manzaramız da kıyaktı yani...

 Dönüşte Gamse- Ben Fatma'nın yanındayım,Fatma buraya uğrasınlar,kahve -tatlı molası  teklif ediyor dedi...Beylerbeyi'ne yolunuz düşerse ''Beylerbeyi Profiterol'' uğrayın ve Fatma'nın beyaz eklerlerinin tadına bi bakın...Selamımı söylemeyi unutmayın...
Uğradık tabi, kahvemizi de içtik,tatlımızı da yedik ve eve döndük...


 


Bu günlerde sabah yürüyüşlerimizi hurma ağacı altındaki çayhanede sonlandırıyoruz...Buradan çok söz ettim size...Meydanın ortasında kocaman bir hurma ağacı,etrafı çaycılar...Öyle şılık falan arıyorsanız hiiiç önünden bile geçmeyin...75 kuruşa  süper çay...karşısında simitevinden alınan simit ve börekler... İstiyorsanız oranın müdavimi ev yapımı kurabiyecisi var,sürekli tur atıyor...Üçer bardak çay içiyoruz... Ama nasıl kalabalık...Gülbin Abla seni içerde bekleteyim sonra dışarı boşalınca geçersin, Ahmet abi geliyorum ,herkese ismiyle hitap ediliyor neredeyse.... Çünkü oraya gelen herkes müdavim. Öğle saatlerinde  iş yerlerinden yemeğe çıkanlar da burada çay molası verdikleri için  yer bulmak biraz zor oluyor... Ama benim bir kanepem var,hayatta kaptırmam...Oturan olursa taciz bile ederim:)


İki akşamdır kitap okuyamadım...Gözlerimde bir ağrı anlatamam... İki gecedir önce çayı içiyorum sonra poşetleri gözüme...Çok tasarrufluyuzdur hiç bişi ziyan etmeyiz... Ama çok iyi geldi... Bu sabah yeniden doğmuş gibi kalktım...

Bugün kitaplardan ve filmlerden konuşmadık ama  bu konuda  anlatacak çok şey var...Başka yazıya kalsın...Ama Emrah Serbes ve Hakan Günday'dan yeni romanlar geliyor ve de Lizbon'a gece Treni yazarı Pascal Mercier'in yeni kitabı ekimde raflarda olacak...
İşte öle...