Blogu çok ihmal etiğimin farkındayım hatta bazen bir blogum olduğunu bile unutuyorum.Sanırım son aylardaki ağır gündem ve bunun estirdiği hava sonucunda-bu kadar şey olurken ''şimdi bunları mı yazacağım?'' sendromuydu.Zaman zaman bu havadan çıksak da ,genel hava bu.Ama sizin beni unutmadığınızı umuyorum...
Mesela ,geçen yıl bu zamanlar kış hazırlıklarına başlamışım ve bunu da çok keyifle yapmışım.Yazdığım yazılara baktım da sanırsınız kış değil savaş hazırlığı yapmışım. Derin dondurucuyu daha geçenlerde ancak çalıştırdım ve biraz bezelye ve barbunya koydum. Ama sırada küçük bir tatil var. Sanırım o beni kendime getirecektir.
Kızların tatili bugün itibariyle sona erdi...Yeni okul, yeni heyecan onlar için.Öğrencileri gelene kadar bir ay hazırlık yapacaklar,yeni eğitim yöntemleri tanıyacaklar. İlk güne Boğaziçi Üniversitesinde başlıyorlar...Artık çocuklar anaokulundan ve ilkokuldan itibaren Boğaziçi Ekolü ile tanışacaklar.Çünkü yeni okulları Boğaziçi Üniversitesi destekli ''BÜMED''....
Yeni kitabım;KÜN...Sezgin Kaymaz'ın okuduğum ilk kitabı...İçinde fantastik ögelerde barındıran tam bir kara mizah...Bu kitap hakkında daha sonra çok konuşacağımız için şimdilik bu kadar ipucu veriyorum.
Son bir kaç gündür ,hava sıcak geçiyor ama yine de geceleri klima olmadan uyuyabiliyoruz ve de sabah saatleri de serinliğini esirgemiyor bizden...O nemli sabahlara uyandığımız, pencereyi açınca sıcak ve ıslak bir havanın suratımıza çarptığı ağustoslardan değil... Bizim evin salonu,yan sokağa ve apartmanların bahçelerinin olduğu geniş bir alana bakıyor. Bu geniş alan aynı zamanda bir kaç sokakla kesiştiği için,o sokaklardaki apartmanlarında bu tarafa baktığını düşünün...Şimdi bu tarifle nereye gelicem,diyosunuz:)) Geçen gün yine sıcak bir gün tabi,klima açık...Bu arada dışardan bir acaip uğultu geliyor. Pencereyi bir açtım ki, tüm evlerin klimaları çalışıyor,haldır haldır,uğul uğul bir ses...Neyseki sadece o gün oldu...Sanırım Çamlıca ve Boğaz arasında kalmanın nimetlerinden faydalanıyoruz...Öyle ya da böyle yazın son demlerini yaşıyoruz sayılır artık...Zaten benim için yaz 15 gün olmalı,o da tatile gittiğim zamana denk gelmeli:)))
İyi bir hafta olsun...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
19 Ağustos 2013 Pazartesi
14 Ağustos 2013 Çarşamba
Limonata gibi
Bana göre limonata tadında geçiyor yaz...Kastettiğim havalar tabi. Yoksa ülke gündemi yine ağır hep ağır...
Havada hep bulutlar ve hep bir rüzgar var...Şimdiye kadar iki kez klima açtık,o da bir iki saat falan...Ben geçen yazı klima altı cam cam vaziyetlerinde geçirmiştim. Geçen seneki yazılarımda da yanıyoz yanıyooz diye feryat etmiş, alev alev gibi başlıklar atmışım hatta...
Gecleri,okuma odasının her iki camını da ardına kadar açıp,püfür püfür kitap okuyorum.En son ''Peri Gazozu/Ercan Kesal'' dan söz etmişim. Dün de imza günü vardı... Ben gidemedim çünkü ne kadar #direnbizimevintvsi desem de direnmedi ve ebediyete intikal etti...Onun yerine aldığımız tv nin montajı vardı...E artık alınca yeni nesil bişi alalım dedik.Onların da işi başı uzun. Al eve getir,sehpaya oturt devri bitmiş :)) Ama benim fedekar ve de cefakar kızım Naziş,gitti hem Ercan Kesal ile tanıştı hemi de kitabımı imzalattı...
Araya ''Peri Gazozu''nu araya sokup yarım bıraktığım ''Solmayan Güller/Jennifer Donnelly''e devam ettim ve de bitirdim. Ayıptır söylemesi,kendisi de bir ansiklopediden halliceydi...Ama ,rahat okunan,şır diye akan bir kitaptı neme lazım... Sayfalar ilerledikçe ,konuya çok etkisi olmasa da, sanırım 1880 li yılların İngiltere tarhinden de kesitler verebilmek için aaraya giren bir katil vardı...Aha,katil ne alaka demeyin adı hala bile unutulmayan ''Karındeşen Jack''bu... Kitabın en hoşuma giden yönü gerçek kişilerin de kurguda olmasıydı mesela Van Gogh gibi..Kitapta, polisiye bir yan var, aşk var, gizem var, başarı hikayesi var.... Yani okumayın demem...
Solmayan Güller bitince biraz eğlenceli birşey attırayım araya dedim ve Afilli Flinta; Alper Canıgüz'ün ''Cehennem Çiçeği''ni okudum. Nasıl eğlenceli, bir lokmada haap diye yutulabilecek bir kitap anlatamam...Hemen diğer kitaplarını da alacağım.
Şimdi ise Başucumda Müzik/Kürşat Başar okuyorum...Hemen hemen hikayenin ne olduğunu ve nereye doğru gittiğini kavradım.Kürşat Başar'ın yıllar önce bir tv programı vardı...Çok şık bir yemek masası başında,birbiriyle alakasız ünlüler bir araya gelir,sohbet ederlerdi...Ben onları görünce,ay bunlar ne gibi bir ortak konu etrafında konuşabilir ki derdim her seferinde ama Kürşat Başar bunu başarır ve çok keyifli bir sohbet çıkardı ortaya...Kitap da öyle...Sanırım bir çogunuz okumuştur zaten...Ben daha önce 'Kış İkindisinin Evinde''yi okumuştum ama bu en çok beğenilen ve sözü edilen kitabını 10 yıl kadar geciktirmişim:))İşin tuhafı,kitabı okurken de bu kitap 20-25 yıl önceki Lale'ye daha çok hitap ederdi gibi bir düşünceye kapılmış. Sonra o yıllarda daha çok içinde bulunduğumuz ortamın da etkisiyle daha çok Pınar Kür, Sevgi Soysal, Bekir Yıldız ve Fakir Baykurt okuduğum aklıma geldi) Tamam dedim bu yaş,yani şimdiki yaş uygun,ilişkiler hakkında çok daha iyi fikir yürütebileceğin bir yaştasın:)) Çok emin olamasam da bu yaş iyi dedim...
Bir kitabım var sırada Ataletim ve Leylak Bacım ağzımı sulandıra sulandıra sohbetini yapıyorlar...Ama kanımın son damlasına kadar bekletiyorum..
E hep kitap olmaz di mi?.Biraz da yiyelim içelim... Size son derece pratik bir lahmacun tarfi vereceğim şimdi.Bizim evdekiler yiyince,bir daha dışardan lahmacun isteemyiz dediler. İşte bu söylenince nasıl bir gaflete düştüğümü anladım, kafama bir şeyler dank etti ama heyhat artık çok geçti, tadını almışlardı bir kere:))
Şimdi efenim... Ana malzeme tüm marketlerde satılan dürüm falan yaptığımız tortilla hamuru... Bir pakette 10 adet var ve fiyatı üç-dört lira falan.
10 tanelik için yarım kg kadar kıymayı eğer yağlıysa kendi yağında yoksa kendi ölçüzce yağla önce suyunu salıp, çekene kadar pişirin, soğanı ve biberi incecik doğrayın birlikte karıştırmaya devam edin,sonra bir tatlı kaşığı biber salçası,bir çorba kaşığı domates salçası ilave edin. Salça ile de biraz pişirin ve minik minik doğranmış domateslerini ilave edin.Baharat ve tuzunu kendi isteğinize göre ayarlayın. Hatta sarımsak da doğrayabilirsiniz.. Yalnız malzeme biraz suluca olsun ki, hamuru ıslatsın.
Şimdiii, yanmaz bir tavayı iyice ısıtın ve yağlamadan tortilla-dürüm hamurunu tavaya koyun. Malzemeyi üstüne yayın...Çok kısık ateşte ,üstüne kapak kapatarak pişirin. Artık limon mu sıkarsınız? arasına soğanlı, maydonozlu garnütür mü koyarak yersiniz bilemem.
Bunlar da yaza en uygun tatlılar,keşküllülü dondurma ve yeni icadım adını ferahca koyduğum limonata tadında bir su muhallebisi...
Bir litre su için,altı limonun suyunu sıktım,üç tanesinin kabugunu da rendeledim. Bir buçuk bardak şeker,üç üç kaşık un, iki kaşık nişasta ile muhallebi gibi pişirdim. Bir paket vanilya ilave ttim,altını kapatıp kaselere koydum. Üstündekiler,yulaflı büsküvi ve limonlu çikolata çubukları...
Hayd, gideyim şimdi...
Havada hep bulutlar ve hep bir rüzgar var...Şimdiye kadar iki kez klima açtık,o da bir iki saat falan...Ben geçen yazı klima altı cam cam vaziyetlerinde geçirmiştim. Geçen seneki yazılarımda da yanıyoz yanıyooz diye feryat etmiş, alev alev gibi başlıklar atmışım hatta...
Gecleri,okuma odasının her iki camını da ardına kadar açıp,püfür püfür kitap okuyorum.En son ''Peri Gazozu/Ercan Kesal'' dan söz etmişim. Dün de imza günü vardı... Ben gidemedim çünkü ne kadar #direnbizimevintvsi desem de direnmedi ve ebediyete intikal etti...Onun yerine aldığımız tv nin montajı vardı...E artık alınca yeni nesil bişi alalım dedik.Onların da işi başı uzun. Al eve getir,sehpaya oturt devri bitmiş :)) Ama benim fedekar ve de cefakar kızım Naziş,gitti hem Ercan Kesal ile tanıştı hemi de kitabımı imzalattı...
Araya ''Peri Gazozu''nu araya sokup yarım bıraktığım ''Solmayan Güller/Jennifer Donnelly''e devam ettim ve de bitirdim. Ayıptır söylemesi,kendisi de bir ansiklopediden halliceydi...Ama ,rahat okunan,şır diye akan bir kitaptı neme lazım... Sayfalar ilerledikçe ,konuya çok etkisi olmasa da, sanırım 1880 li yılların İngiltere tarhinden de kesitler verebilmek için aaraya giren bir katil vardı...Aha,katil ne alaka demeyin adı hala bile unutulmayan ''Karındeşen Jack''bu... Kitabın en hoşuma giden yönü gerçek kişilerin de kurguda olmasıydı mesela Van Gogh gibi..Kitapta, polisiye bir yan var, aşk var, gizem var, başarı hikayesi var.... Yani okumayın demem...
Solmayan Güller bitince biraz eğlenceli birşey attırayım araya dedim ve Afilli Flinta; Alper Canıgüz'ün ''Cehennem Çiçeği''ni okudum. Nasıl eğlenceli, bir lokmada haap diye yutulabilecek bir kitap anlatamam...Hemen diğer kitaplarını da alacağım.
Şimdi ise Başucumda Müzik/Kürşat Başar okuyorum...Hemen hemen hikayenin ne olduğunu ve nereye doğru gittiğini kavradım.Kürşat Başar'ın yıllar önce bir tv programı vardı...Çok şık bir yemek masası başında,birbiriyle alakasız ünlüler bir araya gelir,sohbet ederlerdi...Ben onları görünce,ay bunlar ne gibi bir ortak konu etrafında konuşabilir ki derdim her seferinde ama Kürşat Başar bunu başarır ve çok keyifli bir sohbet çıkardı ortaya...Kitap da öyle...Sanırım bir çogunuz okumuştur zaten...Ben daha önce 'Kış İkindisinin Evinde''yi okumuştum ama bu en çok beğenilen ve sözü edilen kitabını 10 yıl kadar geciktirmişim:))İşin tuhafı,kitabı okurken de bu kitap 20-25 yıl önceki Lale'ye daha çok hitap ederdi gibi bir düşünceye kapılmış. Sonra o yıllarda daha çok içinde bulunduğumuz ortamın da etkisiyle daha çok Pınar Kür, Sevgi Soysal, Bekir Yıldız ve Fakir Baykurt okuduğum aklıma geldi) Tamam dedim bu yaş,yani şimdiki yaş uygun,ilişkiler hakkında çok daha iyi fikir yürütebileceğin bir yaştasın:)) Çok emin olamasam da bu yaş iyi dedim...
Bir kitabım var sırada Ataletim ve Leylak Bacım ağzımı sulandıra sulandıra sohbetini yapıyorlar...Ama kanımın son damlasına kadar bekletiyorum..
E hep kitap olmaz di mi?.Biraz da yiyelim içelim... Size son derece pratik bir lahmacun tarfi vereceğim şimdi.Bizim evdekiler yiyince,bir daha dışardan lahmacun isteemyiz dediler. İşte bu söylenince nasıl bir gaflete düştüğümü anladım, kafama bir şeyler dank etti ama heyhat artık çok geçti, tadını almışlardı bir kere:))
Şimdi efenim... Ana malzeme tüm marketlerde satılan dürüm falan yaptığımız tortilla hamuru... Bir pakette 10 adet var ve fiyatı üç-dört lira falan.
10 tanelik için yarım kg kadar kıymayı eğer yağlıysa kendi yağında yoksa kendi ölçüzce yağla önce suyunu salıp, çekene kadar pişirin, soğanı ve biberi incecik doğrayın birlikte karıştırmaya devam edin,sonra bir tatlı kaşığı biber salçası,bir çorba kaşığı domates salçası ilave edin. Salça ile de biraz pişirin ve minik minik doğranmış domateslerini ilave edin.Baharat ve tuzunu kendi isteğinize göre ayarlayın. Hatta sarımsak da doğrayabilirsiniz.. Yalnız malzeme biraz suluca olsun ki, hamuru ıslatsın.
Şimdiii, yanmaz bir tavayı iyice ısıtın ve yağlamadan tortilla-dürüm hamurunu tavaya koyun. Malzemeyi üstüne yayın...Çok kısık ateşte ,üstüne kapak kapatarak pişirin. Artık limon mu sıkarsınız? arasına soğanlı, maydonozlu garnütür mü koyarak yersiniz bilemem.
Bunlar da yaza en uygun tatlılar,keşküllülü dondurma ve yeni icadım adını ferahca koyduğum limonata tadında bir su muhallebisi...
Bir litre su için,altı limonun suyunu sıktım,üç tanesinin kabugunu da rendeledim. Bir buçuk bardak şeker,üç üç kaşık un, iki kaşık nişasta ile muhallebi gibi pişirdim. Bir paket vanilya ilave ttim,altını kapatıp kaselere koydum. Üstündekiler,yulaflı büsküvi ve limonlu çikolata çubukları...
Hayd, gideyim şimdi...
10 Ağustos 2013 Cumartesi
Sensiz günlerde
Sen bizimle ilgili hayaller kurmuş muydun Anne? Gençkızlık hayallerinde biz var mıydık? ...Varsak ne derece gerçekleşti bunlar bilmiyorum ama bana bir anne hayal et deselerdi,tam da seni tarif ederdim.Çocuklarının üstüne abanmadan,kendini hiç hissettirmeden yanında olabilen,yanyana yürüyebilen biri... Metin'in yatağının altında bulduğun pankartları usulca geri iten,önlemlerini en sessiz biçimde alabilen biri olmayı nasıl başardın, ya da yaptığımız hataları hiç yüzümüze vurmadan telafi etmeyi... Ama başarıları da aynı duruşla karşılardın. Ben öyle olmayı beceremiyorum. ...Senin koyduğun-o kadar da değil yani, önünde sonunda ben annenizim duruşu yok bende...O kıldan ince çizgiyi çizmeyi beceremedim.Yaygaracıyım,vırç vırçım...Bazen Zeki hatırlatıyor hatta-Lale, sen onların annesisin,arkadaşı değil diye:))Ben bir dala çıksam,onlar o dala salıncak kurup sallanıyorlar...
Zuhal- benim hiç annemle özel bir resmim yok diye şikayet ediyordu,en küçük ya hep karambole gelmiş...Hep kalabalıklara karışmış...Seninle bir fotoğraf çekilecekken biri tüneyivermiş yanınıza...Geçen gün Gamze-Teyze,teyze Anneannemle en özel resminizi buldum, hiç kimse yok aranızda diye şu aşağıdaki resmi çıkardı...Karnında çünkü:))
Bu yaz gelemedim Ordu'ya ,sonbaharda inşallah... Senin Bağlarbaşı'nda ki parkı yıkıp yerine ışıklı,sulu bişi yaptılar. Ağaçları da kesip dımdızlak ortada bırakmışlar parkı. Sen hiç sevmezdin.
Geçen gün aklıma ,senin liseyi bitirme hediyesi olarak aldığın yüzüğü kaybettiğimde yerine ,yeniden aldığın yüzüğü verme biçimin geldi.Ne komik kadınsın...Karşılıklı oturuyorduk. Sen iki elini garip bir biçimde üst üste koymuştun. Ve yüzük parmağın beni gör beni gör der gibiydi... Parmağındaki yüzüğün üstünde taşlarla işlenmiş bir ''L'' harfi vardı.Anne-bana ,yüzük mü aldın dedim?...Yooo,kendime aldım,dedin.E,peki niye ''L'' harfi var,deyince de-çok hoşuma gitti,aldım dedin:)) Sonra da,bunu bari koyduğun yerlere dikakt et dedin ve parmağıma taktın. Hiç çıkartmıyorum o yüzüğü parmağımdan.
Şimdi Gamse,hayatımda içtiğim en güzel kahveyi yaptı getirdi. Çok yoğun damla sakızlı ''Ege Kahvesi'' Naziş,İzmir'den getirmişti...
Geçtiğimiz yaz evi kapattık...Bize kızdın mı?...Ama sevdiğin herşeyi özenle koruduk,sardık. Dayım çok kötü hissetti kendini,en yakın arkadaşın hala dediğimiz Türkan Hala'ya senden hatıra verdim,bir kaç şeyi...Birlikte ağladık,hep seni ve birlikte geçirdiğimiz günleri andık.
Bir görüntü var gözümün önünde,hiç gitmeyen...Seninle geçirdiğimiz son Anneler Günü idi... Hastaydın,halsizdin...Zuhal ,Oya ve ben çarşıya çıktık. Sana,ayakkabı ve çanta aldık. Eve gelince,paketleri açtın,zorlukla kalktın. Ayakkabıyı giysin,çantayı koluna takıp boy aynasının önüne geçtin. Çok güzel, günlerime giderken kullanırım dedin... Aynadaki görüntüne baktım,içim kavruldu...Bizim için yaptığın ,bizim için söylediğin o kadar belliydi ki... Zaten de hiç kullanamadın onları...O aynadaki görüntüyü hep unutmak istiyorum ne kadar unutmak istesem de o kadar gözümün önünde...
Bugün yine sensiz bayramlardan biri,seni ziyaret edemedik ama Metin kabrinin resmini çekmiş üzerindeki güller iyice azmanlaşmış. Babam sarmaşık gül dikmişti. Dört tarafına kazık çak da iyice sarsın dedim.
Hep güller içinde ol Annem...
6 Ağustos 2013 Salı
Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şerâitten
daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara
sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-u-zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927
1 Ağustos 2013 Perşembe
Flashback
Yazmadığım günler için hadi bi flashback yapalım:)
Görümcemin kızı Filiz'de yapılmış bir iftar var...Yine kalabalıktık,yine çok keyifliydi ve yine çok lezzetliydi...Öyle keyifliydi ki; sohbete dalıp iftar saatini unuttuk. Ezan sesiyle kendimize geldik. O panikle üç kişi aynı anda servise saldırdı:)
Nihayet kendi ramazan pidemi kendim yapmayı başardım... Tarifler'' Missgibi''mden ve Selgin'den...Her iki tarif de çok güzel...İftar davetlerine giderken yaptım götürdüm çok beğenildi.
Yeni bir mekan denedik ve çok beğendik. Anadolu Hisarı Göksu Nehri kıyısında -Nart Cafe-Resteurant-Bir Çerkes lokantası...Yemeklerini ve ortamı çok beğendik. Hele közlenmiş patlıcan dolmasına kocam bayıldı. Etlerinden bile daha güzel dedi. Şu limonatanın sunumu size ne demek istediğimi anlatır. Nehir kenarında oturup,serin serin yemek yemek de cabası...
(limonata sunumuna bir de yakından bakalım...yeşil elma ve limon dilimli)
Fenerbahçe Orduevinde yapığımız havuz,deniz sefaları devam ediyor. Ama dün iskele tamir edildiği için denize giremedim,havuzla yetindim.Okuduğum ''Solmayan Güller'' çok kalın olduğu için onu taşımadım oralara ...Peri Gazozu/Ercan Kesal eşlik etti bana dün. Ama ne eşlik...
Ercan Kesal kitabın başında demiş ki;Ben okuyucuma bir şeyler anlatmak değil göstermek istedim hep.Ben ne yaşıyorsam ve görüyorsam ona da aynı şeyleri göstermekti niyetim.Bir arkadaşının yazdığı küçük bir not bu konuda amacına ulaştığını göstermiş...^^Kıymetli,yazını seyrettim bugün^^yazıyormuş notta.
Evet sevgili Ercan Kesal,ben de yazını seyrettim dün,seyrettiklerim beni çok duygulandırdı.Ne çok ortak noktamız varmış...Aynı dönemlerden geçmişiz.Senin de okuma şeklin benim gibi karman çormanmış. Sen de küçükken kütüphanelere dadanırmışsın benim gibi:) Ve o''Ördek'' adlı kadın var ya, yıllar önce garip bir biçimde değdi hayatımıza...Sanırım aynı kişiden bahsediyoruz...Kaç kişi kızına ''Ördek'' diye isim koyar ki... Çok seneler önce Naziş-kahkahalar ata ata geldi. Gazetede bir isim değişikliği ilanı vardı..''Ördek Finten'' adlı bir kişinin mahkeme karariyle ismini değiştirdiği ilanıydı...Unutmamın nedeni, her isim koyma konusu konuşulduğunda aklımıza bunun gelmesi ve anlatmamızdır... Bizi güldüren bir şey,bir başkasını nasıl da yaralıyormuş meğer...Her hikaye ayrı bir hikayeyi de hatırlattı bana ve 198 sayfalık kitap sanki 300 sayfa dolduracak kadar hikayeyle doldu...Hep derim ya ben, iyi bir yazı okuduğumda,iyi bir film izlediğimde kendimi bunu yapanlara borçlu hissederim. Çünkü hissettiklerime değer biçemem. Şimdi ben sana çok ama çok borçlandım Ercan Kesal...
Dün akşam iftar yemeği için bizim mahallenin kebapçısına gittik...E maallenin:) kebapçısına gidince mahallece iftar ettik haliyle:)
Bi de ne güzel yağdı yağmur bugün...Bereketiyle geldi ağustos...
Benden bu kadar...
Görümcemin kızı Filiz'de yapılmış bir iftar var...Yine kalabalıktık,yine çok keyifliydi ve yine çok lezzetliydi...Öyle keyifliydi ki; sohbete dalıp iftar saatini unuttuk. Ezan sesiyle kendimize geldik. O panikle üç kişi aynı anda servise saldırdı:)
Nihayet kendi ramazan pidemi kendim yapmayı başardım... Tarifler'' Missgibi''mden ve Selgin'den...Her iki tarif de çok güzel...İftar davetlerine giderken yaptım götürdüm çok beğenildi.
Yeni bir mekan denedik ve çok beğendik. Anadolu Hisarı Göksu Nehri kıyısında -Nart Cafe-Resteurant-Bir Çerkes lokantası...Yemeklerini ve ortamı çok beğendik. Hele közlenmiş patlıcan dolmasına kocam bayıldı. Etlerinden bile daha güzel dedi. Şu limonatanın sunumu size ne demek istediğimi anlatır. Nehir kenarında oturup,serin serin yemek yemek de cabası...
(limonata sunumuna bir de yakından bakalım...yeşil elma ve limon dilimli)
Fenerbahçe Orduevinde yapığımız havuz,deniz sefaları devam ediyor. Ama dün iskele tamir edildiği için denize giremedim,havuzla yetindim.Okuduğum ''Solmayan Güller'' çok kalın olduğu için onu taşımadım oralara ...Peri Gazozu/Ercan Kesal eşlik etti bana dün. Ama ne eşlik...
Ercan Kesal kitabın başında demiş ki;Ben okuyucuma bir şeyler anlatmak değil göstermek istedim hep.Ben ne yaşıyorsam ve görüyorsam ona da aynı şeyleri göstermekti niyetim.Bir arkadaşının yazdığı küçük bir not bu konuda amacına ulaştığını göstermiş...^^Kıymetli,yazını seyrettim bugün^^yazıyormuş notta.
Evet sevgili Ercan Kesal,ben de yazını seyrettim dün,seyrettiklerim beni çok duygulandırdı.Ne çok ortak noktamız varmış...Aynı dönemlerden geçmişiz.Senin de okuma şeklin benim gibi karman çormanmış. Sen de küçükken kütüphanelere dadanırmışsın benim gibi:) Ve o''Ördek'' adlı kadın var ya, yıllar önce garip bir biçimde değdi hayatımıza...Sanırım aynı kişiden bahsediyoruz...Kaç kişi kızına ''Ördek'' diye isim koyar ki... Çok seneler önce Naziş-kahkahalar ata ata geldi. Gazetede bir isim değişikliği ilanı vardı..''Ördek Finten'' adlı bir kişinin mahkeme karariyle ismini değiştirdiği ilanıydı...Unutmamın nedeni, her isim koyma konusu konuşulduğunda aklımıza bunun gelmesi ve anlatmamızdır... Bizi güldüren bir şey,bir başkasını nasıl da yaralıyormuş meğer...Her hikaye ayrı bir hikayeyi de hatırlattı bana ve 198 sayfalık kitap sanki 300 sayfa dolduracak kadar hikayeyle doldu...Hep derim ya ben, iyi bir yazı okuduğumda,iyi bir film izlediğimde kendimi bunu yapanlara borçlu hissederim. Çünkü hissettiklerime değer biçemem. Şimdi ben sana çok ama çok borçlandım Ercan Kesal...
Dün akşam iftar yemeği için bizim mahallenin kebapçısına gittik...E maallenin:) kebapçısına gidince mahallece iftar ettik haliyle:)
Bi de ne güzel yağdı yağmur bugün...Bereketiyle geldi ağustos...
Benden bu kadar...
26 Temmuz 2013 Cuma
Böle
Bi de böle
Bu sözler de yeni başladığım kitap olan Solmayan Güller/Jennifer Donnedlly için söylenmiş...
Bi de bu minnacık minnacık sarılmış etli lahana dolmaları var...Görümcemin bizim için,iftara hazırladığı...
Bu Gamse'nin tabağı olduğu için böyle minimalist bir tabak:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















