Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

24 Şubat 2013 Pazar

Haftanın son saatleri

Kalabalık ama keyifli bir haftasonu geçirdik...

Cumartesi gündüz,Cancan'ı ağırladık...Çorbalarımı özlemiş... Ne çorbası yaptın Cicianne,mis gibi de kokuyor dedi...Gamse Ablasıyla maketler yaptı, Naziş Ablasıyla pizzalar sipariş etti...Bize okulunu anlattı... bizi mest etti akşama kadar...Giderken,maketini kimselere emanet etemedi,kendi taşıdı...





Dün akşam Banu ve Ercü'nün evine konuk olduk... Banu şahane mönüsü ile bizi öldürmek istedi canımızı zor kurtardık,biz yeter dedikçe hamle üstüne hamle yaptı:))Beşiktaş-Sivaspor maçını izledik tabi öncelikle...Çünkü Kocamgiller toptan ''BJK'' dır kocamdan ötürü:))

Gecenin yıldızı bu salataydı,görüntüsü ile lezzeti eş değerdeydi...






Birbirimize doyamamışız ki yarın sabah birlikte kahvaltı mı? edelim derken genç tayfa, biz erken kalkamayıııız diye bağırıştı, ben de akşama çok kalmayalım ertesi gün iş günü dedim. İşe giden benim ya=) neyse sonunda gün ortası programında anlaştık ve Dragos'a gitmeye karar verdik. Oy Nazom Nazom,pazar günü çalışması gerektiği için o bie katılamadı... Biz  bir kızım bizim evinde bir kısım ise gideceğimiz yerde buluşmak üzere yola dizildik. hava miss,trafik var ama neyse çok üzmedi...Yemek saatine kadar açık havada oturduk, çevre egzileri yaptık.Yemek saatinde garsonun başını döndürdük... Nasıl da kibardı,nasıl da güler yüzlüydü...Sohbet muhabbet yemeğimizi yedik,üstüne çaylarımızı içtik derken akşamı ettik...Yollar çok kalabalıklaşmadan  yola revan olduk. Yolda Gamse ile Banu kıpraştı,hadi sinema hadi ora bura ...Sinema seans başlangıç  saatlerini kaçırdık,diğer seanslar için de çok geç olur dedik. Biraz Capitol'de gezinip ,bir kaç şey aldık eve geldik hemen çayımızı demledik yeniden...



 (mineler çıtır çıtır açmışlardı,baharı müjdeler gibi)

(çuha çiçekleri,renk renkti her tarafta)

Yazımı bitireyim, kitabımı alıp hemen yatağa gireceğim...

23 Şubat 2013 Cumartesi

Kelebeğin Rüyası




Dün akşam ''ayile boyu sinema etkinliği' çerçevesinde'' Kelebeğin Rüyası'' nı izledik.Baştan söyleyeyimay nasısa tv de oynar,internete düşer yanılgısına düşerseniz bu filmi baştan kaçırdınız demektir. O görüntüler,o renkler mutkala sinemada ve sinema atmosferinde izlenmeli...

İlk kutlamam görüntü yönetmenine, kendisi Nuri Bilge Ceylan filmlerinin de görüntü yönetmeniymiş... Ben o telgraf direğine tırmanmış Kıvanç Tatlıtuğ görüntüsüne bayıldım...Filmin castında bana iğreti duran hiçbir şey gelmedi. Bazı eleştirmenler Belçin Bilgim'in lise öğrencisi canlandırması için yaşlı demişler ama benim gözüme batmadı...Bir film değil bir şiir izledik.

Mert Fırat ve Farah Abdullah'da çok ama çok iyilerdi ama ille de Kıvanç Tatlıtuğ,o kambur duruşu,tırnak yemesi, o bakışlar süperdi...Kısaca Behlül Kaçar, Şair Muzaffer gelir olmuş...


Yılmaz Erdoğan Behçet Necatigil'e gönderme yapılarak Behçet Necati rolünde lütfen bu minik ayrıntı bir kaç saniye içinde veriliyor. O sahneyi kaçırmayın...Oyuncu olarak da yönetmen olarak da yine çok iyi bir iş çıkarmıştı.

Onur Baştürk; Film çok uzun diyenlere-Ama kelebeğin rüyası uzun bir şiir demiş.

Çok anlatmaya gerek yok, bence haftasonu bu filmi izleyerek kendinize bir iyilik bir güzellik yapın.

Bu arada Nurgül Yeşilçay'ın vizyona girecek filminin fragmanını da izledik-Aşk Kırmızı.... Gamse-Aaa Barcelona Barcelona dedi noktayı koydu:)

22 Şubat 2013 Cuma

Cumanın notları

Sabah kahvaltısını Zuz^la başbaşa yaptık...Kahvemizi de birlikte içtik hiç bakılmayan fallar kapattık.

Akşam için barbunya pilaki ve fırında palamut pişirdim.,o pişerken ben ''Kızarmış Palamutun Kokusu''nu okudum...Evi Zuz topladı...

Akşam ''ayile sinema akşamı'' bugün vizyona giren ''Kelebeğin Rüyası''nı izleyeceğiz. Gala sonucu eleştirmenlerin yazılarını okudum, hepsi çok beğenmişler. Şiir gibi bir film diyorlar...bakalım bizi nasıl bulacağız...

Şimdilik bu ka

21 Şubat 2013 Perşembe

Margueritte ile öğleden sonra

Bu hafta tam bir dinlenme haftası oldu...Güzel filmler ve şahane kitaplarla dolu olması da dinlenmeyi  neredeyse şölene çevirdi...''Bayan Jean Broie'nin Baharı'' ile başladı ''Kızarmış Palamutun Kokusu''ile devam ediyor. Dün izlediğim Barbara gibi politik bir dramdan sonra bugünkü naif film iyi bir yemeğin üzerine yenen güzel bir tatlı ya da enfes bir keyif kahvesi tadında oldu..

Bugünkü filmi izlemezseniz küserim ktegorisine koydum. Özellikle kitap okumayı sevenler ya da okumak istiyorum ama okuyamıyorum diyenler için, değişim için artık çok geç diyenler için bu film...



Garip Dostluk-My Afternoons with Margueritte...

İnsan değişime o kadar açıkki, elli yaşında bile değişebilir,başka dünyalarda kendini bulabilir...Ve kaç yaşında olursa olsun bir başkasının yaşamını değiştirebilir. Margueritte 95 yaşında... Gidecek bir yeri yoktu ve kendine bir çiçeğin adı verilmişti...Kelimeler arasında yaşıyordu...Bir parkta,bir öğleden sonra rastladığı Jan'ın hayatını değiştirdi...Aşk hikayelerinde yalnızca aşk yoktur.Seni seviyorum bile yoktur ve yine de birbirimizi severiz... Lütfen Margueritte'nin adını çift ''t'' ile okuyun yoksa kızıyor... Marguerite çiçeğini bilirsiniz biz Margarita ya da Alman papatyası deriz hani...Kocaman kocaman papatyalardır... Bir zamanlar bahçem bunlarla doluydu, tüm duvar diplerim ve annem bayılırdı...kuruduklarında, kaynatır saçlarımızı bununla ıslatır güneşte tarardık...Işıl ışıl olurdu, yaz güneşi altında sararırdı...




Filmimi mutfakta izledim, kahvemi içtim bir tarftan da ezo gelin çorba pişirdim, akşam için...





 Bugünlük de böyle


20 Şubat 2013 Çarşamba

Barbara ile kısır partisi

Bugün de evdeydik Elhamdülillah...

Tek başıma kısırlı mısırlı,filmli partiler mi? yapmadım...Öğle uykuları mı? uyumadım...Hepsini yaptım şükürler olsun.

Akşamdan bi dünya plan yaptık. Beykoz vapuruna binip Beykoz Korusu içindeki  köşke gitmeler yoksa çoktandır o taraflara gitmedik Pendik sahili de olabilir demeler. Sabah dipçik gibi, zıpkın gibi kalktım.Saat 0.5.30 da:)Kızları güle oynaya gönderdim. Yeşil çayımı, Türk kahvemi içtim. Biraz kitap okuyayım dedim aman bi uyku  bi uyku bastırsın  saat dokuza doğru yatağa kendimi zor attım. Görümcem, mercimekli köfte tarifi için aramasa saat 11 de akşam edecektim. yeniden çay kahve faslı ama yok,kafa olmuş bi sepet. hava da tatız zaten. Hadi bugün de evde oturayım dedim.

Depresüf Ayu, sabahın yedi buçuğunda canımı kısır çektirmişti. Tam da onu tarfiyle kendime bir çay bardağı kısırlık bulgurdan kısır yaptım. Şahane oldu...Aklıma gelmişken, kalabalık bir gruba kısır yaparken acep ölçü nasıl olsa diye düşünürüz ya ben kişi başı bir çay bardağı kısırlık ya da köftelik bulgur olarak hesaplıyorum. Artmıyor, eksik gelmiyor,tam karar ölçü...





Kısırımı yaptım,çayımı demledim,filmimi  izledim...Film yine Avrupa sinemasından...Barbara....1980 yılında Almanya'da geçen son derece politik bir film...Berlin film festivalinde en iyi yönetmen ödülü almış. Eleşetirmenler ''İnsani, zeki ve seyircisinin zekasına da saygı duyan bir yapım.'' demişler. Barbara bir doktor, tek arzusu batıya gitmek bu yüzden de küçük bir kasabaya sürgün gönderiliyor. Burada da yaptığı kaçma hazırlıkları ama bunun yanında da  doktorluğunu unutmadan verdiği insani çabalar var...Kısaca filmde gitmek mi? zor kalmak mı? zor ikilemi var diyeyim siz anlayın gari...Ama bu filmi de gözden kaçırmayın derim...





Kitabım ''Kızarmış Palamutuun Kokusu'' biliyorsunuz daha ilk sayfalardan beni içine aldı,önüne kattı... İki iyi kitabı üst üste yakalamanın keyfini sürüyorum...İnsanın geçmişinden gelen bir koku ,insanı gelecekten alıp birdenbire nasıl geçmişe atar işte böyle şeyler var...Engin Gençtan anı zamanda bir psikiyatrist...Mesleğinin kitaba çok katkısı olduğu gözle görülebiliyor....


Bugünlük de bu kada

19 Şubat 2013 Salı

Mutfaktan bildiriyorum

Bugün film yok ,kitap yok, gezme tozma yok...Bugün günlerden Mutfak...

Bugün bir kargo beklemek zorundaydım yoksa şöyle bir Kız Kulesine doğru uzanmak vardı aklımda...

Önce kendimi bir güzel motive ettim. Çıtır çıtır simitli, Ajda Pekkan konserli bir kahvaltı yaptım. Sonra Türk kahvemi pişirip,bir karanfilli telledim yanında... Sonra dolaptan ıspanakları ve taze baklayı çıkardım. Ispanakları suya bastım.A film yok demiştim ama pardon ya baklaları temizlerken  film izledim ben:) Bu filmden sonra söz edelim ama adını söyleyeyim ''Kuma''...Baklaları temizledim yıkadım. Her yiğidin yoğurt yeyişi farklıdır tabi benim bakla pişirme usulüm şöyle. Önce çok az rivyera  tipi zeytinyağıyla soğanları pembeleştirdim. İki kesme şekeri de attım ki soğanlar karamelize olsun, renklensin,zaten zeytinyağlılara şeker koyuyoruz ya... Sonra baklaları koydum,tuzunu ilave ettim ve kısık ateşte  biraz kendi suyuyla pişmeye bıraktım. Daha sonra bir tatlı kaşığı unu sulandırıp üstüne döktüm az daha sıcak su ilave ettim. Pişince taze soğan ve dereotu koydum,sızma yağ gezdirdim üsten üstten ve soğumaya bıraktım. Bu arada baklalar pişerken ıspanakları yıkamış ve süzülmeye bırakmıştım. İki kilo kadar vardı. Suyu süzülen ıspanakları doğradım.İkiye böldüm.Bu ara ama hangi ara koyduysan ocakta yarım kg kadar kıyma kavrulmaktaydı:)) kavrulunca onu  eşit olmayan iki parçaya böldüm:) Büyük parçayı iki  baş doğranmış soğanla tekrar kavurdum onu da tekrar ikiye böldüm. Mutfak biraz da matematik demektir biliyorsunuz ki:))

Şimdiiii, hani ıspanaklar ikiye bölünmüştü ya ha,onların bir bölümünü,pirinç yıkadığımız iki parçalı süzgeçler var hani...O süzgece koydum,üstünden kaynar su döküp üstüne bir kapak kapattım. Diğer parça ıspanağı da kıymalı soğanlı harcıma,biraz salça ilave ettim,üstüne sıcak sudan kendini kurtaran ıspanakları koydum, yarım fincanda bulgur koyup hızlı hızlı karıştırdım ocak üstünde biraz kavrulur gibi altını kapattım. Soğuyunca kapaklı bir kaba koyup dondurucuya kaldırdım. Şimdi  bu nolcak. Diyelin ani bir program çıktı, vay efendim benim evde yemeğim yok, şimdi çıkarsam yemek yetişmez demeyeceksin. hemen bunu dolaptan çıkaracaksın,üstüne sıcak su koyup,pişmeye bırakacaksın,o sırada makarna suyu da koy git giyin. Sen giyindim,makyaj yaptım diyene kadar onlar pişer. Sen de gönül rahatlığıyla gezmeye gider,hoplaya zıplaya geri dönersin. Gelirken evde yoğurt yoksa yoğurt almayı unutma yeter.




Şimdi gelelim orada sıcak suda bekleyen ıspanağa...Onu süzgeçten çıkardım,suyunu iyice sıktım. Salçalamadığım  soğanlı kıyma ile  yeniden işlem yaptım. Bu da  yumurta kırıp ıspanaklı yumurta olacak,biraz fazla olmuş belki artandan ıspanaklı börek olacak...


Pekiiii, kıymayı üçe bölmüştük, soğansız olarak kalmıştı üçüncü parça,o ne olacak. O da dünden kalan makarnanın üstüne dökülen sarımsaklı yoğurdun üstüne biraz domates püresi ve pul biberle tatlandırılıp  sos olarak dökülüp yeni  bir  sunumla alacak bu akşam masada ki yerini...

Bunları yaparken,çayımı ,kahvemi ihmal etmediğimi, de bilmenizi isterim:)

Bu akşam'' Seksenler''  akşamı... Sonrasında da kitap okuyabileceğim inşalah maşallah

18 Şubat 2013 Pazartesi

yepisyeni yazı:)

Geçtiğimiz haftanın son gününü ve yeni başlayan haftanın ilk gününü evde geçirerek ,he işte şimdi bu cümlenin sonu nasıl gelsin. İyi mi? ettim demeliyim, güzel mi? oldu demeliyim, olmadı mı? demeliyim bilemedim.

Bugün Zuz'la kardeş kardeş evde oturduk. Birlikte kahvaltı ettik,kahvelerimizi içip sohbet ettik, ben evi toparladım o giyinme odasına çevirdiği benim okuma odamı sözüm ona düzenledi,saçına maske yaptı...Neyseki  birbirimizle çekişme işini akşamdan yapmıştık da bugüne bişi kalmamıştı...

 Dünden bi sürü yemeğim olduğu için yemek yapma işi de yoktu, işler bitince tembellik de yaptık. Biraz önce de karnını doyurdu, vurdu sırtına sırt çantasını gitti...Sanırım hafta ortası falan ancak düşer buralara:))Giderken de bu notu bırakmış bana...Hem çekirdek almasına kızıp,hem de çekirdeklerini yediğim için:))




Şimdi size bir deneyimimden söz etmek istiyorum. Bir süredir,mahalle marketlerinde bile görülmeye başlayan bir meyva var,adı;Pepino...Aslen Güney Amerikalı olup Türkiye'de de yetiştirilmeye başlanmış. Bizde Ege ve Erzican'ın üzümlü kasabasında yetiştiriliyormuş. Tadı,kokusu kavuu andırıyor ama henüz tatlanmamış bir kavun olarak düşünün. Biz buz dolabında soğutup ince ince dilimleyerek tükettik... Kabuklarını da yüzümüze sürdük. Doğal botoks bitkisiymiş. Kozmetikte çok kullanılıyormuş. Benim pepino falan satmaya kalktığım yok da,cildimde ki gerginliği ve parlaklığı hemen ertesi gün hissetmem ile ilgili...Denemek için bir tane almıştık.Ama hafta da en az iki kez cildime uygulayacağım...Sonuçları ,bildiririm:))





Bunların dışında iyilik sağlık,bu akşam ''O SES''izleyip,yeni bir kitaba başlayacağım. yeni kitap Engin Gençtan'a ait''Kızarmış Palamutun Kokusu''

Haydi kalın sağlıcakla,keyifli bir akşam olsun.