Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

9 Haziran 2012 Cumartesi

Bugün


Bu gün sadece kitap okumaya yoğunlaştım. Kitapta adı geçen müzikleri dinledim.Merak ettiğim şeyleri not aldım araştırdım.Adı geçen filmleri izlediğim filmler olmasından memnunluk duydum. Murakami, Turgut Uyar'ı tanısın...Göğe Bakma Durağı adlı şiirini okusun, ezberlesin istedim. Zelkova Ağacı, Savant sendromu,Sonny-Cher şarkıları, siyah beyaz televizyon yıllarında izlediğim , bilim adamlarının mikroskopla görülebilecek şekilde küçültülüp insan vücudünda yaptıkları yolculuğun konu edildiği film -bizde Şahane Yolculuk adıyla gösterilmişti-Tüm bunlar bugünün renkleriydi...Okumayanlar iki gün daha beklesin. Bu kitabın, el kitabını yazacağım:) Adı geçen şarkının linki, filmlerin bilgisi, ay bu Savant Sendromu da neyin nesi, Zelkova ağacı da ne menem bir şey acep demeyeceksiniz:))Kitabın bir yerinde, gökyüzüne bakmayı unuturak yaşamak deyince ayol bunun şiirini bile yazdı Turgut Uyar dedim. Annemahsustan-Ayşegül- çok sever bu şiiri ve bana da sevdirmiştir. Yürürken içimden derim bazen- HADİ DURMA GÖĞE BAKALIM-

1256 sayfalık kitapta 833.sayfadayım. Sanırım bir iki güne biter. Bitince kitapla ilgili son bir yazı yazarım artık.

Bunun dışında bugün Serpil haber verdi. Ayfer Tunç'un yeni kitabı Memleket Hikayeleri piyasaya çıkmış. Ayfer Tunç gibi özel bir yazara sahip olduğumuz için gurur duyuyorum. Ve sevdiğim iki yazarın kitabı da arka arkaya geldi.-Murakami ve Ayfer Tunç-


Bu akşamın dizisi Yalan Dünyaydı haliyle... Yeni favorim; yırtık Zerrin...Bayılıyorum ona bu gidişle Nurhayat'ı sollar.

Bugün şarkısı da buydu diyelim ve gidelim.Şarkıyı mutlaka dinleyin ama...

8 Haziran 2012 Cuma

perşembe geldi de gitti bile


Fasa fiso bi gündü.

Kendime bir kazan yeşil çay yaptım. İki saat izlemek için film seçtim. Bir Ürdün filmi izleyecektim ama dvd alt yazılı çıkınca bıraktım niye derseniz etli yaprak sarma yaparken bir tarftan da alt yazı okumaya çalışmak biraz zor olurdu.Sonunda ''Sekizinci Gün'' de karar kıldım.Hayatta film izlemeden yaprak sarma yapmam, ütü yapmam. Çünkü ikisi de başladıktan sonra pişman olduğum şeylerdir.Yaprak sarma yapmaya okuduğum bir öykü neden oldu. Haşa, öykünün özü ile ilgisi yok ama aklıma getirdi işte...Öykü;Aslı Eti'ye ait.Öykünün adı; ''Karaliçelere layık etli yaprak sarma''. E bizim evde elini sallasan kraliçeye çarparsın zaten. Öyküyü merak ederseniz işte buradan okuyuvettirin.

Filme dönersek, Down sendromlu bir gencin, bir satış gurusu sayılabilecek bir adamceyizi yerden yere vuruşunu, toplumun Down sendromlu birine yaklaşımı işlenmiş. Ben filmi çok beğendim. Ama bu tür filmler için sözylediğim bir söz vardır. Sinemaya bakış açınız, boş zamanınızı öldürmekse size tavsiye etmem.Kitap ve sinema benim için başka başka pencerelerden dünyaya bakmaktır. Bir başkasının görüş açısından nasıl görünür mesela dünya...

Eveet filmi izledik, sarmalar sarıldı , pişti, yanına nohutlu pilav da konduruldu. Fatmagül tıslaya tıslaya izlendi. Tıss sesi kocamdan geldi. Ne Fatmagülmüş, kaç senedir bitemedi diyo. Ona göre 10 sene falan sürmüş:)

E hadi ben azcık da kitabımı okuyayım...Zeya beni sıkıştırıyo hadi bitir de konuşalım diye:) Kendi bir çırpıda bitirip gözlerini kıpkırmızı etmiş, kitap okuyan kızda da benden önce yazmış:)

7 Haziran 2012 Perşembe

perşembenin gelişi

Hayır , niyetim nostalji falan yapmak değil. Son derece memnunum teknolojik ilerlemelerden üstelik de teknolojinin etinden , sütünden, yumurtasından yararlanan biriyim. Bu sabah durup dururken karşıma bu şarkı çıktı, dinledim...birden kendimi , Ordu'da ki evde , masada otururken buldum, Masanın üzerindeki radyoda bu şarkı çalıyor, ben eşlik ediyorum. Sokak kapısı açık oradan rüzgar geliyor. Cereyan yapmış mutfak tülleri uçuşmakta...Nedir bu, yoksa 1q84, paralel evren falan derken , ondan mı? oldu, derken çözdüm, yakaladığım bir tınıydı....İlkokul müdürümüzün kendi mandolinini akort ederken beni karşısına alıp, kendi mandolinimde ki notalara bastırıp, o sesi araması gibi... dın dın dın... Ya da Kuzen'in bizim çocukluk mahallemizin , sokağının; sokak tabelasının resmini facebooka koyup beni etiketlemesi mi? yoksa çook uzun yıllardan sonra lise arkadaşının birden karşına çıkıp sanaldan da olsa merhaba demesi mi? basket potası önünde turnike sırası beklemeyi, Güldenleri, Nurgülleri, Sündüsleri,Yaseminleri,Bahrileri, Bahtiyarları, Hüseyinleri hatırlatan. Ne çok şey biriktiriyor bu beyin.Bazı şeyleri de nasıl silip atıyor...Geçenlerde Kuzen'imle yurt dışı bağlantılı bir iş yapmak isteyen, yıllar öncede yurt dışına yerleşmiş biri ille de ortak bir tanıdık bulmak amacıyla sohbet ederken benim ismimi söylemiş. Sınıf arkadaşıydık demiş ama yok, beynimin bütün kırımlarını didik didik ettim, tüm çekmecelerini açtım kapadım. O isimde ve o resimde birini hatırlayamadım. Ben hatırlamadıkça daha çok hatırlatılmaya çalıştıkça ters tepti, beynim hepten reddetti bu olayı. Bir ip ucu vermedi.

Bugünün etkinlik programında kütüphane var.Birazcık sahil yürüyüşü var. Bir Ürdün filmi var. Ürdün sinemasını hiç tanımıyorum film çeşitli festivallerde 14 ödül almış. İzleyeyim bu konuda konuşuruz elbet. Kitapta ise aynı be yav... Ama artık yarıladım 620. sayfadayım. İlk kez bir Murakami kitabı okuyor olsaydım belki çok daha farklı şeyler söyleyebilirdim ama şu ana kadar okuduklarımdan edindiğim izlenim; asla bir Sahilde Kafka asla bir Zemberek Kuşu olmadığı... Belki bu kitabı çok bekledik, çıtayı çok yükselttik ondan mı? bilemem.


Kızlar , yarın karne veriyorlar ama bir aya yakın bir süre daha okula gidecekler. Bu senenin tatil programı bir aksilik çıkmadığı takdirde belli... Önce Ordu sonra ise malum Cunda... Pansiyon ile ilgili herşeyi bana sorabilirsiniz. Fiyat bilgileri buna dahil.Gidenlerin yorumlarını okuyorum, ziyaretçi sayfasında ya da facebook'da çok hoşuma gidiyor.İnşallah hep böyle gider.Kardişimin elleriyle hazırladığı kahvaltı masası...Burası pansiyonun bahçesi
Görüyorsunuz kardeşceyizim nasıl çalışıyor. Bahçeyi akşama hazırlıyor.
İlk gelenler için not. Pansiyonun Web sayfasına sayfanın sol üst köşesindeki resime tıklayıp gidebilirsiniz.

Şimdi gitme vakti...
Bağlantı

6 Haziran 2012 Çarşamba

Üsküdar Senfonisi

Üsküdar senfonisinin bestecileri, Lale , Ece ve Magissa idi...

Önce bu şemsiyelerin altında oturup kitap okumaya çalıştık ama sohbet daha ağır bastı, bir de yunuslar önümüzde şov yapmaya kalkışmasınlar mı? Sabah çayımızı, kahvemizi burada içtik. Vapurları izledik, arada ikişer satır okuduk , ay yunuslar nere gitti hah orada işte derken öğlen oldu... Benim meeeşur köfteci de arkamızdaydı zaten oraya zıpladık.

Şu manzaraya baka baka yemeklerimizi yedik.

sonra ben Magissa'nın dondurmalı irmik helvasına bakmamaya çalışa çalışa yine manzarayı kestim.Filizler Köftecisi tabiki sözünü ettiğim. Buraya gittiğinizde sakın personelin çokluğu karşısında şaşırmayın. Mesela bizim servisimizi 4 garson ve bir başgarson yaptı. Böyle bir durum söz konusu orada... Siz yemeğe ve manzaraya odaklanın onları görmemeye çalışın:))


E karnımız doydu, üstüne çaylar kahveler içildi... Magissa buradan sonra ne yapıyoruz dedi. Ev sahibi olarak ben - Haydi Paşa Limanına dedim. Bu sıcakta ancak orası çekilir.Güne orada devam ettik, Ecem, boğazda yüzen çocuklara tekne çarpacak diye pek endişelendi bir ara... Onlar denizden çıkmadan rahat etmedi.Bu maceracı yüzücüler aşağıdaki resimde:))Burada da pek keyifli oturduk. Bir ara Magissa ile ben garsonun başka masaya servis yaptığı vişneli muhallebinin peşine düştük:) Aynısından bize de dedik. Ben haftalık sütlü tatlı hakkımı iyi ki kullanmamışım dedim , pek lezizdi çünkü...Üsküdar Senfonisinin ikinci bölümü Ataletim canım benim ile yazmak üzere , bu bölüm bitirildi. Evlere dönüldü.

Sıcak hava bizi zaman zaman zorladı. Gece gök gürültülerine pek sevindim ama kuru gürültü çıktı, yağmur falan yok ortada... Naziş'in okulda bugün su günü yapacaklardı. Öğrenciler ,öğretmenler birbirini ıslatıyor, havuza atılanlar, arkadan gelip öndekinin tepesinden kovayla su boşaltmalar ...Sabah hadi yağmur yağar toptan ıslanırsınız dedim ama olmadı. Yine de acık düne nazaran daha serin bir hava var.

4 Haziran 2012 Pazartesi

Pazartesi sendromu

Bizim evin pazartesi sendromu hem haftasonu gazisi bir ev, hem o gün pazarımız olması hem de benim taze gelen sebzeleri, dolaba girmeden pişirme isteğim dolayısıyla ev halkının yaşamış olduğu sendromdur. Hiçbir yapılan işi görmezler. Eve geldiklerinde ev toplanmış, yemekler pişmiş evin annesi kılığında ki kadın bunların üstüne bir de film seyretmiş, milyon çay kahve tüketmiş, telefonda zır zır konuşmuştur ama onlar yine gelmeden önce bitti di mi? diye ararlar, gelirken mutlak bir yere uğrayıp eve gelişi geciktirirler.

Bugün sabah uyanınca, henüz gözümün biri açık bir diğeri kapalıyken, hatta burası hangi evdi derken makineye dün değişen nevresimleri doldurdum. Sonra yeşil çayımı içtim ki, gözümün önünde ki perde kalksın. Sonra işte Allah ne verdiyse , önümüze ne iş konduysa yaptık. Mutfak olayı başlayınca ilk iş filmimi ayarladım. Mutfak da çalışırken mutlaka ya yerli film ilerim ya da Türkçe dublajlı hafif bir film. Bu günkü filmim BU SON OLSUN'du...Filmi izlerken de bi dünya yemek stokladım...
Çok güzel bir hikayeyi, biraz mizahla biraz dramla harmanlamışlar. Komik olan yerler gerçekten komik, dram olan yerlerde harbi sertti. O yüzden pek iç içe geçememişti ama beni çok etkiledi. Filmi bıraktım artık kendi yaşadıklarıma yaşadıklarımıza geldim derken zırt kızın adı- Lale çıkmaz mı? haydaaa daha bi sardı sarmaladı beni. Filmin kastı süperdi. Eksikleri var fazlaları da var. Bazı tipler çok fazla karikatürize edilmiş, insan elinde olmadan gülüyor, yok artık falan diyor. Ama neme lazım sevdim filmi....
Yönetmen-Orçun Benli
oyuncular- Engin Altan Düzyatan, Hazal Kaya,Mustafa Uzunyılmaz,Deniz Uğur. Bu oyuncuların dışında filmde görünen herkes tanıdık.

Kitabım hakkında konuşmak için sabırsızlanıyorum hatta okudukça yazasım var:) Okuyacaklar okusun valla söylerim herşeyi:)
,
İstanbul birden ısındı ama çarşamba günü sağanak yağış varmış, bilgilerinize....

Pazarın notları

Pazar sabahı henüz herkes uyurken ben bu filmi izledim.
Film hakkında söylenilen bir sürü şey var, yok adam ezan okunurken uyanmış da, insana ezan rahatsız eder mesajı veriliyormuş.Yuh dedim ya, mesaja bak hizaya gel.Her şeyde ille de bir mesaj aramam, istediği mesajı versin tınmam...Abi nedir bu bizim mesaj kaygumuz . Neyse filme dönelim. Film güzel ama benim tarzım değil.
Filme dair bazı notlar vereyim. Siz karar verin izleyip izlememeye. Yolda para dolu bir bavul bulsanız, bu bir talih kuşu mudur?... lanetli bir hayat yaşadığını düşünen taksi şoförü, diğer tarafta Tanrı tarafından seçildiğine inanan kaçak bir afrikalı, bir yanda da din arayışı içinde olan bir kadın filmin ana karakterleri.
Filmin başrollerinden birini oynayan Uganda asıllı oyuncusu Ntare Mwine , Heroes dizisinde oynuyor.
Hollywood'da birçok filmde kullanılmaya başlanan RED Kamera ile çekilen ilk Türk filmi.
Bu kadar film bilgisi yeter sanırım.

Öğle yemeğimizi geç bir saatte Üsküdar-Salacak'da Filizler Köftecisinde yedik. Naziş'in davetlisiydik. Çocuğumun kesesine bereket:) Filizler Köfte; Hürriyet Gazetesinin İstanbul'un en iyi 1o köftecisi sıralamasında ilk sırayı almış. Konum itibariyle sanırım İstanbul'un en güzel yerinde... Yemeğinizi yerken tüm Tarihi yarımada, Galata Kulesi, Dolmabahçe Sarayı karşınızda, Kız Kulesi zaten burnunuzun dibinde...Köftelerini ben beğeniyorum. Servis de son derece özenli...zeytinyağlılardan bugüne kadar tattıklarım iyiydi.Mesela dün yoğurtlu pazı aldık, gayet güzeldi. yemeğinizi yedikten sonra bir kağıda, hatta peçeteye orada neden ve kimlerle olduğunuzu yazın ya da ne isterseniz onu yazın ve ve masanın üstündeki camın altına atın... Burada adet böyle ve sahibi bu tür şeylere bayılıyormuş. Bizim masanın üstündeki bir kağıtta, biz dört kişilik bir aileyiz ve yeni evimizi kutlamaya geldik yazıyordu.Ne tesadüf dedik.Gitmek isteyenler için adres çok basit, Üsküdar sahilde, Kız Kulesinin karşısı...Fiyatlar çok normal.İçkisiz bir restoran
olduğunu da belirteyim bu arada...





Akşam apt. komşularımızı ağırladık. Çok hoş geçti. Hatta misafirlerimizi uğurladıktan sonra Kızlar, ne hoş insanlardı dediler.

Salı akşamları izlediğimi Seksenler dizisinin günü değişmiş çok sinir oldum.Hatta TRT'ye mail atıp onları kınadım:) aktifhat@trt.net.tr bu adrese yapabiliyorsunuz şikayet ve önerileri. Aha da böyle bir sorumlu kişiliğim var. Uygunsuz bulduğun herşeyi eleştiririm. Kocam bunu yine bulaşmaya yer aradın şeklinde özetliyor olabilir, ama olsun. Hak bildiğin yolda yalnız ilerleyeceksin.

1q84 de 400.sayfadayım. Yavaş gitme nedenim, fazla aksiyonlu hayatım ve uykumun yavaş yavaş değil birden gelmesi:)

İşte böyle laylom bi kadın, umurunda mı? kürtaj yasası falan hatta diyorum ki menopoza girenler de geri çıkarılsın.

2 Haziran 2012 Cumartesi

cumartesi notları, film , kitap v.s v.s

Bu sabah kahvaltımı yaparken, Japon sinemasından bir film izledim...Bebekler...DOLLS, Eleştirmenler tarafından en güzel aşk filmi olduğu söylenmiş. Şiirsel bir dili var zaten. İç içe geçmiş üç hikayeden oluşuyor.Filmi izlerken hatırladım, filmden bazı parçalar, klip yapılmış müziği eşliğinde internette baya bi gezinmişti. Konusu kısaca, kelimeleri ve mantığı kaybedecek kadar kırılan kalpleri ve bu kalpleri tamir etmek uğruna feda edilen hayatları anlatıyo...

Filmim biterken Mehmet mesaj gönderdi, kalktıysan kahvaltıya gel diye. Gamse, dün akşam doyamayıp onlarla gitmişti zaten. Kahvaltımı çoktan yaptım , siz başlayın ben çaya gelirim dedim. Görümcelerimi de bir kaç gündür görememiştim zaten. Gittim, diğer bir görümcem de geldi, birlikte bir iki saat oturup, sohbet ettik ve eve geri döndüm. Çünkü; Naziş'in okuluna yıl sonu gösterisini izlemeye ve havuz başı mangal partisine davetliydik.Gamse ve Naziş aynı okulda öğretmenler ama kampüsleri farklı.Neyse gidince ilk önce mangal olayına girdik, sonra gösteri başladı.Çocuklar heyecanlı, veliler onlardan heycanlı. Nazlı'ya senin de mi? velilerin geldi diye takıldılar...Türkiye'nin en önemli kurumlarından birinin Başkanı ve tv de ki bir yarışmanın ünlü sunucusu, kızınıza ailece tapıyoruz hanfendi dediler:))Ay pek gururlandık...Naziş'in sınıfının adı Timsahlar. Kafkas oyununda çok başarılıydılar. Gözlerim doldu... Kafkasları aştıkta geldik, engin denizleri aştıkta geldik derlerken ; öğretmenlerinin annesinin, babaannesinin aynen o yolları aşıpta geldiğini nereden bileceklerdi...
Gösteriler bitipte herkes dağılınca öğretmenler kendilerini böyle minderlere attılar:)

Bu akşam Survivor akşamı...

Kitapta biraz yavaş gidiyorum farkındayım ama akşamları birden sızıyorum nedense...Kitap hakkında şimdilik bir şey söyleyemiyorum. Okuyanlar var, okumak isteyenler var. Kalınlığından korkanlara söyeleyyim ki, çok rahat okunan bir kitap. Ben henüz 300 sayfa okudum...Murakami'nin sıkça yaptığı gibi birbirinden bağımsız hikayelerle ilerliyoruz. Nasıl akıl almaz bir yerde çakışacak kimbilir.

İşte böle böle