Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

1 Aralık 2010 Çarşamba

İki film bir kitap

Önce film...Önce benim görüşüm:))
Burada zaman zaman kitaplar ve filmler hakkında yazarım...ama size bu kitabı mutlaka okuyun aman bu filmi sakın kaçırmayın diye her seferinde söylemem... Şimdi söylüyorum bu filmi mutlaka izlemelisiniz... Bir sonra ki sahnede ne olacağını tahmin edemeyeceğiniz... aklımı neredeyse duracak sandıran bir final... elim ağzımda öylece kala kalmışım haberim yok...Filmi zilerken hayallerin peşinden mi ? gitmeli yoksa hayatın götürdüğü yere mi? sorusunu kendinize soracaksınız sık sık...


Oyuncular
Christopher Eccleston (Jude Fawley) , Kate Winslet (Sue) , Liam Cunningham (Phillotson) , Rachel Griffiths (Arabella) , June Whitfield (Drusilla Teyze) , Berwick Kaler (Çiftçi Troutham) , Caitlin Bossley (Anny) , Emma Turner (Sarah)

Filmin Konusu & Özeti
Toplumun klişeleşmiş bakış açılarını yıkmak zordur. Sürekli gelişme ve öğrenme arzusu ile yanıp tutuşan duvarcı Jude Fawley, zor olan herşeyle mücadele etmeye hazırdır. 19. yüzyılın, insanları belli statülere hapseden hiyerarşik anlayışını yıkmakla mücadele eden Fawley, öğrenme arzusunun da etkisi ile üniversitenin bulunduğu kasabaya taşınır.
Bu kasabada tanıştığı Sue, olmak istediği insanın cisme gelmiş hali gibidir. Akraba olmalarına rağmen aralarında engellenemez bir çekim başlar. Ama toplumun, aykırı olana saplamaya hazır dişleri, hemen bu iki aşığa yönelecektir. Kendilerini yargılayan toplumla olan mücadeleleri, aşk ve özgürlük adına verilen en onurlu mücadelelerden biridir.
Thomas Hardy’nin romanından uyarlanan film, Britanya’nın en ‘çılgın’ çocuklarından birinin, Michael Winterbottom’un elinde eşsiz bir seyirliğe dönüşüyor. Christopher Ecclestone ve Kate Winslet’in çok üstün bir performans sergilediklerini de ekleyelim.

Kitap; Keyif Evi... henüz başlardayım ama bir Jane Austen romanı okur gibi hissediyorum kendimi...Kitap bir Amerikan Klasiği...1890larda, New Yorkun geleneklere ve göreneklere sıkı sıkıya bağlı yüksek tabakasında yer alan olaylar, romanın bahtsız kahramanı, genç ve güzel Lily Bartın çevresinde döner deniyor kitap tanıtımında... Kitabın ağzımda bıraktığı tat, yaz tatillerinde tv nin olmadığı basılı bu kadar kitabın bize ulaşmadığı ya da bu kadar çok kitap basılmadığı yıllarda biz olaya önce klasikleri okuyorak başladık... Balzac'ın Vadide Zambak'ı , Jane Austen'den Umut Parkı ne bileyim Emily Brontë'nin Uğultulu tepeleriyle devam ettik , Milliyet Çocuk kitapları ile başladığımız okuma serüvenine... Şimdi Keyif Evi'ni okurken hep aklıma o yıllar geliyor...
Bir kitaba başlamadan önce , öncelikle yazarı tanımıyorsam O'nun hakkında okuyorum... Kitabın kapak tasarımın kim yapmış, hangi yayınevinde basılmış, kaç adet basılmış , çeviren kim bunları hiç atlamam... Yani al kitabı aç kapağını , hadi okumaya başla tarzı değil benim tarzım...Bir ön hazırlık yaparım:)) Kitap okumak evet keyif işidir ama benim için boş zamanlarında ne yaparsın sorusunun cevabı değildir... Okumak için zaman ayırırım...

Tamamm kitap işide bitti gelelim ne yaptik ne ettik... Dün filmimi ziledim, yazımı ayzdım , evi derleyip topladım azcık ütü yapayım sonra sını düşünürüz derken Görümcem aradı, Meral -yengem de gelsin çayı birlikte içelim diyor dedi... Kalktım gittim, çayımızı içtik aynı apt de oturan diğer Görümcem Halide Abla'da oradaydı, çayımızı içtik, sohbetimizi yaptık, tv de 2011 de bizi neler bekliyormuş onu izledik ... otururken Nazlı aradı- Anne , Capitol'de buluşalım yılbaşı süslerine bakalım dedi... Hadiii evdeki Koca ve Babaya siz yemekleri ısıtıp yeyin deyip Capitol'e yollandım... Gamse bizi duyarda durur mu?, O da servisten orada indi... Gezdik dolaştık, ağacımıza süsler aldık, kardan adamlı kapı çelengi aldık, yemeğimizi yedik ve Dizmize de yetiştik...

Şimi ikinci film... Bu sabah çayıma ve tostuma çok güzel eşlik etti... Romantik... keyifli...komik ...duygusal çok hoş bir filmdi... Jennifer Ariston baş rolde.

Oyuncular: Jennifer Aniston, Woody Harrelson, Steve Zahn, Fred Ward, Gavin Bristol
Sue disiplinli bir hayatı olan ve yaşamı seven sanat eserleri sanatçısıdır. Bir gün Arizona’da otel müdürlüğü yapan Mike ile tanışır. Mike hayatı umursamayan ve hayal peşinde koşan bir kişiliktir. Ancak Sue’ya olan ilgisini saklayamayacak Sue otelden ayrılsa bile peşinden gitmeye devam edecektir. Onun için herşeyi yapmak içinse ilginç sürprizlere imza atacaktır.

İşte böle böle

30 Kasım 2010 Salı

Anılarla

Leylak Dalıcım bir ödev verdi daha doğrusu 'eşyalar ve onların bize hatırlattıkları ve hissettirdikleri" konulu bir mim... Fakat bu Mim'in konusuyla mı? yazanlarla mı ? ilgili bilemedim çok güzel hikayeler çıktı... Hatta bir yerde toplansa mı? diye bile düşündüm...

Mimi alınca düşündüm, biz bu eve altı yıl önce geldik... Taşındığımız ev , çok güzel anılara eşlik etmişti ama en büyük tanıklığı Annemin altı yıl süren hastalık sürecine ve O'nu kaybedişimize oldu...(Çünkü Annem hastalığını takip eden bu altı yıl süresince bizim ev de kaldı)...Sanki tüm eşyalar o hastalık sürecini hatırlattı bize... Bu eve gelirken en başta Zuz ve Kocamla oturup hiç bir şeyi götürmemeye karar verdik... Evlenecek bir kaç kişi ve Belediye'nin Beyaz Masası arasında eşyaları pay ettik... O yüzden bu evde anılar yeniden yazılıyor...


Yalnız bu vazo, bizim aile oluşumuzun ilk günlerinde alınmıştır.Antalya ve Pamukkale de balayımızın ilk günlerini geçirdikten sonra hadi bir de İzmir yapıp evimize öyle gidelim demiştik, daha iki haftalık çiçeği burnunda evliler olarak... Dört yıl boyunca, İstanbul' da gitmedik tiyatro sinema,konser, restoran annemin deyimiyle çıkmadık ağaç tepesi, basmadık taş bırakmayan biz değildik sanki gibi uzunca da bir balayı gezisi düzenlemiştik... Kadın artık evlenip gidin sokaklarda aç köpekleri doyurucam diye adaklar adarken evlenivermiştik... Kış ortası... Neyse gelelim İzmir bölümüne... İzmir, Alsancak'da yürürken benim gözüme Kütahya Çinileri satan bir dükkan ilişti. Meğer orası dükkan değil, bir showroom gibi bir şeymiş... Vitrindekilerde kolleksiyon parçaları... Çok beğendiğimi gören o çok zarif bayan, bunlar satılık değil ama çok arzu ederseniz ve bir hafta beklerseniz size yaptırabilirim dedi...Biz de o akşam İstanbul'a döndüğümüzü söyledik, işte yeni evli olduğumuzu , balayında olduğumuzu falan konuştuk... Çıktık oradan... ama ikimizinde içinde kaldı vazo, biraz yürümüştük ki, kadıncağız arkamızdan koşturuyo baktık ki... ben bi tuhaf oldum dedi...alın bu vazoyu siz... Biz şaşkın ve sevinçli tabi... Sonunda vazoya sahip olduk... Tam 29 yıldır bizimle... Bir yere giderken yeri benim kucağımdır. Ta ilk günden beri yolculuklarını benim kucağımda yapar:)) Kimi zaman, özel günlerde şık bir örtü üzerinde bazen de böyle günlük bir dokuma örtü üstünde ama hep aynı yerinde arzı endam eyler... İçindeki Laleler de Zuz'un bir İngiltere seyehati sırasında Londra'dan bir sanatçı tarafından yapılmış , satın alınıp bana hediye eylenmiştir... Onlar da tamamen ahşap oyma el işciliğidir... Zuz hem getirmiş hem kendime alamadım diye hayıflanıp gözü kalmıştır... İkisi de birbirine pek yakışmıştır...

Umarım görevimi başarıyla ifa etmişimdir Leylak Dalıcım...

29 Kasım 2010 Pazartesi

Hafta sonundan hafta başına -Uyarı: Yazının uzunluğu beş kilometre

Haftanın sonuna damgayı Haydarpaşa yangını ve Wikileaks belgeleri vurdu.Haydarpaşa yangınının altından; malum otel hikayesi çıkacak şüphesiz...Haberi aldığımızda İlmiyem^de çay içiyorduk, hemen tv yi açtık akabinde de Kocam aradı...Taş gibi oturdu yüreğimize taş...İstanbul'u İstanbul yapan figürleri bir bir yok edenler, aslında tüm anılarımızı da çalıyorlar bizden...Bizi biz yapan şeyler bir bir kayboluyor... Bırakın Beni, Anneannemin çok güldüğüm bir anısı var orada... Anneannem - Haydarpaşa'da Dedemi bekliyor... daha gencecik, su gibiymiş kendi deyimiyle... parmağında da koca bir elmas yüzük...Bir kadın yanaşmış yanına, konuşmaya başlamış, işte nerelisin falan filan... derken muhabbet uzamış, kadın -aa ne güzel yüzüğün var, bakayım benim parmağımda nasıl duracak demiş. Anneannem- çıkmıyo ki parmağımdan demiş. Bana hep derdi ki- yüzüğümü çalacaktı, aklınca...Biz yakalım yıkalım sonra gider elalemin gözü gibi koruduğu yerleri ağzımız beş karış açık seyrederiz.

O malum belgenin haberleri gece yarısı yayına girince kocama dedim ki iki üç gün sonra tüm Türk Halkı Wikileaks uzmanı olur merak etme... Kaç gündür yayınlanacağı ajanslara düşüyordu zaten...


Dün İlmiyem'e gittim... Sabah direksiyon sınavına giren, sonra Neslihanla sabah kahvesi içmek için buluşan Naziş beni aradı ve Capitol'ün önünden bana katıldı. Gittiğimizde İlmiyem çayımızı demlemiş, masamızı hazırlamıştı. Anneannesinin tarifi olan taze yeşil soğanlı ve taze naneli poğaçasının tarifini alıp sizlere de yazacaktım ama unuttum. Neyse bir sonraki yazımda eklerim artık.. Biz daha çaylar masaya gelmeden, İlmiyem daha masanın eksikleri var derken biz resmini çektik bile:))Asıl resmini görmenizi istediğim şey, İlmiyem'in salon duvarı...Kızı Seda, bu duvara çizdiği deseni şimdi boyamaya başlmış, göreceğiniz kısım henüz bitmemiş hali, ama el yapımı duvar işlemesi harika olmuş.Sedoş Henüz Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisinde öğrenci...
Kuş resimlerini boyamaya henüz başlamamıştı, mavi olacakmış kuşlar...


Kitabım yani Pedal Çeviren Kadınlar bitti. Aklımda kalacağını umduğum bir sürü cümlesi vardı kitabın... Ben bu kitabı çok severek okudum.Ve yaşamın tıpkı bir bisiklete binmek gibi hep ileriye doğru pedal çevirmek ve hep dengede kalmak gibi bir uğraş olduğuna bir kez daha inandım.


Sabah kızlar gittikten ev sessizliğe gömüldükten sonra Leylak Dalıcımın- Lale, çok güzel bir film izledim sende izle dediği ve bu günkü yazısında da sözünüe ettiği CAİRO TİME adlı filmi izledim...Henüz önerdiği hiç bir şeyde beni hayal kırıklığına uğratmayan Leylak Dalıcım bu kez de beni yanıltmadı film güzeldi... Kahire filmden de güzeldi. Bir tek beni şaşırtan Kahire gibi gelirinin büyük kısmı turizmden sağlanan, turiste son derece alışık, her yıl milyonlarca turisti ağırlayan bu yerde Amerikalı kadının sokakta yürürken yani yürüyemezken görmek şaşırttı. Tamam da neredeyse kadının arkasında kuyruk oluşması biraz abartı gibi geldi.Bunun dışında film müziği Kahire görselliği harikaydı. Filmi izlerken müzikde hoşuma gidince ne de olsa bir oryantalist yanımız var dedim:)

Bu günün programı ev ev ev...
**************
*************************************************************


Tüm gün evdeydim gerçektende , yatak odamdaki kitap köşesini düzelttim, iyice zıvanadan çıkmıştı olay:)) Saatlerimi aldı, yemeği zor yetiştirdim:)) Kahve molasını bile ayakta verdim... Ayraçlarımın resmini bari koyayım dedim sonra... Hepsinde bir hatıra var... Kimi Hollanda'da iki sevgili bana Lale şeklinde ayraç seçerken dakikalarını harcayıp az kala kavga ediyorlarmış...Kimi benim için özel keçeden yapılmış Laleler, kimi dantel olmuş örülmüş, ayraç olmuş, kimi bir kitabın arasına sıkışıp kargolarla gelmiş, kimi gittiğim yerlerin manzarası olmuş, kitabı bırakıp oralara dalmışım... Kimileri yılbaşı hediyesi olup zarfın içinden çıkınca yüzüme geniş bir gülümseme yaymış.... Bazıları görülünce-- aaa Lale Abla bayılır buna denilip alınmış,Kimi sırf Murakami kitapları için düşünülmüş, düşünülürken bir kermes hatırası hediye edilmiş, o yeşil kedi var ya o işte... Her kitabında ne yapıp edip araya bir kedi sıkıştırdığı için:) öyle olmuş böyle olmuş... Ama ayraç deyip geçmeyin nelere şahit olmuşlar ne maceralara tanık olmuşlar:)

27 Kasım 2010 Cumartesi

Dün gece kitabımı okurken birden acaip bir uyku bastırdı...Nasılsa Niki'nin sırrını da öğrendim dedim...ışığı söndürdüm... ışığı söndürüpde kendimle başbaşa kalınca farkettim ancak dışardaki rüzgarın uğultusunu...Yeniden kalktım, balkondaki çiçekleri ne olur ne olmaz diye aşağı aldım... Uzun ve ağır saksılar ama neme lazım... Başkasına zarar vermek var, çiçeklerim daha yeni ciciş:))
Yatağa döndüğümde tabi uyku mafişş... Bari biraz tv izleyeyim dedim ve TNT de henüz yazıları yeni yazmaya başlayan bu filme rastladım... Hafif... eğlenceli...duygusal...romantik... tam gecenin o saatine yaraşacak bir filmdi;Helen'le Büyümek


Oyuncular : Kate Hudson, Amber Valletta, Joan Cusack, Hayden Panettiere, Katie Carr, John Corbett, Michael Esparza, Felicity Huffman, Helen Mirren, Joseph Mazzello, Spencer Breslin, Kevin Kilner, Ethan Browne, Sakina Jaffrey, Shakara Ledard
Film Konusu : Model ajansında çalışan Helen Mirren (Kate Hudson) kariyerinde hızla ilerleyen ve şehir hayatının karmaşasına alışkın bir kadındır. Terfi edilmek üzereyken ablasının ve eniştesinin trafik kazasında öldüğünü öğrenir. Çocuklar hakkında hiç tecrübesi olmayan Helen, kız kardeşininin çocuklarına bakmaya başlar. Hem çocuklarla ilgilenmek hem de iş yaşamında başarılı olmak o kadar kolay değildir .

Bizi bu gün yine çok yoğun bir gün bekliyor, Cancan geliyor en başta, Annesi toplantıya gidecek..İzmit'te yeni yeni mekan tutmaya başlayan Kuzen geliyor... Meral ziyaret edilecek...artık eve çıktı... Sizin hafta sonu programınız nedir...

26 Kasım 2010 Cuma

akşam akşam


Biz bu akşam firar ettik Kızımla, küçükken de dediği gibi yağmur yağmur yürüdük Kadıköy akşamında... Alkım'ın altını üstüne getirdik, birbirimizi defalarca kaybettik , bulduk bazen yanyana geçiştik sonunda kasada buluştuk.

Bir sürü mağazaya girdik çıktık, Tanşas'da gezinirken Kocam'ın Tansaştan alışverişi hiç sevmediğini her zaman mızır mızır ettiğini hatırlayıp güldük... Marie Antoniette figürünü yine bulamadık... Benim şişman mayolu gözlüklü kadını da:)) Bir bulayım resmini çekicem size... Bir tek D&R ve YKM lerde satılıyormuş inatçı toptancı sonunda söyledi gıccık...Ama oralarda da artık Aralık ayına kadar yok diye keyifle söyledi:))Neyse aralık ayı geldi...

Bambi'de akşam kayıntısı yaptık... Resimler oradan... Bambi'nin tostu ve çayı üzerine tanımam tavsiye ederim... Taksim'de ki Bambi ile de aynı kalitededir. Test ettim onayladım.Kitap Avalonun Sisleri...Marion Zimmer Bradley... Amaç Elif Şafak'ın Firarperestti ama bilmem neden elime alıp bıraktım...
Sabah uyandığımda yerler sılaktı maa yağmur yağmıyordu, bir kaç gündür böyle... gece yağıyor gündüz hava güzel...

Dün Okey grubumla buluştuk... Çoktandır iyi olmadığım kadar iyiydim. Hastaneye gideceğimiz için eve erken döndüm... Baktım baya arken dönmüşüm bari kızların sevdiği bir yemeği yapayım dedim... Nazlı eve gayet keyifli geldi, hatta alış veriş falanda yapmıştı am ben yemeği hazırlayana kadar yemek yiyemeyecek kadar hasta oldu... Mide bulantısı bir üşüme hali falan, bu gün kalkınca aynı durum devam edince okula gidemedi...

Akşam hastane dönüşü her perşembe olduğu gibi iki diziyi üst üste çaktım yine... Fatmagül ve Türkan..Sonrada uzun bir zaman dilimi süresince kitabımı okudum.Pedal Çeviren Kadınlar, azınlık olarak yaşarken uluslar arası çalkantılardan orada birlikte yaşayan insanların nasıl etkilendiğini gösteren bir kitap... Bu bir yıl öncesine kadar bizim o kadar iyi tanıdığımız bir olguydu ki... Nazlı Musevi okulunda çalışırken; Türkiye ile İsrail arasındaki en ufak bir durumdan değil Onlar bizim ev bile çok etkilenirdi... Artık Türkiye- İsrail politikası izler olmuştuk evcek. Ama bilinse ki birlikte yaşadığımız bu insanlar nasıl zenginleştirir ruhumuzu... Şükürler olsun ki, Kocamın ve Benim yaşadığımız bu zengin ortamı Çocuklarımızda yaşadı gördü tanıdı. Racheller, Agoplar, Mariler, Arusiyaklar, Nikiler bizim kadar bizden kısaca Biz...Kitabı okurken kah Ordu Zaferi Milli mahallesindeyim, kah burada... Sınıf arkadaşlarımı, mahalle komşularımızı... Sıranuş Teyzeyi, Varsen teyzeyi, Süren Amacayı, Mihran Abiyi, Vilma'yı, Zıvart'ı anıyorum... Bana Hababam Sınıfını ilk kez okutan Kuvar Teyzeyi minnetle anıyorum...

Bu hafta üç film izledim birisi Wicker Park ,Film flashbacklerle desteklenmiş ki böyle filmleri de kitapları da severim.

Şikago’nun Wicker Park bölgesinde yaşayan Matthew bir gün çalıştığı işyerinin penceresinden karşı kaldırımda en yakın arkadaşı Luke’a ait ayakkabı dükkânının vitrinine bakan bir kız görür. Artık Matthew onunla tanışmak için her yolu deneyecektir ancak bu ilişkinin bütün yaşamını etkileyeceğinden haberi yoktur. Matthew ve Lisa birbirlerine aşık olurlar ve kader ağlarını örmeye başlar.

İkinci film Yönetmeni Lukas Moodysson'u bir anda uluslararası arenada üne kavuşturan "Sev Beni" seyircinin büyük coşkusu ile karşılanmış, dünyanın dört bir yanından ödüllere boğulmuş.Cd nin arka tanıtım bölümünde İzleyicisine günler boyunca yüzünden silinmeyecek bir gülümseme bırakmayı vaad eden "Sev Beni"de yönetmen Moodysson küçük bir kasabada, dar kalıplar altında yaşayan karakterlerin öykülerini sürükleyici ve içten bir dille anlatıyor, yazıyor...



FİLMİN KONUSU:

Agnes ve Elin, İsveç’te Åmål isimli küçük kasabada yaşayan iki genç kızdır. Rahat, sempatik ve popüler bir kız olan Elin’in aksine depresif Agnes’in pek arkadaşı yoktur. Gizliden gizliye Elin’den hoşlanan Agn bunu ifade etmenin bir yolunu bulamadıkça daha da mutsuz olmakta ve içine kapanmaktadır.

Şimdi burada kesmek zorundayım çünkü Digtürk kablomuz değişecek servis geldi, Kızıma cıktı falan filan...

25 Kasım 2010 Perşembe

Aksiyonsuz olmam abi

Bir aksiyon akşamı daha yaşadık... Kızları Öğretmenler Günü kutlama yemeğine gönderdik...Ah ben şimdi bacaklarımı uzatır kitabıma gömülürüm , elime de akşam denemesini yaptığım zerdemi alırım derken küüüt Meral'in apandist ameliyatı için hastaneye yattığı haberi ile hastaneye koştuk... Biraz heyecanlıydı ama sizi görünce rahatladım dedi... Gelenlerin hepsininde bir apandist ameliyatı hikayesi vardı zaten, en başta da ben:)) Ailemizin Doktoru Görümcemin oğlu olur kendi -Ben, Nazlı'ya hamileyken illede adını Halil koyalım diye tutturmuşluğu vardır hatta- İlker'in Dr olduğu hastanede ameliyat oldu... İlker 'in de yarın hastanede son günüydü, ( Çocukla Çocuktan Özlemmm... size bir kardiyolog gönderiyorum, iki tane radyoloji uzmanı bir tane de Çevre mühendisi göndermiştim... bu yıl içinde zaten, doktorlar görümce çocukları, çevreci Kuzen olur)kapanışı Meral'le yaptı... Yıllar önce başlarken de ilk gün açılışını Eşiyle yapmışmış zaten:))) Meral ameliyata girene kadar biz orayı doldurduk... İlker gelen Dr' lara biz biraz gördüksüzüzdür kusura bakmayın dedi:))Meral ameliyat ola dursun biz kantinde çaylarımızı içtik , sonra O'nu karşılamaya gittik...Gecenin ikinci aksiyon olayı anahtar almadan evden çıkan kızların yemek dönüşü gecenin onikisinde dittiri Leyla kıyafetlerle kapıda kalmasıydı... Onlara haber vermemiştik... Telefon açıp , kapıyı niye açmıyosunuz dediklerinde biri beni biri Babasını aradı çünkü , evde değiliz ki deyip koşa koşa eve geldik...Neyse artık her taraf sakinleşti...Yalnız İlker keşke göz doktoru olsaydın dediğimizde , şimdi gençsiniz ama nasılsa yaşlanınca bana da işiniz düşer demen gecenin bombasıydı...Meral ailemizin sanatçısıdır aynı zamanda art directörümüzdür...Karşılıklı saatlerce kitaplardan söz edebildiğim ender kişilerdendir... Geçmiş olsun Maral'ım hastaneden çık artık raporlu olduğun günlerde bol bol kaynatırız:))


Artık gecenin bir yarısı ortalık sakinleşmişken kitap zamanı... Kitap Pedal Çeviren Kadınlar... gördüğünüz ayraç dantel kadar zarif ve iyi pedal çeviren bir kadın tarafından yapılmıştır...Ucundaki çiçekde iğne oyasıdır...