Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Alkım Kitapevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alkım Kitapevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2012 Salı

Bu günlerde

Malum kızlar tatilde , o yüzden bizim ev çok hareketli.En çok da mutfak.
Yürüyüş ekibi üç kişi oldu. Naziş de katıldı bize. Gamse'de telefonla katılıyor. Nerdesiniz, hadi gelin falan gibi...

Yürüyüş sonunda keyifli çay molalarına devam.Oh bi de çay mı? içiyorsunuz diyen telefonda ki ses de Gamsegamse'nin.(NAZİŞ beni karanlıkta bırakıp, manzara ağırlıklı çalışmış:))Genelde deniz kıyısında yürüyoruz. Kız Kulesi'ni, Topkapı Sarayını , tarihi yarımadayı karşıma alarak yürümeye bayılıyorum.

Bu günkü güzergahımız Kuzguncuk tarafıydı... Gelirken Tekel Sahnesine uğrayıp oyunlara baktık. Genç Werther'in Acıları Balesini görmeyi çok istiyorum. Kitaptan ve yazılım sürecini anlatan filmden bir kaç yazı önce söz etmiştim hatırladınız mı? Şimdi kitabını okuduk, filmini izledik bale ile taçlandıralım diyorum.



Diyetisyen haberleri çok iyi. Diyete başlayalı 1,5 ay olmuş ve 6 kg vermişim.




Moviemoxfestival'de çok güzel filmler izliyorum. İzlememi bekleyen dvd lerim var bir sürü ama onları tatil sonrası izleyeceğim.Valla film keyiflerimi kaptırmam kismelere:))

Yan tarafta afişini gördüğünüz film...Noel ailesi...Noeli yalnız geçirmek istemeyen zengin bir adamın ; Noel için kendine aile kiralamasının konu edildiği , çok keyifli bir film


Cancan ve Uras ile çok keyifli bir pazar günü geçirdik. Cancan'ım bu ara çok hasta oldu. Zatüre başlangıcı demiş doktoru. Ama şimdi daha iyi.(Cancan uyuyunca , böyle gözgöze, dizdize saatler geçirdik Uras'la)
Cancan -Cicianne, korsan gemimi tamir edermisin dedi bana...









Fürüzan kitapları arasına ,kütüphaneden aldığım Dön Muazez girdi. Ayşenur Yazıcı'nın bir kitabı...Kitap, hep bir yerlerden başlanabileceğini anlatıyor. Annesinin cesedinin altından çıkan üç yaşında bebekken de... Sevdiğin seni en mutlu olduğunu sandığın anda terkederken de... Ve şansın karşına çıkan insanlar olduğunu anlamak gerektiği gibi mesajları var ki. Buna gönülden ,sonuna kadar katılırım.




Onlara nasıl yaparsam yapayım , gözlerinin yine benim diyet yemeklerimde olduğunu yazmışmıydım size. En basitinden bir örnek vereyim. Dün Gamse elinde dolma tabağı karşıma geçmiş. O sırada ben de yeşil çay, diyet peynir ve kepekli galete yiyorum ara öğün olarak. Bana diyor ki- Anne biliyomusun, gözümü senin peynirinden ve galetenden alamıyorum. Nitekim de yedi sonunda...

O yüzden bu gün öğle yemeğimi 40cm çapında bir tavaya yaptım:)) Babam da dahil yumuldular.

Dumanı üstündeyken , dürümlere sarıp sarıp yediler:)

Biz de durum böyle...Peki sizde ne var...

16 Aralık 2010 Perşembe

Firarperest


Firarperesti okumaya devam...Bu kitap okuduktan sonra kaldırıp bir kenara koyacağım bir kitap değil bazı yazılarını dönüp tekrar okumak istiyorum...Araya sıkıştırılan hikayeler, meseller var... ve iyiki güncelliğini kaybetmeden okuyorum, çünkü güncel olaylara yapılan göndermeler de var... Dün gece gözlerimi kapattığımda Arjantin'in dağlarında; organik tarım yapan ve gece yatağına uzandığında Mevlana'dan beyitler okuyan kadını düşündüm... İki kez gittim Konya'ya demiş, ben henüz bir kez bile gidip görmemişken...




Ve İncinin imtihanında...İnci tanesi ülkem, doğunun en batısında , batının en doğusundaki , arafda ki ülkem derken Elif Şafak, bir baktım inci taneleri yuvarlanmış yanaklarıma... ve anladım başka bir yazısında Gülistan'ın hikayesini anlatırken, kitabımı neden kızkardeşlikle diye imzaladığını...



Evet okumasam üzülürdüm diyebileceğim kitaplardan biri oldu Firarperest... Bir kaç kişi bu konudaki fikrimi sormuştu, budur fikrim...

1 Aralık 2010 Çarşamba

İki film bir kitap

Önce film...Önce benim görüşüm:))
Burada zaman zaman kitaplar ve filmler hakkında yazarım...ama size bu kitabı mutlaka okuyun aman bu filmi sakın kaçırmayın diye her seferinde söylemem... Şimdi söylüyorum bu filmi mutlaka izlemelisiniz... Bir sonra ki sahnede ne olacağını tahmin edemeyeceğiniz... aklımı neredeyse duracak sandıran bir final... elim ağzımda öylece kala kalmışım haberim yok...Filmi zilerken hayallerin peşinden mi ? gitmeli yoksa hayatın götürdüğü yere mi? sorusunu kendinize soracaksınız sık sık...


Oyuncular
Christopher Eccleston (Jude Fawley) , Kate Winslet (Sue) , Liam Cunningham (Phillotson) , Rachel Griffiths (Arabella) , June Whitfield (Drusilla Teyze) , Berwick Kaler (Çiftçi Troutham) , Caitlin Bossley (Anny) , Emma Turner (Sarah)

Filmin Konusu & Özeti
Toplumun klişeleşmiş bakış açılarını yıkmak zordur. Sürekli gelişme ve öğrenme arzusu ile yanıp tutuşan duvarcı Jude Fawley, zor olan herşeyle mücadele etmeye hazırdır. 19. yüzyılın, insanları belli statülere hapseden hiyerarşik anlayışını yıkmakla mücadele eden Fawley, öğrenme arzusunun da etkisi ile üniversitenin bulunduğu kasabaya taşınır.
Bu kasabada tanıştığı Sue, olmak istediği insanın cisme gelmiş hali gibidir. Akraba olmalarına rağmen aralarında engellenemez bir çekim başlar. Ama toplumun, aykırı olana saplamaya hazır dişleri, hemen bu iki aşığa yönelecektir. Kendilerini yargılayan toplumla olan mücadeleleri, aşk ve özgürlük adına verilen en onurlu mücadelelerden biridir.
Thomas Hardy’nin romanından uyarlanan film, Britanya’nın en ‘çılgın’ çocuklarından birinin, Michael Winterbottom’un elinde eşsiz bir seyirliğe dönüşüyor. Christopher Ecclestone ve Kate Winslet’in çok üstün bir performans sergilediklerini de ekleyelim.

Kitap; Keyif Evi... henüz başlardayım ama bir Jane Austen romanı okur gibi hissediyorum kendimi...Kitap bir Amerikan Klasiği...1890larda, New Yorkun geleneklere ve göreneklere sıkı sıkıya bağlı yüksek tabakasında yer alan olaylar, romanın bahtsız kahramanı, genç ve güzel Lily Bartın çevresinde döner deniyor kitap tanıtımında... Kitabın ağzımda bıraktığı tat, yaz tatillerinde tv nin olmadığı basılı bu kadar kitabın bize ulaşmadığı ya da bu kadar çok kitap basılmadığı yıllarda biz olaya önce klasikleri okuyorak başladık... Balzac'ın Vadide Zambak'ı , Jane Austen'den Umut Parkı ne bileyim Emily Brontë'nin Uğultulu tepeleriyle devam ettik , Milliyet Çocuk kitapları ile başladığımız okuma serüvenine... Şimdi Keyif Evi'ni okurken hep aklıma o yıllar geliyor...
Bir kitaba başlamadan önce , öncelikle yazarı tanımıyorsam O'nun hakkında okuyorum... Kitabın kapak tasarımın kim yapmış, hangi yayınevinde basılmış, kaç adet basılmış , çeviren kim bunları hiç atlamam... Yani al kitabı aç kapağını , hadi okumaya başla tarzı değil benim tarzım...Bir ön hazırlık yaparım:)) Kitap okumak evet keyif işidir ama benim için boş zamanlarında ne yaparsın sorusunun cevabı değildir... Okumak için zaman ayırırım...

Tamamm kitap işide bitti gelelim ne yaptik ne ettik... Dün filmimi ziledim, yazımı ayzdım , evi derleyip topladım azcık ütü yapayım sonra sını düşünürüz derken Görümcem aradı, Meral -yengem de gelsin çayı birlikte içelim diyor dedi... Kalktım gittim, çayımızı içtik aynı apt de oturan diğer Görümcem Halide Abla'da oradaydı, çayımızı içtik, sohbetimizi yaptık, tv de 2011 de bizi neler bekliyormuş onu izledik ... otururken Nazlı aradı- Anne , Capitol'de buluşalım yılbaşı süslerine bakalım dedi... Hadiii evdeki Koca ve Babaya siz yemekleri ısıtıp yeyin deyip Capitol'e yollandım... Gamse bizi duyarda durur mu?, O da servisten orada indi... Gezdik dolaştık, ağacımıza süsler aldık, kardan adamlı kapı çelengi aldık, yemeğimizi yedik ve Dizmize de yetiştik...

Şimi ikinci film... Bu sabah çayıma ve tostuma çok güzel eşlik etti... Romantik... keyifli...komik ...duygusal çok hoş bir filmdi... Jennifer Ariston baş rolde.

Oyuncular: Jennifer Aniston, Woody Harrelson, Steve Zahn, Fred Ward, Gavin Bristol
Sue disiplinli bir hayatı olan ve yaşamı seven sanat eserleri sanatçısıdır. Bir gün Arizona’da otel müdürlüğü yapan Mike ile tanışır. Mike hayatı umursamayan ve hayal peşinde koşan bir kişiliktir. Ancak Sue’ya olan ilgisini saklayamayacak Sue otelden ayrılsa bile peşinden gitmeye devam edecektir. Onun için herşeyi yapmak içinse ilginç sürprizlere imza atacaktır.

İşte böle böle

19 Kasım 2009 Perşembe

dolupda taşan yazı:)))))

Biliyorsunuz evde nekahat devresi geçirmekteyim zorunlu olarak. Bu gün Beyoğlu'na gitme girişimim geri püskürtüldü. Yarın hava daha güzel olcakmışşş.

Nekahat devrem oldukça verimli geçti. Geçen yıl yarım bıraktığım atkıyı tamamladım, bir atkı ördüm bitrdim. Dünde, Derya Baykal izledim ve bir bere başladım . Bere 17 adet üçgenden oluşuyor ve bitmek üzere. Güzel olmazssa babam uyurken takar heheheheh. Mor ,lila ve yeşil renlerden oluşuyor ama olsun. Renkli rüyalar görür.

Kayıp Gül bittti bu arada. Altı çizilecek cümleleri var, okunabilir ama kaçmaz demem. Okuyan da üzülmesin, okumayan da .Ben bir kitap için böyle yazmıştım yine bir kez de , anam sen yazarı oku bunu, bana anlamamışın bir daha oku de. Unutulmaz hatıralarım arasında yer almıştır kendileri. Söylemiştim ya Simyacı ile başlayan serüven bu diye, aynen sözümdeyim. Hiç birimizin bilmediği bir şey söylemiyor ama hatırlanası , hatırdan çıkarılmaması gereken şeyleri de hatırlatıyor.Kitabı okumak isteyenlerin şu yazıyıda okumalarını salık veririm


Kitaplıktan yeni seçtiğim kitap Erdal Öz'den Gülünün Solduğu Akşam.Ne demişti Turgut Uyar
"herkes ne zaman ölür
elbet gülünün solduğu akşam."
Şimdiden söyleyeyim, bu kitap okunacak , bitecek ve hakkında konuşmayacağım. Her konuda ahkam kesemem ben öyle.

Dün '''İz'' de, Sait Faik Abasıyanık'la ilgili bir belgesel vardı. İnsanların kötülüğünden kaçıp, Burgaz Ada'ya yerleşen Sait Faik. Bir Balıkçının diğer Balıkçının hakkını yediğine şahit olur. O kadar üzülür ki , kötülük her yerde der, deli gibi kaçar oradan hemen bakkaldan kalem defter alır ve yazmasaydım delirecektim der.

TV demişken geçenlerde bir gece , Gamsegamse ile uykumuz kaçtı, zaplayıp duruyoruz , o sırada birden ekrandan Billur Kalkavan geçti. Yüzünde bir dehşet ifadesi vardı. Geri dön dedim Gamse'ye, galiba bir şey olmuş, evet dedi,- sanki korkmuş gibi. Baktık bir konuğuyla normal sohbette. Botoks yüzünden yüzüne bir dehşet ifadesi yerleşmiş. Ay şimdi o kadınceyiz her sabah aynada kendine bakaıp korkmaz mı???. Belki de yüzündeki dehşet ifadesi ondandır:)))))

Bir de tatlı tarifi size. Kemal paşa tatlısını pişirin, bir de vanilyalı puding pişirin,ya da tavuk gögsü ne bilim ya da kazandibi. İçine accıkda şanti ekleyin hah. Şimdi cup ların dibine bir kemal Paşa koyun üstüne puding koyun, en üste yine bir kemal paşa daha koyun. Amanııın ne güzel oluyor deyin. Hem görsel hem tatsal bir zenginlik.

Hadi bi de salata tarifi. Yeşil mercimeği haşlayın süzün. ,çine yarım demet mor reyhan(bunu koymazsanız hiç yapmayın daha iyi), yarım demet dere otu ve maydonoz. 4-5 dal yeşil taze soğan , ikişer adet kırmızı közlenmiş biber ve domates, bir iki adet de yeşil biber doğrayın. Biraz dövülmüş ceviz ekleyin. İki diş sarımsak rendeleyin. Karabiber, kimyon,tuz, zeytinyağ koyun harmanlayın. Ne biçim bir lezzet şaşacaksınız.


Şimdiiii, kitap önerisi yaptık hem de iki tane, Bir tatlı tarifi verdik, Üşenmedik bir de salata tarifi yazdık. Eğer isterseniz 17 üçgenli bereyide tarif ederiz evellallah. TV den de bir sürü haber verdim, hatta magazin bilgisi bile verdim:)))).E yarın hava güzel olacak da demişim. Daha ne istiyonuz.





31 Mart 2009 Salı

ondan bundan

Gezdim tozdum, okudum , izledim , pişirdim taşırdım ama canım yazmak istemedi nedense.
Sabahları mide ağrısıyla uyanıyorum, bir iki gündür belki ondandır. . Yedi sekiz yıldır unuttuğum bir şeydi ama hortladı birden. İlaçlarıma başladım ve bu gün nispeten daha iyi.

İstanbul bir kaç gündür daha sabahtan güzel bir hava vaad ediyor insana. Hadi dışarı dışarı diyor. Naziş dün Fethi Paşa korusunun açılışını yaptı. Çok güzeldi dedi. Bazen kışın da yürüyüşlere gidserdim ama bu kış hiç gitmedim. Bazen kızıyorum kendime burnumun bu kadar dibindeki bir güzellikten yeterince yararlanamadığım için. Mahallenin kadınları her sabah yedide yürüyüşe , spora gidiyorlar. Sabahları Spor Akademisinden spor hocası geliyormuş, aletler de var ama işte...

Cumartesi günü erkenden İlmiyem aradı, hava çok güzel gel balkonda çay içelim dedi. Yok karşıya geçiyorum dedim ama ne yaptı etti beni razı edip, fikrimi değiştirtti. Küçük bir operasyon geçirmişti onu kullandı bana karşı bi de pizzayı hehehe. Neyse bir de çok tatlı bir iş arkadaşı gelmişti Sema Hanım. Güzel güzel oturup sohbet edip çay içtik.

Pazar günü ise malum seçim. E iyi oldu, anladık ki kriz bize teğet geçmiş gerçektende. Kimse ağlayıp zırlamasın artık dinlemem . O kadar oyu tek başıma ben vermiş olmama dimi))


Prenses Günlüklerini okudum.Burada sözünü edeceğim Kastilya Prensesi Dona İzabel'in günlükleri. Sonradan İspanya Kraliçesi oluyor. Hayatında bir kara leke bir de yüz akı var. Kara lekesi engizisyon mahkemelerini kurdurmuş olması. Çocukluğundan başlayan günlüğünde o kadar naif , resim yapmaya çalışan, nakış işleyen, hasta annesi için o kadar endişelenen bir genç kızın engizisyon mahkemeleri kurdurmaya kadar giden hayatı. Ve de Kristof Kolomb'a verdiği destekle dünyanın seyrini değiştirmesi. Gerçi Kristof Kolomb onu bile din adına diyerek arazı ediyor. Yeni dünyadaki insanları da hristiyan yapmak için. İlginç bir kitaptı.



Her sabah kadife elbisemi giyip saçlarımı altın simli ağla toplayıp Portekizli elçi ile piskoposa tatlılıkla gülümsemek için hazırlanıyorum. Yüzüm gülüyor ama içim kan ağlıyor! Bu kadar iyi bir oyuncu olduğuma ben bile şaşırıyorum. Bütün bunları, henüz hakkında çok az şey bildiğim biriyle evlenmek için yapıyorum.

1400lü yılların ortalarında yaşayan prenses İzabel hem kaba saba bir adam olan erkek kardeşi Kral Enrique ile mücadele etmek zorundadır; hem de onu zorla evlendirmek istedikleri, Portekiz Kralı Afonsodan kurtulmak. Küçük prensesin mücadelesi zor ve acılı olur ama Amerikayı keşfeden denizci Kristof Kolomba verdiği destekle tarihin akışını değiştirir. Afonso ile değil, aşık olduğu Kral Fernando ile evlenmeyi başaran İzabel artık İspanyanın Altın Çağını yaratan bir Kraliçe, Amerika Kıtasının Anası olarak anılacaktır..



Bunlar dışında hayat bizim evde bildiğiniz gibi akıyor. Okula gidenler, işe gidenler, yoldan açım ne yiyeceğiz diye arayanlar. O, bu nerede diye soranlar. Pişenler taşanlar, gelenler gidenler, çalan telefonlar, kapılar. Hayatımıza acaip bir renk tat katan Can var bi de. Bu gün gelecek. Kokusunu almaya başladım bile. Ona okuyacağım kitapları hazırladım. Bi kitaba bakacak bi yüzüme arada bir de çaktırmadan tadına .

Hadi gittim ben kahve saati....



Not. Anam bu yazıyı ben size Pasifikten yazıyorum. Ne ettiysem ayarlayamıyorum saati.Hep pasifik saatine göre yazım çıkıyor. Bakın şimdide yazım pazartesi yazıldı çıktı hehehe idare edin.


Not.2-Zuhal Olcay'ın o buğulu , hüzünlü bakışlarının nedeni makyaj alerjisiymiş. İnsanın kendine ettiğini kimse edemez derdi annem ne doğru dermiş.

23 Mart 2009 Pazartesi

kitap kitap kitap kitap kitap kitap


Dünü ev de geçirdim, tüm gün kitap okudum. Hem de hiç salona geçmeden yatak odasında. Nazlı Zuz dan gelince bir ara verdim o kadar.

Yemeği de dolaptaki hazır döner ve dürümle hallettik. Bi tek arasına domates ve ızgara biber ilave ettik. Sonra yine okuma ya devam. İrfan Orga'nın Bir Türk Ailesinin Öyküsünü bitirdim. Daha önce kitaptan söz etmiştim. Kitapta yer yer tutarsızlıklar dikkatimi çekmişti. Ama oğlunun eklediği son söz kısmında nedenini anladım. Kitap İrfan Orga tarafından ingilizce kaleme laınmış ve İralandalı eşi tarafından edith edilmiş. Bu kitabı da okuyunca anladım ki ben biyografi okumayı seviyorum. Yaşanmışlıklar beni daha çok cezbediyor.

Sabah çerez bir kitap aldım elime. Kaş dan dönerken yolda bir kitapçıdan almıştık. Leylak Zamanı Maeve Binchy ye ait. İrlandalıların Kerime Nadir'i diyorum ben ona. Sahi bilen var mı yeni nesilden Kerime Nadir'i. İlk kitabı İtalyanca Aşk Başkadır çok güzeldi. Zuz filmini beğenmiş kitabını almıştı. Ben de kitabı ondan okudum çok beğendim filmine de gittim. Fimi hiç beğenmemiştim. Her şey yarım kalmıştı sanki. Sinema çıkışı ee sonra demiştim. Bir yaz günü sinemada yedi kişi izlemiştik. ikisi de zaten Gamsegamse ile ben. Sıcak bir günü sinemada geçirelim demiş, gidip donmuştuk. Neyse işte bu kitapta biraz İtalyanca Aşk Başkadırın tarzı var. Yine tek tek kişiler üzerinden gidiyor. İki saat sürmeden okunup bitecek bir kitap.

Okunmak için sıra bekleyen kitaplar rafından rast gele çektim aldım bu geldi. Bu kitaplar bitmeden kitap almak yok demiştim ama dün akşam Adalet Ağaoğlu'nun Sessizliğin İlk Sesleri adlı kitabı Gamse tarafından kitaplığımıza armağan edildi. Bizim evden her çıkanın yolu bir kez Alkım'a düşer mutlaka. Bir göz gezdirdim ilginç bir şeye benziyor.

Kitap okumaya üç kitap olarak başlarım hep, bir felsefi ya da derinlerde kalmış bir kitap, bir roman bir de çıtır çerez.Roman bitti, çıtır çerez bitmek üzere. Faust beni biraz oyalıyor. Ya da modum da değilim öyle bir kitap için . Bir kitabı yarım bırakmak hiç tarzım değil. Bir kez yaptım. O da Orhan Pamuk'un Beyaz Kalesi idi. Sonra onu yıllar sonra okuyup bitirdim.


Bu gün pazarımız var. Bir ara dışarı çıkıcam. Yarın arkadaşlarla buluşacağım. Çarşamba Cancan dan randevu isteyeceğim. Kokusunu bile özledim. Dün akşam kocam tv kumandasını bulamamış , aaa Can alıp eve götürmüştür dedik.

Hadi gittim ben. İyi bir hafta olsun hepimize



deeep not.:Karabükten sonra Muğla- Gümüşlükte de Latife Tekin'in üzerine yürüdüler. Tarihi eserler ve araziler kime aittir diye sorduğu için

15 Aralık 2007 Cumartesi

Yine İstanbul sokakları ve Dubai den sobe geldiiii hanımmm

İki gündür yine İstanbul sokaklarını arşınlamaktayım. Önce Avrupa yakası. Kurtuluş , Nişantaşı civarı ve bu günde Kadıköy sokakları.
Güllü arayıpta, hadi gel Fato ya gidiyoruz deyince hemen okidoki dedim . Ertesi sabah dün yani erkenden kalktım , şöle bi evi programladım. Akşam yemeği, ev düzeni falan. Gamze ödevini evde unutmuş , aradı dosyayı mailme gönder anne dedi. , sonra da , sakın çıkma çok soğuk kar yağıyor dedi. Yağarsa yağsın dedim ayol, hiç mi karda dışarı çıkmıuyoruz. Hoş çıkınca kar mar görmedim ama harbi soğuktu. . Sonra banka da işlerim vardı, bankaya gittim. Benimle sıra bekleyen teyze bir meraklıydı anlatamam. Öldü , sen ne yapacaksın, para mı yatırcan - he diyorum. Nereye ,niye. Bende masus uzatıyorum lafı. O benim bir numara önümdeydi. Meğer dolarlarını teftişe gelmiş hanım teyzem. Bankada işim bitince hemen Üsküdar- Kabataş yoluyla Kurtuluşa geçtim. Ama motorda , birden aklıma geceki olay geldi. Başladım kendi kendime gülmeye , Bu kadın deli demesinler diye. Denizde dala bata balık arayan karabataklara odaklanıyorum yok gülmem geçmiyor. Şimdi ; gece kitabımı , gözlüğümü aldım yatağa girdim. Kocam da bi taraftan gazete okuyor. Taktım gözlükleri gözüme , açtım kitabı anah o da ne, görmüyorum. Ne oluyoruz ya , ne çabuk bozuldu gözlerim yeniden diyorum. Sonra anladımki kocamın gözlüklerini takmışım. Adam da gözlüklerine bi titiz, ha bire benden kollar. Ben de alıp , bi de gözüme takmışım. Siliyorum ki, acaba kirlendi de göstermiyor mu diye. Olay bu yani. Kurtuluşta kuzenler bir araya geldik, her zamanki gibi bağırış çağırış sohbet ettik.Yedik , içtik.Dönüşte daha bi soğumuştu hava.
Bu gün de İlmiyemle birlikteydik. akşamdan aradı bir şeyler yapalım dedi. - Var benim bir programım zaten , gel takıl dedim. Alkıma gitmem gerekti. Bu gün saat öğleden sonra üç gibi buluştuk. Almam gereken kitaplar vardı , onları aldık . Yukarı katta oturup bir kaç kitap inceledik. Sonra balık pazarında biraz dolaştık, yemek yedik bir yerde sohbet edip eve döndük. Özlemişim İlmiyemi.
Gelelim sobeye; Nalandan geldi. Hoşuma gitti soruları. Hadi başlayalım
Yemek olsam ne yemegi olurum?: Ben sanırım ben kocaman bir pasta olurdum. İçi krokanlı. Yumşacık lezzeti, tatlı ama , arada ağzına gelen krokanları gibi sertte olabilen
Muzik aleti olsam ne olurum?: Sanırım bateri olurdum ben. Çok sesli , çok gürültülü. Ama ahenkli
Araba olsam ne olurum?:Kesinlikle karavan. Herkes yanımda, tüm alet edavatım , mutfağım yanımda. ooooooh tıngır mıngır.
Aylardan hangisi olurum?:Eylül, eylül . Başkasını düşünmem bile. Yapraklar sararsın, hava hafiften soğusun.
Ayakkabi olsam ne olurum?.Rahat bir terlik olurum. Şıpıdık şıpıdık ses çıkaran
Kiyafet olsam ne olurum?.Sabahlık olurdum ben , pek severim sabahları salına salına sabahlıkla gezmeyi. keyfi hatırlatır bana . Bi de annemi. her sabah uyandığımda onu üstünde sabahlığı , elinde kahvesiyle hayal ederim.
Sıra geldi sobelemeye, İlknur, mavianne ve angel , ve de şekerimpembem hadi