Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

26 Kasım 2008 Çarşamba


Siz bu satırları okuduğunuz sıralarda , ben büyük bir ihtimalle bu cadde de yürüyor olacağım. Neresimi burası. Pangaltı'ndan karşıya geçin, vurun yukarı doğru bu caddeye ulaşırsınız. Kurtuluş semti burası. İstanbulun çoook eski semtlerinden biri. Eskiden oturanların %80 ini azınlık nüfus oluştururdu. Sanırım bu oran çok ama çok aşağılarda şimdi.

Bu kitap da o günlere özlemler anlatılmış
Yaşadığımız Kurtuluş İstanbul'da Bir Kadim Semt

Hüseyin Irmak


Nahabet, Varujan, Niko, Yasef neredesiniz? Zaman zaman rüyalarımda çıkıp geliyorsunuz sadece. Nahabet, biliyor musun, çocuk hallerimizle, yine Ali abinin çay bahçesinin girişindeki toprak kaldırımda misket oynuyoruz; pirketten yapılmış duvarın dibinde. Annen pencereden bağırıyor yine. İrma yine ağlayıp sızlıyor; istediğini yapmıyorsun diye gelip oyunumuzu dağıtıyor. Kızıyoruz ona.

Ya da Niko'nun babaannesi yine kapısının önünde top oynamayalım diye bizi azarlıyor. Nahabet, Varujan, neden bilmem ama, ne zaman o günlere dair bir rüya görsem, daima günlük güneşlik oluyor hava. Eski Kurtuluş'un gökyüzü rüyalarımda hiç kapalı değil. Şimdi neredesiniz yahu? Ne yapıyorsunuz? Bir yerlerden çıkıp söylesenize! Hangi ülkedesiniz, hangi deliğin dibinde? Çıkın oğlum artık! Saklambaç oynarken bu kadar uzatmazdık. Her işin bir raconu vardı. Tadını kaçırmayın. Niko, ses ver Atina'dan. Taso, sen Selanik'ten. Aram, Hollanda'dan... Sarkis, Washington'dan... Nahabet sen nereden ses vereceksin peki? Varujan ya sen?
Kurtuluş hakkında çok anlatıcak şey var. Mesela Piri Reis'in getirdiği rum esirler buraya yerleştirilmiş. Tersanelerde çalıştırılmış ama bunlar sonra Beyoğlunun Kapalıçarşının en ünlü kuyumcuları ayakkabıcıları olmuşlar.

E sen niye gidiyorsun oraya şimdi derseniz , bir kuzen buluşması yine. Bu kez kuzen Fato'ya gidiyorum. Hava da hafiften bir lodos var akşama yağmur çiseleyecekmiş. Meteoroloji uzmanı kaocam dedi. Akşam kızlara hava nasıl olacak bakın internete diyorum. O ta içerden bağırıyor, çok yağmur çok fırtına olacakmış diye. Ama sonra kıyamadı yok yok 21 dereceye kadar çıkacakmış sıcaklık dedi.
Hadi şimdi gittim ben...

24 Kasım 2008 Pazartesi

Falan filan işte , her zamanki gibi

Uhhuuuu bu gün ikinci yazımı girmekteyim dosta düşmana duyrulur. Haftaya hızla girmiş bulunmaktayım. Önce bi okey partisi ardından pazar gezmesi ve alışverişi. Sabah benim kabileyi yolcu ettikten sonra hiiiiç acele etmeden döndüm yatağıma geri. Giderken bi fincanda yeşil çay aldım. Berrak yeşil olanından. Taktım gözlüümü , Veda yı bitirip vedalaştım.

Dün gece de geç saatlere kadar okumuştum . Yorumunu yapmayacağım , gündemi kaçırdık)). Hemen herkes okudu. Ben baskısı yüzünden almamıştım. Yok korsana karşı mavi mürekkeple basılmış da. Kitap konusunda bazı takıntılarım var. Sesini tanıdığım yazarların kitaplarını okuyamadığımı defalarca söyeldim burada. O yüzden pek yazar röpörtajları dinlemem. Kitabı elime aldığımda resmen onlar bana okuyormuş gibi oluyo , yani yapcak bişe yok , huy işte. Bir de cep boy kitapları okumam . Ay ne o öyle. Kitap dediğin şöle kelli felli olcak, eline aldın mı? ben burdayım diyecek, elinde kaybolmayacak.

Sonra ay unutmuşum Gamse evdeymiş meğer. .. Vize haftası bu gün sınavı yokmuş. Anneeee acıktım dedi. Valla kendin hallet çıkıyorum dedim. Çünkü önce arkadaşlarla yemek yiyecek sona okeye oturacaktık. Dünden onlara gelsinler gitsinler yesinler diye bi sürü gıda takviyesi yapmıştım. Biraz hile yaptım ama olsun. Bir hamuru üçe bölüp, bir parçasının içine ıspanaklı iç( akşam yemeği için hazırlanan ıspanaklı yumurtanın harcından çalındı), bir parçaya peynirli iç, diğerine de patatesli iç kondu rulo şeklinde sarılıp yumurta sarısı da üzerine yallah fırına. Bir taşla üç kuş vuruldu. Onlar pişe dursun, hemen bir kek de çırpıldı en klasiğinden yalnızca kuru üzüm kondu içine o kadar. Yani vicdan yapacağım mesele yok. Bu günün akşam yemeği de fırındakiler çıkana kadar hazırlandı. Süperdim süper.Ha bi de Laleisyon bi mezemsi salatamsı bişe var. Makarnanın yanında servis yapılcak. Artan herşeyden yapıldı.Kriz var kriz , bulan var bulamayan var, yok öyle bişeyi ziyan etmek. Bu tarifi seferberlik .tariflerine ekleyin
. Tarif dip de en dip de)

N eyse dönelim bu güne , yemek ve ardından gelen okey partisindenden sonra Gamsegamse aradı, pazarda buluşalım biraz hava layım , kafam ambale oldu dedi. Onunla buluşunca işin rengi değişti , hiç uğramayacağım kısımlara dalınıp, almayı düşünmediğim şeyleri alıp eve geldik. Tanesi bir ytl ye bi sürü bere aldık. Satıcı organik bere bunlar organik Kaynanam örüyo ben satıyom diye bağırıyordu. Alalım bayram da kapıya gelen çocuklara şeker çikolata falan verirken yanında bunlardan da verelim dedim. Sonunda eve geldik. Ohhh evim evim güzel evim. Bu gece Elveda Rumeliyi seyredip kitaplarıma döneceğim. Naziş okulun yemeğinde , kocamın spor günü, Gamse ders çalışıyo yaşasın ev bana kaldıı.

Herkes googleden gelenleri yazmış , insanı dumur eden aramalar var, bir de benimkiler bakın bakalım.
Lale Belkıs'ın yazlık evi var mı??- Var sa napcan, yoksa, yazlık ev mi hediye etcen
Üsküdar Nüfus dairesi nerede- heheheheh demekki benim sayfa daha çok ziyaret ediliyoki , orayı arayan önce benim sayfaya düşüyo
Sivrisinek hikayesi-bu başlıktaki yazım en çok ziyeretçi alan yazım
İstanbul da bu gün neler var -heheheheh diyorum
Beyoğlun da egzilecek yerler- heheheheheheheheheheheh diyorum buna en çok
Çukurcuma nerde- uy uy ben İstanbul rehberi olmuşum da haberim yok
İstanbul da bu gün rüzgar kaç km esti- buyrun burdan yakın, üle meteoroloji yaz bak
Ayşe Tüter'den hamsili pilav- bak sen iyi yere düştün, alasını yaparım, kitabını yazarım, kuş kondururum. Hava da takla attırırırm. Parmaklarım nere gitti diye sorarsın
aşk yüzünden napcanı bilmeyen kız falı- İşte ben buna biterim
Turhal da bombalanan ev- Turhal'a en son gittiğim de 14 yaşında falandım, ama abi ya da abla yine de keşfetmiş beni
adamın biri taş düşürüyormuş-Baaak bu olur işte , var biz de öle bi adam, sen ondan düştün burayaa
pnardnmz- bu var ya bu, bir arşiv yazıma gelmiş, ehe ehe ama pnardnmz den önce bana düşmüş niyeyse he atalet sen tanırsın kıs
çatılı ev resimleri- Benim eğri çatılı eve gelmiş



EEEEn dipdeki tarif: Akşamki yumurtalı ıspanaktan artan, kavrulmuş ıspanak, yine akşamdan közlenmiş biberler. Birazda brokoli( bu Gamsenin hadi bunu da kat demesiyle katıldı). Brokoli çiğ olduğu için tavada hepsini bir kez daha çevirdim. Hem de tatlar birbirine girmiş oldu. Sonra sarımsaklı yoğurtla karıştırdım. Kocam bunu yine kesin sen uydurdun dedi. Ama çok beğenildi. Domates soslu makarnanın yanında servis edildi.

Öğretmenim canım benim canım benimm

Bir öğretmen bir de öğretmen adayının annesi olunca bu günü atlamak olmazdı.
Benim ilk öğretmenim komşumuz olan İl Halk Eğitim Müdürünün kızı Canan'dı. Benden büyüktü ve benden başka arkadaşı yoktu. O yüzden kendi öğretmen oldu ben öğrencisi ve okula gitmeden annemler baktılar ki ben okuma yazmayı öğrenmişim. Tabi bu okula başlayınca öğretmenimin başına bela olarak döndü. O daha fişleri dağıtırken ben avaz avaz ne yazdığını söylerdim. Sonun da - Lale sana baban hikaye kitapları alsın, ben ders anlatırken sen onları oku dedi ve okuma serüvenimi başlattı. Öyle bi oldu ki ders zilini duymadığım için gelip beni kütüphanelerden topladı. Şimdi var mı bilmiyorum, yoksa bizim meşuuur müdürn faaliyetlerindenmidir bilmem, biz bahçeye çıkamadığımız kış günlerinde tenefüslerde kütüphaneye gider kitap okurduk. Ertesi tenefüste kaldığımız yerden devam ederdik.

Ortaokul Türkçe öğretmenimse çok şey kattı bana. Biraz zorlardı bizi TDK sözlüğü cebimizde dolaşmamız için ama sonra anladık faydasını.

Şimdi bizim ev de iki öğretmen var. Biri henüz aday ama olsun, staja başladı artık. Onların benimsedikleri ve benimsemedikleri eğitim modelleri var. Aralarında konuşurlarken - ben o sistemi tasvip etmiyorum, tasvip etmediğim sistemi de uygulamam diyorlar. O zaman umutlanıyorum demek ki idealist bi tarafları var diye.

Avrupa da ve Amerika da en saygın meslek ve de en çok kazananlardan. Türkiye de ise malumunuz.
Öğretmenler günü kutlu olsun

23 Kasım 2008 Pazar

Karaköy iskelesine ağıt. Benim de bir tarihim var yaa


Evet aynen başlık da okuduğunuz gibi benim de bir tarihim var herkes gibi, ama benim tarihime tanık olan bir yapı dün gece battı.

Karaköy İskelesinden söz ediyorum. Tarih 1974 yılları falan. Daha lise yıllarımız yeni başlamış. Aysel'le buluşma yerimizdi. O Kadıköyden ben Fındıkzadeden gelirdim orada buluşurduk. O zamanlar böyle sık iskeleler yok, motorlar böyle vızır vızır değil. Motorlar ancak sis bastırınca çıkarlardı ortaya dolmuş yaparlardı. Karaköy iskelesinde çok güzel bir kitapçı vardı. Çoğu kitaplarımı orada Ayse'li beklerken almışımdır. İskelenin tam karşısında Murat Pastahanesi vardı, hala var mı? bilmiyorum. Yıllardır gitmedim. Orada yediğim şahane şekerparelerin tadı hala damağımdadır. Karaköy iskelesi yüzer bir iskeledir. Biraz fazla kalsanız aynen deniz tutmuş gibi olursunuz. Benim öyle araç tutmalarım falan yoktur ama orada biraz fazla oyalansak aynen leyla olurdum..


Karaköy de buluşma nedenimiz sanırım hemen tünelden Taksim' e çıkmak içindi. Neden direk Taksim de buluşmazdık hatırlamıyorum. Sanırım Aysel bu yolu yalnız gitmemek için beni kekliyordu:)). Trafik o zaman da sorundu İstanbul da. Ben Beyazıt da otobüsten iner. Çınaraltından aşağı, Nuruosmaniye falan inerdim Mısır Çarşısına, oradan karşıya geçer, Galata köprüsünü koşa koşa geçer Karaköye varırdım. Cep telefonu falan yok akşamdan randevulaşırsın, evden çıkarken de şuraya gidiyorum dersin olur biter. Çıkış saati ve eve gidiş saati arasında evle kontak kopuk. Şimdi biz kızlarla ders aralarında bile konuşuyoruz. Bir de merak eden olursa kızardık üstelik.

Dün gece battı gitti, benim 15 yaşındaki ayak izlerimle...

21 Kasım 2008 Cuma

Teyzelerden devamm


Ben köyümüüüü özledim. Uçan da kuşlara malum olsun ben köyümü özlediiiim. Şu gördüğünüz ağaçlı alan var ya tam onun karşısı bizim ayile apt nin olduğu yer. Yani balkonlarında denize bakaaa bakaaa teyzelerle dayılarla kuzenlerle geyik yaptııım. Kahvaltı masalarının en az on kişi akşam masalarının ise kaç kişi olacağının kestirelemediği yer. Bütün daire kapılarının kapı çalınmadan tokmağı çevirip girildiği Aneannemin benim yolumu dürbünle beklediği yer . Kaç kişinin anneannesinin boynunda dürbünü vardır he sorarım size. Şimdi giriş niye derseniz , bu gün teyzeme gidince hep de ORDU dan konuşunca , ben de geçtiğimiz yaz gitmeyince çoook özlediğimi anladım da ondan. Neyse bu güne dönelim biz.

Kocam gece yarısı rüzgarın sesine uyanınca , uyumakta olan bana söylediği söz , fırtına var yarın gitme sakın. Niye ki demişim, kızlar okula gitmeyecek mi? onlar da karşıya geçiyo hoş. Cevap - yarın bakarsın havaya oldu. Ama sen mutlaka bi arıza çıkarırsın da ondan diyemedi zaar. Sabah kalktım hava rüzgarlı fakat dışarı çıkınca oooh dedim ya, misss. Tıpır tıpır yürüdüm , hiç bir aracımı da kaçırmadan tıkır tıkır gittim. Yalnız doğrusunu söylemek gerekirse deniz sanki kaynağan bir kazan gibiydi. . Kuzen Gülden le buluştuk, teyzeme vasıl olduk. Masa hazırdı aynen dediğim gibi . Teyzem börekleri yapmış , çayı demlemiş, masayı tv nin karşısına kurmuş. Eniştem sucukları doğruyordu. Turşu da kavrulmuştu. Bir erik reçeli vardı breh breh. Seneye bana özel yapacak ondan. Sonra kahve faslı . Arkadaşlar inanmazsınız falım da pelikan çıktı. Bakın şimdiye kadar hiç pelikan çıkmamıştı. Hani denizde olur, ağzının altı torba gibi olur diye tarif ede ede heeee dedik pelikan bu. Helal olsun teyzemeeee, pelikanlı falım bile oldu. Bizim sohbet muhabbet iyiydi ama bizim evin telaşe müdürleri rahat verseler, önce kocam aradı - lale çok fırtına var -
-e hani nerde burada öle bişe yok.
- Yalova da vapurlar falan çalışmıyomuş
- Hasbinallah
- demekki buralara sona gelecek
Sonraki telefon telaşe müdürünün yardımcısından , Gamsegamseden
- anne ben vapurdayım, Kadıköye geçiyorum, çok fırtına var
Hay Allah ikiside böyle dediğine göre ben geç kalmayayım
Teyzem girer devreye - yat yat bura da yat.
Sonun da belki bir , bir buçuk saat sonra kalkacaktım ama kalktım. E biraz rüzgar vardı ama uy sanki ilk kez rüzgar, lodos gördük. Gülden le dışarı çıkınca ille de bir kaç yere girip bir şeyler almadan da edemeyiz. Bi de birbirimizi gazlamalar. İki tane termofor aldım. Çocukluğumdan o kadar termoforlu anılarım var ki bi gün yazıcam unutmazsam.Çok şekerler karali kareli kılıfları da var. Ama ben onlara kendi elcağızlarımla da örücem kılıf. Neyse gelirken balık pazarına da uğradım. Bi fırın palamut çekeyim akşama şunlara dedim, madem erken geldim . Ama hamsileri görünce pırıl pırıl hamsi alıp geldim.

Hafta sonu yağışlı bir hava bekliyormuş bizi. Henüz kesinleşmiş hiç bir programım yok. Bakalım ne gele gele.
Son dakika notu:
Şu an da haberler de , İstanbul da oturanların programlarını yeniden gözden geçirmeleri öneriliyor. Demek ki program; film , kitap , çay ,kahve

öyle işte

Canım yazmak istemedi , geldim gittim buralara. Çok kayda değer birşey de yapmadım bu arada. Cancan geldi gitti, yemekler pişti, dışarlara çıkıldı. Bel ağrıdı hem de çok ağrıdı. Bengay kokuldu buram buram . Ama ondan başkası da iyi gelmedi.

Yine üç kitaba aynı anda başlandı. hepinizin okuduğu kitaplardır sanıyorum biraz geç kalındı okumaya. Bir şeyden çok söz edilince okuyamıyorum. Kitaplarım Veda -Ayşe Kulin, Gece Sesleri -Ayşe Kulin ve Latife Hanım-İpek Çalışlar. Neden üç kitap diye yeni okumaya başlayanlar soracaktır. Aç gözlülük diyelim )).


Yarın sabah erkenden çıkacağım evden Teyzeme gideceğim. Kuzenlerle birlikte. Şimdi erkenden kalkar börekleri yapar, turşu kavurur, kendi yaptığı çeşit çeşit reçelleri koyar. Ne kadar erken gidersek gidelim de hep geç kaldınız der. Sonra da ille de gece de kal diye tutturur. Eniştem tüm yeğenlerinin içinde en çok beni sevdiğini söyler Gülden'i çatlatır:)). Sonra kahve içeriz bize fal bakar, hepimizin falında balık ve kuş çıkar. Uzun yol çıkar. Yeni aldığı kıyafetleri giyer giyer bize gösterir. Mutlaka altına giyeceği ayakkabıyı da giyer , koluna da uygun çantayı takar. Çok komik bir anımız var onunla tabi bana komik. Onun Ordu da ki evindeyiz bir yaz. Biz kızlar, kuzenler cümbür cemaat denize indik. Geldik ki üstünde benim elbisem, tutturmuş bu bana çok yakıştı bana ver diye. Kızları zor vazgeçirmişti, anne sana olmaz diyerek.Üstteki resimde beş teyzeden üç tanesi ve yeni bebeği olmuş bir kuzen var. Ordu- Çambaşı yaylasındayız, Dayım arkadaki kasap da et seçiyor. Geri kalanımız arabalarda oflayıp poflamak da, hadi gelin artık diyerek. Kırmızı pantolana dikaktinizi çekerim.Benim çocukluğuma gelen gençkızlıkları hala hatırım da. Ama onların ruhu hala o günlerdeki gibi. Kendileri gibi kocalarda buldular da sorun çıkmadı hiç ))

Ev de durum aynen bildiğiniz gibi, haftaya Gamsegamse'nin ıvizeleri başlıyor artık kağıtlar içinde yüzeriz. Odası dışında her yerde ders çalışır çünkü.

Öyle işte dedik başladık böyle işte deyip bitirelim yazıyı.Fonda İstanbul da Sonbahar çalıyor, Nil Karaibrahimgil söylüyor.

18 Kasım 2008 Salı

DÜNDEN BUGÜNE ve de bir de benden ISSIZ ADAM

İstanbul yağmurlu bir güne uyandı bu sabah gibi şairane bir cümle ile açıyorum yazımı )).Naziş akşamdan - anne yarın çok yağmur yağacakmış , dedi. Bizim evin meteoroloji bildirimlerini kocam yapar. Yarın hava şu kadar derece düşecek sıkı giyinin, yarın yağmur yağacak şemsiye alın. Yarın hava çok sıcak gündüz saati dışarlarda olmayın gibi .... Beş günlük hava raporu alır çünkü sürekli. Halbuki sabah kalkarsın pencereden kafayı uzatırsın, aa yağmur yağıyor der şemsiyeni alırsın, ya da ayyyy çok soğuk yav , kalın kazak giyim dersin. Şemsiye dedim de, Gamsenin şemşiye diyen bir öğretmeni vardı o şemşiye dedikçe bizimki kalkar örtmenim şemsiye dermiş sürekli. Bunu bana anlatan da öğretmeni valla. Biz sürekli okuduğunuz gibi konuşun okuduğunuz gibi konuşun diyerek çocukların beynine işlemişiz. İyiki benim yazdıklarımı okuyarak konuşacakları günler değilmiş )))

Tamam bu girizgahtan sonra gelelim düne. İlmiyeme erken gel demiştim. Hatta iki gün önce arayıp-pazartesi erkenden bende ol dedim sinemaya gitcez dedim de, hangi filme diye bile sormamıştı. Neyse İlmiyem saat 11 gibi ben de oldu. Birlikte çay içip çıktık. İstikamet Kadıköy. Kadıköy de de bir tek Rex de oynuyormuş Issız Adam. Şu İstanbulda sorsalar bana en sevmediğin sinema salonu hangisi diye kesinlikle Rex derim. Keşke Natiliusa a gitseydik dedim ama oranın da trafiğine gıcık olurum. Film tam bir Çağan Irmak filmiydi. Anlatılan hiç lafı dolandırılmadan anlatılmış. Mekanlar çok güzel, ille de çalınan şarkılar ille de çalınan şarkılar. Bir de üstüne filmin geçtiği sokaklar hep bildik yerler olunca , Çukurcuma , Galata , istiklal , tadına doyulmadı. Mesaj ; çok güzel , hiç sorunsuz gibi görünen bir şey de bir gün ansızın bitebilir. Valla doğru demiş. Aynen de öyle oluyor. Ha! bir de her erkek yemek yapmayı bilmeli, hiç olmazssa çok iyi yaptığı ona özel bir yemek olmalı. Yemek yapmak bir erkeğe bu kadar mı yakışır yav. Zaten baş rol oyuncusu Cemal Hünal'ın greçek hayatta da bir restoran sahibi olması ilgi çekici. Rol onu düşünerek yazılmış olabilir. Belki de o yüzden bu kadar yakışmıştı rolüne. Çok ağlayan olmuş film de . Halbuki çok sulu zırtlak bir kadınımdır ama ağlamadım. Karnım biraz acıkmıştı ondan olabilir heheheheh ya da sinema çok soğuktu ondandır. Yakında tasarrufun şeyi çıkmassa iyidir. Benim sıcakla aram hiç iyi değilidir ama yazlık sinemalarda donma hikayelerim de mevcuttur. Burhaniye Ören de, yazlık sinema haline getirilmiş amfitheatre da Ağustos ortasında buz tuttuk sanmıştık .

Sinema çıkışı hemen yemeğe gittik. Yemek yyiyeceğimiz yere giderken ben biraz eski kitapçıları dolaşmak istedim. Çok güzel kitaplar çıkabiliyor bazen oralardan. Ama bir adamı az kala dövecektim. Dua etsin bir aşk filminden çıkmıştım çok naiftim. Adamdan fırsat bulup kitap seçemedim hep önümde hep burnumun dibinde eli çaprazlama bakacağım kitapların üstünde bir de zırt zırt çalan telefonum , ev halkı sıraya geçmişti. Neyse yok bu gün olmayacak bu iş dedim, seçtiğim kitaplarıda bıraktım çıktık.

İlmiyemle bi güzel karnımız doyurduk ve Haldun Taner'in önünde ayrıldık. Bizim evin dolaylarına gelmiştim ki aklıma pazar geldi, hemen daldım alacaklarımı aldım. Neredyse toplanmak üzereydi zaten. Evden içeri girdim bi 10 dk yattım , yorulmuşum. Sonra hadi bi pasta attırayınm akşam çayının yanına dedim. Uyduruk kaydırık hiç ölçüsüz bir şey yaptım ve tadı aynen browni gibi oldu. Tarifini aşağıda vericemm.Sonrası yemek, tv, sohbet muhabbet, biraz okuma tumba yatak.
Bir bakmışım sabah olmuş. Ev halkını evden at. Sonra kendime yeniden taze çay demle. Kafam yerine gelince de evi hala yola koy işte özet bu. Birazdan da yavaş yavaş mesajlarım gelmeye başlar- aneee vapurdayım açımm, - anne servisteyim açımm.


uyduruk browni.
3 Yumurta , bir buçuk bardak şeker, herhangi bir marka bir paket çikolatalı sos, un, yarımbardak vişne reçeli, iki kaşık kakao, kabartma tozu, yarım su bardağı sıvı yağ, bir su bardağı süt.
yumurta ve şekeri çırptım, bir su bardağı light süt( ev de o vardı) ve yarım bardak sıvı yağ ile çırpmaya devam ettim. sonra vişne reçeli, kakao ve çikolatalı sosu döktüm( sos pişirilmeden toz halinde) bunlarla da biraz çırptım en son un ve kabartma tozunu ilave ettim, kalıba döktüm. Çıkarırken biraz yapışmıştı , onu da hindistan cevizi ile kamufle ettim.