Başlıkta da dediğim gibi yılın son sobesi, onurtan hocamdan geldi. Kendisi ilk blog arkadaşlarımdandır. Ve benim ona yaptığım en abuk subuk sobelere bile nezaketle cevap vermiştir. Şimdi o da kendine gelen pası cevaplamış ve bana atmış. Hadi bakalım denizci deyimiyle vira bismillah.
1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?. Ben bilgisayarda antoloji com. Atlas a üye, yemek tariflerine bakan. Bilgisayarda oyun oynayan, biriydim. Her şey Nazlının okulu bitirip İzmirden dönüşü ile başladı. Anne bunu istediğin gibi karıştır, kurcala bi şey olmaz. Alt tarafı virüs girer dedi. Bende o sırada blogcuları buldum. Takip ettiklerim vardı. Yine bir akşam evde bi sürü kedidili bisküi var. Bunları ne yapalım, bir pasta tarifi arayalım derken. Çileksuyu nu buldum. Çok hoşuma gitti. Nazlı- anne sende yap dedi, yok yav , nası yapaim ben falan derken , baktım o açmış bile. Hemen de yorum geldi. Kelebek ten. Taa Avusturyadan bulmuş beni dedim . Pek bi gururlandım öylece başladım. Ama o günler bi başkaydı bee.
2. Blog yazılarımın konusunun belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum? Ah ne çok isterdim , böyle bir şeyimin olmasını ama.Görüyosunuz işte. Çalakalem. Oturuyorum klavyenin başına. Allah ne vardiyse. Bi günde ay şunu yazayım diye otursam dişimi kırcam
3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?. Yok yav. Yapmam öle şeyler. Bilgisayarı boş gördüm mü tamamdır.
4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken, şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı? Öyle olsa hemen bırakırım. Hala eğleniyorum. Hala yeni insanlar tanıyorum. Artık arkadaş profilimde iyice oturdu.Yaşamıma taşıdığım arkadaşlarım da var artık.
Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim? . Bunu hiç ama hiç düşünmedim. Her şey olacağına varır. Yazcam derim bi gün şıp diye kaybolurum. Yazmam derim , kazık çakarım burada yaşlanırım. Yani su akar yatağını bulur hesabı. Acep uydumu bu laf buraya ama uyuduysa da uymadıysa da , hoşuma gitti . Kaçtım ben. Haftalık programımı vermiştim biliyosunuz.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
25 Aralık 2007 Salı
24 Aralık 2007 Pazartesi
bayramdan sonra
Bayram bitti, yeşil çayım ve ben huzurlarınızdayız. Biraz geç kalktım bu gün. Bayram sabahları ha şimdi kapı çalar, bi gelen olur endişesiyle bir yatak keyfi yapamadım. Bende ki de iş yani sanki millet gözünü bizde açacak. Amcam yapardı bu işi. Önceleri, evlerimiz yakındı. Kendisi de evde duramaz. Gözünü açar, doğru dışarı. Beni de çok sever, gidip, onu göremem diye, sabahın yedisinde kapıyı çalar, bayramlaşır giderdi.
Dün akşam son gelen ziyaretçilerimizden sonra , son kadayıfı yedim ve bayramı bitirdim. Valla çok güzel olmuştu. Yeni bir taktik geliştirdim. Böylece , artık her an elinizin altında kızarmış kadayıfınız olacak. İstediğiniz zaman şerbetleyip yiceksiniz. Bu kıyağımı da unutmayın. Durun hemen tarifi vereyim. Bir kilo kadayıf , ceviz ve biraz tarçın. Küçük bir de kase. Büyüklüğü kahve fincanı gibi olsun. Olmazssa kahve fincanı kullanın. Şimdi fincanın dibine biraz kadayıf koyun iyice bastırın. Arasına biraz toz şekerle, biraz tarçınla karıştırılmış dövülmüş ceviz koyun, sonra üstüne tekrar kadayıf koyup bastırın. Yağladığınız tepsiye, ters kapatın , içindeki kadayıfın düşmesi için , fincanların yanlarına biraz vurun. Sıra sıra dizin onları. Sonra bi güzel kızartın. Soğuyunca da doldurun kutulara kaldırın. Canınız çekince de kaynatın şerbetini dökün üstüne yeyin yaw. Bir kilo kadayıftan bende 36 porsiyon çıktı .
Şimdi ben son kadayıfı yedim ya. Gece Buzda Dansı izlerken Gamzenin canı tatlı istedi. Kalktı, üşenmedi.Bisküili , pudingli pasta yaptı. Bisküileri de bizim içmek için demlediğimiz çayla ıslatmış. Kocam da ne kadar az çay demlemişsin diyor bana. Nası yani dedim. Sonra gerçek ortaya çıktı.Şipşak dondurucuda da soğuttu yedik. Ben neme lazım belki kalorisi az olmuştur diye, üzerine biraz da ceviz koydum yerken.
Bu hafta çok yoğunum. Bu gün pazarımız var. Yarın görümcemin grubuyla okey oynayacağım. Koşuyoluna gidicem. Çarşamba Zuz la alış-verişe çıkmamız gerek. Onun henüz haberi yok bu programdan. Perşembe günü, cuma akşamı evlilik yıldönümümüz var ve kalabalık olacağız. Onun hazırlıkları var. Cuma günü zaten hazırlıklara son şekli verilir. Cumartesi akşamı Beyoğlundayım. Çok güzel bir buluşma için. Nalan(desertwind) zeya,nurdanacar , Zuz ve ben buluşuyoruz. Bir Beyoğlu gecesi yapacağız. Hem de erken yılbaşı kutlaması olacak. Şimdi gideyim işe koyulayım ancak yetişirim dimii...
Dün akşam son gelen ziyaretçilerimizden sonra , son kadayıfı yedim ve bayramı bitirdim. Valla çok güzel olmuştu. Yeni bir taktik geliştirdim. Böylece , artık her an elinizin altında kızarmış kadayıfınız olacak. İstediğiniz zaman şerbetleyip yiceksiniz. Bu kıyağımı da unutmayın. Durun hemen tarifi vereyim. Bir kilo kadayıf , ceviz ve biraz tarçın. Küçük bir de kase. Büyüklüğü kahve fincanı gibi olsun. Olmazssa kahve fincanı kullanın. Şimdi fincanın dibine biraz kadayıf koyun iyice bastırın. Arasına biraz toz şekerle, biraz tarçınla karıştırılmış dövülmüş ceviz koyun, sonra üstüne tekrar kadayıf koyup bastırın. Yağladığınız tepsiye, ters kapatın , içindeki kadayıfın düşmesi için , fincanların yanlarına biraz vurun. Sıra sıra dizin onları. Sonra bi güzel kızartın. Soğuyunca da doldurun kutulara kaldırın. Canınız çekince de kaynatın şerbetini dökün üstüne yeyin yaw. Bir kilo kadayıftan bende 36 porsiyon çıktı .
Şimdi ben son kadayıfı yedim ya. Gece Buzda Dansı izlerken Gamzenin canı tatlı istedi. Kalktı, üşenmedi.Bisküili , pudingli pasta yaptı. Bisküileri de bizim içmek için demlediğimiz çayla ıslatmış. Kocam da ne kadar az çay demlemişsin diyor bana. Nası yani dedim. Sonra gerçek ortaya çıktı.Şipşak dondurucuda da soğuttu yedik. Ben neme lazım belki kalorisi az olmuştur diye, üzerine biraz da ceviz koydum yerken.
Bu hafta çok yoğunum. Bu gün pazarımız var. Yarın görümcemin grubuyla okey oynayacağım. Koşuyoluna gidicem. Çarşamba Zuz la alış-verişe çıkmamız gerek. Onun henüz haberi yok bu programdan. Perşembe günü, cuma akşamı evlilik yıldönümümüz var ve kalabalık olacağız. Onun hazırlıkları var. Cuma günü zaten hazırlıklara son şekli verilir. Cumartesi akşamı Beyoğlundayım. Çok güzel bir buluşma için. Nalan(desertwind) zeya,nurdanacar , Zuz ve ben buluşuyoruz. Bir Beyoğlu gecesi yapacağız. Hem de erken yılbaşı kutlaması olacak. Şimdi gideyim işe koyulayım ancak yetişirim dimii...
21 Aralık 2007 Cuma
bayramın içinden

Biraz önce bu gün bayramın kaçıncı günü diye düşündüm. İkinci gün olunca şaşırdım. Yine bir kaç günlük yaşamışım anlaşılan bu iki günü.
Arefe günü akşamından geldi Zuz, gece bizde kaldı. Kızlarla patırtı kütürtü bi akşam geçirdik. Sabah kocamın sesini duyunca bayram namazına gidiyor sandım, meğer gelmiş. Biraz daha yat erken dedim. Bir hayli uyumuşuz. Yok artık , dimi öyle sabahın kör saatlerinde kalkmalar falan. Kimse artık rahatını bozmuyor. Galiba iyi de ediyor. Nasılsa bayram uzun. Dört koca gün neler yapılır.
Biz birinci güne uzun upuzun bir kahvaltı ile başladık. Onlara günün mana ve ehemniyetine yaraşır şıklıkta masalar hazırladım gün boyu. Akşam yemeğinden sonra Zuz evine kaçtı. Biz de toparlanıp yayılalım biraz dedik , ama kızlar , itiraz etmeyelim diye internetten bilet almışlar Capitole, sinemaya gittik. ''Hicran Sokağ''ı.Nostalji olsun demişler bize. Filmde kimler yok ki. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Cüneyt Arkın , Selda Alkor, Engin Çağlar, Ayla Algan ve her kimi görsek aaa bu da var dediğimiz bir sürü ünlü. Film baştan iyi idi ama sonra uzadıkça uzadı. Bitmek bilmedi. Sinema da da zaten karı koca biz, bi de bizim kızlar var. Yani dört kişi. Sinemayı kapatmışız anlayacağınız. Evimizde gibi film izledik. Gamze arada mesaj çekiyor arkadaşına , bu film kaç dakika falan diye soruyor. Aramızda yorum yapıyoruz. Yani değişik bir sinema gecesi oldu. 19.15 de girdiğimiz filmden , 22.10 da çıktık. Ara 20 dk. Hatta Gamze gitti haber verdi başlatın artık dedi. Şimdi diyorsanız ki , benim için senaryo önemli değil, önemli olan kadro ha işte o zaman kaçırmayın. Yalnız bir sahne vardı Ayla Alganın büyü yapma sahnesi, gözümüzden yaş geldi gülmekten. Çıkışta nasıl acıkmışız. Bi yerde yemek yedik. Eve geldik.
İkinci gün , yani bu gün . Kızlar akşama doğru kaçıştılar. Biz de karı- koca bir iki ziyeret yaptık. Dönüşte de , misafirlerimiz geldi. Oya ve Kadir ve de fatih Meral. Uzun uzun oturduk sohbet ettik. Sonra 28 Aralık da , bizim evlilik yıldönümümüz için bizim ev de buluşmak üzere yeniden sözleştik. Mönü de hamsili pilav yani Karadenizlilerin deyimiyle işli tava var.
Yarın kısmetse yan gelip yatmak istiyorummmmm
17 Aralık 2007 Pazartesi
haftanın sonundan başına doğru
Bu hafta sonundan yazacak bir şey bırakmamışım. Cumartesi gününü zaten yazmışım. İki film izledim. Biri yabancı biri yerli. Yabancı filmi seçmek için Gamze ile dakikalarca cebelleştik. Yok o yok bu diye. Saatte gece yarısı olmuştu. Germe, şimdi beni gece gece hafif bir şey izleyelim dedim. Sonunda CLICK de karar kıldık. Ben yarı uyur izledim. Sonunu da hatırlamıyorum. Demek ki sonuna kadar dayanamamışım. İkinci film. Bir Ihtimal Daha Var. Oyuncu kadrosu muhteşemdi. Türkmax de oynadı. Ben bunu izleyeceğim deyince. Kocam da kızlarda başka odalara kaçıştı. Başka şeyler izlediler, başka işlerle uğraştılar. Kocamla , Gamze bir ara baktım, saçma sapan bir yarışma izliyordu. Nazlı bilgisayara dalmıştı. Ohhhhh sefam olsun. Salon bana kalmıştı. Aldım kova kadar bir bardakta yeşil çay, filmimi izledim. Ama ne yalan söyleyeyim, sonuna kadar zor dayandım. Güzel başladı güzel bitti diyelim. Arada da bir şeyler oldu. Türkçe hocamız derdi ki , kompozisyon yazarken güzel bir giriş yapın, güzel bir sonuç yapın , gelişme bölümünde de ne söylerseniz söyleyin. Acaba senaryoyu bizim hocamı yazdı diye de içimden geçirmedim değil.
Onun dışında bir parça bayram için hazırlanmaya başladım artık. Mönümüz belli zaten. Yüz yıllık. Geçen bayram bi değişiklik yaptım. Biz başka bir yere mi geldik, bura bizim ev değil mi? yoksa dediler. Ve bir daha asla kabul etmeyeceklerini beyan ettiler. Hayallerini yıkmışım. Sanki o yemekleri bayram harici yapmıyorum. Gelelim bizim değişmez mönüye. Çorba , bakın onda çok ısrarcı değiller, herhangi bir çorba olabilir.Etli yaprak dolma. Ama o kadar minik sarılacak ki. Bir lokma tabiri caizse. Tavuklu nohutlu pilav. İçi sebze ile doldurulup fırında nar gibi kızarmış tavuk. ve tatlı olarak da cevizli kadayıf. Bu tatlı annem zamanında ev baklavası olurdu. Ve çeşitli salatalar. Ben geçen bayram üşenmiş dolmayı atlamış, yerine başka bir şey yapmıştım.
Bayrama kadar tekrar yazabilirmiyim , bilmiyorum. Ama yazamazsam hepinize bayram gibi bayramlar dilerim.
Film hakkında bilgi
Yönetmen: Uğur UludağSenaryo: Uğur UludağGörüntü Yönetmeni: Gökhan TiryakiYapımcılar: Aslı Kocaoğlu Oflaz, Serdar KodalYapım: 2006, TürkiyeDil: TürkçeTür: KomediOyuncular: Savaş Dinçel, Müjdat Gezen, Mustafa Alabora, Osman Yağmurdereli, Hülya Avşar, Volkan Severcan, Adrian Sparks, Kostas Sommer, Asuman Dabak, Yosi MizrahiSüre: 95 dakikaYapım: E.S.E.K. Film, CinemedyaDağıtım: Bir FilmVizyon Tarihi: 09.03.2007
Konu:Üsküdar Musiki Cemiyetinden Mercan, son senelerin yozlaşmış İstanbul’u, Türk Sanat Müziği’nin yok olması ve ölen kızına verdiği söz sebebi ile eski ekibi yeniden toplamaya karar verir. Her biri konusunda birer usta olan saz arkadaşları Kenan, Asım , Faruk,ve Gökhan’dan oluşan ekip,tüm hayatlarını rölantiye alıp seneler sonra tekrar bir araya gelirler. Şimdi tek eksikleri eski solistleri, senelerin Diva’sı Alev’dir... Dünya onları dinlemelidir! Film; ana karakterlerin hayatlarını, yaşadıklarını ve çevresinde gelişen olayları paralel kurgu ve flashback’lerle seyirciye anlatmakta ve Türk Sanat Müziği’nin en güzel parçalarını yeni "cover" ritmlerle izleyiciye sunmaktadır. Komedi unsuru ve tempo tüm seyirciyi içine alacak şekilde film boyunca devam etmektedir.
15 Aralık 2007 Cumartesi
Yine İstanbul sokakları ve Dubai den sobe geldiiii hanımmm
İki gündür yine İstanbul sokaklarını arşınlamaktayım. Önce Avrupa yakası. Kurtuluş , Nişantaşı civarı ve bu günde Kadıköy sokakları.
Güllü arayıpta, hadi gel Fato ya gidiyoruz deyince hemen okidoki dedim . Ertesi sabah dün yani erkenden kalktım , şöle bi evi programladım. Akşam yemeği, ev düzeni falan. Gamze ödevini evde unutmuş , aradı dosyayı mailme gönder anne dedi. , sonra da , sakın çıkma çok soğuk kar yağıyor dedi. Yağarsa yağsın dedim ayol, hiç mi karda dışarı çıkmıuyoruz. Hoş çıkınca kar mar görmedim ama harbi soğuktu. . Sonra banka da işlerim vardı, bankaya gittim. Benimle sıra bekleyen teyze bir meraklıydı anlatamam. Öldü , sen ne yapacaksın, para mı yatırcan - he diyorum. Nereye ,niye. Bende masus uzatıyorum lafı. O benim bir numara önümdeydi. Meğer dolarlarını teftişe gelmiş hanım teyzem. Bankada işim bitince hemen Üsküdar- Kabataş yoluyla Kurtuluşa geçtim. Ama motorda , birden aklıma geceki olay geldi. Başladım kendi kendime gülmeye , Bu kadın deli demesinler diye. Denizde dala bata balık arayan karabataklara odaklanıyorum yok gülmem geçmiyor. Şimdi ; gece kitabımı , gözlüğümü aldım yatağa girdim. Kocam da bi taraftan gazete okuyor. Taktım gözlükleri gözüme , açtım kitabı anah o da ne, görmüyorum. Ne oluyoruz ya , ne çabuk bozuldu gözlerim yeniden diyorum. Sonra anladımki kocamın gözlüklerini takmışım. Adam da gözlüklerine bi titiz, ha bire benden kollar. Ben de alıp , bi de gözüme takmışım. Siliyorum ki, acaba kirlendi de göstermiyor mu diye. Olay bu yani. Kurtuluşta kuzenler bir araya geldik, her zamanki gibi bağırış çağırış sohbet ettik.Yedik , içtik.Dönüşte daha bi soğumuştu hava.
Bu gün de İlmiyemle birlikteydik. akşamdan aradı bir şeyler yapalım dedi. - Var benim bir programım zaten , gel takıl dedim. Alkıma gitmem gerekti. Bu gün saat öğleden sonra üç gibi buluştuk. Almam gereken kitaplar vardı , onları aldık . Yukarı katta oturup bir kaç kitap inceledik. Sonra balık pazarında biraz dolaştık, yemek yedik bir yerde sohbet edip eve döndük. Özlemişim İlmiyemi.
Gelelim sobeye; Nalandan geldi. Hoşuma gitti soruları. Hadi başlayalım
Yemek olsam ne yemegi olurum?: Ben sanırım ben kocaman bir pasta olurdum. İçi krokanlı. Yumşacık lezzeti, tatlı ama , arada ağzına gelen krokanları gibi sertte olabilen
Muzik aleti olsam ne olurum?: Sanırım bateri olurdum ben. Çok sesli , çok gürültülü. Ama ahenkli
Araba olsam ne olurum?:Kesinlikle karavan. Herkes yanımda, tüm alet edavatım , mutfağım yanımda. ooooooh tıngır mıngır.
Aylardan hangisi olurum?:Eylül, eylül . Başkasını düşünmem bile. Yapraklar sararsın, hava hafiften soğusun.
Ayakkabi olsam ne olurum?.Rahat bir terlik olurum. Şıpıdık şıpıdık ses çıkaran
Kiyafet olsam ne olurum?.Sabahlık olurdum ben , pek severim sabahları salına salına sabahlıkla gezmeyi. keyfi hatırlatır bana . Bi de annemi. her sabah uyandığımda onu üstünde sabahlığı , elinde kahvesiyle hayal ederim.
Sıra geldi sobelemeye, İlknur, mavianne ve angel , ve de şekerimpembem hadi
Güllü arayıpta, hadi gel Fato ya gidiyoruz deyince hemen okidoki dedim . Ertesi sabah dün yani erkenden kalktım , şöle bi evi programladım. Akşam yemeği, ev düzeni falan. Gamze ödevini evde unutmuş , aradı dosyayı mailme gönder anne dedi. , sonra da , sakın çıkma çok soğuk kar yağıyor dedi. Yağarsa yağsın dedim ayol, hiç mi karda dışarı çıkmıuyoruz. Hoş çıkınca kar mar görmedim ama harbi soğuktu. . Sonra banka da işlerim vardı, bankaya gittim. Benimle sıra bekleyen teyze bir meraklıydı anlatamam. Öldü , sen ne yapacaksın, para mı yatırcan - he diyorum. Nereye ,niye. Bende masus uzatıyorum lafı. O benim bir numara önümdeydi. Meğer dolarlarını teftişe gelmiş hanım teyzem. Bankada işim bitince hemen Üsküdar- Kabataş yoluyla Kurtuluşa geçtim. Ama motorda , birden aklıma geceki olay geldi. Başladım kendi kendime gülmeye , Bu kadın deli demesinler diye. Denizde dala bata balık arayan karabataklara odaklanıyorum yok gülmem geçmiyor. Şimdi ; gece kitabımı , gözlüğümü aldım yatağa girdim. Kocam da bi taraftan gazete okuyor. Taktım gözlükleri gözüme , açtım kitabı anah o da ne, görmüyorum. Ne oluyoruz ya , ne çabuk bozuldu gözlerim yeniden diyorum. Sonra anladımki kocamın gözlüklerini takmışım. Adam da gözlüklerine bi titiz, ha bire benden kollar. Ben de alıp , bi de gözüme takmışım. Siliyorum ki, acaba kirlendi de göstermiyor mu diye. Olay bu yani. Kurtuluşta kuzenler bir araya geldik, her zamanki gibi bağırış çağırış sohbet ettik.Yedik , içtik.Dönüşte daha bi soğumuştu hava.
Bu gün de İlmiyemle birlikteydik. akşamdan aradı bir şeyler yapalım dedi. - Var benim bir programım zaten , gel takıl dedim. Alkıma gitmem gerekti. Bu gün saat öğleden sonra üç gibi buluştuk. Almam gereken kitaplar vardı , onları aldık . Yukarı katta oturup bir kaç kitap inceledik. Sonra balık pazarında biraz dolaştık, yemek yedik bir yerde sohbet edip eve döndük. Özlemişim İlmiyemi.
Gelelim sobeye; Nalandan geldi. Hoşuma gitti soruları. Hadi başlayalım
Yemek olsam ne yemegi olurum?: Ben sanırım ben kocaman bir pasta olurdum. İçi krokanlı. Yumşacık lezzeti, tatlı ama , arada ağzına gelen krokanları gibi sertte olabilen
Muzik aleti olsam ne olurum?: Sanırım bateri olurdum ben. Çok sesli , çok gürültülü. Ama ahenkli
Araba olsam ne olurum?:Kesinlikle karavan. Herkes yanımda, tüm alet edavatım , mutfağım yanımda. ooooooh tıngır mıngır.
Aylardan hangisi olurum?:Eylül, eylül . Başkasını düşünmem bile. Yapraklar sararsın, hava hafiften soğusun.
Ayakkabi olsam ne olurum?.Rahat bir terlik olurum. Şıpıdık şıpıdık ses çıkaran
Kiyafet olsam ne olurum?.Sabahlık olurdum ben , pek severim sabahları salına salına sabahlıkla gezmeyi. keyfi hatırlatır bana . Bi de annemi. her sabah uyandığımda onu üstünde sabahlığı , elinde kahvesiyle hayal ederim.
Sıra geldi sobelemeye, İlknur, mavianne ve angel , ve de şekerimpembem hadi
Etiketler:
Alkım Kitapevi,
angel,
İlknur,
Kurtuluş,
mavianne,
şekerpembe
12 Aralık 2007 Çarşamba
bu günden
Yağmurlu bir sabaha uyandık. Uy ne şairane bir girişti değil mi. Zati dün de öyle uyanmıştık , aslında da geceden başlamıştı yağmur. Cama vuran , yağmur damlalarının sesine uyandım. Sonra gece yarısı okuma lambalarım geldi aklıma. Hani şu kitaba takılanlar. Kimseyi rahatsız etmeden okuyabilirsiniz kitabınızı. Evde onlarca var. Ama hepsini malesef Gamze halletmiş. Şimdi biri bozulur ya. Diğerinden parça çıkarır ona takar. Öyle öyle zincirleme hepsini bozmuş anlayacağınız.
Bu okuma lambaları , henüz daha Türkiye de bilinmezken, kocamın ikinci dereceden kuzeni Elifin şirketi bunları yurt dışından getirtmiş. -Aklıma hemen sen geldin - dedi. Kapmış üç tane getirmişti bana. Sonra her köşe başında üç tanesi bi paraya satılanları çıktı. Ama çok kullanışlı bir şey. Bu Elif , benim ruh ikizim gibidir. Bir gece toplanmışız, ortam da geyik muhabbetine dönmüş. Biri dedi ki size bir oyun yapıcam. Herkes en sevdiği iki hayvanı bir kağıda yazssın.Sevdiğin hayvanı , sevme nedenini söylüyorsun. O da karakter tahili yapıyor gibi bi şey di sanırım. Millet kuş, balık, kedi , köpek yazmış. Ben karga ve kirpi yazmışım o da kertenkele. Mesleki hayranlığı varmış:)). Biolog dur da. Neyse işte gece uyanıp, lambaları ararken aklıma Elif geldi işte. Bi de çoktandır görüşemediğimiz. Kimseyi uyandırmadan kitap okuyayım derken , arama çalışmalarım sırasında herkesi uyandırdım. Kızlar eve hırsız girdi sanmış. Kocam da - sen yine ne peşindesin dedi.
Bu gün evdeyim , başlıca görevim kaybolan terlik teklerini aramak. Hepsi de Gamzenin yatağının altından çıkar emin olun. Çünkü bir terlik giyer, bırakır, ortada kimin terliği varda onu giyer , sonra onu da bir yerlerde bırakır. Mesela kocam eve gelince bakar terliği yok, doğru gider onun odasına , nerde diye sormaz bile.
Yılbaşı ağacımız süsleyeceğiz bu gün Naziş le. Okuldan gelince. Bayılır bu işe. Tabi benim ağacı ve süsleri çıkartmam gerek önce. Süsleyelim, resmini koyarım belki. Annem küçükken bize kokinalardan yapardı. Uçlarına pamuklar takardı, kar görüntüsü vermek için. Kokinanın iki bitkiden oluştuğunu sanırım artık bilmeyen kalmamıştır. Doğada yok kokina diye bir bitki. Bir dikenli bitkinin yapraklarına, diğer bir bitkinin kırmızı meyvelerinin bağlanmasından oluşur. Adını da rumca kırmızı anlamına gelen kokino dan alır. Küçükken anneme- seni kandırmışlar anne, bak bu kırmızı çiçekleri buraya iple bağlamışlar derdim hep. Şimdi Beyoğlunda her köşe başında satılmaya başlanmıştır.Yılbaşının yaklaştığını kokinalardan anlarım ben. Yine ben geçen yıl sayfama bir kokina resmi bulamazken, sevgili pınar, ehlikeyfim benim . Evindeki kokinaların resmini koymuştu benim için. Hüzünlendim yav ben. Gittim şimdilik ...
Bu okuma lambaları , henüz daha Türkiye de bilinmezken, kocamın ikinci dereceden kuzeni Elifin şirketi bunları yurt dışından getirtmiş. -Aklıma hemen sen geldin - dedi. Kapmış üç tane getirmişti bana. Sonra her köşe başında üç tanesi bi paraya satılanları çıktı. Ama çok kullanışlı bir şey. Bu Elif , benim ruh ikizim gibidir. Bir gece toplanmışız, ortam da geyik muhabbetine dönmüş. Biri dedi ki size bir oyun yapıcam. Herkes en sevdiği iki hayvanı bir kağıda yazssın.Sevdiğin hayvanı , sevme nedenini söylüyorsun. O da karakter tahili yapıyor gibi bi şey di sanırım. Millet kuş, balık, kedi , köpek yazmış. Ben karga ve kirpi yazmışım o da kertenkele. Mesleki hayranlığı varmış:)). Biolog dur da. Neyse işte gece uyanıp, lambaları ararken aklıma Elif geldi işte. Bi de çoktandır görüşemediğimiz. Kimseyi uyandırmadan kitap okuyayım derken , arama çalışmalarım sırasında herkesi uyandırdım. Kızlar eve hırsız girdi sanmış. Kocam da - sen yine ne peşindesin dedi.
Bu gün evdeyim , başlıca görevim kaybolan terlik teklerini aramak. Hepsi de Gamzenin yatağının altından çıkar emin olun. Çünkü bir terlik giyer, bırakır, ortada kimin terliği varda onu giyer , sonra onu da bir yerlerde bırakır. Mesela kocam eve gelince bakar terliği yok, doğru gider onun odasına , nerde diye sormaz bile.
Yılbaşı ağacımız süsleyeceğiz bu gün Naziş le. Okuldan gelince. Bayılır bu işe. Tabi benim ağacı ve süsleri çıkartmam gerek önce. Süsleyelim, resmini koyarım belki. Annem küçükken bize kokinalardan yapardı. Uçlarına pamuklar takardı, kar görüntüsü vermek için. Kokinanın iki bitkiden oluştuğunu sanırım artık bilmeyen kalmamıştır. Doğada yok kokina diye bir bitki. Bir dikenli bitkinin yapraklarına, diğer bir bitkinin kırmızı meyvelerinin bağlanmasından oluşur. Adını da rumca kırmızı anlamına gelen kokino dan alır. Küçükken anneme- seni kandırmışlar anne, bak bu kırmızı çiçekleri buraya iple bağlamışlar derdim hep. Şimdi Beyoğlunda her köşe başında satılmaya başlanmıştır.Yılbaşının yaklaştığını kokinalardan anlarım ben. Yine ben geçen yıl sayfama bir kokina resmi bulamazken, sevgili pınar, ehlikeyfim benim . Evindeki kokinaların resmini koymuştu benim için. Hüzünlendim yav ben. Gittim şimdilik ...
11 Aralık 2007 Salı
HER TELDEN YANİ BİZİM EVDEN
Tas gibi bir kafa ile kalktım yataktan. En son baktığımda 04.59 du. Baya bi cebelleştim yatakta. Sonra tv izledim. Kitap okuyacak mod da değidim. Elveda Rumeli ve Kelebek Çıkmazının izlemediğim bölümlerini arka arkaya izledim. Sanırım içtiğim son kahvedir bunun müsebbibi. Bakın arada böle eski kelimeler sıkıştırmaya bayılıyorum.Kitaplarımı bitirdim. Artık görüş yazmayacağım deyince , bir çok arkadaşım illede yaz demişler. İyi o zaman günah benden gitti. Bilenler bilir. Hep iki kitaba aynı zamanda başlarım. Bu kez de öyle yaptım. Siyah Süt ve Çikolata Kaplı Hüzünlere aynı zamanda başlarım. Biri hard biri soft. Aynen rock müzik gibi yani. Yazarınız bir zamanlar teeee Suzy Quatro zamanlarından. Can the can diye çığırıp az deli etmedi , anasını babasını.İşte buraya kadar sayın okuyucu, yine oldu olanlar , kitap derken geldik yine zurnanın son deliğine. Durun sabredin şimdi toparlicemmm ortalığı. Ha işte kitaplar bitti . Siyah Sütü okurken Elif Şafak bir yandan ben bir yandan, konuşup durduk içimizdeki benlerle. Ben hep derdim ki , -acep recep , benim içimde kaç Lale var. Uçan , kaçan lale, kocasının deyimiyle anarşik Lale, gezgüç Lale, anaç Lale, sevgili olan, karı olan, arkadaş olan, kardeş olan, abla olan ücralara kaçıp bulamadığım laleler mesela. E böyle hisseden yalnız ben değilmişim. Elif Şafak bunu kitap yapmış. Üstüne bi de lohusalık depresyonunu eklemiş. Onu kişileştirmiş, onlada konuşmuş. Bi süre birlikte yaşamış sonra da git demiş. Aha işte benim kitap anlatımım bu kadar olur. Şimdi onunkiler, benimkiler derken biz baya bi kalabalık olduk. Bazı onunkilerle, benimkiler arkadaş bile oldu. El ele halay çekip uykumu kaçırdılar. Neyse sonunda bitti. Okuyun derim bu tür şeyler ilginizi çekiyorsa. Bu kadar patırtı arasında ikinci kitabı ihmal etmişim biraz o 13 hikayeden oluşuyor. Henüz üç tanesini okumuşum. İyi , fena gitmiyor şimdilik.
Şimdi gelelim bu günlerde bizde ne pişti. Baharatlı kurabiyeler pişti. Hep bildiğiniz kurabiye hamuruna , birer çorba kaşığı , tarçın , zencefil, bir su bardağı dövülmüç ceviz, bir su bardağı da kuru üzüm eklendi. İstediğiniz kurabiye şekli verilerek pişirildi. Ev halkı bayılır buna. Tükendi bile. Bu hamur yapılırken fazla tutuldu. İçine şeker ilave etmeden ayrıldı birazı, bolca peynir ve dereotu eklenip bir taşla iki kuş vuruldu. Ayva kompostosu pişti. İçine yine tarçın çubukları ve karanfil atıldı, bir de bir kaç tane ayva çekirdeği. Ispanağın yenmesi ve yetiştirilmesinin yasaklanması dileğiyle yuımurtalı ıspanak pişti. Çünkü ne kadar yıkanırsa yıkansın, akşamdan sirkeli sulara basılsın asla kumlarından arınıp arınmadığından emin olamam. Hele o yıkanmış, paketlenmiş ıspanakları asla almam. Vahide Teyze pilavı pişti. Kim demeyin, ben de tanımıyorum. tarifi Tv de duydum. Bulgur pilavına, kızarmış patates ekleniyor, kırmızı biber , karabiber ve kekikle marine ettikten sonra kızartacaksınız patatesi sonra da bulguru ekleyeceksinzi. Bir kaç da domates doğranıyor. Koca çok güldü buna. İsmine mi pilava mı bilmiyorum. Beşamel soslu karnabahar ve brokoli pişti. Bu da sevilenler arasında. Karnabahar ve brokoliyi, kendi suyunda haşlayın. Kısık ateşte. Sonra onu bir fırın kabına alın . Üstüne beşamel sos ve kaşar rendesiyle fırına verin. Sunum olarak da hoş duruyor.
Tamam bu günlük de bu kadar. Kitap dedik ,müzik dedik ,yemek dedik. Daha ne olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)