Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

19 Ekim 2014 Pazar

Haftayı kapatırken

Bu hafta da geçti gitti cancağızım...  Bak nasıl geçti...

Murat Gülsoy ile son kitabı Gölgeler ve Hayaller Şehri ve kendi yazma serüveni üzerine sohbet ederek...


Banu Tozluyurt ile ''Hayallerine Dokun'' seminerinde hayallerimize dokunarak ve çok da uzakta olmadıklarını görerek...



Anneleri çocukluk arkadaşı, babaları çocukluk arkadaşı ve de kızları çocukluk arkadaşı olan arkadaş sohbetinde...


Çok çok eski dostlarla birbirlerinin düğününde oynamış, çocuklarının doğumuna büyümesine tanık olmuş ve dahi anneleri de arkadaş olan kızların şaane bir masada buluşmasıyla...






Bu kızıl kıpkızıl gökyüzü altında bir akşam yürüyüşüyle




Mutfak Hikayesinden gelen bu güzelliklerle(sağ tarafta Mutfak Hikayesi  fotoğrafına tıklayarak ulaşabilir kendi mutfak hikayenizi yazabilirsiniz)

Ve yeni kitap; bana hayatın sayfiye olduğunu sandığım günleri hatırlatan kitap... Sayfiye ruhunu , sayfiye kültürümüzü anlatan kitap...


 Ve dün eski iş arkadaşları buluşmasıyla, sabahları serviste yanyana uyuyan, kafası birbirinin omzuna düşen, akşam servisinde çan çan konuşarak trafiği unutan, işler yoğun olduğunda işlerini hiç gocunmadan paylaşan arkadaşların buluşmasıyla geçti gitti bu hafta ...

13 Ekim 2014 Pazartesi

Geçtiğimiz haftanın fotoromanı

Hem okudum hem dokudum...



''Martı Dergisi'' ne içinden film geçen kitapları yazdım...





Şu filmleri izledim...
Bir derviş toplantısına gitmek için yola çıkan bir derviş ve ona yol arkadaşlığı yapan içi kıpır kıpır kız İştar... Dede ve torunun çöl yolculuğu boyunca onlara eşlik eden 6 sufi hikayesi ,karşılaştıkları insanların hikayeleri ve eşşiz müzikler... Ben size büyülenmeyi vaad ediyorum..Bir masala çağrıyorum....
Filmin adı aslında Bab'ı Aziz ...Yani ulu durak,ulu kapı anlamına geldiği halde Baba Aziz olarak çevrilmiş..
Glendon Swarthout’un romanından uyarlanan HOMESMAN...
Yıllardan 1885’tir. Nebraska’dan Iowa kentine sürülen 3 kadına, eşlik edecek isimlerden biri yine Nebraskalı olan Mary Bee Cuddy’dir. Sert bir mizacı olan Mary Bee’ye, hayatını kurtardığı George Biggs de yol boyu eşlik edecektir.
Bir şehir var gökyüzünün altında/Ama bulunmaz haritalarda/Orada mavidir gökyüzü ağlamaz asla/Kasvetli sonbahar yağmurlarında/Karşılıksız aşk yoktur orada/Orada kötü rüyalar görmez insanlar/Orada gümüştendir ay memnun parıldar sana ve bana/

Böyle bir şarkıyla biten bir belgesel...16 dakikalık, bir kahve keyfi molasında izlenir...
Kieślowski tarafından Łódź Film Okulu’nda bitirme tezi olarak hazırlanan bir belgesel..


 Yaz Saati; İşte bu film beni başka bir yerden vurdu... Ölen annelerinin sanat eserleriyle dolu evini, boşaltmak ,evi satmak zorunda kalan çocuklarının  eşyaları toplarken bir taraftan da eşyalarla ilgili canlanan anıları... Aynı şeyleri yaşamış biri olarak sanırım bu kadar etkilendim. Diyaloglara  dayalı bir film...



Dondurucuya, aşağıda tarif ettiğim şekil balıklar koydum. Çiğdem'in tarifi kabakla, havuçdan yaptım yine dondurucu için...


Diyete başladım yeniden... Bu demektir ki ev halkı yine benim yemeklerimin  peşinde olacak,  iki haftada bir olan ödül günleri için benden önce nerede ne yiyelim derdine düşecekler... Benim diyet yapmam demek onlara şenlik demek :(


Bugün öööylece bakma günü yaptım...
Kitap dahi almadım yanima...Oturdum bu çınar ağacının altına çay içtim curuz gemilerine bakıp hayal kurdum.Karahindiba üfleyip dilekler tuttum.
Ben bugün İstanbul'a Salacak' tan baktım..
Bu kada...

8 Ekim 2014 Çarşamba

Bugünkü gün


Yine çok zor bir sınavdan geçiyoruz benim canımın içi okuyucu... Yine bize kırk katır mı kırk satır mı ? diye soruyorlar. Yok artık,ikisi de değil... Tek seçimimiz insanca yaşam...  Bir yerlere ait olamama duygusu eminim ki berbat bir duygudur...O yüzden umarım ki ve de dilerim ki tüm yurdundan sürgün yaşayanlar bir gün evlerine dönerler ve onları buna mecbur bırakanlar da cezalarını bu dünyada görürler,bize de bunu görmek nasip olur inşallah...Geçen gece yemekten dönüyorduk, araba caddede ilerlerken; çöp konteynerının arkasında yerlere oturmuş,bir şeyler yiyen Suriyeli bir aile gördüm.Yanımdakilere bir şey hissettirmedim ama ölüyorum sandım...Bir taraftan da neredeyse beş yıldızlı otel rahatlığında olduğu söylenen mülteci kampları, özel statü ile sınavsız ünivesiteye alınacağı söylenen mülteci gençler, kamplara kurulan kendi dillerinde öğrenim göreceklerinin söylendiği sınıflar. Ve bunlara bile özenen,  sınavdan sınava deli gibi koşuşturan,üç saatlik sınavlar sonucu geleceklerinden olan   bizim çocuklar. Ben bir şey anlamıyorum bu işten...

 ***************************************************************************

Şimdi dönelim  bize...

Size sözünü edeceğim kitap; Acaip Bir Başlangıç/Monica Maron...Ben kadın ağzından yazılan romanlara bayılırım...''Acaip Bir Başlangıç''ın Johanna'sı; Kendi hayatını, yaşlanmaya başlamasının hüznünü hatta kendi bedenini sorguluyor... Bunu kah mektuplar üzerinden, kah komşuluk ilişkileri üzerinden, kah arkadaşları üzerinden yapıyor.Varlığını bile unuttuğu arkadaşının, ölürken tek görmek istediği kişinin neden kendisi olduğunu bile çözemezken,kendi hayatının içinde kaybolurken bakalım bana daha neler anlatacak Johanna...Kitabın henüz yarısındayken bana hissettirdikleri bunlar...Bugün ''Kız Kulesi'' karşı oturmuş bu kitabı okurken hep geçen yaz yine bu aylarda yine aynı yerde okuduğum'' Uzun Güzel Yaz''ı hatırladım sık sık...Sanki bir benzerlikte buldum iki kitap arasında...


Gelelim filme...Kelimelerin filmini çeken bir yönetmenden Richard Linklater'dan bir film var bugün..Çocukluk... Aynı zamanda  Before Sunrise... Before Sunset... Before Midnight yani kısaca Before üçlemesinin de yönetmenidir. Filmlerinde aksiyondan çok diyaloglara önem verir...
Bir çocuğun; çocukluktan ergenliğe geçişteki 12 yılını anlatan bir film... Öyle aksiyon, ay aman şimdi ne olacak acabalar gibi bir şey beklemeyin... Bir hayat izlediğiniz, ne gelirse o yaşanıyor...Böyle bir film... 8.7 gibi çok yüksek bir imdb puanına sahip... Evet film çok güzel ama bu kadar yüksek bir puan da  biraz abartı yalnız...




 Battaniye motiflerim tam gaz devam ediyor. Her fırsatta örüyorum, film izlerken özellikle...
Bir okuyucum yorum bırakıp motifi yakından görmek istediğini söylemiş. Çok basit bir motif zaten, ama renk renk yaptıkça  nasıl hoşuma gidiyor. Valla bir sepet motifim var :)



Bu sene kış hazırlıklarında biraz yavaş gittim, domates sosları, menemen, bir kaç paket taze fasulye ve bir iki paket de barbunya hazırladım o kadar...Nerede geçen senenin mürdüm eriği marmelatları, karnıyarıklık hazırlanmış patlıcanları, közlenmiş biberleri...
Ama bu akşam yeni bir şey yaptım, hamsiler henüz ucuzken yapın siz de... Hatta başka balıklardan da yapabilirsiniz... Ben Ecemkuşun hazırladığı hamsi kuşundan esinlendim. Daha doğrusu kılçık çıkartmaya üşenip, tavalık  hazırladım...

Hamsileri, yıkadım temizledim...Sularının iyice süzülmesini bekledim. Daha sonra tuzladım ve mısır unu ile iyice unladım... Melamin tabaklarım vardı ki bu tabaklar tam da tavamın büyüklüğünde... Tabağın üstüne bir büyük buzdolabı poşetini açıp yaydım,siz streçfilmle de yapabilirsiniz,aynen tavaya dizdiğim gibi hamsileri dizdim ve paketleyip dondurucuya koydum. İki kg hamsiden böyle üç tabak çıktı... Yarın,onlar iyice donunca altındaki tabağı alacağım ve onları üst üste yığacağım :)


Şimdilik bu kadar... Gittim ben...





5 Ekim 2014 Pazar

Bayram bayram

Bayramın ilk günü bizim ev aynen böyleydi, her köşede ayrı bir muhabbet vardı...


Akşamı ise Gamsegamse sinemaya gidelim dedi ama biz hep bir ağızdan yoook dedik ve evde oturduk. Ben dizi izlerken beş tane motif yaptım :)...


İkinci gününde ise geç kahvaltı ve sinema vardı... Sinemaya Meral ,ben ve Gamse gittik. Naziş'in kendi programı vardı... Cem Yılmaz'ın ''Pek Yakında'' sını izledik ve pek beğendik. Hatta ilk kez bir CMYLMZ filminde güldüm diyebilirim. Diğer filmlerinde  sadece küfürlü sahnelerde gülünmesi beni rahatsız ediyordu. Biz ince esprileri anlamayıp sadece küfüre gülen bir millet mi olduk diye...  Sadece  bilenin anlayabileceği türden ince ince göndermeler yine  vardı,,...Mesela Cem Yılmaz ve Mazhar Alanson'un karşılaştıkları sahnede; Nasılsın Mazhar Abi diyen CMYLMZ'ın - Her şey çok güzel olacak , Altan- cevabı alması gibi...Her Şey Çok Güzel Olacak filminde  karşılıklı oynamışlardı ve Cem Yılmaz Altan rolünü oynamıştı...Filmde herkes iyiydi ama Zafer Algöz ve Zerrin Tekindor muhteşemdi...


Akşama ise görümceli program var. Henüz  bayram ziyaretimizi yapamadık bu akşam hem dayı, yeğen BJK lılar maç izleyecek hem bayram ziyareti yapılacak.


Sabahları yataktan kalkmadan başucumdan hemen kitabımı alıp yarım saat kadar okuyorum. Bir iki gündür zaten motif yapma sevdasından sadece sabahları kitap okuyorum...Antabüs/ Seray Diker okuyorum. Bir üçüncü sayfa haberini okur geçeriz ya bu kez öyle yapmayın demiş... Çocuğunun elinden tutup balkondan atlayan kadını oraya getiren süreci yazmış... O kadar  sade bir dille yazmış ki çok beğendim...


Hayde gittim ben...sahi siz ne yapıyorsunuz...

3 Ekim 2014 Cuma

Bayramlık



 Battaniyem için motif örmeye devam edeceğim...
 Bu kitapları okuyacağım...
Bayramlık etli yaprak dolmalaırmı da sardım...

Siz ne yapacaksınız bayramda...

Elbette gelecek bayram geldi diye sevineceğimiz günler... Bayram gibi olsun bayramınız...

1 Ekim 2014 Çarşamba

Ben bugün

Nasıl yorgunum anlatamam sana canımın taaa içi okuyucu... Günlerdir haldur huldur gezerken ev de almış başını gitmiş meğer... Onu kendine getirdim bugün...

Önce sabah sanki hiç işim yokmuş gibi davrandım. Aheste aheste yeşil çayımı demledim,blogdur, maildir, facedir, twitterdir,maildir gezindim. Sonra gerçek bir kahvaltı hazırladım kendime, çayımı demledim, kayısı yumurtamı haşladım o kadar yani... Kahvaltımı ederken filmimi izledim. Hatta iki tane motif ördüm :)Hugh Grant'ın bir filmiydi... Duyguluydu, komikti, romantikti e Hugh efendi de yakışıklıydı daha ne olsun :)

İşte bunları yapıp bitirdiğimde saat de 10 olmuştu... Burdan sonrası tufan dedim.Bir hışım kalktım. Önce kıyı köşe, dip köşe temizlik, ara ara makineye çamaşır atma,asma ve kuruyanı katlama... Sonra akşam yemeği için karnı yarık ve domatesli makarna yapma, bir kahve bir çay molası  ve şu anda saat tam 18.18.. Yeni oturdum.Artık ölem ben  o vaziyetteyim...


Neyseki dün nasıl da kayifli bir gündü... Ataletim canım benim ile Ecem benim Ecem benimin evine konuk olduk... Bize kendi elleriyle yaptığı tarhana çorbasından pişirdi, şapşahane midye börek yapmıştı... Ataletim ise  bir elmalı kek yapmıştı ki neredeyse hepsini bitirecektim...





Sonra  yayıldık kanepelere elişi yaptık, sohbet ettik. Ecem bana motif yapmayı öğretti ve ben de battaniye örmeye başladım.

 Yeni hobim babaanne motifleriyle battaniye örmek... Yeni hobim ve yeni kitabım aşağıda görülmekte :)

 





Ha çamaşır katlarken de şu İran filmini  yarısına kadar izledim. Anlayın artık ne kadar çok çamaşır olduğunu...Ah zavallı ben :)
Samira Makhmalbaf (Mohsen Makhmalbaf‘ın kızı) bu ilk filmi henüz 18 yaşında iken çekmiş; İngiliz Film Eleştirmenleri Ödülü, Buenos Aries Uluslararası Film Festivali’nde iki ödül, Locarno Uluslararası Film Festivali FIPRESCI Ödülü, Münih Film Festivali Özel Ödülü, Thessaloniki Film Festivali Özel Ödülü’nü kazanmıştır

Anneleri kör olduğu için hiç evden dışarı çıkarılmayan ikiz kız çocukların, komşuların ihbarıyla sosyal hizmetler tarafından evden alınması ama sonra anne babanın banyo yaptıracakları ve daha iyi bakacaklarına söz vermesi üzerine anne babaya geri verilmesine kadar geldim.Sanırım ancak yarın devam edebilirim. Film belgesel havasında...

29 Eylül 2014 Pazartesi

Akçakoca'da

Bu hafta sonunu İstanbul dışında geçirdim. Naziş ile Akçakoca'ya ''en iyi arkadaşım evleniyor'' etkinliğine gittik ... Neslihan'ı evlendirdik geldik.
Düğün kaldığımız otelde de aolunca valla tadından yenmedi :) Oh be bir düğüne de koşturmadan gittim. Giyindim kuşandım bindim asansöre salona indim :)... Çok ama çok güzel bir düğün oldu,kemençeli, horonlu...

Çok güzel bir yolculuk yaptık kızcığımla, özlemişiz Karadeniz'e doğru gitmeyi ,yeşillikler içinde yol
 almayı...







Akçakoca'ya daha önce gitmediğimiz için  yolculuğu biraz erkene çektik,gitmeden önce ne görmeden, ne yemeden gelmeyelim araştırması yaptık. Çok özel bir yiyeceği yoktu sanırım, tavsiye edilen mancarlı pidesini yapan yer kapanmış, iki yıldır yapılmıyormuş:(...Mutlaka görmemiz gereken camisini ise zaten görmememiz imkansızdı :)




Üniversite öğrencisi iki kızın peşine düşüp pideciye gittik, incecik çıtır çıtır ,(yani az kaldı soracaktım baklava hamurundan mı yaptınız diye) pidelerimizi yedik...Küçücük balıkçı barınağına karşı kahvelerimizi içtik.

 


Odamıza çıktığımızda balkonumuzdan ve penceremizden tek görünen şey; uçsuz bucaksız Karadeniz'di... Oh doya doya baktım, doya doya dinledim sesini...Zaten gece bir coştu,bir köpürdü uğul uğul uğuldadı.. Keyfimden dört değil sekiz köşe oldum...


Akçakoca'da en ama en dikkatimizi çeken şey, inanılmaz kolay bir ulaşım sistemi olması...İkisi özel,ikisi belediye otobüsü olmak üzere dört adet otobüsü var... Bunların dördünün de güzergahı aynı... Ring yapıyorlar ve akşam dokuza kadar 20 dk da bir dokuzdan sonra da saatte bir sabaha kadar çalışıyorlar. Duraklar hep aynı tarafta yani nereye giderseniz gidin hep aynı yönden biniyorsunuz yani hiç bir zaman yolun karşısına geçmek yok...Mahalleleri dolaşıyor, ara sokaklara giriyor... Sabah da yine Karadeniz'e baka baka kahvaltımızı yaptık ve öğleye doğru Akçakoca'dan ayrıldık.Bana güzel anılar bırakan yerleri seviyorum...O yüzden de Akçakoca anı defterimin altın sayfalarına kaydoldu...


Bugün yine erkenden çıktık evden çünkü; dişci randevumuz vardı. Eve geldiğimizde de dayımla yengem geldi. Hemen onlara fırında tavuk pirzola ve domatesli bulgur pilavı yaptım...
Biraz önce de pepe çura yapıp mutfaktan çıktım...
2kg Karadeniz'de yetişen kokulu İsabella üzümü...
2 kaşık mısır nişastası, bir buçuk tepeleme kaşık mısır unu... 1 su bardağı şeker...

Üzümler komposto yapılır gibi suyla ama şekersiz kaynatıldı... Süzüldü... Geri kalan malzeme ile de muhallebi yapar gibi pişirildi... Hafif hoş, yüzyıllardır yapılan geleneksel tatlımız..