Kızların biri Ada'da biri Moda'da...Kafiye olsun diye değil gerçekten de öyle...Bizim ev,alışık değildir bu tür sessizliklere sanırım duvarlar bile kafa dinliyordur:)
Koca maç izliyor ,ben de kulaklarımı taktım film izledim. Oynadığı sıralarda izleme fırsatı bulamadığım ''Lal Gece'' yi izledim. Küçük gelinlere dikkat çekmek için çekilmiş bir film ama yeterince vurucu değil....Mesela bir ''Berdel'' gibi acıtmıyor. Yönetmen sanırım, herkes açısından bakmak istemiş...Kadının da erkeğin de töre kurbanı olduğunu vurgulamak istemiş...Filmde yer,mekan,zaman yok...Yumşak dokunuşlarla,tek bir mekanda çekilen bu film belgesel tadında...İzlemediyseniz izlemenizi öneririm.
Günün filmini açıklamışken günün kitabını da söyleyelim.Yeni kitabım; ''Keşke Gerçek Olsa''nın devamı niteliğindeki '' Sizi Yeniden Görmek/ Marc Levy''
Marc Levy kitapları terapi gibi geliyor bana...
İki gündür, evdeyim benim aziz okuyucum,okuyosunuz di mi hala?)... Temizlik yaptım,dünkü kuru fasulyenin yanına taze pilav pişirdim.Dün pişirdiğim bitmişti...Üç tane Girit kabağı dolması kalmıştı,onları ortadan ikiye bölüm teflon tavada kızarttım. Lorlar kızarınca daha da lezzetlendirdiler kabağı...Çok yaratıcıyımdır,bir yemeği üç gün farklı sunumlarla ortaya getirip ,aynı yemeği yediklerini hayatta çaktırmam))). Bazen Gamze- tilkiiiii der sadece:))))Bu hafta da eğer pazarda Karadenize özgü kara kabak denilen kabaktan bulursam kaygana yapacağım.Bulursam ve de yaparsam resimli bir tarif yayınlarım.
..
Ah okuyucu, yine dengesiz bir yazı oldu farkındayım ama bu blogun ana teması bu malesef... Nobel ödüllü bir yazar bile olsa kitabını bir tabak bamyanın yanında, festivallerde düzinelerce ödül almış bir film olsa da kendini bir koca kabak resmiyle aynı sayfada bulabilir. Yapcak bişi yok,kader deyip geçsinler:)
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
6 Eylül 2013 Cuma
5 Eylül 2013 Perşembe
Bir film bir yemek bir dedikodu
Sözü uzatmayacağım.Bugün evdeydim. Kuş kanadını çırpsa rüzgarından kendini hasta hisseden kocam kendini kırgın hissettiğini söyledi, ve tüm günü yatarak geçirdi... Ben de refakatçi olarak tüm görevlerimi yaptım. Kah yemek yaptım kah okudum arada bir de film izledim...
Filmin adı ''İntihar Dükkanı'' ...İntihar etmenin yasak olduğu bir ülkede,nesiller boyu intihar malzemesi satan bir aile...Zehirler,jiletler, sicimler ,çeşit çeşit silahlar var dükkanda...Müzikal animasyon...Aynı adlı kitaptan uyarlanmış...Aman bir yetişkin animesi olduğunu unutmayın...
Yemek ise aslında bir yemek değil bir meze...Biz bu akşam kurufasulye ve pilavın yanına konuk ettik...Aman da ben bunu hergün yaparım gibi bir şey değil ama güzel,hafif ve de ,değişik,göz doldurucu...Girit kabağından yapılan bir meze bu.Siz bakmayın resimde incire benzediğine:))
Girit kabağı haşlandı ,içi oyuldu... lor,ceviz,derotundan oluşan iç malzemeye ,kabak içleri de ilave edildi ve kabaklar dolduruldu...Pul biber ve sızma yağ ile şenlendirildi:))
Muhteşem Yüzyılın fragmanına rastladım az önce,ödüm koptu...Yaktın bizi Meryem:))
Dedikodu nerede derseniz ayol kocamın dedikodusunu yaptım ya daha ne olsun, arada Meryem'i gösterip aslında Vahide'ye de laf çaktım :))
Hayde gittim ben.
Filmin adı ''İntihar Dükkanı'' ...İntihar etmenin yasak olduğu bir ülkede,nesiller boyu intihar malzemesi satan bir aile...Zehirler,jiletler, sicimler ,çeşit çeşit silahlar var dükkanda...Müzikal animasyon...Aynı adlı kitaptan uyarlanmış...Aman bir yetişkin animesi olduğunu unutmayın...
Yemek ise aslında bir yemek değil bir meze...Biz bu akşam kurufasulye ve pilavın yanına konuk ettik...Aman da ben bunu hergün yaparım gibi bir şey değil ama güzel,hafif ve de ,değişik,göz doldurucu...Girit kabağından yapılan bir meze bu.Siz bakmayın resimde incire benzediğine:))
Girit kabağı haşlandı ,içi oyuldu... lor,ceviz,derotundan oluşan iç malzemeye ,kabak içleri de ilave edildi ve kabaklar dolduruldu...Pul biber ve sızma yağ ile şenlendirildi:))
Muhteşem Yüzyılın fragmanına rastladım az önce,ödüm koptu...Yaktın bizi Meryem:))
Dedikodu nerede derseniz ayol kocamın dedikodusunu yaptım ya daha ne olsun, arada Meryem'i gösterip aslında Vahide'ye de laf çaktım :))
Hayde gittim ben.
Etiketler:
film,
Girit Kabağı,
İntihar Dükkanı,
kitap,
meze,
Muhteşem Yüzyıl,
yemek
4 Eylül 2013 Çarşamba
Hoşgeldin sonbahar
Sonbahar geldi,İstanbul'a...Bugün ilk sonbahar yürüyüşümüzü ve
koruda ilk sonbahar kahvaltımızı yaptık. Koru çalışanları dökülen
yaprakları süpürüyorlardı.Koca koru süpür süpür nereye kadar,dedim.
Bizim masayı da boş görünce -hah dedim, iyi bir başlangıç...Valla yemişim diyetini,burası gibi paçanga böreği yapan yok,kahvaltıda birer tane götürdük... Hemen yanımızda da üç masa birleştirmiş kalabalık bir öğretmen grubu vardı. Türkçe öğretmenleri zümre toplantısı yaptılar. Hem kitabımı okudum hem onlara kulak kabarttım:) Yapacakları gezileri,okutacakları kitapları tartıştılar. Fikir ayrılığına düşünce oylama yaptılar. Karı koca gördük ki, değişen hiçbir şey yok...Hala Keşanlı Ali hala İbişin Rüyası diyorlar. Yeni yazarlar,yeni şairler hiç yok...
(yine aynı ağacın altında,yine aynı masada,yine aynı manzaraya bakarak yaptık kahvaltımızı)
Ben Keşke Gerçek Olsa/Marc Levy okuyorum... 65 sf. kadar okumuşum, kah laf dinleye,kah kahve,çay içe içe:)) Bir masal gibi...Kitabı okurken birden diiiiing diye bir ses duydum kafamda ve filmini izlediğimi hatırladım. Çok güzel bir filmdi... Bence hem filmi izleyin hem de kitabı okuyun. Kitap için tek ipucu,birgün eve geldiğinizde banyo dolabınızda güzel bir kadın bulursanız ve bu kadın da üstelik hayaletse:))Marc Levy sevdiğim bir yazar. Dupduru yazıyor , ''Gölge Hırsızı''nı okumadıysanız,mutlaka okumalısınız.
"Just Like Heaven" (Tıpkı Cennet Gibi)
adıyla gösterime girmiş...
Film demişken filmden gidelim. Geçen akşam tv de izleyecek bir şey bulamadık,ayilecek de bişi izlemek istiyoruz. Naziş film izleyelim dedi. Yeni televizyonumuzda da henüz siftahımız yoktu... Film seçmeye başladık, ne deseler ben izledim, ne deseler ben izledim diyorum. Sonunda ben seçeyim dedim:)) Çoktandır izlemek istediğim ama vizyona girer girmez devleti halkın gözünde küçük düşürüyor safsatası ile gösterimden kaldırılan,kaldırttırılan ''Umut Üzümleri''ni izleyelim dedim. Fakir Baykurt'un ''Kaplumbağalar'' adlı romanından uyarlanmış... Yetkin Dikinciler ve Altan Erkekli de baş rolde... Amanın sanırsınız ilkokul müsameresi...Güya Balkan filmi havası verilmek istenmiş...Görüntüler,müzikler öyle ... İzlediğim en kötü filmdi...Oyunculara acıdım vallahi de billahi... Hem filmi beğenmedik, hem o kadar vakit kaybettik üstüne üstlük de bizimkilerin kaplumbağa aşkı yeniden hortladı... Naziş ertesi gün elinde kocaman bir kaplumbağa akvaryumu ile geldi. Ona akvaryum denmez diye beni yüz kez ikaz etti ama bak yine unuttum adını:))Bir film izlemeden bu kadar mı zararlı çıkardım abi ya... Herkes gittikten sonra,çıkıyo kayasının üstüne , bakışıyoruz...
Dışardan gelince de yattım uyudum ,sefam olsun...Dün hem kışlık domates, hem kışlık karnıyarık hem de akşam yemeğini aynı anda yapmaya kalkınca bi ara kafamı arı soktu sandım mutfakta... Yok artık dokuz ayın çarşambasını aynı güne getirmeyeceğim...
Şimdilik gittim ben,yarın ola hayr ola...
Bizim masayı da boş görünce -hah dedim, iyi bir başlangıç...Valla yemişim diyetini,burası gibi paçanga böreği yapan yok,kahvaltıda birer tane götürdük... Hemen yanımızda da üç masa birleştirmiş kalabalık bir öğretmen grubu vardı. Türkçe öğretmenleri zümre toplantısı yaptılar. Hem kitabımı okudum hem onlara kulak kabarttım:) Yapacakları gezileri,okutacakları kitapları tartıştılar. Fikir ayrılığına düşünce oylama yaptılar. Karı koca gördük ki, değişen hiçbir şey yok...Hala Keşanlı Ali hala İbişin Rüyası diyorlar. Yeni yazarlar,yeni şairler hiç yok...
(yine aynı ağacın altında,yine aynı masada,yine aynı manzaraya bakarak yaptık kahvaltımızı)
Ben Keşke Gerçek Olsa/Marc Levy okuyorum... 65 sf. kadar okumuşum, kah laf dinleye,kah kahve,çay içe içe:)) Bir masal gibi...Kitabı okurken birden diiiiing diye bir ses duydum kafamda ve filmini izlediğimi hatırladım. Çok güzel bir filmdi... Bence hem filmi izleyin hem de kitabı okuyun. Kitap için tek ipucu,birgün eve geldiğinizde banyo dolabınızda güzel bir kadın bulursanız ve bu kadın da üstelik hayaletse:))Marc Levy sevdiğim bir yazar. Dupduru yazıyor , ''Gölge Hırsızı''nı okumadıysanız,mutlaka okumalısınız.
"Just Like Heaven" (Tıpkı Cennet Gibi)
adıyla gösterime girmiş...
Film demişken filmden gidelim. Geçen akşam tv de izleyecek bir şey bulamadık,ayilecek de bişi izlemek istiyoruz. Naziş film izleyelim dedi. Yeni televizyonumuzda da henüz siftahımız yoktu... Film seçmeye başladık, ne deseler ben izledim, ne deseler ben izledim diyorum. Sonunda ben seçeyim dedim:)) Çoktandır izlemek istediğim ama vizyona girer girmez devleti halkın gözünde küçük düşürüyor safsatası ile gösterimden kaldırılan,kaldırttırılan ''Umut Üzümleri''ni izleyelim dedim. Fakir Baykurt'un ''Kaplumbağalar'' adlı romanından uyarlanmış... Yetkin Dikinciler ve Altan Erkekli de baş rolde... Amanın sanırsınız ilkokul müsameresi...Güya Balkan filmi havası verilmek istenmiş...Görüntüler,müzikler öyle ... İzlediğim en kötü filmdi...Oyunculara acıdım vallahi de billahi... Hem filmi beğenmedik, hem o kadar vakit kaybettik üstüne üstlük de bizimkilerin kaplumbağa aşkı yeniden hortladı... Naziş ertesi gün elinde kocaman bir kaplumbağa akvaryumu ile geldi. Ona akvaryum denmez diye beni yüz kez ikaz etti ama bak yine unuttum adını:))Bir film izlemeden bu kadar mı zararlı çıkardım abi ya... Herkes gittikten sonra,çıkıyo kayasının üstüne , bakışıyoruz...
Dışardan gelince de yattım uyudum ,sefam olsun...Dün hem kışlık domates, hem kışlık karnıyarık hem de akşam yemeğini aynı anda yapmaya kalkınca bi ara kafamı arı soktu sandım mutfakta... Yok artık dokuz ayın çarşambasını aynı güne getirmeyeceğim...
Şimdilik gittim ben,yarın ola hayr ola...
Etiketler:
film,
gölge hırsızı,
Keşke Geçek Olsa,
kitap,
Marc Levy,
Umut Üzümleri
3 Eylül 2013 Salı
Anlat kızım yaz kızım
Yaz tüm sıcağını ağustosun son günlerine saklamışki, altın vuruşunu yaptı ve gitti...Çok sıcak geçmedi yaz baktı ki gündem yeterince sıcak bi de o gelmedi üstümüze... Sıcak değildi derken; geçtiğimiz yazlara dayanarak söylüyorum bunu... Bir kaç yıldır çok sıcak yazlar yaşıyorduk,klimalar 24 saat çalışıyor ve klima satışlarında patlamalar yaşanıyordu hatta hatırlayacaksınız.
Bizim Gamsegamse'nin sınıf arkadaşının babası çok ünlü bir meteoroloji uzmanı ve büyük bir üniversitede hoca yaz başında bir tv programında en sıcak yazı yaşayacağımızı ve 50 dereceye ulaşan sıcaklar yaşayacağımızı söylemiş,dudağımı uçuklatmıştı.İki günde bir de ya markette ya yolda rastlarım, sorasım gelir noldu hocam diye:)Neyseki son birkaç gün iyi sıcak oldu,adam assan kurur denilecek kadar...
Bu ara sahaflara takılıyorum. Dün, Naziş'le Kadıköy'de girmedik sahaf bırakmadık.Aradığım bir Marc Levy kitabı vardı,onu buldum... Birbirinin devamı niteliğinde iki kitabı vardı ve ben ikinci kitabını Can Yayınlarının yaz kampanyasında almıştım. Bir de Eprahin Kishon kitapları arıyordum ama bulamadım. Benim kitaplığımda iki tane kalmış, diğerleri kimlerde takıldı kaldı ,hatırlamıyorum.Malesef tüm sahaf taramalarında satış dışı çıkıyor. Bulabildiğiniz yerde hemen kapın alın,nasıl keyiflidir anlatamam insanı depresyondan çıkarır alimallah...
Dünkü sahaf gezmeleri oldukça verimli geçti.Benim büyüdüğüm Fındıkzade ile ilgili bir kitap ve kocamın kısmen de olsa büyüdüğü Niksar ile ilgili iki kitap yanyana çıktı karşımıza...Hemen aldık. Ben dün akşam,Fındıkzadeli Kızılelmalı anılara ,kocam da kendi çocukluk anılarına daldı ve de daldırdı...Onun kitabı,büyük ve çok resimliydi... Şaka maka hem İngilizce hem Türkçe olarak basılmış, bol resimli bir kitap. Olan bana oldu...Babaannesinin fırından aldırıp,yine de bayat bu ekmek dediği fırın, Leylekler Çeşmesi, bir kez suyundaniçenin bir gün Niksar'a yerleşeceği efsanesi ile ünlü Kepçeli Çeşme,Keşfi Camii, bir zamanlar mülkiyeti kayınvalideme ait olan ünlü Mahfel, Arasta tek tek resimli olarak bana da en ince detayına varana kadar anlatıldı:)işin enteresan tarafı ben bunları zaten biliyorum ve kendilerini de resimde değil bizzat defalarca görmüşümdür....Ay sanırım yaşlanıyoruz biz...
Ecem'in verdiği Evden Uzakta/Kristin Hannah bitti...Bir evlilikte yaşanan kırılma noktasını ve o anlara denk gelen Irak savaşında yaşanılanları anlatıyor. Savaşa gidenin bu kez bir kadın olması kitabın en ilginç yanı...
Şu anda elimde olan kitap ise Ben Bir Ağacım/Orhan Pamuk... YKY den çıkan kitapta bir elladın hikayesi ve 2014 yılında yayımlanması planlanan ''Kafamda Bir Tuhaflık Var'' adlı kitabından bir bölüm var.
Orhan Pamuk, kitabıyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “Kitabın kalbinde, hakkında hayaller kurmaktan hoşlandığım iki konu var: Tarihin esrarlı yüzü, çocukluk ve öğrencilik yıllarının hatıraları. Romanlarımda ve düzyazılarımda bu iki kaynağa hep geri döndüm. Her seferinde de iki konunun kafamda iç içe geçtiğini hissettim. Yani: Tarihin çocuksu yanı ile çocukluğun tarihsel yanı.”
Valla hakkını teslim etmek gerekki ,Orhan Pamuk kitabı yazmak kadar satış tekniklerini de biliyor.
Bu sabah Zuz geldi, bir arkadaşının düğününe katılmak için ve yarın sabah da dönüyor. Kahvaltıdan sonra birlikte Natiliusa gittik, biraz alışveriş yaptı.Onlar Gamse ile fırfır döndüler biz Naziş ile aheste takıldık. Yemek yedik sonra açık hava kısmı olan bi yere oturup kahve içip,kitap falan okuduk.Kendimize,kafamıza uygun mağazaları gezdik,akşam da evin mühimmatlarını alıp geldik.
Bir de mekan önerisi size, hani yemek yemeye fırsatınız olmaz ya da bi tost ile geçiştirmek istersiniz. İstanbul'un tostçuları arasında ilk dörde giren Tostanbul; dün uğrak yerlerimizden biriydi bizim de... Moda'da daha doğrusu Caferağa'da sayılır. Bizim kızların yeni okullarının hemen de yanıbaşında...
Ben artık gidim ya, saat gecenin biri oldu hatta geçti bile...
Bizim Gamsegamse'nin sınıf arkadaşının babası çok ünlü bir meteoroloji uzmanı ve büyük bir üniversitede hoca yaz başında bir tv programında en sıcak yazı yaşayacağımızı ve 50 dereceye ulaşan sıcaklar yaşayacağımızı söylemiş,dudağımı uçuklatmıştı.İki günde bir de ya markette ya yolda rastlarım, sorasım gelir noldu hocam diye:)Neyseki son birkaç gün iyi sıcak oldu,adam assan kurur denilecek kadar...
Bu ara sahaflara takılıyorum. Dün, Naziş'le Kadıköy'de girmedik sahaf bırakmadık.Aradığım bir Marc Levy kitabı vardı,onu buldum... Birbirinin devamı niteliğinde iki kitabı vardı ve ben ikinci kitabını Can Yayınlarının yaz kampanyasında almıştım. Bir de Eprahin Kishon kitapları arıyordum ama bulamadım. Benim kitaplığımda iki tane kalmış, diğerleri kimlerde takıldı kaldı ,hatırlamıyorum.Malesef tüm sahaf taramalarında satış dışı çıkıyor. Bulabildiğiniz yerde hemen kapın alın,nasıl keyiflidir anlatamam insanı depresyondan çıkarır alimallah...
Dünkü sahaf gezmeleri oldukça verimli geçti.Benim büyüdüğüm Fındıkzade ile ilgili bir kitap ve kocamın kısmen de olsa büyüdüğü Niksar ile ilgili iki kitap yanyana çıktı karşımıza...Hemen aldık. Ben dün akşam,Fındıkzadeli Kızılelmalı anılara ,kocam da kendi çocukluk anılarına daldı ve de daldırdı...Onun kitabı,büyük ve çok resimliydi... Şaka maka hem İngilizce hem Türkçe olarak basılmış, bol resimli bir kitap. Olan bana oldu...Babaannesinin fırından aldırıp,yine de bayat bu ekmek dediği fırın, Leylekler Çeşmesi, bir kez suyundaniçenin bir gün Niksar'a yerleşeceği efsanesi ile ünlü Kepçeli Çeşme,Keşfi Camii, bir zamanlar mülkiyeti kayınvalideme ait olan ünlü Mahfel, Arasta tek tek resimli olarak bana da en ince detayına varana kadar anlatıldı:)işin enteresan tarafı ben bunları zaten biliyorum ve kendilerini de resimde değil bizzat defalarca görmüşümdür....Ay sanırım yaşlanıyoruz biz...
Ecem'in verdiği Evden Uzakta/Kristin Hannah bitti...Bir evlilikte yaşanan kırılma noktasını ve o anlara denk gelen Irak savaşında yaşanılanları anlatıyor. Savaşa gidenin bu kez bir kadın olması kitabın en ilginç yanı...
Şu anda elimde olan kitap ise Ben Bir Ağacım/Orhan Pamuk... YKY den çıkan kitapta bir elladın hikayesi ve 2014 yılında yayımlanması planlanan ''Kafamda Bir Tuhaflık Var'' adlı kitabından bir bölüm var.
Orhan Pamuk, kitabıyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “Kitabın kalbinde, hakkında hayaller kurmaktan hoşlandığım iki konu var: Tarihin esrarlı yüzü, çocukluk ve öğrencilik yıllarının hatıraları. Romanlarımda ve düzyazılarımda bu iki kaynağa hep geri döndüm. Her seferinde de iki konunun kafamda iç içe geçtiğini hissettim. Yani: Tarihin çocuksu yanı ile çocukluğun tarihsel yanı.”

Valla hakkını teslim etmek gerekki ,Orhan Pamuk kitabı yazmak kadar satış tekniklerini de biliyor.
Bu sabah Zuz geldi, bir arkadaşının düğününe katılmak için ve yarın sabah da dönüyor. Kahvaltıdan sonra birlikte Natiliusa gittik, biraz alışveriş yaptı.Onlar Gamse ile fırfır döndüler biz Naziş ile aheste takıldık. Yemek yedik sonra açık hava kısmı olan bi yere oturup kahve içip,kitap falan okuduk.Kendimize,kafamıza uygun mağazaları gezdik,akşam da evin mühimmatlarını alıp geldik.
Bir de mekan önerisi size, hani yemek yemeye fırsatınız olmaz ya da bi tost ile geçiştirmek istersiniz. İstanbul'un tostçuları arasında ilk dörde giren Tostanbul; dün uğrak yerlerimizden biriydi bizim de... Moda'da daha doğrusu Caferağa'da sayılır. Bizim kızların yeni okullarının hemen de yanıbaşında...
Ben artık gidim ya, saat gecenin biri oldu hatta geçti bile...
30 Ağustos 2013 Cuma
29 Ağustos 2013 Perşembe
İşte geldin burdayım:))
Uzun zaman olmuş yazmayali. Bu araya küçük bir Cunda tatili sigdi...Bu arada açiklamaliyim ki bu yaziyi tablette yaziyorum. Bu'' i '' lerin nedeni o((
Cunda tatili çok ónceden planlanmiş,sabirsizlikla beklenmekteydi...Zeya-Ece-Magissa-Timsal Hanim-Elçin ve benim liseden sinif arkadaşim Nermin ile şen Cunda geceleri ve günleri geçirdik...Uzun upuzun kahvaltilar,denizden taşan keyifler ve Cunda sokaklarina kurulan , gece yarilarina kadar süren sohbetlerle dolu 4 gün geçirdik.Bir gün Badavut'a gittik onun dişindaki tüm zamanimizi Cunda'da geçirdik.Ve Cunda Adali Pansiyonun mavi kapisi,Zuz'un elleriyle hazirladiği kaahvaltilarin tadi damagimizda tatili noktaladik.
Zuz'un yani Cunda Adali Pansiyonun meşhur kahvaltısı... Ben resimden bir şey anlamadım,gözlerimle göreyim hatta Zuz kendisi anlatsın derseniz,Kanaltürk de geçtiğimiz pazar yayınlanan programı buradan izleyin...Çekim biz gitmeden önce yapılmıştı ama biz oradayken yayınlanınca hep birlikte izlemek de ayrıca çok keyifli oldu...Buraya bi TIK
Zeya,Lale Abla,al bir lokmada okursun dedi ve gerçekten de hap gibi yuttum. Bir arkadaşlık hikayesi...Beğendim ben de..Bu yazın tatil kitabı oldu...
Badavut...Sarımsaklı tarafında bir yer...Badavut;Rumcada ,saklı yer anlamındaymış. Gerçekten de saklı bir cennet gibi...Denizi biraz serin ama çok güzel...
Resimde gördüğünüz yer Beyaz Balina...Bu masaları gördüğünüz yerde gündüz güneşlendik...Akşama doğru da masalar konuyor...Görünen masa bizim masamız...Gündüzden balığımızı ayırttık...Koskocaman bir sinaritti...İlk kez yedim ve lezzetini beğendim.
Arkadaşlar,ne sizlerle denizde yüzmeye,ne arabaya doluşa doluşa binmeye ne kapi onünde içtiğimiz kahvelere,ne kapişa kapişa yediğimiz mezelere,kaldirdiğimiz kadehlere.sóylediğimiz şarkilara doyamadim.Bir sonraki seyehatimizi sabirsizlikla bekliyorum.
Tatil keyifliydi ama yolculuklarimiz da ayni oranda keyifliydi...Terminalde adlarimiz 10 kez anons edildikten sonra otobüsümüze ancak teşrif edebilmemizden tutun da daha biner binmez yerimize bile oturamadan ellerimize tutuşturulan dondurma kaselerine kadar nice gülünç şey yaşadik...
Şimdi İstanbul'dayız...Ben gelir gelmez ayağımın tozuyla ''Ana Sınıfı Kampanyamız'' a ön ayak olan Ahmet Öğretmen ile bir akşam yemeği yedim,Kadıköy'de...Kampayamıza destek veren Çiğdem,kızı Elif ve Gamsegamse'de vardı yemekte...
Bugün temizlik ve yemek ile geçti...Bilgisayar bile açamadım doğru dürüst,Zeya aradı hatta -Lale Abla sosyal medyada göremedim deni bugün dedi:)) Neyse artık işim de bitti tüm sosyal platformlara hızlı bir giriş yaptım... Efsane geri döndü,anlayacağınız:)))
Cunda tatili çok ónceden planlanmiş,sabirsizlikla beklenmekteydi...Zeya-Ece-Magissa-Timsal Hanim-Elçin ve benim liseden sinif arkadaşim Nermin ile şen Cunda geceleri ve günleri geçirdik...Uzun upuzun kahvaltilar,denizden taşan keyifler ve Cunda sokaklarina kurulan , gece yarilarina kadar süren sohbetlerle dolu 4 gün geçirdik.Bir gün Badavut'a gittik onun dişindaki tüm zamanimizi Cunda'da geçirdik.Ve Cunda Adali Pansiyonun mavi kapisi,Zuz'un elleriyle hazirladiği kaahvaltilarin tadi damagimizda tatili noktaladik.
Zuz'un yani Cunda Adali Pansiyonun meşhur kahvaltısı... Ben resimden bir şey anlamadım,gözlerimle göreyim hatta Zuz kendisi anlatsın derseniz,Kanaltürk de geçtiğimiz pazar yayınlanan programı buradan izleyin...Çekim biz gitmeden önce yapılmıştı ama biz oradayken yayınlanınca hep birlikte izlemek de ayrıca çok keyifli oldu...Buraya bi TIK
Zeya,Lale Abla,al bir lokmada okursun dedi ve gerçekten de hap gibi yuttum. Bir arkadaşlık hikayesi...Beğendim ben de..Bu yazın tatil kitabı oldu...
Badavut...Sarımsaklı tarafında bir yer...Badavut;Rumcada ,saklı yer anlamındaymış. Gerçekten de saklı bir cennet gibi...Denizi biraz serin ama çok güzel...
Resimde gördüğünüz yer Beyaz Balina...Bu masaları gördüğünüz yerde gündüz güneşlendik...Akşama doğru da masalar konuyor...Görünen masa bizim masamız...Gündüzden balığımızı ayırttık...Koskocaman bir sinaritti...İlk kez yedim ve lezzetini beğendim.
Arkadaşlar,ne sizlerle denizde yüzmeye,ne arabaya doluşa doluşa binmeye ne kapi onünde içtiğimiz kahvelere,ne kapişa kapişa yediğimiz mezelere,kaldirdiğimiz kadehlere.sóylediğimiz şarkilara doyamadim.Bir sonraki seyehatimizi sabirsizlikla bekliyorum.
Tatil keyifliydi ama yolculuklarimiz da ayni oranda keyifliydi...Terminalde adlarimiz 10 kez anons edildikten sonra otobüsümüze ancak teşrif edebilmemizden tutun da daha biner binmez yerimize bile oturamadan ellerimize tutuşturulan dondurma kaselerine kadar nice gülünç şey yaşadik...
Şimdi İstanbul'dayız...Ben gelir gelmez ayağımın tozuyla ''Ana Sınıfı Kampanyamız'' a ön ayak olan Ahmet Öğretmen ile bir akşam yemeği yedim,Kadıköy'de...Kampayamıza destek veren Çiğdem,kızı Elif ve Gamsegamse'de vardı yemekte...
Bugün temizlik ve yemek ile geçti...Bilgisayar bile açamadım doğru dürüst,Zeya aradı hatta -Lale Abla sosyal medyada göremedim deni bugün dedi:)) Neyse artık işim de bitti tüm sosyal platformlara hızlı bir giriş yaptım... Efsane geri döndü,anlayacağınız:)))
20 Ağustos 2013 Salı
Bella
Kızların okulu açıldı daha doğrusu örtmengillerin seminer dönemi başladı ya, Allahıma şükürler olsun biz de normal hayatımıza döndük. Öğlen yemeği niyetine edilen sabah kahvaltıları kendini gerçek kahvaltı gibi kahvaltılara bıraktı...Benim de kendi kendimle yaptığım sabah keyifleri başladı...Umarım okumazlar bu satırları... Ay bi de arıyolar arada bir- ne yapıyorsun diye,fink atıyorum evde diyemiyorum tabiatıyla...Acıklı acıklı napiiim çocuuummm, iş yapıyorum,yemek yapıyorum falan diyorum:)
Bugün kendime saray usulü kahvaltı hazırladım:)) Kahvaltı sonrasını da kişisel bakımıma ayırdım hehe,saçlarım kesildi ,boyandı...Kuaförümden semtten haberleri de aldım geldim. Sonra yine kendime bir sandviç hazırladım.Yattım yuvarlandım...Ama bunlar bugüne mahsustu,yarından itibaren hummalı bir biçimde çalışmam gerekiyor...Hani küçük bir tatil demiştim ya,o tatile bir tek ben gittiğim ve geride bir kızılderili kabilesi kaldığı için her boş bulduğum yere yiyecek bir şeyler tıkıştırmam gerek:)Yemekler pişecek dondurulacak.Onları dondurucudan, bir gece önceden budolabına alacaklar ve ertesi akşam eve geldiklerinde ısıtıp yiyecekler...
Dün çok hoş bir olay oldu.Kocamla ''Üsküdar Çarşı'' da işimiz vardı...İşimiz bitince,çayhanelerin olduğu meydana gidelim,hurma ağacının altında çay içelim mi dedi,koca?...E hayde gidelim dedim...Yöresel pazardan geçerken ,oradaki gözlemeciye uğradım,şöle 15-20 gözleme yaptırayım,dondurucuya atayım dedim. Valla dondurucudan çıkarın,ısıtın aynen sacdan yeni alınmış kadar taze oluyor. Neyse ,ben gözlemeci kadınla konuşurken orada da oturmuş iki hanımdan biri -Lale Hanım ,dedi...Ben de şaşkın şaşkın efendim dedim...Blog sayfamı okuyan bir okurummuş... Nasıl hoşumuza gitti ,ikimizin de...Biraz sohbet ettik,ayaküstü... Bir kaç kez oldu bu tür karşılaşmalar. Blog yazmanın en hoş taraflarından biri de böyle güzel geri dönüşler almak...Mürşide Hanım ile bir daha karşılaşır mıyız bilemem ?. Ama kendisini hiç unutmayacağımdan emin olsun...
Vee gidiyorum ama şu hanımı da tanımanızı istiyorum...Adı Bella Eşkinazi... Bir Türk Yahudisi...Orhan Veli şu şiirini onun için yazmış...
Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
Entarisi sıyrılmış, hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama…
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!
^^^^^^^^^^^^^^^^
Bella Eşkinazi tam üç yıl Hasanoğlan Köy Enstitüsünde üç yabancı dilin dersini vermiş. Yeter ki orada olayım,ücret bile talep etmem demiş. Ama üç yıl sonra müdür değişince ,görevinden azledilmiş...Şimdi seksenli yaşlarındaymış ve hiç bir diziyi kaçırmıyormuş...
Hayde gideyim şimdi iyi olsun akşamınız...
Bugün kendime saray usulü kahvaltı hazırladım:)) Kahvaltı sonrasını da kişisel bakımıma ayırdım hehe,saçlarım kesildi ,boyandı...Kuaförümden semtten haberleri de aldım geldim. Sonra yine kendime bir sandviç hazırladım.Yattım yuvarlandım...Ama bunlar bugüne mahsustu,yarından itibaren hummalı bir biçimde çalışmam gerekiyor...Hani küçük bir tatil demiştim ya,o tatile bir tek ben gittiğim ve geride bir kızılderili kabilesi kaldığı için her boş bulduğum yere yiyecek bir şeyler tıkıştırmam gerek:)Yemekler pişecek dondurulacak.Onları dondurucudan, bir gece önceden budolabına alacaklar ve ertesi akşam eve geldiklerinde ısıtıp yiyecekler...
Dün çok hoş bir olay oldu.Kocamla ''Üsküdar Çarşı'' da işimiz vardı...İşimiz bitince,çayhanelerin olduğu meydana gidelim,hurma ağacının altında çay içelim mi dedi,koca?...E hayde gidelim dedim...Yöresel pazardan geçerken ,oradaki gözlemeciye uğradım,şöle 15-20 gözleme yaptırayım,dondurucuya atayım dedim. Valla dondurucudan çıkarın,ısıtın aynen sacdan yeni alınmış kadar taze oluyor. Neyse ,ben gözlemeci kadınla konuşurken orada da oturmuş iki hanımdan biri -Lale Hanım ,dedi...Ben de şaşkın şaşkın efendim dedim...Blog sayfamı okuyan bir okurummuş... Nasıl hoşumuza gitti ,ikimizin de...Biraz sohbet ettik,ayaküstü... Bir kaç kez oldu bu tür karşılaşmalar. Blog yazmanın en hoş taraflarından biri de böyle güzel geri dönüşler almak...Mürşide Hanım ile bir daha karşılaşır mıyız bilemem ?. Ama kendisini hiç unutmayacağımdan emin olsun...
Vee gidiyorum ama şu hanımı da tanımanızı istiyorum...Adı Bella Eşkinazi... Bir Türk Yahudisi...Orhan Veli şu şiirini onun için yazmış...
Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
Entarisi sıyrılmış, hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama…
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!
^^^^^^^^^^^^^^^^
Bella Eşkinazi tam üç yıl Hasanoğlan Köy Enstitüsünde üç yabancı dilin dersini vermiş. Yeter ki orada olayım,ücret bile talep etmem demiş. Ama üç yıl sonra müdür değişince ,görevinden azledilmiş...Şimdi seksenli yaşlarındaymış ve hiç bir diziyi kaçırmıyormuş...
Hayde gideyim şimdi iyi olsun akşamınız...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















