Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Biz bugün

Dünkü fırtınaya yakalanınca , mazallah bugün de aynısı olur diye evden çıkmamaya karar vermiştik. Hatta Kızlar,sabah 19 Mayıs törenlerine katılmak için evden çıkarlarken; Gamse , bugün birlikte birşeyler yapalım mı? deyince Naziş-yok yok, meteoroloji bugün için de uyarı yaptı, film seyredelim evde dedi. Ha iyi dedim, madem onlar gelene kadar ben de temizlik işini bitireyim dedim. Yarın ve hafta içi için programım yoğun çünkü. Tam temizlik yaparken Gamse aradı- Anne, ablam programını yaptı da gitti bile dedi:))...
E biz geri kalırmıyız, Babamı da ayaklandırdık, soluğu Beylerbeyinde aldık.Herzaman ki balıkçımızda herzaman ki yerimize oturup herzaman ki mönümüzü siperiş ettik. Ay hepimize iyi geldi. Babamın da hoşuna gitti.



Yemekten sonra biraz da deniz kıyısında oturduk, çayımızı içtik baktık hava serinledi koşa koşa evimize geldik. Az önce de Naziş aradı, Neslihan bu gece bizde kalacak dedi. Kalktım biraz yemek takviyesi yaptım. Önce geç saate kadar otururlar acıkırlar diye, peynirli börek , un kurabiyesi ve çikolatalı elmalı kurabiye sonra da bezelye , pilav pişirdim. Zeytinyağlı taze fasulyemiz de var. Daha ne olsun abi ya... Yazılarımın altında ki bu çizgiler de neyin nesi. Bir türlü kaldıramadım. Neyse eğri yazmam bu sayede:)


Bahri Gördebak'ın Olmayan adlı kitabını bitirdim. Bunu ayrı bir post olarak yazmak istiyorum.Benim için çok özel bir kitap oldu, çünkü taşındığımız gün eşyalarla birlikte girdi içeri. Postacı ile nakliye kamyonu aynı anda geldiler , çok ama çok hoş, unutulmaz bir hatıra oldu.

Yarın 1Q84 ile nihayet buluşuyoruz. Hemen akşamına da başlarım. Bu kitabı çok ama çok bekledim. Hatta yayınlayacağını duyuran ve geciktiren Doğan Kitap'ı taciz bile ettim.

Şimdilik bu kadar... Umarım iyi bir hafta sonu geçiriyorsunuzdur.

18 Mayıs 2012 Cuma

Tenenbaum Ailesi ve Fırtınalı saatler

Bu gün hem zeytinyağlı taze fasulye pişirdim hem de bu filmi izledim. Fasulyeleri ayıklama , pişmeye hazırlanma ve de pişme süresine bu film eşlik etti ha bir de yeşil çay.
Bir gün bana Magissa sormuştu, izleyeceğin filmleri nasıl seçiyorsun diye. Sanırım önce oyuncuları seçiyorum, sonra afiş, afiş önemli bakın, çok şey anlatır. Sonra da beni çeken bir şey oluyor. Bir çekim yani... Bu filmin adı ilgimi çekti önce sonra da oyuncuları... Filmin kurgusu biraz değişik. Mesela bir anlatıcı var,kitap gibi bölümden bölüme geçerken araya bir jenerik giriyor.Romantik bir film değil, aksiyondur maceradır yok. Ama izleyince sarıyor. Ben şahsım adına izlediğim için memnunum. Aşağıda ki notları özellikle okumanızı istiyorum. Okursanız filmi zaten izleyeceksiniz. Hatta tavsiye ederim, filmden sonra tekrar okuyun. Filme tekrar sahne sahne dönmek isteyebilirsiniz.

Bu notlara geçmeden bu film dışında bu gün ne yapmış Lale'nin Bahcesi.
Kızlarla Capitolde buluştuk akşam üzeri. Sonra görümcemin kızı Meral ve Mehmet'de katıldı bize. Önce akşam yemeği yedik ve yine her zamanki gibi hepsinin gözü benim yemeğimde kaldı. Akdeniz salatası üzerine ıgara mezgit filetom onları mahvetti. Hadi ucundan ucundan bakın tadına dedim:))Sonra D&R a gittik kiii diğer görümcemin kızı bebek arabasına attığı kızı Hande ile D&R dan içeri giriş yaptı. Aaa ooo derken bir gürültü bir kıyamet. Koca alışveriş merkezi kafamıza çökecek sandık. Bir patırtı bir kütürtü. Bu nasıl bir şey derken, dolu yağıyor dediler. Ama durmak bilmedi. Ben birden , ben görmek istiyorum deyince Mehmet ben de dedi, koşa koşa alt kata inip kapıdan bakmaya gittik ki, orası anababa günü, millet kapıya yığılmış. Dışarda bir afet var. O sırada dışarda olanlar ne yaptı Allah bilir. Hiç endişe etmeyin dedim, mahsur kalınabilecek en iyi yerdeyiz. Oturalım çay içelim, olmadı sinemaya girelim. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama olay sakinleşince hemen eve döndük.

Günün öetinden sonra tekrar dönelim filme... Daha önce sözünü ettiğim bilgiler aşağıda...

Anjelica Huston ve Gene Hackman kendilerine teklif edilen rolleri ilk başta karakter derinlikleri olmadığı için reddetmişlerdi. Ancak daha sonra karakterlerin yeniden düzenlenmesi ile birlikte filmde rol almayı kabul ettiler.
-Margot Tenenbaum'un bir parmağını kaybettiği bölüm aslında, Wes Anderson'ın Rushmore filmindeki Margaret Yang için yazdığı bir bölümdü.
-Etheline Tenenbaum(Anjelica Huston) karakteri, Wes Anderson'ın kendi annesi Ann Buroughs baz alınarak hazırlandı. Ann Buroughs da Wes Anderson'ın babası olan kocasından ayrıldıktan sonra arkeolog olmuştu. Ayrıca Etheline Tenenbaum'un gözlükleri de Ann Buroughs'tan ödünç alındı.
-Henry Sherman karakterinin adı Wes Anderson'ın ev sahibinin adından gelmekte.
-Dany Glover'ın filmdeki görünüşü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan baz alınarak yaratıldı. Wes Anderson'ın fikri olan bu görünüş, yönetmenin, Glover'ın şahsi olarak tanıdığı Kofi Annan ile Birleşmiş Milletler etkinliğinde tanışmasını sağladı.
-Richie Tenenbaum'un yıkıldığı tenis maçının TV yorumcuları Wes Anderson ve Andrew Wilson'dı. Birçok izleyici Wes Anderson'ın önceki filmi Rushmore'un yıldızı Jason Schwartzman'ın sesi zannederken bir kısmı da ikinci yorumcuyu Owen Wilson zannetmiştir.
-Ari ve Uzi'nin köpeği Buckley'nin adı şarkıcı Jeff Buckley'den gelmektedir.New York'ta çekilen filmin genel şehir planlarında Wes Anderson'ın New York karakterini ortaya çıkartan gökdelenlerden kaçınmak için çekim hilelerine başvurdu. Royal ve Pagoda'nın parkta konuştukları sahnede, Pagoda (Kumar Pallana) özellikle Özgürlük Anıtı görünmeyecek şekilde tam önünde dikildi.
-Margot'nun sürekli olarak içtiği sigara markası, İrlanda'dan Amerika'ya 1970'lerden sonra ithal edilmeyen bir marka. Film için getirtilen sigaraların sebebi ise Wes Anderson'ın DVD ekstra sahnesinde söylediği gibi temanın 70'lere göndermeler yapması ve Margot'nun da gizli sigara alışkanlığının daha da garip durmasıydı.
-Wes Anderson, Royal Tenenbaum bölümünü Gene Hackman ile birlikte doğaçlama olarak yazdı.
-Filmin olmazsa olmazı Mordecai isimli şahin, çekimler sırasında çalındı ve karşılığında fidye istendi. Ancak yapımın gecikmemesi adına bir başka bir şahin bulundu. Richie'nin de çatıda Royal ile konuştuğu sahnede geri dönen şahin Mordecai'a bakarak "Benim şahinim olduğuna emin değilim, bunda daha fazla beyaz tüy var" demesinin sebebi de bu.
-Wes Anderson'ın arkadaşı olan Paul Thomas Anderson, filmin müzikleri için yönetmene yardım etti.
-Filmdeki birçok karakter direkt veya dolaylı yoldan filmin görüntü yönetmeni Robert D. Yeoman'ın kardeşinin kocasının ailesinden esinlenilerek yaratıldı.Filmdeki ilk yardım görevlilerinden birini canlandıran Brian Tenenbaum, Wes Anderson, Owen Wilson ve Luke Wilson'ın Texas Üniversitesi'nden yakın arkadaşı. Tenenbaum isminin kullanılma sebebi ise Wes Anderson'ın, arkadaşının soyadını çok sevmesi. Ayrıca Brian Tenenbaum'un kız kardeşinin adı ise Margot Tenenbaum.
-Danny Glover, Luke Wilson ve Owen Wilson, bu film için Ocean's Eleven'daki rollerini geri çevirdiler.
-Margot'nun Helen Scott ismi ile kurduğu stüdyonun adı ünlü fransız yönetmen François Truffaut'nun en yakın amerikalı arkadaşı Helen Scott'tan geliyor.
-The Royal Tenenbaums, Wes Anderson'ın Texas dışında çektiği ilk film.
-Richie Tenenbaum'un çatıda Mordecai'ın camdan kafesini yumrukladığı sahne doğaçlama olarak Luke Wilson tarafından yaratıldı. Çekim sırasında bir anda cama yumruk atan Richie ile Ralleigh (Bill Murray)in konuşmasının yarıda kesilmesinin sebebi ise Wes Anderson'ın bu doğaçlama sonrası Luke'un kendini ciddi şekilde yaraladığını sanmasıydı.
- The Rolling Stones'dan sıklıkla şarkı kullanan Wes Anderson ayrıca Richie'nin çadırında "Between the Buttons" albümünün görünmesini sağladı.
-Bill Murray'in hastanede Margot'dan sigara isteyip ardından "au revoir/hoşça kal" dediği sahne, Fransa başkanı ValéryBağlantı Giscard d'Estaing'in 1981 yılında kaybettiği seçimlerden sonraki
davranışından alındı...

Bilgiler beyazperde.com dan...





Filmin bir traillerini de koydum ki, tam fikir sahibi olabilesiniz.

İyi bir hafta sonu diliyorum. Umarım planlarınız kapalı yerkerdedir. Çünkü İstanbul bu hafta sonunu yağışlı geçirecekmiş.

17 Mayıs 2012 Perşembe

biraz resim çokça laf

Ev taşıma ve yerleşme tantanasına rastlayan Galatasarayın şampiyonluk keyfini biz tam anlamıyla yaşayamadık ama Cankuşum bunu gönlünce yaşadı. Hem stadda ki törene gitti hem de bana telefonda canlı canlı anlattı...
Yemeklerimizi artık bu bordo rengi bölümde yiyoruz.Tablolar neredeyse tavanda çıkmış gibi , bu benim eğile doğrula, çaprazlama resim çekme şeklimden dolayı biraz:)

Kendime ait bir oda dedim durdum. Burası bizim yatak odamızdan geçişi olan bir bölüm. Tam anlamiyle bitmedi. Çiçekli perdeleri asıldı, duvara tahtakaleden aldığım ahşap üzerine sanırım yapıştırma ya da şu peçete tekniği denilen teknikle yapılmış resimleri astım. Buraya bir sedir ya da ahşap , minderli bir kanepe düşünüyorum. Öyle düşünmemin nedeni ayaklarımı uzatıp yayılabilmek. Kafama göre bir şey henüz bulamadığım için şimdilik yer minderlerinin üst üste konulmasıyla elde edilmiş bir oturma alanı var. Ama sabah yataktan kalkınca buraya yayılmaya, yeşil çayımı burada içmeye bayılıyorum. En önemlisi de kendime ait olması...
































Gördükleriniz,tuvalet kapılarına asmak için Tahtakaleden aldığım süsler:)

Gelelim bugüne, bu sabah erkenden Erenköy pazarına gittik karı koca... Çoğu erkeğin aksine benim kocam sever böyle işleri ama kalabalık olmayacak. Çünkü pazara giden kadınların karakter değiştirdiğine inanıyor:)) Biz yapsak bunları taciz derler diyor. Kimbilir kaç kadın omuz attı zaallı kocama... Eee savaşta ve aşk da her yol mübahtır şimdi buna bir de alışveriş eklendi:))Benim en önemli gitme nedenim, hiç bir yerde onun gibi eşofman altı bulamadığım
Viskoncu İbo... Kendi imalatı işleri satar. Zaten bir tek eşofman altı satar. Pantolon olarak da giyilebilen dikişsiz malları, asla iz yapmaz, deforme olmaz. Her gitme de iki üç tane alırım. Bu kez de üç tane aldım. Sultan Sokak'dan girdiğinizde ilk sağa dönün ve Migros hizasına kadar yürüyün. Migros minübüs caddesinde ama burası arkadan tam Migros hizasına gelir. Karayağız bir delikanlıdır. Selamımı söyleyin:)Pazar tam kalabalıklaşmaya başlamıştı ki biz çıktık.
Eve gelirken simit aldık, çayı koydum hemen eve girer girmez. Yumurtalarımı da haşladım süper bir kahvaltı yaptık.Çıkarken üstünkörü atıştırmıştık.Bu arada diyet aynen devam. Bu ara biraz kaçamak da yaptıysam erdiğim kilo tam 15 yazıyla on beş kilogram oldu...

Şimdi ben odama gidip biraz kitap okuyacağım...

15 Mayıs 2012 Salı

Kitap ve Mim

Asortik Krepten gelen kitap mimi ile yazamama direncimi kıracağımı umuyorum...

1.Ne sıklıkta okursunuz.
Belli bir aralığı yoktur tek okuyamama nedenim yolda yürüyor olabileceğimdir. Onun dışında eğer kitap beni çok sardıysa, çorba karıştırırken, tv izlerken bile okuyabilirim. Sehpamın üzerinde daima bir kitap olur. Bu kitap ya bir denemedir, ya da bir hikaye kitabı... Reklam aralarında bir deneme okurum, ya da bir hikaye...Bundan korkunç zevk alırım. Hatta reklam aralarını dört gözle beklerim. Kitap okumak benim için olması gereken, göre icabı yapılan birşey değildir. Hayatımın doğal bir parçasıdır. Nasıl yiyip içiyorsam öyle de okurum.

2.En sevdiğim yazarlar


Çok sevdiğim yazarlar vardır, kitap yazsınlar diye dört gözle beklerim ve çıkar çıkmaz alırım. Mesela bu ara Ayfer Tunç bir kitap yazssa diye istiareye falan yatabilirim. Kitaplarını okumaktan korkunç haz duyarım.Haruki Murakami'nin son kitabının çıkması uzun sürünce Doğan Kitap'a mail bile attım hadiyin artık diye:)) Biraz sakat bir okuyucuyumdur anlayacağınız..Murat Gülsoy son dönem tanıdığım bir yazar ama karakterlerini çok sahici bulurum. Elif Şafak kim ne derse desin benim için iyi bir yazardır.Latife Tekin ilk kitabı olan Sevgili Arsız Ölüm ile beni tam zamanında bulmuştır. Kendimi tam da kitabın baş karakteri Dirmit gibi köklerimden kopmuş gibi hissettiğim bir dönemime denk gelmiştir.Latife Tekin yazarlığı olduğu kadar hayata karşı duruşu ile de ayrıca bir yer tutmuştur gönlümde...Cahit Uçuk ayağımı kırdığım, eve bağlandığım bir dönemde çıktı karşıma, geç keşfettim ama Bir İmparatorluk Çökerken adlı kitabıyla başlayan yürüyüşümüzü, tüm kitaplarına kadar sürdürdük.İhsan Oktay Anar üstüne tarihi kurguda kimseyi tanımam kendi adıma söylemem gerekirse...Onunla birlikte Eski İstanbul'da Galatanın karanlık dehlizlerinde dolaşmaya bayılırım. Canım Sevgi Soysal, ne erken ayrıldı aramızdan. Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu ve Yenişehirde Bir Öğle Vakti ile tam lise yıllarıma, siyasi görüşlerimin yeni yeni yerine oturmaya başladığı bir dönemime denk geldi.Selim İleri ise daha başka bir İstanbul'dan konaklardan, köşklerden seslendi ... Onunla hep şık sofralara oturup, küşklerin merdivenlerine tırmandık. Ama yazı dilini hep çok sevdim.Barış Bıçakçı , son dönem yazarlar arasında en sevdiklerimden biri... Özellikle Sinek Isırıklarının Müellifi ile...Burada daha önce yazmışım bu kitap hakkında...

Yabancı yazarlar sıralamasında herkes bilirki Murakami en sevdiğim yazardır. Onun gerçeklikle gerçek üstülük arasında ki gelgitlerinde ordan oraya savrulmak başlıbaşına bir serüvendir. Türkçede yayınlanan tüm kitaplarını okudum. Hayatı hakkında bildiklerim, en sevdiği şarkılara kadardır söyleyeyim:)) İlk kez bir rugby maçı sırasında yazma anının geldiğini anladığı ve sahibi olduğu caz barda yazmaya başladığını, iyi bir maraton koşucusu olduğunu da söyleyebilirim. Amin Maolouf'dan ne kadar Ortadoğu hikayeleri okumayı seviyorsam Gabriel Garcia Marquez'den de o kadar Güney Amerika hikayeleri okumayı severim. Birinden Semerkant diğerinden Yüzyıllık Yalnızlık... Terazinin iki kefesine koysam benim için denk değerdedir. Hangisi seç deseler seçemem. Margaret Mazzantini henüz iki kitabı basıldı Türkiye'de ama her ikisi de ilk 10 kitabım arasına girebilir diyebileceğim kitaplar oldu. Sen Dünyaya Gelmeden ve Sakın Kımıldama... Muriel Barbery yine iki kitabıyla yazarlarım arasına girdi. Ömrünün son anına kadar, damağında kalacak son lezzeti arayan Gurmenin Yemeği ve Farklı insanları nasıl gözden kaçırdığımızı anlatan Kirpinin Zerafeti...Ve bir şeyi son kez gören olan mı?, İlk kez gören olan mı? olmayı tercih edersiniz diye sorup, bana bunu aylarca düşündüren John Berger.Paul Auster tüm kitaplarıyla , özellikle Yanılsamalar Kitabıyla, Tom Robbins, Parfümün Dansı ile benim en sevdiğim yazarlardandırlar. Irving D.Yalom; yine tüm kitaplarını okuduğum sevdiğim bir yazar. Bu yazdıklarım aklıma gelenlerdir.

3. En beğendiğim kitaplar( Şimdi akla şöyle bir soru gelebilir. En sevdiğin yazarlardan bazılarının kitapları yok burada diye... Bu da okuyucunun yazara cilvesi. En sevdiğin yazar değil de hiç tanımadığın bir yazar çok sevebileceğin bir kitap yazabiliyor)


1. Sevgili Arsız Ölüm- Latife Tekin

2. Evvel Zaman Aşkları- Günhan Kuşkanat

3-Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar

4-Hepsi Alev-Selim İleri

5-Kumral Ada Mavi Tuna-Buket Uzuner

6-Bir Düğün Gecesi- Adalet Ağaoğlu

7-Araf-Elif Şafak

8-Hayatım-Kazım Karabekir

9.Muz Sesleri- Ece Temelkuran

10-Çalıkuşu-Reşat Nuri Güntekin





Gelelim yabancılara

1.Semerkant ve Doğunun Limanları-Amin Maolouf

2-Nitzche Ağladığında ve Divan- Iring D. Yalom

3-Parfümün Dansı- Tom Robbins

4-Ruhlar Evi-İsabel Allende

5- Kolera Günlerinde Aşk ve Yüzyıllık Yalnızlık- Gabriel Garcia Marquez

6-Boyalı Kuş-Jerzy Kosinski

7-Her Gece Josephine-J.Susann

8- Sen Dünyaya Gelmeden ve Sakın Kımıldama- Margaret Mazzantini

9- Kirpinin Zerafeti- Muriel Burbery

10-Küçük Arı-Chris Cleave

Murakami'nin tüm kitaplarını kategori dışı yaptım. Çünkü tüm kitapları benim için bu listeye girer. Özellikle Sahilde Kafka

Aslında yazmışken çocukluk kitaplarımda burada kayda geçsin isterim.
Pal Sokağının Çocukları, Kırmızı Bisiklet,Kız Robenson, İki sene mektep tatili, Şişedeki mesaj,101 Dalmaçyalı...

4-Yerli yabancı hangi kitapları tercih edersiniz

Bu konuda düşünmem bile... Kitabı sevmem önemli olan.

5-Bu güne kadar en beğendiğiniz kitap serisi

Ayşe Kulin'in Veda- Umut- Hüzün- Hayat dörtlemesini bir Türkiye panoraması çizmesi açısından beğenmiştim.

6-Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsınız.

Kişisel gelişim dışında her tür kitap okurum. Ama biyografiler ve gezi kitapları daha çok ilgimi çeker.

7-En son hangi kitabı okudunuz

Elma Çekirdeği-Katherina Hagena

8-Şu an da hangi kitabı okuyorsunuz

Olmayan-Bahri Gördebak

9-Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsunuz yeterli mi?

Çok severek izlediğim kitap blogları var. Ama cümleyi öğelerine ayırır gibi kitap analizi yapanları sevmiyorum.

10-Kitap okumak sizce ne ifade ediyor.

Kitap okumak kısaca beni ifade ediyor. Kitap benim için özgürlük demek, olduğum mekanın dışına çıkmak demek. Bazen, ya kitap okumayan biri olsaydım diyorum ve tüylerim diken diken oluyor.Her kitapla yeni bir yolculuğa çıkıyorum ben. Ve kitaba başlamadan önce yolculuğa haırlanır gibi hazırlanırım. Yazarını tanımıyorsam önce hakkında araştırma yaparım. Kitaba uygun ayraç seçerim. Tarihi kurgu okuyorsam, Ayasofya Müzesinden aldığım ayraçları , Murakami okuyorsam kedili ayraçlarımı kullanırım mesela.Kitap okumak bir pagan ayini gibi benim için.



Mimi ben de Anne mahsustan blogcu Ayşegül'e ve Baykuş Gözüyle'den Nataliye pasladım.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

geceden notlar

Bu evde nedense henüz yazma ve okuma moduna giremedim...

Evde hemen hemen yerleşme işi tamamlandı gibi... Kendime ait bir yer yapacağımdan söz etmiştim. Orada bir kaç iş var.Masa almadım henüz. İKEA'dan çamaşır sepeti alarak döndüğümü hatırlatırım. Tül ve perdesini Zuz gönderdi ama henüz elime geçmedi.Belki oradaki iş biterse , kitaplarıma ve filmlerime dönerim.

Cumartesi günü Kızlar okulun bağlı olduğu vakfa gitmişlerdi. Naziş , oraya gitmişken Eminönünde buluşalım , Tahtakale e Mısır Çarşısına gidelim demişti. Önce yok gelmemşimdi bi sürü saçma sapan şey alır, yine ei doldururum dedim. Kocam sakın ha gıldır gıcık doldurmayın evi dedi heheh... Attıkları, verdiklerimi, dağıttıklarımı taşıya taşıya zor bitirdi adam ne de olsa...
Neyse bir tek surfle makası ve tuvaletlerin kapısına asmak için minik süsler aldım. Pek şirin şeyler. Bir kaç resim koyucam size de, ah bir fırsat bulabilsem.

Bu gün Anneler Günü münasebetiyle aile yemeği yedik. Çok uzaklara gitmedik hemen yanıbaşımızdaki KETE'de yedik. Sonra ben kendime hediye seçtim:)) Dört mevsim giyilebilen bir yürüyüş ayakkabısı aldı(rdı)m. Yarın da siftahını yaparım, artık.

Bu akşam Survivor izledik. Ailece Nihat'ı destekliyoruz. Bize ne faydası varsa:))) Ama dizilerden sonra iyi geldi...Şimdi bir taraftan da yeni başlayan 2 Yaka İsmail'i izliyorum.Erdal Özyağcılar var.

Galatasaraylı olarak şampiyonluğa çok sevindim de bir gün Türkiye'de insanlık da şampiyon olur mu? diye merak içindeyim.Neydi o rezalet.

Şimdilik bu kadar...

12 Mayıs 2012 Cumartesi

başlarımızda gelin tacı denilen çiçeğin dallarından taçlar takılırdı, bembeyaz elbiseler giyerdik ve müsamereye çıkardık. Annem nedense hep geç kalırdı ama gelirdi... Bir ay öncesinden bugüne hazırlanırdık. Çayda çıra oynarken bir tek benim mumlarım düşerdi, ta o zamanlardan sakarmışım demek ki...İnci her seferinde şiir okurken ağlardı.Ağlayınca daha bi kıymete binerdi şiiri. Ülen bi de ben ağlayabilsem, bi hislenebilsem şiiri okurken derdim ama asla  İnci gibi yapamazdım. Bi keresinde her seferinde beyaz elbise diktirmekten bıkan annem, beyaz tül altına pembe saten koydurup diktirmişti elbisemi, üstelik de bir iki tanede inci diktirmişti aralara, öğretmen görünce şok olmuştu ama sıkıysa bi laf desin. Annem cevap bile vermezdi ki...
Bir defasında da kelebek olmuştum, öğretmenim üşüyorum diye, bir başka öğrencinin eski, kocaman bir kırmızı hırkasını giydirmişti elbisemin üstüne de annem elbiseyi öldürdünüz diye kızmıştı.Bir kız bir erkek olarak sahneye çıkmıştık. Erkekler kızların bellerinden tutuyorlardı... Kon kon kelebek bu kanatlar, İlkbaharın gülü yapraklar, bak ne güzel olmuşlar, bir çiçek üstüne konmuşlar deyip, çiçek kılığında yerde oturmakta olan arkadaşlarımızın başına tünüyorduk. Benim eşim okul müdürünün oğluydu. Yıllar sonra facebook aracılığıyla karşılaşınca ikimizin de aklına o müsamere geldi ve babasından korkusuna kelebek olmaya razı olduğunu anlattı...

Anneme gidip hediye aldığımı çok az hatırlıyorum. Bir veya iki... O zamanlar yoktu bu ticari anlamlandırma olayı...

Tamam işte yazdım anneler günü yazısını...

10 Mayıs 2012 Perşembe

Bizim evden insan manzaraları

-Kocam, sence evin yerleşme işi ne zaman bitmiş olacaktır?
-Eve geldiğimde, seni elinde yeşil çay , kucağında laptopla bulduğum zaman...

Budur adamın kafasında ki Lale resmi budur...

-Naziş, resminizin yerini beğendin mi?

- Resim mi?, resimleri mi? astınız.

Gamsegamse, okuldan eve gelir, kapıdan içeri girdiğinde bir taraftan da telefonda konuşmaktadır...

- Aaaa resimlerin yeri hiç olmamış, duvarı ortalamanız gerekirdi...

- Biz kapıyı ,ortaladık.

devam edecek...