Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

17 Aralık 2011 Cumartesi

güle güle Zuz, pazar, Sümela'nın şifresi

İki gündür bir koşturmacadır gidiyor. Malum Zuz'un Cunda yolculuğu için artık sayılı günler kaldı. Yeni yıla Cunda Meydanında girme telaşında...Dün bize geldi en sevdiği yemeğimi yaptım ona... Tavuklu iç pilav...Yiyemedim tabi ki...şu yemiş kadar oldum lafının hiç bir gerçekliği yok arkadaşlar, test ettim onayladım... Onları canım ciğerli, fıstıklı, üzümlü pilavımı lüp lüp götürürken, karşılarında otlamanın neresine doymuş kadar oldum diyecem Allak aşkına....

Cuma akşamı Zuz'a her hafta sonu mekanı olan Asmalımescit, Kum Saati Sofyalı'da güle güle partisi yaptık. Ama öncesinde Magissam ve Ecem ile bi kahve keyfi yaptım, ADA kitap- cafe'de... Hiç oturmamışım burada, hayrettengiz bişi... Yani bi kere daha denerim o garson çocuk hala öyle mutsuzsa bi daha gitmem. Sevmiyorum , o bu işi zorla yapıyorum, hatır için yapıyorum ifadesini...
Zuz'un partisi güzel idi hoş idi... Ben tabi diyet cola ile katıldım... Gözüm Peren'in tabağında ki soğan halkalarına ve paçanga böreğine bir ara takıldı, bir ara diyorum bakın... Diyet programımdan çok memnunum, acıkmaya fırsatım yok ve hep sevdiğim şeyler. En sevdiğim bölüm gün kurusu kayısılar eşliğinde , bademler... işte o kısım çok keyifli, bademli kayısı dolması gibi teknikler falan uyguluyorum:))

Çamaşır makinemden çok memnunum, uzay üssü alfa gibi programları var ))).. kışlık yazlık kıyafetleri çıkarırken tazeleme ve elde yıkama gibi ...

Dün kızların okulda Alamanların Noel panayırı vardı...Değişik bir adı var , şimdi aklıma gelmedi. Geçen yıl Canla gitmiştik de anamız ağlamıştı kalabalıktan... Bi daha mı? demiştim. gerçi oryantalist, taş işlemeli pembe çay bardağı takımını beş liraya almıştım ama olsun...
Kızlar cıcıkları çıkmış olarak okuldan gelip , serilince biz de karıkoca akşam sineması yapalım dedik. Bilet bulana kadar öldük. Gamsegamse internette son anda vaz geçen birinin biletini yakaladı.Aylardır facebook da fragmanları dönen, Sümelanın Şifresine gittik. Akıl almaz bir kalabalık vardı. Pazartesinin biletleri bile satılmıştı.
Hep derim ya, bazı filmlerde baş rolü, filmin çekildiği şehir oynar diye...Sümelanın Şifresi'de öyle bir film. Gözünü sevduğumun Tirabizonu... doyamadım izlemeye...Ama yönetmenin de hakkını teslim etmek lazım burada...Kocam durmadan- Lale şu evlerin güzelliğine bak dedi durdu...Az kala Trabzona yerleşmeye karar verip çıkacaktık sinemadan...Benim gördüğüm bildiğim bi,r şehir olduğu halde böyle oldum da, hiç Trabzonu görmeyenler nasıl etkilenecek düşünemiyorum bile... Filmde yer yer güldüm hem de çok güldüm. Ama yanımdaki adam gibi tepine tepine değil. Resmen ayaklarını yere vura vura güldü...İnsanların bu evlerinin oturma odasındaymışcasına rahatlığına çok şaşırıyorum bazen...Filmin sonunda da seyirci filmi alkışladı diyeyim anlayın. Bi de benim koca biraz küfürlerde rahatsız oldu...

Eve gelince hiiiç salona bile geçmeden yatak odasına geçtik, çayımızı bile orada içtik. Gamse'de laptopu kucağında pikniğe geldi yanımıza... Naziş çoktan sızmıştı...Gece herkes uyuduktan sonra, cuma kşamı evde olmadığım için izleyemediğim dizimi izledim...Bir Çocuk Sevdim... Çetin Tekindor süper yine... Burada ki teyze Mısır Çarşısı bombalama olayında, oradan tesadüfen geçerken , sırf boynunda ki kırmızı eşarptan dolayı tanımlanıp, tam da karşı durduğu bir suçla , suçlanıp yıllarca hapis yatan Pınar Selek'e gönderme yapılan bir tipleme...Pınar Selek Davası tam sekiz yıl sürdü ve sonunda patlamaya , bombanın değil, tüp patlamasının neden olduğuna karar verildi...

Tüm gece yağmur yağdı, cama tıpır tıpır vura vura bana arkadaşlık etti...Bu gün de karanlık ve yağmurlu bir hava var.

Ecehancım, yeni yıl kartım hepimizi bir hoş etti, Halikarnas Balıkçısının kendi elleriyle diktiği okaliptüs yaprağının üstünde parmaklarımızı gezdirdik, kokladık... ta bize kadar ulaşmasından ayrıca bir memnunluk duyduk. Sağolasın var olasın....

Valla pazar pazar yine çok ilgilendirici bilgilendirici bir yazı yazmış olmanın hazzını yaşıyorum, daha ne olsun ya...gittim ben

15 Aralık 2011 Perşembe

bir ekonun kaç yıl hatırı var

Bu sabah erkenden çıktık evden karıkoca karıkoca düştük yollara... Yollar bomboştu, daha esnaf dükkanları açmamıştı. Hava pırıl pırıldı, mis gibiydi. Boğazın karşı kıyısı hafif sisliydi yalnız. Gökdelenler, sanki bulutlardan başlarını çıkarmış gibi görünüyorlardı.

Arabaya bindim, oturdum, Kocam-Lale geldik, uyan dedi:)bu kadar olur. Güya adama arkadaşlık etmek için yanındaydım. Ha bu arada Derince'ye gidiyorduk. Kocamın tansiyonla ilgili biraz problem yaşadığını , bunun üzerine de İlker'in-Dayı sen bana bi gel , tetkiklerini iyice yapayım dediğini yazmıştım. Neyse gittik. Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, son derece modern bir hastane... Kapıda bizi hostesler falan karşıladı. Babam Haydarpaşa Numune'de yatarken ki hop hemşerim nereye muhabbetinden sonra biz bi afalladık, bura aynı özel hastane gibi yav dedik.. Neyse İlker'in odasına gittik. Biraz hoşbeş sonra,Yenge sana da eko yazıyorum dedi, nası ya, yok ya ben onun için gelmedim dedim. Aaa olur mu? yenge, buralara kadar gelmişsin, bi eko ikram etmeden bırakmam dedi:)Zorla bana da eko, bi sürü de tahlil yazdı... Sonuç da ekoydu, efordu, milyon tane tahlildi derken, iyiyiz şükürler olsun. Koca kişisinin biraz kolestrolü yüksek çıktı ona da diyet yapacak. Diyetgiller ailesi olduk sonunda...

Hastaneden çıkınca, e Derince'de bir de yemek yiyelim , öyle dönelim İstanbul'a dedik. Ben diyetime en uygun olan tavuk şiş ve yağsız salata yedim. Yemek sonrası ver elini canım İstanbul. Allah ayırmasın bizi, doğduğum , doyduğum, doğurduğum, sevdiğim şehir... O sanayi bölgelerinden geçerken içim cızladı , orada yaşayanlar için. Hele çimento fabrikalarına yakın evler, üstleri çimento bulutlarıyla kaplı sanki.


Bu akşam yemeğinde kendime yumurtasız menemen yaptım. Yanında da iki dilim çavdar ekmeği yedim. Tabi salata ve yoğurt fiks... iki saat sonra falanda iki mandalina veya bir küçük elma , bir mandalina ve bir bardak diyet süt programım var.

Üç haftadır, Fatmagül'ü izleyemiyordum... Şükür kavuşturana:)) bu akşam izleyeceğim nihayet.
Bu akşam yeni başlayacağım kitap ise Düşlerin Rengi Zeynep'in hediyesi olan İkizler... Bi başlayayım, gerisi gelir. Çok ilginç bir konusu var.

Bu günün özeti budur...

14 Aralık 2011 Çarşamba

gün ortası

Bu gün mala bağladım. Öle bi bakıyorum etrafa bön bön...Acaba , yeni yıla yeni bir çamaşır makinesi ile gireceğimizin müjdesini sabah sabah gelen servisten almış , olmam yüzünden olabilir mi;?....Çağ teknoloji çağı ya, bunun etinden sütünden, yumurtasından, yününden yararlanmak gerek. Girdim istediğim markanın web sayfasına modellere baktım , Zuz'un tanıdık bayiden de siparişi verdik, oldu bitti.

Diyetin ilk gününde sürekli yemek yiyormuşum gibi bir his var. Bu kadın beni alıştırmak için böyle yapıp , sonra tepeme binmeyecektir umarım. Bu gün tavuk şinitzelimi kırmız biberlice kekiklice ızgara yaptım, yanında da rokalı domates salatası yedim. Yağsız ve limonlu. Yanında iki dilim esmer ekmek vardı , ben bir buçuk dilim yiyebildim. Akşama sebze yemeğim , portakallı kereviz. Yeliz'den de çok güzel tüyolar aldım. Sebzeleri ızgara yapıp sirkeli sarımsaklı soslara yatırıcam. Tabi o akşam evdekilere de sarımsaklı bir şey ikram etmek gerek. Etleri bu gün kasaba hazırlattık. 90 gr lık eşit parçalar halinde dolaba yerleştiler. Bazıları 91 gr olmuş ama olsun hehehehe... Yani bunları özellikle yazıyorum ki, bari sizden utanayaım da vazgeçmeyeyim.

Dün akşam yeni yıl kartlarımın yarıya yakınını yazdım. Kartları seçerken özendim, kişilere göre seçiyorum. Yok uzaktakilere şöle olsun, yurt dışındakilere böle olsun, sanat severlerin ki aha da bunlardan olsun diye diye yazdım bir taraftan da Öyle Bir Geçer Zaman ki yi izledim. O arada çay içtim bir yandan da...Önceki hayatımda her tarafa kol atmaya çalışan ahtapotmuydum acaba diye de düşünüyorum. Biraz da beceriksiz ya ahtapot şapada şupada , gezer.

Çamaşır Makinesi hezimetinden sonra kargo, tüm giden keyfimi yerine getirdi. İlk yeni yıl hediyemi ve ilk yeni yıl kartımı Düşlerin Rengi Zeynep'ten aldım.Zeynepppp denedim vallah seni, bakalım bu yıl ki şansım nasıl olacak:)) Günümü, gönlümü hoş ettin Zeynepcim çok teşekkür ediyorum.Günümü de gönlümü de hoş eyledin...

13 Aralık 2011 Salı

Diyet olayı

Bu gün diyetisyen randevum vardı... Yeni yıla yeni kararlarla girmenin ilk adımlarından biri... Benim sorunumun kilomdan rahatsız olmamam teşhisini Zuz yıllar önce koymuştu. Neyse işte , sonunda karar verdirildim gittim. O kelimeye dikaktinizi çekerim. Verdirilme kısmı Gamsegamse'ye ait.

Kocam tansiyon ben diyet meselesi için bu sabahta hastane için çıktık yola... Ben üç saatlik açlık konusunda , randevu sırasında uyarılmıştım bu arada...Diyetisyenimi sevdim. Beni tercih ettiğiniz için teşekkür ederim dedi ilk olarak. Sonra bir gün içinde neler yediğimi sordu. Sonra işte, açlık şekeriydi, falanıydı filanıydı yedi adet tahlil, vücut kitle indeksi hesaplamasıydı gibi ön çalışmalardan sonra oturduk karşı karşıya, meyva severmisiniz , yok. O zaman kuru meyva...peki kuru meyva daha şekerlidir...tabi ama onun hesabı yapılacak... kuru yemiş severim...o zaman bir avuç badem günde... sabah kaçta kalkarsınız....erken...yeşil çay demleme olmazsa büyülü bohça olacak ... böyle böyle konuşa konuşa yemek listem hazırlandı. Bir hafta sonra tekrar kontrole gelmek , giderken de her gün ne yediğimi yazıp, götürmek üzere vedalaştık .

Yemek saatlerine uymam konusunda özellikle uyardı hatta saat kurun ,öğün atlamayın dedi. Gün aşırı 45 dk lık yürüyüşüm var. Benimle birlikte diyete başlamak isteyenler olursa diye diyet listemi yazacağım aşağıya...

Her gün ne yemek hazırladığımı da yazacağım , bu arada siz de değişik sebze yemekleri tarifleri yazarsanız sevinirim.

Bir Haftalık diyet listem

Sabah 7.30 yeşil çay
kahvaltı 08.00 1 dilim beyaz peynir(30gr)
söğüş sebze
2 ince dilim esmer ekmek, şekersiz çay

ara 10.30- 5 adet kuru kayısı+8-10 adet badem

Öğle 13.00- 3 yumurta büyüklüğünde et(90gr) kırmızı, beyaz et, beyaz peynir, light ton balığı veya peynir
salata(yağsız, mısırsız)
2ince dilim esmer ekmek

ara 16.00-1 dilim beyaz peynir
2 ince dilim esmer ekmek

Akşam 19.00-7-8 çorba kaşığı sebze yemeği( etsiz, pataessiz)
1 kase yoğurt(200gr) veya bir büyük su bardağı ayran(400ml)
salata(yağsız, mısırsız)
2 ince dilim esmer ekmek

ara- bir büyük mandalina+bir küçük elma ya da ikibüyük mandalina

bir su bardağı diyet süt

günde en az 2,5 -3 litre su
3-4 fincan yeşil çay
gün aşırı 45 dk lık tempolu yürüyüş... bana yavaş yavaş başlamammı sonra tempolu yürümeye başlayacağımı söyledi.( dizim coşmasın diye:)
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::..

Ben öğle yemeğinde et olarak ızgara tavuk, salata olarak roka ve domates salatası hazırlayacağım yarın( diyet yarın başlıyor)

Akşam yemeğinde ki sebzem ise portakallı kereviz olacak. Bu akşamdan pişirdim. Patates koymadım... salata olarak , domatesli , taze soğanlı kıvırcık salata hazırlayacağım. Kahvaltı ve ara öğünlerin ne olacağı liste de belirli zaten.

Ekmek olarak, tam buğday ekmeği...bunu çavdar ve tahıllı ile ara ara değiştireceğim.

haydi bre gazam mübarek olsun...Allah utandırmasın...bana katılan olursa, o da her gün ne yediğini yazsın...

Sanırım liste bir hafta sonra değişecek..



Kocamın tansiyonu sınırda çıktı... Bi dünya tahlili var. İlker yani görümcemin oğlu bu akşam aradı , dayı sen bana gel, ben seni bi kolaçan edeyim dedi. Yenge sen de korkma , takibe alırız dedi...Kendisi kardiyolog zaten. İstanbul'un dışında ama civarında)))... Kocam perşembe günü onun yanına gidecek. İlker sana buradan sesleniyorum, acilen İstanbul il sınırlarına dönmen gerek... Bak biz artık teklemeye başladık:)Ataletim canım benim nasıl her şeyimize yetişsin..









Gizli Gerçek

Bu bir kitap adı değil, Yeliz beni hayatımın gizli gerçekleri için mimlemiş.
Bu konuda fazla bir şey çıkmaz benden ama başlayalım.

1.Bilgisayar oyunlarından nefret ederim.Nefretimi anlayın birinci sıraya gelmiş:)
2.Kitap okurken bana soru soran kişiye gözümün bebeee olsa anında gıcık olurum.
3. Bir uzun hayvan var ya o benim en büyük fobimdir, olmadık yerde aklıma gelir bu konuda psikolojik yardım almayı bile düşündüm .
4.Evden çıkarken eğer ev dağınıksa , asla rahat edemem... Geçen gün Zuz'la dışarı çıkarken babam kahvaltı ediyordu, masasını toplayamadan evden çıkmak zorunda kaldık. İşimiz bitince , Zuz OXXO'ya da gidelim dedi, ben bir sürü manevra yaptım. Masa toplamak için eve geldin diye bana küstü.
5.Gece ev halkından birisi, yanında ben olmadan dışardaysa, o eve gelene kadar bir sürü şey bahane eder telefon açarım... Eğer telefonu cevap vermiyorsa ulaşana kadar bir sürü adak adarım.
6.Radyoda , tv de müzik varsa bilsem de bilmesem de uydura uydura eşlik ederim evdekiler uyuz olur.
7.Ben bu gün diyetisyene gittim.

12 Aralık 2011 Pazartesi

başı sonu belli olmayan yazı

Sabahın Filmi; Before Sunrise-Gün Doğmadan
köprü altinda yatan sarhos sairin, filmin kahramanlarina yazdigi şiir
diyaloglar ve viyana...
tren yolculuğu ve hiç tanımadığın biriyle sabaha kadar süren sohbet...
Film akşama doğru başlayıp,ertesi sabah biten bir Viyana öyküsü...Bir de bunun ikincisi var, onu yarın akşama doğru izleyeceğim.İkinci film yani Before Sunset -Gün batmadan ise, birinci filmde kalan yerin 10 yıl sonrasından başlayan, öğleden sonra başlayıp, akşama doğru biten buruk bir Paris öyküsüymüş.Bu filmler sevgili Günün Çorbası-Yeliz'in tavsiyesi ile sepete atılmıştı. Demek ancak zamanı gelmiş.

Öğleden doğru karıkoca karıkoca evden çıkıp martılarla yarışa yarışa Eminönüne geçtik.


Havanın güzelliğini anlatmaya ferman gerek...Enfesti enfes...iyi ki güneş gözlüklerimi almışım yanına...



Büyük Postaneye doğru yürürken bu ne kalabalık demeye kalmadı ki Nimet Abla gişesi önünde Milli Piyango bileti kuyruğu olduğunu anladık. İnsan kalabalığı kadar da Seyyar satıcı kalabalığı vardı...aynı bilet aynı şans diye bağırıyorlardı. Biz Bahçe Kapı Milli Piyango gişesinden rahat rahat aldık biletlerimizi. Öyle rahattı ki heheh bi tek biz vardık. Sonra Cağoloğlu yokuşunu tırmanıp benim eski kartçıma gittik. Başka yerden kart almam, çünkü benim aradığım gibileri bir tek onda bulabiliyorum. Hem kartları seçtik hem her yılki geyiği çevirdik.Eskiden ne güzel kart atma geleneği vardı, cep telefonları çıktı , mertlik bozuldu geyiği:)

Kart işini bitirince koca dedi ki ne yiyelim... Ben gözüme Rumeli Köftecisini kestirmiştim zaten:)Bu tarihi köfteci, Sultan Ahmet Köftecisi gibi markalaşmadı iyi de etti. Eski halini bilenler hatırlar,Sultan Ahmt köftecisinin nasıl güzeldi köfteleri,şimdi sanırsın bir lastik...Rumeli Köftecisinin kuruluş tarihi 1925 sanırsam. Köfte, piyaz, irmik helvası ve mercimek çorbası var . Çorba hariç mönüde ne var ne yok hepsinden yedik:)) Abartmayalım helvayı paylaştık.














Karnımız doyunca ; bu kez Tahta Kale'nin yolunu tuttuk. Amacımız, geçen yıl, benim Cancan'dan saklamak için balkona koyduğum yılbaşı ağacı süslerini çöpe atan kocamın hatasını telafi etmekti. Ama en dandik ağaçların fiyatını 90 lira görünce yuh dedim ya. Bizim o kırmızılı yeşilli ahşap süslerimizi, Noel babalarımız,çanlarımız, evlerimiz, tahta atlarımızın yerine o dandik şeyleri asmaktansa hiç yapmam dedim. Koca kişisinin elinden ağaç kurtulmuştu ama ayakları gitmişti. Artık ona bir ayak uydurp, tencere tava asarız üstüne ne yapalım. Kenarda köşede alan bir kaç da süsümüz var.Yazıık, onları atamamış adamceyiz. Tahtakaleden çıkış, bir Mısır Çarşısı turundan sonra vapura attık kendimizi. Hemen kallavi bardakta çayımızı söyledik.



Üsküdar'a revan olduk. Balıkçılar çarşısına uğradık, hamsimizi aldık. Salata malzememizi de kendi pazarımzıdan alıp evimize geldik inşallah Maşallah. Gelince sezonun ilk işli tavasını yaptım. Siz ona hamsili pilav da diyebilirsiniz kendi aranızda ama bizim için, işli tavadır.Bu yarı pişmiş halinin resmi, sonra nar gibi kızardı hasbiler:)






İlk kez okuyamayacağımı hissettiğim bir kitaba başladım. AZ'ın üstüne gitmedi ya da ,böyle üst üste şiddeti kaldıramadım sanırım ve de sanırım bu kitabı bırakacağım, bir süreliğine. Alexandra Cavelius'un yazdığı LEYLA'dan söz ediyorum. Bosna'da savaş yıllarında geçiyor konu... Savaşın dehşeti öyle bir verilmiş ki titredim. Ve bir söz , hiç kimse savaşı yaşamadan , gerçekliğini algılayamaz...

Bu bitmez sanılan yazı burada bitsin artık. Bana bile gına geldi...

11 Aralık 2011 Pazar



Astrolojiye artık sonsuz inancım var...Bu konuyla çok yakından ilgilenen kuzen Funda,ikizler burcunda ay tutulması olduğunu ve dikaktli olmamı önermişti. Ben de sabah kahvaltıda dedim ki bu gün bana değmeyin yağlıboya:)) Gün gayet sakindi , önce çamaşır makinesinden acaip bir gürültü geldi sonra tüm suyunu dışarı verdi... Bir baktım, içindeki tambur neredeyse yere oturmuş, çökmüş. Sanırım bu yeni bir makineye patlayacak. Sonra iki gündür başım ağrıyo diyen kocam , tansiyonumu ölçtürdüm 16'ya çıkmış dedi. Başka iki yerde daha ölçtürmüş onlar normal çıkmış ama pazartesi gününden itibaren takibe girecek. Bana bir afakanlar bastı, hadi dışarı çıkalım biraz dağılalım dedik ve sinemaya gittik.
Necati Cumalı'nın aynı adlı kitabından sinemaya aktarılan Ay Büyürken Uyuyamam'a gittik. Taşrada kadın olmayı, raydan çıkan ahlakçılığı, dini kullanan provakotörleri falan anlatan çok güzel bir hikayedir ama aynı güzellikte yansıyamamış perdeye...hatta bazı yerlerde seyirci güldü... Kadro süperdi, a bu da varmış diye diye izleyeceğiniz bir film... Gittiğime pişman değilim, bazı eleştirmenler hiç beğenmeyip,çöp falan demişler ama o kadar da değil,Şerif Gören'e bu kadarı da haksızlık olur.. Bazen ne kadar acımasız olabildiğimize şaşıp kalıyorum. Sinemadan çıkarken , öyle mutsuz çıkmadım, her filmi beğenmek zorunda değiliz dedim.

Dışarıya çıkmak iyi geldi. Eve geldiğimizde Keşanlı Ali bitmiş ama yeniden başlıyordu. Yeni başlayan dizilerde yeni taktik bu, eğer izlediğiniz diziyi bıramayıp, izlemediyseniz bir izleme fırsatı daha veriyorlar. Nejat İşler zaten adamımdır , Belçin Bilgin ile çok iyi bir ikili olmuşlar ve hikaye modernize edilmeyip, dönem dizisi olarak çekilmiş buna ayrıca memnun oldum.

Kitap'da AZ'da ikinci bölümdeyim. Bittiği yerden yeniden başlayan kitaplara ve filmlere bayılırım.Hakan Günday az daha kaçırdığım bir yazar olacaktı nedense Barış Bıçakçı ve O'na bir direnmişliğim vardı.Bu konuda bana ısrarla oku oku diyen Ataletime teşekkürü bir borç bilirim.

Filmdi, diziydi , kitaptı derken gece uykumda göz bebeklerim fıldır fıldır döndü sanki:))

Kızlar önümüzdeki hafta sonu çalışacakları için pazar gününü dinlenmeye ayırdılar gerçi Gamse firar etti yine ama, erken gelirim dedi. Ben de hiç bir iş yapmadım, Kocam maça gitti, Naziş kendi odasına ben kendi odama çekilldim. Film stüdyomu yatağın üstüne kurdum bu kez dvd oynatıcıyı da bilgisayara taktım, Yeşil Papayanın Kokusunu izedim.


1993 Yabancı film dalinda Oscar'a aday olmus, 93 Cannes ve 94 Istanbul festivallerinde gösterilmis. Film, uçari babalari tarafindan terk edilip, duygusal çöküntü yasayan bir ailenin dramini Vietnam'li küçük bir hizmetçi kizin gözünden sergiliyor. Kölelik ile ask arasindaki belirsiz iliskinin en uç noktalarindaki karmasikligi anlatan bir yapıt diye yaılmış tanıtımı... Filmi çok beğendim hatta perdede izlemeyi tercih ederdim. Bodrum tatilimizde Gamse, bitkisel kremler, sabunlar satan çok hoş bir dükkandan, sahibesinin çok beğeneceksiniz ısrarı ile yeşil papayalı bir krem almıştı. Bir vücut kremi. O kadar hoş ve değişik bir koku ki, filmi izlerken bu kokuyu da hissedebildiğim, duyabildiğim , bildiğim için ayrı bir hoşnutluk hissettim. Filmi ben tırım tırım arayınca her zamanki gibi Lale abla yettim diyen canım Funda, çok teşekkür ederim sana da... Bu Funda yazının başında söz ettiğim kuzen Funda değil ama bana Lale Abla deyişinden , kardeşim gibi hissettiğim Funda...

Bu kadar...