Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

25 Mart 2011 Cuma

Kaybedenler Klübü




Bu gün bizim evin temizlik günüydü saat dörde kadar ev indi bindi havalara çıktı tekrar yere indi ve gıpgıcır oldu. Bu arada bi çırpıda yemek işi halloldu. Parça tavuklar tencerede arkalı önlü kızartılıp baharatlandı, bir kaşık salça ilave edilip tekrar ters yüz edilip üç su bardağı sıcak suyla biraz daha pişti, yanına da patates püresi sallandı o pişerken. E ev gıcırdadı yemek pişti... Sıra geldi ödüle. Vizyona girmesini sabırsızlıkla beklediğim Kaybedenler Klubünün ilk günüydü bu gün. Gamse okuldan cuma günleri erken geliyor. henüz servisteyken programlaştık ve birlikte sinemaya gittik.

Kaybedenler Klübü; underground kültürün filmi. Kadıköy sokaklarına adanmış...Naziş gittiğimizi duyunca beni niye beklemediniz dedi. O'nun lise yıllarının radyo programıymış...
Tam onun Kadıköyde takıldığı yılların...Bu filmi iyi film ya da kötü film diye yargılamayın. Seversiniz ya da sevmezsiniz öyle bir film. Müstakil yaşamların...okuru olmayan kitaplar basarım, dinleyici olmayan radyo programı yaparım diyen iki radyocunun, 1994 yılında Kent Fm'de yayına başlayan ve 7-8 yıl kadar süren Kaybedenler Klübü adındaki radyo programını ve o radyo programını sunan dj'ler Kaan (Nejat İşler), Mete (Yiğit Özşener) nin hayatlarını konu alan bir film.
"Sizinle yatmış mıydık" gibi replikleriyle akıllarda yer eden radyocular Mete Avunduk ve Kaan Çaydamlı'nın hikâyesini anlatan film "Ekip film tedirginlikle sunar, ?" sloganıyla cuma günü seyirciyle buluşacak. Filme içerdiği sevişme sahneleri nedeniyle 15+ yaş sınırı verildi.

Filmin yönetmeni ve aynı zamanda yapımcı ve senaristlerinden biri olan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Oramiral Özden Örnek'in oğlu Tolga Örnek'in babasısının Balyoz Davası kapsamında tutuklanması nedeniyle film beklenen vizyon tarihi 11 Mart'a yetişemedi. Bu nedenle filmin vizyon tarihi 25 mart'a alındı ve Tolga Örnek babasının gelemeyecek olması nediyle film için gala düzenlenmedi.

Filme ait ayrıntılar bu kadar... Yalnız film öyle aman ailece çoluk tombak bir film izleyelim... Nejat İşler Aliye'den Yiğit Özşenerde Ezel'den tanıdık nasılsa diyebileceğiniz bir film değil. Büyükler izlesin bu filmi...

Aysel'le 2...cenaze sergisi...Frida sergsi... baştanbaşa Beyoğlu

Bu gün İstanbul'a'' bahar indi''...Bahar indi tümcesi Yaşar Kemal'den çalıntıdır. Ben bizzat kendim çaldım...ama ne yapalım çok güzel bir tanımlama...Hava pırıl pırıl şu anda.
Bu günlerde ben bilfiil gezmekteyim... Şimdi anlatmaya başlayacağım ama baştan söyleyeyim bilanço ağır:)) Yalnız bu blogger yasağından çok ama çok sıkıldım. Kalktı falan dendi ama arkadaşlar hala giremiyorlarmış bloglarına...

Şimdi çarşamba gününden başlayalım...
Çarşamba sabahı saat 11 gibi falan Aysel'le Üsküdar iskelesinde buluştuk. Kabataş motoruna bindik. Sonra fikir değiştirip indik ve koşa koşa gidip Eminönü vapuruna binip , Karaköy'e gittik.Hedef Body Words sergisi... Naziş beni , daha önce gitmekten vaz geçirmişti. Sen dayanamazsın dedi.Bilmeyenler için açıklayalım... Yaşayan insanlar , ölmeden önce bedenlerini bu çalışma için bağışlıyorlar... ölü bedenler önce asiton havuzuna batırılıp , sıvılarından arındırılıyor. Sonra da plastik havuzuna batırılıp bedenin plastiği emmesi sağlanıyormuş. Evden çıkmadan tv yi açmıştım. Tesadüfe bakın ki Kanal D'de doktorlar programında bu sergiyi anlatıyorlardı. Gitmeden ön bilgi almış oldum bu sayede... Karaköy^de motordan inince ; limanda kahvaltı yaptık. Kahvemizi içtik. Sonra acaba sergi ne tarafımızda kaldı şu büfeceiye soralım dedik. Büfecinin cevabı aynen şöyle- Cenaze sergisini mi? soruyorsunuz , dümdüz gidin...İstanbul Modernin yanındaymış meğer. Sergi çok ama çok ilginçti. Hiç rahatsız olmadım . Aysel sürekli - insanı insan ayapan ruhtur kızım, bunlarda ruh yokk ki deyip beni teskin etti. Bir tek belgeslini izlerken biraz tuhaf oldum.

Sergiden çıkınca Kabataş iskelesine kadar yürüdük bu arada deniz kıyısında ufak bir çay molası verdik. Sonra finükülerle Taksim'e çıktık. Aysel Frida sergisini görmemişti o da bu gün itibariyle bitiyordu. Odakuleye kadar yürüyeceğiz derken, Aysel; bir duraklık metro var dedi, Şişhane'ye gidiyor. Ona binersek İstiklal caddesinin ortasında ineceğiz dedi. A aaa süper, hadi ben de öğreneyim dedim. Metronun içinde yürüdük yürüdük...merdivenden indik.... yürüdük yürürdük...merdivenden indik ... yürürdük yürüdük merdivenden indik.Yürüyen bantlarda bozulmuş. Biz habire yürüyoruz. Artık Aysel benden uzak uzak kaçıyor. Ben bağırıyorum kısa yol bumuydu diye. Sonunda metroya bindik. Aysel diyoki, şimdi İstiklalin altını metroyla geçiyoruz. Neyse indik . Yürürdük yürürdük .... merdivenden çıktık ... yürüdük yürüdük ....merdivenden çıktık yürürdük yürürdük merdivenden çıktık. Merdivenlerin eğimi neredeyse 90 derece. Neyseki yürüryen merdiven . Aysel bu arada ben aşağıdayım o taaa tepede gülüyor. Kızım , biz nereyi metroyla geldik. Normal yoldan gelsek yürüyeceğimizin beş katı fazlasını metro içinde yürüdük diye bağırınıyorum ben.(benden uzaklara uzaklara kaçarken)

O kadar yürüyünce acıktık tabi. Önce Fıccın'da mükellef bir ziyafet çektik kendimize. Haluj, fıccın ve çerkez tavuğu ile. Sokak sobasını yaktırıp dışarda yedik yemeğimizi. Çaylarımızı içip kalktık ve Peranın yolunu tuttuk; Frida sergisi için. Daha önce gezmiş olmama rağmen ilk görüyormuş gibi zevkle gezdim yeniden.

Sergiyi gezip bitirince bu kez kahve molası için Markiz'in yolunu tuttuk. Ama mönü bi saatte geldi. Bi saat de sipariş almaya gelmediler. Yan masadan gelen beğendili kebabın kokusu beni allak bullak etti. Markiz ve kebap kelimesi yanyana düşünemiyorum bile. Güya yemek klubüymüş peeeh dedik, kalktık sipariş bile vermeden . Hemen çaprazındaki Özsüte gittik. Cam kenarına oturduk, geleni geçeni izleye izleye kahvelerimizi içip sakızlı markizlerimizi, çikolatalı pastalarımızı bölüşe bölüşe yedik.. Çıktığımızda artık akşam iyice çökmüş , insanlar alemlere akmaya başlamışlardı. Sokak çalgıcıları süperdi. Hepsini dinledik. Hele bunlara bayıldık ve cdlerini satın aldık.Çingene şarkıları söylüyorlardı. Sen Antuanın kapısınıda ittik, içeri girdik. Ayin hazırlıkları vardı galiba.. içerde bir faaliyet vardı.

Artık evlere dönüş yoluna girmek için Taksim'e doğru ilerlerken Libya'ya destek yürüyüşü yapan gençlere rastladık. İkimizde bir hoş olduk. .İnandığımız şeyler için birlikte yürüdük mücadele ettik. o kanlı 1 Mayıs 'da birbirimizi kaybedip az endişelenmedik. Öğrenci halimizle yapabildiğimiz kadarını yaptık inanmadıklarımıza karşı çıkıp sokaklarda birlikte bağırdık koştuk... O gençleri görünce aralarına karışmak istedik yeniden....

Aysel ile Taksim'de ayrıldık, bir daha ki programa kadar:))

Gelelelim düne... Dün Cancan'a kahvaltıya davetliydik. Zuz'la da orada buluştuk. Şahane bir kahvaltı yaptık. Kimse kıymalı böreği Berfu gibi yapamıyor. Mimarlığı bırakıp , börekçi açması için ikna etmeye çalışıyoruz O'nu:)). Biz kahvaltımızı bitirdikten sonra Cancan2ın dedesi geldi. Onu gezmeye götürmek için...hava soook dedi.... cicianne var dedi. Sonra cicianne üstünü giysin berabere gidelim dedi. Canım ya nasıl özlemişiz birbirimizi. Minik Uras'ı bakıcı abla ve Babaanne , dede nezaretinde bıraktık eve nasılsa dondurucu da anne sütü stoğu var:)) Biz pazara çıktık. Perşembe günleri Erenköy'ün çok güzel bir pazarı var. Ben Viskoncu İbodan bu kez baharlık eşofman aldım. İki hafta sonra kot formunda olanlar 10 haziranda da yazlıklar geliyo dedi. Olabilir pazarın en pahalı eşofmanını satıyor olabilir ama en iyisini sattığının kuşkusu yok...Asla diz yapmıyor ve yıkandıkça bozulmuyor. Reklam parası alcam zaten ondan:).
E kahvaltıyı ettik, pazar alışverişinide yaptık cümbürcemaat. Hatta Cancan bile vardı. Baktım saat daha iki... İki durak ötede de İlmiyem var. Telefon açtım- hemen atla gel dedi. Berfu ve Zuz'dan ayrılmıştım bu arada. Ben minübüse bindim onlar hala bana telefon açıp, şurda çok güzel şeyler var, bu tarafa gel diyorlar:)))İlmiyemle akşam çayımı içtim eve geldim , kapıda Gamse ile karşılaştık. Dolaptaki yemekler ısındı ev halkı doyuruldu... Mazi Kalbimde Yaradır, Fatmagül ve yarım Türkan izlendi... gerisini bilmiyorum sabah olmuş:)

not: okuyabilenler, bloğa girebilenler lütfen bi not bıraksın çünkü artık bu yasağın boyutları değişti. Kiminde mahkeme kararı çıkıyor benim gibi bir kaç kişide ise hiç bir şey yok. Blogcu olmayıpda dışardan okuyanlar artık okuyabiliyorlar mı onu merak ediyorum. Blogcular nasılsa yarlarını falan halledip girmeye başladılar...

.

23 Mart 2011 Çarşamba

Dünden başlayayım yazıya...İlk bölüm; ev toplama , yemek yapma , çamaşır yıka , as gibi ev işleriyle geçti. İkinci bölüm keyif bölümüydü. Çoktandır izlemek istediğim bir filmi izledim. Mavianne 'de tavsiye ederim deyince dün izledim nihayet.
Filmin adı;Siyah Beyaz....konusu barda geçtiği için bir çok bölgede gösterime girememiş...Siyah Beyaz filmini konusu ise bir ressamın, bir doktorun, bir avukatın ve bir iş kadının farklı hikayeler ile tek sığınabildikleri yer bir bardır. Yanlız bu bar onların hayatlarının tek rahat nefes aldıkları yer gibidir.Kadro muhteşem... Tuncel Kurtiz, Nejat İşler, Erkan Can , Şevval Sam. Film farklı bir örnek... Zengin kız fakir oğlan ya da zengin oğlan fakir kız aşkı konulu filmlerden sonra dialoğa dayalı filmlerde de nasıl başarılı olunabileceğinin en güzel örneği bence...Millet diyaloğa dayalı film yapıp Oscara oynuyor ve de alıyor. Bu yıl Kralın Konuşması filminde gördük bunu.

Akşam kızlarla Capitolde buluştuk. Bir şeyler yedik dolaştık ve dizimize yetiştik. Dün akşam ki kahramanım Aylin ve Balıkçı idi. İkisi de sevdikleri için neler yapabileceklerini gösterdiler. Mete zaten her zaman adamım.

Gece TNT de Hours'u izledim. Nicole Kidman'a Oscar getirmişti yanlış hatırlamıyorsam.
Gelelim bu güne; nihayet tüm gücümü topladım ve Body Words sergisine gidiyorum. İşin tuhafı şu anda kanal D de Doktorlar programı bu sergiyi konu almış.Yani bu kadar olur.Bu ön bilgi iyi olacak...Bu sergide sergilenen bedenler, insanların yaşarken gidip bedenlerini buraya bağışlayan, öldüklerinde plastinazasyon denilen bir işleme tabi tutulmasına izin veren insanların bedenleri.Naziş daha ilk günlerde gidip görmüş- Anne , sen gitme , kaldıramazsın demişti ama Aysel cesaret verdi. Birlikte gidiyoruz.Önce Pera'da Frida ve Çağdaş Rus ressamları sergisine gideceğiz. Ben daha önce gitmiştim ama birlikte bir kez daha gezelim dedik. Sonrası çok yüklü bir programımız var...
Şimdi , yeşil çayımı içtim ama kahvaltı babında bir şeyler atıştırıp çıkmam gerek. Aysel'le Kabataş' da buluşacağız...
İyi bir gün olsun, hava güzel olsun, dizim ağrımasın...sizin gününüz de gönlünüzce olsun.

21 Mart 2011 Pazartesi

pazar günü



Pazar gününün programı; cumartesi gece saat gece yarısını geçtikten sonra belirlendi. Aysel uyuduğumu düşünerek mesaj atıp , kahvaltıya çağırmıştı... Bize davete icabet etmek yaraşırdı haliyle:)
Sabah 10.30 gibi kızlarla evden çıktığımızda koca kişisi hala uyuyordu... Havada ki hafif çişe ve güzel serinlik ten hem hoşlandık hem de kendimize gelip sabah rehavetini attık. Pazar sabah trafik falan olmadığından yarım saatte Suadiye'de olduk. Kahvaltıyı Aysellerin binanın cafeteryasında yaptık. Menemenlere sucuklu yumurtalara gömüldük. Yetmezmiş gibi Mustafa börekler de getirtti. Sanırım üç gün acıkmayız dedim. Uzun uzun kahvaltı ettik. Kahvelerimizi içtik. Mustafa^yı da nasıl özlemişim. Hasret giderdik. Mustafa ; Aysel'in en küçük kardeşi. Biz tanıştığımızda henüz beş yaşındaydı. O zamanlar mumy blue şarkısı dillerdeydi O ' bu şarkıyı tornistan eder- aman aman bıktım ben bu yaye den diye söylerdi. Yaye ben oluyorum haliyle. Mustafa kahvaltıdan sonra bizden ayrıldı. Biz Aysel'in evine çıkıp Babama kitap seçtik. Babama kitap yetişmiyor çünkü. Bizim evdekileri okuduk , satın aldık, Gamse okulun kütüphanesinden de getiriyor ama yetişmiyor.kafede kahvaltıdaAYSEL'in mutfağında çilekli turtaya yumulmuşken...

Sonra oturup bir de çilekli turta yedik...neremize yedik bilinmez ama süperdi neme lazım. Sonra oyuncak müzesine gidelim dedik. İkimiz de görmemişiz. Yollamdık oraya... Valla çocukluğumuza geri döndük. Hatta Aysel, bi oyuncak tavuğu benim diye tuturdu. Babam Çin'den getirmişti diye tavuğun etrafında kendi ismini , ve kendinden bir iz aradı durdu. Yüz yıllar önce bile Avrupada ki oyuncak kültürü ne kadar ileriymiş. Biz savaş vermekten, bağımsızlık mücadelesi vermekten oynamaya vakit bulamamış bir milletiz. Ben bu müzeyi gezerken sadece Sunay Akın adına değil Türkiye'de böyle bir yer olduğu için kendi adıma da gurur duydum. Çok da güzel bir kafeteryası var. Orada kahve molası adı altında bitki çayı molası verdik. Otlardan hemen kendileri yapıyorlar... hibuskuslu, tarçınlı, zencefilli bir çay içtim ki enfesti. Çaylarımızı içerken karşımızdaki ekranda ünlü ressamların , çocuklu tabloları aktı. Naziş İstanbul şekerlemesi almıştı, tarçınlı ağzımızı hem tatlandırdı hem yaktı... Aynı hayat gibi dedim... Aysel bu tanımımı çok beğendi o yüzden yazdım:))Gamse'nin olduğu resmi koymayı unutunca uyarı aldık bu resim sonradan ilave edildi:))
Aysel'in benim diye tutturduğu tavuk:)
biz kendi zamanımızın uzay kahramanlarının önündeyiz... Kaptan Kirk....Mr Sapak...MayaNuhun GemisiBu arada oyuncak ayılara neden Teddy Bear dendiğini bilmiyordum. Tedy Rosewelt bir av sırasında hiç bir şey vuramamış. Yanındakiler , jest olarak bir ayı yavrusunu ağaca bağlayıp vurmasını istemişler.Kesinlikle reddetmiş. Bir oyuncak fabrikası da onun anısına Tedy adını verdiği oyuncak ayılar çıkartmış piyasaya...Bu müze ile ilgili Naziş'in bir anısı var. Musevi okulunda çaılışırken öğrencilerini bu müzeye hetirmişler , bir arkadaşı Nazi askeri ve Hitlerin figürü olan oyuncakların önünde çocukların resmini çekmiş. Çeken arkadaşları da musevi üstelik. Hiç. dikkat etmemiş. Resimler velilere gidince , okula büyük tepki göstermişlerdi...Müze anlatısını Sunay Akın'ın bir sözü ile bitirelim. Buranın kapısından içeri girerken bir elinizle çocuğunuzun elini tutarsınız , çıkarken diğer elinizden çocukluğunuz tutar. Gerçekten de öyle oldu... Karma karış oldum ... Çocuklarımın çocukluğuna kendi çocukluğum karıştı...
Müze gezimiz bitince caddeye kadar yürüdük ve biz eve doğru yollandık. Meğer ben öyle biliyormuşum . Naziş eve devam etti ama biz Gamse ile Bahariye'de bir tur attık. Kotona uğradık.

Eve dilim bi karış dışarda düştüm. Çok Güzel Hareketler Bunları izleyip yattım. Sızmışım telefona uyandım. Kuzen Fatma arıyormuş. Beyoğlu ekibinden bin sitem etti. Uykum açıldı. Kalktım, Nuri'yi izledim ...Dün akşam hiç kitap okumadım...Kitabı elimde tutacak mecalim kalmamıştı.

Bu günü eve ayırdım . Çünkü 31 Mart akşamına kadar program kapalı...

Şimdi bir kaç selam...
İlk selam Dilber'e
Uzun zamandır görüşelim görüşelim diye konuştuğumuz, çocukluk arkadaşımın kızı Dilber'in evinin önünde poz poz resim çektirmişiz... Sunay Akın'ın kiracısıymış meğer. Dilbercim bu kez teğet geçtik ama bir dahaki sefer kahve molası sende...

İkinci selam
Bir yıl giydiği elbiseyi , bu kendi kendine sökülüyo diye geri götüren Gamse'yi tüketici bilincinden dolayı... elbiseti yeni elbise ile değiştiren Kotonunu da üretici sorumluluğundan dolayı biner kez kutlarım.
üçüncü selam
Yakın mesafeye gittiğimiz için surat sana taksici... e senin hatırın için Maltepeye mi gideydik...

Dördüncü selam
O şahane portakal ve nar kokteylini yapan Cafe çalışamnlarına
beşinci selam
Acaba bu bitki çayının içinde ne var diye merak ettiğim duyup, gelip binbir nezaketle anlatan, müze kafeteryası çalışanı bayana...
bi selam da kendime dizine kuvvet Laluş...

19 Mart 2011 Cumartesi

cumartesi...cumartesi

E hani yasak kalkmıştı... Naziş'in bilgisayarından deneme yaptım kapı gibi mahkeme kararı ile karşılaştım.Sanırım burada kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.
Dün geceyi yarı uyanık geçirince sabah saate bakınca gözlerime inanamadım , gözlüğümü taktım, baktım ki gerçekten de saat 11.40 dı. Kızlarda uyuyorlardı. Yatakta biraz tv keyfi yapıp öyler kalktım.Sonra uzun kahvaltı etkinliği... kahvaltı ederken çocuklar duymasın izledik. Tekrarlarına rastladıkça izliyorum. Gülfidan Hala ve Seyyar Tayyar tiplemeleri müthiş. Gülfidan hala, Denizlili bir ev kadını , eşinden ayrılmış ...evlenmek istiyor ama koca adayında aradığı şartlar var. Şartlarından biri ; kocasıyla Aristo ve Platondan sohbetler edebilmek . Bayılıyorum Denizli şivesiyle konuşmasına.

Kahvaltıdan sonra benin fikrim sinemaydı.Kızlar okeylemedi.Onun yerine o dükkan bu dükkan peşlerinde sürüklendim... Kendime bahar hazırlığı olarak yürüyüş ayakkabısı aldım. Daha doğrususu Naziş hediye aldı.Anam bi yürüyüş ayakkabısı deyip geçmeyin. Bununda bi teknolocisi var. Yok dizi çalıştıranı, yok kalça kaslarını çalıştıranı. Yok yere basınca alttan yaylananı. Az kala vaz geçecektim. Yerlerde paltformlar var, yok önce ona basın, sonra ayakkkabıyı giyin, farkı farkedin....Eve dilim dışarda düştüm.Naziş arkadaşlarıyla buluşmak için bizden ayrıldı. Bizde donutlarımızı aldık, dizi keyfi yapmaya evimize koştuk.. .

Bu yağmurlu hava bir kaç gün devam edecek ve ısı biraz daha düşecekmiş.
Yarının programı Aysel ve bizim kızlarla kahvaltı yapacağız... Yarın ki güzergahımız Suadiye cenahları:))
Yazı bitince kitabıma devam etmek üzere odama yollanacağımdır...

Aysel'le

Saat gecenin yarısı ...dışarıda sağanak yağmur var...cama öyle bir vurdu ki tıp tıp diye kan uykulardan uyandırdı beni. Uyanınca alerjim başladı...kalktım ilacımı içtim...uykum gitti.

Kaldığımız yerden devam edelim. En son çarşamba günü yazmışım. Perşembe günü okey grubumla bizim evde toplandık. İlmiyem de geldi...koca bir tepsi revaniyle:))Ben de elimden geleni ardıma komadım.Ağırlama işini itina ile yaptım.Akşamda Fatmagül'dü Türkan'dı dizi şenliği yaptım.

Kitabım aynı...Sen Dünyaya Gelmeden... İtalya'dan , Saraybosna'ya döndük yeniden...Savaşın ayak sesleri başladı.Başçarşı'yı görme isteğim hala doruklarda...

Dün Aysel'le buluştuk Kadıköy'de...Çok eskiden beri beni okuyanlar tanışma hikayemizi bilirler.Biz Aysel'le birbirimizi görmeden bir yıl mektuplaştık. Arada telefonda konuştuk. Yani şimdinin internet arkadaşlığı gibi... Ben henüz ortaokuldaydım o zaman. Biz Ordu'daydık O İstanbul'da. Benim dedemle Aysel'in babası arkadaşmış. Dayımda Üniv. öğrencisi o zaman. Aysellerin evine kiracı olmuş. Senin yaşlarında yeğenim var tanıştırayım demiş. O deyiş bu güne geldik.Kalamış'da sandalla gezinilebilen...Fenerbahçe'de denize girilebilen Bağdat caddesinin çift yönlü olduğu yılların ...yazlığa Kumburgaza gidilen...yazlık sinemaların...tren geçerken koşup , köprü altında dilek dilediğimiz yılların anıları var dağarcığımızda...O zamanlar Uludağ'da iki otel vardı biz kendimiz daha lisede kardeşlerimizi alıp Uludağ'a gittik. Kar; diz boyu, biz hiç basılmamış yerlere basacağız diye göle düştük ve kendin pişir kendin ye usulü bir ocakbaşı salaş lokantanın ateşinin başında kuruduk. Kimin annesi babası seyehatte ise onun evinde deli gibi partiler verdik. Sabahlara kadar sohbetler ettik. Bir köy evinde kalıp geceleri çok korkup gündüzleri çok eğlendik.Bir koçun boynuzlarından kurtulmak için deliler gibi koştuk. Birlikte çok ağladık çok güldük.En keyifli anımda da en üzüntülü anımda da hep yanıbaşımda olmuştur.Annemin son dakikalarını birlikte yaşadık ve birlikte uğurladık.İstanbul'dan uzak kalığımız yıllarda da yaşadığımız yere ailesiyle bizi ziyarete geldi . Orada olduğum yıllarda kolilerle ulaştırdı bana yeni çıkan kitapları..Kısaca Aysel bu dünyada ki en eski tanıdığım en kadim dostum.İlerlyen günlerde macera dolu resimlerimi koyarım buraya...
Dün Hümeyra'da buluştuk...biralarımızı , bira tabağımızı söyledik zaman zaman gözlerimiz dola dola zaman zaman güle güle uzun sohbetle yaptık. Akşam olunca Gamse ve Meral'le Bağdat caddesinde buluştuk. Cafe Crown da oturduk. Bi sürü pasta çeşidi söyledik paylaşa paylaşa çayla yedik:))Bi sürü program yapıp ayrıldık. Eve dönüş yolunda bi baktım Zeya kaldırımda telefonla konuşuyor. Arabanın camına vurdum ama görmedi...Eve gelince salona hiiç uğramadan direk yatak odalarına geçtik. Cuma akşamları sadece kitap okuyorum çünkü...

Yağmur son hızıyla devam ediyor. Henüz hiç bir programım yok ama Nejat İşler ve Yiğit Özşener'in iki radyocuyu canlardıkları Kaybedenler Klubünü izlemek istiyorum.Kaybedenler Klubü programlarının ismi. Ama bu satırları yazarken bir taraftan da baktım ki 25 Mart da gösterime giriyormuş. Ama yine görmek sitediğim Nurgül Yeşilçay'lı Çaınar Ağacı gösterime girmiş. Sanırım yarın ona gideriz. Bu havalar son sinema havaları çünkü. Gerçi ben, yazın sıcağını, serin sinema salonlarında geçirmeye de bayılırım. Hele bir keresinde öyle üşümüştük ki; ben fularıma sarınmaya çalışmıştım. Sinema REKS'de...

Ben bu gece yarısı programını burada bitirip biraz uyumaya çalışayım. Hazır alerjimde sakinleşmişken. Doktorum buna baskılamak diyor)) yani alerjimi baskıladım şimdi . Ortadan kaldıramıyorum namussuzu...

16 Mart 2011 Çarşamba

Blogger yasağı kalkmış deniyor...kimler girebiliyor, kimler okuyabiliyor bilemiyorum...Ben hiç sorun yaşamadığım için yazdım durdum bu arada yine :))Ama okuyabilenler bi not bırakabilse hiç fena olmazdı...

İstanbul'da bahar bacağını salladı artık...gün ışığı perdenin altından sızıp gözlerime ulaştı da gelmesin diye perdeyi sıkıştırdım bile :)))Gün ışığı ne kadar kanıma girmeye çalışsa da bu gün ve yarın evdeyim... Yarın okey grubumla bizde toplanacağız. Bu günde azcık hazırlık falan yapalım dimi. Dün de evdeydim valla, Gamse'nin yemekten sonraki yürüyüş teklifini önce kabul ettim ama yemekten sonra ikimiz de vaz geçtik.Bir yorgunluk çöktü üstüme anlatamam... Dizmi bile yatakta izledim. Gamse'de yatağa atladı tabi elinde laptopla... tepişe tepişe televizyon izledik. Telefonu sürekli çaldı, konuşması bitince ne oldu diye sordu, aklına bişe geldi anlattı...bilgisayardan bir şey gösterdi... Neyse ki yatağa likör servisi yaptı bana da dırdırımdan kurtuldu...

Dün bi sürü zeytinyağlı yemek yapıp dolaba attım. Mevsimin ilk baklasını , zeytinyağlı yer elması, zeytinyağlı pırasa pişirdim. Ana yemeklerin ardına düşüp düşüp masaya gelecekler artık. Yer elmasına bayılıyoruz... Hemencecik tarif edeyim. Soğanaları pembeleştirn yağda... ben riviera tipi kullandım... Hatta tavla zarı gibi doğradığınız havuçları soğanla birlikte atın iyice pişsinler, sonra küp küp doğranmış pataesleri atın , en son iri iri doğranmış yer elmalarını atın, yer elmasını ilave eder etmez yarım fincan da pirinç koyun. Tuzunu şekerini, ve yarım limon suyunuda ilave edip pişirin gari. Yer elması çok çabuk pişiyor o yüzden pirinçle aynı zamanda ilave edin. Sıcak su i ekleyebilirsiniz pişirirken. Benden öyle gramdı , ölçüydü gibi şeylerin beklenmeyeceğini beş yıldır biliyorsunuz zaten.

Şimdilik bu kadar iyi bir gün olsun, keyifli olsun... bol kazançlı bereketli olsun...