Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

9 Mayıs 2010 Pazar

Anneler Günü


Yeni bir Anneler Günü yazısı yazmadım... cephede değişen bir şey yok... küçükkende aynıydılar büyükken de...
O yüzden çook önceki bir sobe yazımı buraya yeniden aldım...

Sobenin konusu anne olmak.mavianneden geldi. En iyi bildiğin konuda sobeledim demiş.

Anne olmak; yuuuuuh annem bunları nasıl yapmış diye şaşıp kalmaktır.

Anne olmak gece yarısı çabuk soğusun diye akan suyun altında biberon sallarken, uyuya kalıp, biberonu musluğa çarpıp kırınca aynı enerjiyle yeniden mama yapabilmektir.

Anne olmak çocuğum yorulmasın diye yaptığı puzzle , O uyurken kalkıp bitirmektir.

Elindeki kaşığa tren muamelesi yapabilmektir.

Anne olmak, çocuğun yemek yerken , kendin doymuş gibi hissetmektir.

Karşılıksız sevmenin de zevkli olabileceğini anlamaktır.

Onlarca kızı, aman soğukta sokakta gezmesinler diye evinde ağırlamaktır.

Okeyde dördüncü bulamazlarsa , kitabının en heyecanlı yerinde kalkıp okeye dördüncü olmaktır.

Yere atılan pijamaları katlarken ooooh diye koklamaktır .

Hep hazırda kek ve poğaça bulundurmaktır.

Evinde , kendi kızlarının dışında , bir kızlar ordusuyla yaşamaya alışmaktır.Gece dört kişi yattığın eve+ 4 kız daha eklenmiş olarak kalktığında hiiiç şaşırmamaktır.

Artık çalan telefonların sana olmadığını bilmektir.
Kızının mezuniyet töreni için gittiğin okul bahçesine girdiğinde, onlarca kızın Lale Teyze buraya , eller havaya diye bağırdığını duyup, boşa gitmemiş onca kek, kurabiye kısır edemektir:)

Kendini hep güzel hissetmektir.

Benim annem her şeyin en güzelini yapar egosuyla yaşamaktır.

Dünyada banko iki kişi tarafından sevildiğini bilmektir.

Anne olmak çok güzel bir şeydir yav.

not: Şekerpembe özlemle beklediği oğluna kavuştu ve Anneler Gününe Anne olarak girdi... blog dünyasına duyurulur... Sağlıkla mutlulukla büyütsün oğlunu , hayat hep gülsün onlara...

7 Mayıs 2010 Cuma

Dört süper kadınla sabahın köründen akşamın körüne kadar ye iç sohbet et...Sürpriz sakızlı lokumları al evine gel... sakızlı lokumları lüpleye lüpleye maillerine bakarken taaaaaaa Hollanda'dan gelen bir erken Anneler Günü kutlamasıyla bir hoş ol, için bi gıcır gıcır olsun... desin ki mailde sana hiç tanımadığın Deniz... Sabahımın çay eşlikçisisiniz, aynı Annem gibi dediğimsiniz ve daha biri sürü güzel cümleler... sonra bir başka mail de bir blogcu arkadaşınızın Annesi ile bizim Zuz tanıdık çıksın, hatta aynı sokak da oturuyor olduğunun haberi olsun... bu hoş tesadüfle yine içiniz gırç gırç etsin... Ne yaparsınız ,ağzınıza bu kez lokumun çikolatalısından atar yatağın yolunu tutar ... biraz kitap keyfi yapar arasına yine Hollanda'dan gelen lale kitap ayracını koyarken Deniz'e tekrar bir selam eder... Yarınki buluşma için erken kalkmak üzere yatarsınız...

Teşekkürler blog yaşattığın tüm güzellikler için...

6 Mayıs 2010 Perşembe

Juli& Julia ve ve ve

Sabah Koru kahvaltı yaptık okey gurubumla ama 600 kişi birlikte kahvaltı etmek hiç de iyi bir fikir değilmiş. Üstelik bunların sadece beşini tanıyorsan... 400 kişilik tek bir grup vardı ki... Aman Allahım...Sonunda arkamdaki bağyanı uyarmak zorunda kaldım, dar bir alandan iki kişi aynı anda geçmek isteyip , üstelik tabağını da kafamdan aşırırken... yoksa kimsenin keyfini bozmak gibi bir niyetim olmaz hiç bir zaman. Hatta bu uğurda kendi keyfimden fedakarlık ederim... Ne iyi bir kadınım dimi.)))

Neyse işte kahvaltı sonu eve geldim... Çoktandır izlemek istediğim bir filmi izledim... Julia&Julia.. Hem Merly Streep var hem blog var bu filmde... Nasıl keyifle izledim hatta biri olsaydı yanımda hatta bir blogcu... birlikte izleseydik dedim... Özellikle de yemek bloğu olanlar mutlaka izlemeli.Her güne bir film etkinliğimden bu günde, tavsiye bir film çıktı.


Akşam yemeğimiz yok, kızlarda yok zaten. Şöyle hafiften bir şeyler attırayım diyorum. Yoğurtlu havuç, patlıcanlı bulgur pilavı...belki bir çorba... Sabah sabah stoğumu aldım ben nasılsa:))))

Aşk-ı Memnucular ekran başına, bu akşam işler iyice kızışıyor ve artık sona yaklaşıyor... Bir kaç yıldır her sezon, tv yi parselleyen, Beren Saat bakalım önümüzdeki sezon ne şekilde çıkacak karşımıza. Aklıma gelmişken sırada bekleyen Gecenin Kanatlarını izleyeyim yarın sabah... tek sıkıntım acaba yeşil çayla nasıl gider heheheheh . Neyse gittim ben , havuç rendelemem gerek , robotumuz motorunuda aldı gitti bu diyarlardan, yandı yani motoru... eh dile kolay 10 yıl bu, ne yemekler ne pastalar yaptık birlikte... nelerimize tanık olduk birbirimizin. Ben kapağını kapatmayı unutunca az biraz takıştık ama neyse işte...

not: Bir de bu gün ''Gülünün Solduğu Akşam''

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Hıdırellez


Bu gün ikindiden yarın ikindi vaktine kadar tüm dileklerinizi dileyin. Kırmızı keselere paralar koyup , dilek resimlerinizi koyup gül dallarına asın... Ben küçük küçük poşetlere bağladığım tuz, pirinç, şeker, çay yani aklınıza ne gelirse onları da bir keseye koyarım , ertesi gün hepsini yerlerine geri loyarım...Annem bereket getirir derdi. Benim balkonda küçücük bir saksı gülüm var onun altına Zuz'da dahil hepimiz dileklerimizi koyacağız. Ertesi sabah erkenden de suya atılır dilekler ama ben bu kez Zeya'nın önerisiyle asıldığı yerde bırakacağım. Benim dileklerim sağlık, huzur , mutluluk, bolluk bereket... bu dilekler tüm ülke içinde ayrıca... Kendim için de ayrıca bol gezmeli, bol kitaplı, bol filmli günler de dilerim:))))

Tüm dilekleriniz gönlünüzce olsun...


Bu gün Cancan'lı ve Zuz lu bir gündü. Sabah kahvaltıdan hemen sonra Koruya gittik. Cancan yine kuş karga peşinde koştu, Zuz'la ben Jimnastik aletlerinde çalışırken bizimle yarışa yarışa O da yaptı. Ben o arada Dilruba'da bir kahvaltı rezarvasyonu yaptırdım yarın için. Her zamanki müşteri olduğum için aldılar ,yarın 500 kişilik bir rezarvasyon varmış... Evet aynen bu kadar büyük bir yer orası... kapalı üç salonu bir terası, ve iki bahçesi var... Sanırsınız reklam aldım :))))
Bu akşam önce Canım ailem izleyeceğim sonrası tumba yatak... kitap

düzenleme: Dün gece bizim minik gülün altına bizim, Zuz'un dileklerinin yanında Gamsegamse'nin arkadaşlarının dilek keseleri de sığdı. Bizimki bizim gülümüz var demiş... Onlarda hazırlayıp , Gamse'ye vermişler. Sabah erkenden kalktım onları aldım, Gamse götürdü... Benimkileri olduğu yerde bıraktım, bu seneki Hıdırellez Zeya usulü:))
Dün akşam ben bunları yazdıktan sonra Bizim Ercü ve Banu bize baskın yaptılar... Bi güzel oturduk, sohbet muhabbet gırla gitti. Gece dayanamadım Zemberek Kuşundan bir kaç sayfa okudum... Sonra Limon Ağacına geri döndüm...

Bu sabah kahvaltıyı okey gurubumla birlikte Koru'da yapacağız... Bir saat sonra miiiis gibi , erguvanlar, defneler arasında , çiçekler içinde bir kahvaltı için evden çıkacağım...

4 Mayıs 2010 Salı

Zemberek Kuşunun Güncesi ve günlük aksiyon


Çok güzel bir filmle başladığım günün akşamında çok istediğim bir kitabı da yatağımın üstünde bulunca kaymaklı ekmek kadayıfı gibi bir gün oldu.

Akşam yatak odasına girdiğimde , yatağın üstünde ki paketi görünce elime aldım, şaşkın şaşkın bakarken, Nazlı- Anne açsana dedi. Benim mi? deyince- senin yatağının üstüne konmuş paket , başka kimin olacak dedi... Açtım, defalarca elime alıp , dur, önce evdekileri oku. Bu nasılsa burada duruyor dediğim; Zemberek Kuşunun Güncesi çıktı içinden...Haruki Murakami'nin okuyacağım üçüncü kitabı olacak bu yıl...Haruki Murakami ile Bir Dilim Sohbet Zero sayesinde tanıştım. Murakami insanı gerçeklikle gerçek üstülük arasında getirip götüren bir yazar... Durup dururken canınız bir yiyeceği çeker gibi bir Murakami kitabı okumak çeker...Alt metinden gelen müzik sesi... olmazsa olmaz kediler... her şeyi bir cevabı olması, hiç bir şeyin boşlukta kalmaması ... sizi Murakami'ye bağlar.Örneğin Sahilde Kafka'da yaptığına bayılmıştım. Kafka çek asıllı bir yazar, çekçe de Kafka karga demek...Kitabı okuyanlar, Murakami'nin Kafka'nın Değişim'ine de gönderme yaptığını anlayacaklardır...Zira Sahilde Kafka da bir değişim dönüşüm hikayesiydi...Murakami bir site kurmuş gelen binlerce maili cevaplıyor...Kitapların diğer bir özelliği yükte de pahada da ağır olması )))...

Zemberek Kuşuda tam 738 sayfalık bir kitap... Sahilde Kafka da böyle bir kitaptı ve bitmese bitmese diye okumuştum. Ben okudukça sayfalar azalacağına artsa demiştim...Çook yıllara evvel ''Palyaço" adlı bir kitap okumuştum, yazarını şimdi hatırlayamadım, mistisizme ilk orada rastlamıştım. Ama şimdi anlıyorum ki , o kitap benim için bir basamak olmuş meğer...şimdi bir şey okurken basıp gaza gitmiyorum, altta bir şeyler arayıp çıkarıyorum..Elimdeki kitabı bitirmeden başlamayacağım. Yine bir Orta Doğu Hikayesi, daha çok da belgesel bir kitap... başlayıp başlayıp bıraktığım ve artık buluşma zamanımızın geldiğine inandığım Limon Ağacı bitmek üzere...


Dün öğleden sonra Juila Roberts'in izlediğim bir filmini tekrar izledim... Bahçemdeki Ateş Böcekleri ~ Fireflies in The Garden-Ben Julia Roberts'i çok sevdiğim için her filmini izlerim... Bu film de eğer izlemediyseniz önerebileceğim filmlerinden...

Bu gün Cancan günü... Zuz da akşam Bozcaada'ya gideceği için kuaför işleri falan varmış ... Kuaförü bizim burada... yani bu gün Zuz'dur, Cancan'dır uğraşıcaz )))) İkiside sürekli mama diyen cins olduğu için hehehhe. Biri mama der diğer - Abla ne yiyeceğiz der... O kuafördeyken biz Cancan^'la bir koru sefası da yaparız... o kadar seviyor ki, korudan çıkarken ko ko diye geri koşuyor:))

Şimdi onlar gelene kadar bir çay sefası yapayım kendi kendime...

Deli Deli Olma..



Dün vermediğim sözü tuttum evdeydim. Evdeydim de sanki yattım yuvarlandım... Ev elden geçti kıyı bucak...sonra da dolma şenliği yaptım... Mevsimin ilk karışık dolmasını pişirdim. Bu şöyle oluyor, kabak , biber, patlıcan, ve domates bildiğimiz etli dolma içi ile doldurulup, büyücek bir tencereye diziliyor, bir tarafı boş bırakılıp oraya da yaprak dolması sarılıp konuyor. Biz buna dolma şenliği diyoruz:)) Herkes sevdiği dolmayı yiyebiliyor böylece ya da karışık alıyor...


Bu haftanın ilk izlediğim filmi Deli Deli...Sevgili parpali getirdi aklıma, yoksa sırada İki Dil Bir Bavul vardı...Onu bu gün izlerim artık...Deli Deli herkese tavsiye edebileceğim bir film. İzlemeyenler mutlaka izlesin derim. Biliyorsunuz ben öyle kolay kolay film kitap tavsiye etmem. Ben bir masal gibi izledim. İnsanları ile meşhur olan bir köyü , gülerken ağlatan , ağlatırken güldüren bir film. Şerif Sezer ve Tarık Akan Yol'dan sonra bu filmde de yine harika iş çıkartmışlar. Yöresel ağız bu kadar mı? güzel kullanılır, köksüzlük umutlar kırılmadan bu kadar mı? güzel anlatılır. Filmde Tarık Akan'ın gençliğini kendi oğlu, Şerif Sezer'in gençliğini de kendi kızı oynuyor...Tarık Akan Mişka adlı bir Malakanı, Şerif Sezer ise Popuç adlı karakteri oynuyor...

Molokanizm, Ortodoks Kilisesi´nden ayrılmış bir tarikattır. 28 Mart 1805 yılında başlayan bu ayrılış, 22 Mart 1809 yılına kadar sürdü. Saratof ve Dambuğ bölgelerinde yaşayan Malakanlar o dönemlerde Ruslar´la bir anlaşmazlığa düşerler. Ruslar´ın inancına göre, haftada sadece iki gün süt içme geleneği vardı. Malakanlar ise; bu inanca itiraz ederek haftanın her gününde süt içilebileceğini savunuyorlardı. Zaten Rusça’da Moloko kelimesi süt, Molokan ise süt içen anlamına gelir. 1682 yılında Ortodoks Kilisesi’nden bu sebeple ayrılan bu insanlar önce Kafkasya’nın kuzeyine daha sonra da Osmanlı ve İran sınırları boyunca Tiflis, Erivan ve Bakü eyaletlerine yerleştirildiler.1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşları´nın ardından, Ruslar tarafından Kars´a yerleştirilen bu insanlar uzun yıllar burada kaldıktan sonra başta ABD ve Avustralya olmak üzere diğer ülkelere yerleşmişlerdir. Türkiye´de sayıları az da olsa Kars ve İstanbul´da yaşamaktadırlar.


Deli deli olma sözü Kars kaynaklı bir sözmüş ... aklını başına al anlamında kullanılıyor. Bu günlerde bu sözü sarfedebileceğim kişilerin başında RTE geliyor...

Akşam haberleri dinlerken yok dedim ya yanlış duyuyorum herhalde... bu kadar da zıvanadan çıkmış olamaz... ama yok doğru duymuşum... Özden Toker'i dinleyene kadar yok yok diyordum.

not: Poyraz kesildi mi? ne...

3 Mayıs 2010 Pazartesi

GAMSEGAMSE


Biz bir 3 Mayıs günü tam bir aile olduk...Gamsegamse'de aramıza katılınca... biz kendi halinde bir aileyken O' biraz konuşmaya , dışarlara çıkmaya başlayınca; Gamse'nin Annesi, Gamse'nin Babası, Gamse'nin Ablası olduk. . Evimiz'de artık Gamse'lerin evi olmuştu..Annem onu tarif ederken 40 kralla barışık derdi...( nerede laleli bir obje bulsa hemen bana alır... bu resim de de alaleler arasında yine..)

Herkesin hayatında bir Gamsegamse olmalıdır. O'nunla yolda kalmazsınız, aç kalmazsınız, susuz kalmazsınız. Her şeyin bir çaresini bulur aklına hep durum kurtaran fikirler gelir. Hep bir yerlerde bir tanıdığı vardır ya da oradan bir süre önce geçmiştir yolu biliyordur... Ortaokul'a başladığı gün ben acaba ne yapıyor diye düşünürken bana telefon açıp Üsküdar Sahilinde gezdiğini söylemişti... Ertesi gün ise Niyazi Bey de İskender yemekte olduğunu... Üniversite'nin ilk günü hemen bulduğu ve Üniv hayatı botyunca hiç ayrılmadığı dört arkadaşıyla Tahtakale , Kapalıçarşı ve Sultan Ahmet'in altını üstüne getirip öyle gelmişti...

En ufak başı ağrısa doktora gitmelidir, saati önemli değildir. Gecenin bir yarısı kafanıza diklip hadi doktora gidelim der, paşa paşa gidersiniz... Her şey mükemmel olsun, anında olsun ister... Çook eğlencelidir... Dünyaya iyilik hakim olsun ister, çevresinde yardım edebileceği herkesin yardımına koşar...

Hafta sonları ne yaparsa yapsın mutlaka benimle de ortak bir şey yapmassa rahat etmez. Mutlak ortak bir program yaparız.. ya bir film ... ya yemek... ya alış- veriş...
Kapıyı ben açmazsam ilk sözü - Annem yok mu... annem nerede - olur.

O bizim evin en hareketli kişisidir, O ev de yokken ev , suyu çekilmiş değirmene benzer..

İyiki doğdun kızım... iyiki benim kızımsın... başkalarının kızı olsaydın, inan onları çok kıskanırdım( evet bu söz iki kızım için de geçerlidir)

Küçükken bana demiştin ya- Anne ben seni bir gün sevmesem de sen beni hep sev tamam mı diye... benim sevgim hep BANKO

Dün akşam O'na paldır küldür bir doğumgünü yaptık... bir gece önce... ne O doğum gününüde yapalım aradan çıksın mı yapıyosunuz falan diye biraz dalga geçti bizimle ama dışardan gelmiş tam parti havasındaydık... Zuz da hemen bir pasta kaptı pastaneden :)))