Yazıma başlamadan önce hepinize selam ederim ,giriş yapmak üzere kumanda paneline girdiğimde izleme listesinden bir kişinin daha beni sildiğini gördüm heheheheh. Galiba şöyle oluyor, önce beni izlemeye alıyorlar sanırım buna karşılık benim de onları almam gerekiyor, ben de başından beri böyle bi liste geliştirmedim, hal böyle olunca siliyorlar. Canınız sağ olsun yanaklarınızdan öptüm ama bu izleme listesi işini beceremedim yav, o yüzden kusuruma bakmayın. Bi ara her gördüğüm yeniliği sayfama uygulardım ta ki bir gün o desteği veren site hacklenince benim sayfam da o yüzden mefta olunca, hatta zeya ya da sebep olunca vaz geçtim bu işlerden. Zeyaların şirketten teknik destek alıp da ancak sayfalarıza kavuşabilmiştik.
Bu gün yine Annemin deyimiyle otuz iki çarşambayı bir araya getirdim. Yani bir sürü işi bir arada yaptım. Sabah önce banka işimiz vardı kocamla, çıkışta pazara daldık. Ha şu ha bu derken ben yıllık sebze alış verişi yapmışım. Eve gelince önce dondurucunun fişini çektim ve ve kazıma işini kocama devrettim. Arada bende el attım. Koca bir tencere şeftali reçeli yaptım, yarısı Zuz'un.Dört kilo kırmızı biberi közlenmesi için fırının ızgarasına dizdim , onlar pişerken dört beş kilo domatesi soyup doğradım. Bu arada hangi ara ben de bilemiyorum bir tencere bamya ve etli kabak ve biber dolması yaptım.Közlenen biberlerin kabuklarını soydum, kilitli buz dolabı poşetlerine yerleştirip tertemizzz bomboşşşş dondurucuya yerleştirdim. Domatesleri de aynı işleme tabii tuttum.Akşam iftardan sonrada çiseleyen yağmur altında kocamla arkadaşlarımıza çaya gittim. Üç beş sokak ötede yağmurun y si bile yoktu, elimizdeki şemsiyeye şaşırdılar. Yani anlayacağınız çocuk da yaparım kariyer de:))
Ansiklopedimi bitirdim ve yeni bir kitaba başladım. Bu ara efil efil kitaplar okdum, oruç ve Can münasebetiyle o yüzden yeni kitabım İsrail-Filistin sorununu ve bu arada yaşanan gerçek bir hikayeyi anlatan Limon Ağacı. Çoktandır kitaplığımdaydı anca sıra geldi. Hatta daha önce sözünü etmiştim. O ara başlamış, havasına girememiş bırakmıştım. Ha bi de böyle bir derdim var, kitabın havasına girmek. Moda deyimle içine girmek. Yani okumam için o olay şart. Bir problemimi aşmak üzereyim sanırım. Hani daha önce sözünü ettiğim, sesini tanıdığım yazarların kitaplarını okuyamamak. Şöyle oluyor bu hatırlayacaksınız, kitabı okurken bir kaç sayfa sonra yazar okumaya başlıyor bana heheheheh. Bunu ilk kez Can Dündar'ın Uzakları okumaya başladığımda farketmiştim. Ama Allahım adamın o romantik sesi kulağımda. Sonra Yılmaz Erdoğan'ın Hijyenik Aşklarını deneyeyim dedim, yine aynı olay oldu. O yüzden yazar röportajlarını izlemiyordum. Geçende İclal Aydın'ı denedim, olmadı, yani okumadı İclal bana:)).
Cancan'ın Babaannesi İngiltere'den döndü. Bu gün O'nunla birlikteydi, hiç yemek yememiş, Bizi özlemiştir O dedim. Yarın bize geliyor, nasılsa akşama da iftara davetliyiz, hiç işimiz yok, tek işimiz Can'la oynamak.
Tamamm yazı işini de hallettim süperim valla. Ha bu arada Konya uçağına binen kadınmış. Bundan önceki yazımda sözünü etmiştim. Ne sandınız bu sayfa süreklilik arz ediyor. Konuyu kaçırdınız mı? ne uçağı ne kadını dersiniz böyle.
Bu günlük ADİOS.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
7 Eylül 2009 Pazartesi
5 Eylül 2009 Cumartesi
Paldır küldür bir ramazan yaşıyoruz. Ev de sürekli bir devinim var. Sanki iş yetiştirmeye çalışan bir konfeksiyon atölyesiyiz ya da ha bire un öğüten bir değirmeniz, ,bir fabrikayız sanki. Bilinmedik bir telaş içindeyiz ya da tabakhaneye bi şey yetiştiriyoruz.Ay ayile kadını çizgimden kaydım hehehehe. .Bu gün akşam saatlerine doğru , pilim bitti benim dedim. Hedefim akşam yemeğinden sonra yatağa koşmak ve ansiklopedimi okumak.. Okuduğum kitabın 700 sayfa olduğunu söylemişmiydim. Bu akşam biter sanırım. Çayımı yatağıma istiyorun aklıma gelmişken onu da evdekilere beyan edeyim.
Kocam ilk kez benden önce okuyor bir kitabı demiştim ya, Bab-ı Esrarı okuyor. Geçen akşam nasıl kitap dedim güzel mi???-Adam uçakla Konya'ya gitti dedi.Valla süpermiş dedim. Hayatımda ilk kez duyduğum bu eleştiri biçimi karşısında , başka söz bulamadım çünkü:)))
Dün Beyoğlundaydım. Pek sakindi canım peek.Motorla karşıya geçerken baktım dışarda, motorun kıç tarafında , oyuracak yerler var.Daha kaç güb bulurum bu havayı dedim oraya oturdum. Biraz sonra bir genç kız geldi karşıma oturdu, sonra da yine gençten bir kadın geldi yanıma oyurdu. Genç kızın telefonu çaldı. Konuşmadan anladığımıza göre, çünü bunu hep birlikte anladık heheehehh, arayan sevgiliydi. Kızın motorda olduğunu öğrenince , neden çıkmadan araamdımn dedi, kız işte fırsat bulamadım falan dedi. Sonraki konuşma şu minvalde devam ediyor. Kız Nişantaşına gidiyor ve daha önce altı yıl orada oturmuş.Annesinin babasının iş yeri de oradaymış. Ama sevgili pek telaşlı,masıl gideceksin, metroylamı, falanla mı? filanla mı, o ses ne, motorun sesi mi???. Kız da ama hayatım, ma canım diyerek cevaplıyor, aslında diyor ki, ben altı yıl orada oturdum, salakmıyım embesilmiyim ulannnn. Ama karşıdaki zevzek, embesil, anlatılanı anlamaktan aciz, bu yollla ilgi şefkat gösterdiğini sanan dangalak tam bir saat uzattı uzattı veee sonunda oradaki üç dört kişi biz gülmekten yerlere yatacak hale geldik. Tam o sırada o topluluk kaynaştı birbiriyle, yanımdaki kadın Fındıkzade de daha önce oturduğumuz aptnin bitişiğinde oturuyormuş. Tesadüfe bak dedik.
Şimdiii, bilgisayarımız halen bozuk, Naziş'ten fırsat bulunca hemen çöküyorum O'nun laptopunun başına.Bazı sayfalara ,okuyorum ama bundan yorum yazamıyorum. Mesela çocuklaçocuğa. Örgü Aslana bayıldığımı, güllaçsız ramazan olmaza katıldığımı bilmenizi isterim kızlar.
şimdi masamızı hazırlamam, karpuzu buzluktan çıkarmam gerek. Knorun fesleğenlive kekikli ve de sirkeli sarımsaklı salata soslarını denemenizi öneririm. Tamam her şey doğal olsun tabi de arada bazı lezzeteler denenebilir:)))Kekikli ve fesleğenli sosu, pizza yaptığımda sosounun içine de koyuyorum.Hha bunları yazdım ya knor şimdi bana madalya takar artık.
Kocam ilk kez benden önce okuyor bir kitabı demiştim ya, Bab-ı Esrarı okuyor. Geçen akşam nasıl kitap dedim güzel mi???-Adam uçakla Konya'ya gitti dedi.Valla süpermiş dedim. Hayatımda ilk kez duyduğum bu eleştiri biçimi karşısında , başka söz bulamadım çünkü:)))
Dün Beyoğlundaydım. Pek sakindi canım peek.Motorla karşıya geçerken baktım dışarda, motorun kıç tarafında , oyuracak yerler var.Daha kaç güb bulurum bu havayı dedim oraya oturdum. Biraz sonra bir genç kız geldi karşıma oturdu, sonra da yine gençten bir kadın geldi yanıma oyurdu. Genç kızın telefonu çaldı. Konuşmadan anladığımıza göre, çünü bunu hep birlikte anladık heheehehh, arayan sevgiliydi. Kızın motorda olduğunu öğrenince , neden çıkmadan araamdımn dedi, kız işte fırsat bulamadım falan dedi. Sonraki konuşma şu minvalde devam ediyor. Kız Nişantaşına gidiyor ve daha önce altı yıl orada oturmuş.Annesinin babasının iş yeri de oradaymış. Ama sevgili pek telaşlı,masıl gideceksin, metroylamı, falanla mı? filanla mı, o ses ne, motorun sesi mi???. Kız da ama hayatım, ma canım diyerek cevaplıyor, aslında diyor ki, ben altı yıl orada oturdum, salakmıyım embesilmiyim ulannnn. Ama karşıdaki zevzek, embesil, anlatılanı anlamaktan aciz, bu yollla ilgi şefkat gösterdiğini sanan dangalak tam bir saat uzattı uzattı veee sonunda oradaki üç dört kişi biz gülmekten yerlere yatacak hale geldik. Tam o sırada o topluluk kaynaştı birbiriyle, yanımdaki kadın Fındıkzade de daha önce oturduğumuz aptnin bitişiğinde oturuyormuş. Tesadüfe bak dedik.
Şimdiii, bilgisayarımız halen bozuk, Naziş'ten fırsat bulunca hemen çöküyorum O'nun laptopunun başına.Bazı sayfalara ,okuyorum ama bundan yorum yazamıyorum. Mesela çocuklaçocuğa. Örgü Aslana bayıldığımı, güllaçsız ramazan olmaza katıldığımı bilmenizi isterim kızlar.
şimdi masamızı hazırlamam, karpuzu buzluktan çıkarmam gerek. Knorun fesleğenlive kekikli ve de sirkeli sarımsaklı salata soslarını denemenizi öneririm. Tamam her şey doğal olsun tabi de arada bazı lezzeteler denenebilir:)))Kekikli ve fesleğenli sosu, pizza yaptığımda sosounun içine de koyuyorum.Hha bunları yazdım ya knor şimdi bana madalya takar artık.
3 Eylül 2009 Perşembe
Eylül de geeeelll
En sevdiğim mevsim de ve en sevdiğim aydayız. Nedenini bilmiyorum ama öyle. Belki havaların yavaş yavaş serinlemesi , yaprakların sararmaya başlaması olabilir. Bir renk cümbüşü olur, aynı ilkbaharda olduğu gibi. Sararan kızaran yaprakları izlemeye bayılırım.
Ha gayret okuyorum, ha gayret izliyorum.Her akşam kızlarımı heyecanla bekliyorum. Naziş okulunun Anadolu yakası şubesine geçti, Gamze ise mesleğinin ilk günlerinde. Naziş yeniden yabancı dilde eğitim vermeye başladığı için biraz sıkkın. Ana dilde eğitimin yılmaz savunucusu çünkü .Gamse ise her gün yeni bir olay veya haberle geliyor.Onlar gelene kadar biz Can'la oynuyoruz, annesinin getirdiği mamaları ısıtıp yiyoruz, en sevdiğimiz şey marketin yürüyen merdivenleri ve kasap reyonundaki abi. Çünkü , eğer müşteri yoksa tezgah üstünde bir iki tur atma şansı var. Artık yürüyerek parka gidiyoruz ve araba altlarında kedi arıyoruz.Uykuya beraber yatıyoruz, hatta ben bazen önce uyuyorum, Can tekmeyle beni uyarıyor. Benden önce uyanırsa , başını , başımın üstüne koyup yeniden gözlerini kapatıyor, beş on dakika da öyle yatıyoruz.İşte o an bu nasıl bir duygu diyorum yav. Yapsınlar kan bağının içine.
Kitaplığıma bir sürü ama gerçekten bir sürü kitap katıldı.Okudukça söz etmek istiyorum. Bunların bir çoğu Can'ın hediyesi.İlk kez bir İclal Aydın kitabı okudum.Senin Adın Bile Geçmedi , kitabın adı. Sırf adı yüzünden ben bir çok kitap almışımdır. Aşkın rotası ve şarapları bölümünü sevdim bir de sevgi transferi bölümünü. . Hani arkadaşımım aşkı olayı vardır ya, ona biraz ışık tutmuş. Hani arkadaşınıza sürekli sevgilizi anlatırsınız, size yaptığı sürprizleri, nasıl anlayışlı, sevgi dolu olduğunu falan, sevgilizi de arkadaşınızı anlatırsınız. İşte o sırada bilmeden sevgi transferi yaparsınız demeye getiriyor . Kitap da anlayamadığım tek nokta İclal Aydın tamam güzel bir kadın da, manken değil , fotomodel değil neden sayfa araları poz poz resimlerle doldurulmuş onu anlayamadım. Yalnız bir ortak noktamız var. İkimiz de overlokcuyu öldürmek istiyoruz.İclal Aydın'ı bilmem ama ben kesin bir gün öldürücem.Bir de nihayet bir Ahmet Ümit kitabı kitaplığımıza girdi. Bab-ı Esrar.Kocam bu akşam okumaya başladı ve bir ilk yaşadık. İlk kez bir kitabı , O benden önce okuyacak.Ramazan dolayıyla kitaplar da biraz hafif takılıyorum. Sıkı durun , şu anda okuduğumkitabın adı, Karpuz. Ansiklopedi kalınlığında eğlenceli bir kitap.Tam 700 sayfa .Hikaye Dublin de geçiyor. Okuyayım anlatırım.
Dün karı koca yürüyerek Üsküdar'a indik,balık sezonunu açtık. Umarım fiatlar bu ahvalde gitmez.Akşam yemeğine onlara ezo gelin çorba,ızgara çupra , Akdeniz salatası ve Güllaç yaptım. Gamze kutladı beni, balık düşmanı Nazlı ise , sezonun açılmasını üzüntüyle karşıladı. Neyseki arkadaşlarıyla yemekten gelmişti.
Can hafta da en az üç gün geldiği için, henüz bir yemek daveti verebildim. Ama önümüzdeki hafta Babaanne İngiltere seferinden dönüyor:((, sanırım bir kaç yemek daveti düzenleyeceğim ve Babaannenin tayinini İngiltere'ye çıkarma palanları yapacağım.
Yeni sezon dizilerimiz geldi ey ahali. Ben şimdi kendime bir iki tane seçerim. Babama kalsa ben tüm dizileri izlermişim. Yeni bir dizi görse hah işte Lale bunu da izler diyomuş,hey Allahım.. Bir kere Hanımın Çiftliğini ilzerim kesinkes. Orhan Kemal'in bu hikayesini çok severim. İlk Türkan Şoray ve Kartal ve Tibet'lisini izlemiştim. Sonra da TRT 1 de dizi olarak oynamıştı.Oyuncuları hatırlamıyorum ama yine çok sevdiğimi hatırlıyorum. Özgü Namal ise çok yerinde bir seçim. Tanıtımlarda Mehmet Aslantuğ kafasındaki o şapkayla pek komik duruyor ama onunda cuk bir seçim olduğunu söyleyebilirim .İnşalah Reşat Nuri'ye yaptıklarını Orhan Kemal'e yapmazlar da, adamı ahiretten sayfa sayfa yazıp göndermek zorunda bırakmazlar,dizi uzasın diye)))) Heyt be eski dizicilerden kim kaldı heheheh.
Hafta Sonu Beyoğlu planım var, inşallah maşallah bozulmaz.Vakit de geç oldu, daha sahur hazırlığı var, gittim ben.
Ha gayret okuyorum, ha gayret izliyorum.Her akşam kızlarımı heyecanla bekliyorum. Naziş okulunun Anadolu yakası şubesine geçti, Gamze ise mesleğinin ilk günlerinde. Naziş yeniden yabancı dilde eğitim vermeye başladığı için biraz sıkkın. Ana dilde eğitimin yılmaz savunucusu çünkü .Gamse ise her gün yeni bir olay veya haberle geliyor.Onlar gelene kadar biz Can'la oynuyoruz, annesinin getirdiği mamaları ısıtıp yiyoruz, en sevdiğimiz şey marketin yürüyen merdivenleri ve kasap reyonundaki abi. Çünkü , eğer müşteri yoksa tezgah üstünde bir iki tur atma şansı var. Artık yürüyerek parka gidiyoruz ve araba altlarında kedi arıyoruz.Uykuya beraber yatıyoruz, hatta ben bazen önce uyuyorum, Can tekmeyle beni uyarıyor. Benden önce uyanırsa , başını , başımın üstüne koyup yeniden gözlerini kapatıyor, beş on dakika da öyle yatıyoruz.İşte o an bu nasıl bir duygu diyorum yav. Yapsınlar kan bağının içine.
Kitaplığıma bir sürü ama gerçekten bir sürü kitap katıldı.Okudukça söz etmek istiyorum. Bunların bir çoğu Can'ın hediyesi.İlk kez bir İclal Aydın kitabı okudum.Senin Adın Bile Geçmedi , kitabın adı. Sırf adı yüzünden ben bir çok kitap almışımdır. Aşkın rotası ve şarapları bölümünü sevdim bir de sevgi transferi bölümünü. . Hani arkadaşımım aşkı olayı vardır ya, ona biraz ışık tutmuş. Hani arkadaşınıza sürekli sevgilizi anlatırsınız, size yaptığı sürprizleri, nasıl anlayışlı, sevgi dolu olduğunu falan, sevgilizi de arkadaşınızı anlatırsınız. İşte o sırada bilmeden sevgi transferi yaparsınız demeye getiriyor . Kitap da anlayamadığım tek nokta İclal Aydın tamam güzel bir kadın da, manken değil , fotomodel değil neden sayfa araları poz poz resimlerle doldurulmuş onu anlayamadım. Yalnız bir ortak noktamız var. İkimiz de overlokcuyu öldürmek istiyoruz.İclal Aydın'ı bilmem ama ben kesin bir gün öldürücem.Bir de nihayet bir Ahmet Ümit kitabı kitaplığımıza girdi. Bab-ı Esrar.Kocam bu akşam okumaya başladı ve bir ilk yaşadık. İlk kez bir kitabı , O benden önce okuyacak.Ramazan dolayıyla kitaplar da biraz hafif takılıyorum. Sıkı durun , şu anda okuduğumkitabın adı, Karpuz. Ansiklopedi kalınlığında eğlenceli bir kitap.Tam 700 sayfa .Hikaye Dublin de geçiyor. Okuyayım anlatırım.
Dün karı koca yürüyerek Üsküdar'a indik,balık sezonunu açtık. Umarım fiatlar bu ahvalde gitmez.Akşam yemeğine onlara ezo gelin çorba,ızgara çupra , Akdeniz salatası ve Güllaç yaptım. Gamze kutladı beni, balık düşmanı Nazlı ise , sezonun açılmasını üzüntüyle karşıladı. Neyseki arkadaşlarıyla yemekten gelmişti.
Can hafta da en az üç gün geldiği için, henüz bir yemek daveti verebildim. Ama önümüzdeki hafta Babaanne İngiltere seferinden dönüyor:((, sanırım bir kaç yemek daveti düzenleyeceğim ve Babaannenin tayinini İngiltere'ye çıkarma palanları yapacağım.
Yeni sezon dizilerimiz geldi ey ahali. Ben şimdi kendime bir iki tane seçerim. Babama kalsa ben tüm dizileri izlermişim. Yeni bir dizi görse hah işte Lale bunu da izler diyomuş,hey Allahım.. Bir kere Hanımın Çiftliğini ilzerim kesinkes. Orhan Kemal'in bu hikayesini çok severim. İlk Türkan Şoray ve Kartal ve Tibet'lisini izlemiştim. Sonra da TRT 1 de dizi olarak oynamıştı.Oyuncuları hatırlamıyorum ama yine çok sevdiğimi hatırlıyorum. Özgü Namal ise çok yerinde bir seçim. Tanıtımlarda Mehmet Aslantuğ kafasındaki o şapkayla pek komik duruyor ama onunda cuk bir seçim olduğunu söyleyebilirim .İnşalah Reşat Nuri'ye yaptıklarını Orhan Kemal'e yapmazlar da, adamı ahiretten sayfa sayfa yazıp göndermek zorunda bırakmazlar,dizi uzasın diye)))) Heyt be eski dizicilerden kim kaldı heheheh.
Hafta Sonu Beyoğlu planım var, inşallah maşallah bozulmaz.Vakit de geç oldu, daha sahur hazırlığı var, gittim ben.
28 Ağustos 2009 Cuma
El atına binen köy ortasında iner derdi , Annem. Yani kendinin olmayan bir eşya ile bir iş yapmaya kalkarsan, işin ortasında sahibi gelir alır, ortada kalırsın anlamında bir söz. Anneannem de başka bir türlü ifade ederdi bunu ama biraz müstehcen heheheh.
Neyse diyeceği,m o ki, bu yazıyı Naziş^in bilgisayarından yazıyorum, her an gelip bir bahaneyle geri isteyebilir:)) Sayfalarınızı takip ediyorum, ama bu bilgisayara alışamadım, o yüzden yorum yazamıyorum İnşallah kısasakısas yapmıyorsunuzdur))
Ramazan nasıl geçiyor valla bilmiyorum, Can'la akşama kadar alt alta üst üste boğuştuk dört gün üst üste. Dün balkonda burnumu az kaldı kapıyordu, karşı komşu bile aaa diye bağırdı. O derece yani.Bu gün gelmedi , fırsattan istifade ev kırklandı. Dört günde alıp başını gitmiş, her yer her yerdeydi.
Bu akşam İftardan sonra, bulaşıkları makineye yerleştirirken , bir taraftan da böğürtlenli pasta attırdım . Naziş'in arkadaşı Bursa dan frenk üzümü ve böğürtlen getirmişti. Ordu'da bizim bitişik komşunun bahçesi frenk üzümüyle doluydu. Komşu da anlı şanlı Deli Mehmet. Ben bu frenk üzümleri yenilecek kıvama gelince , bahçeyi mekan tutardım. bütün mahallenin tir tir titrediği Deli Mehmet^in bir özelliği de Anneannemden deli gibi korkmasıydı )). Beni görünc Ha senmiydin Lale, derdi o kadar.Ben bunları anlata anlata frenk üzümlerinin dibine darı ekdim. Ama böğürtleni bitiremedik. Kalanını da pasta yaparım dedim. Böğürtlene biraz şeker ilave ettim kaynattım. Diriliği gitmeden böğürtleni süzüp aldım. Suyuna bir tatlı kaşığı nişasta koyup jöle yaptım. Sonra pastaban ve vanilyalı puding ile bilindik pastayı yaptım. En üst katı kremayla kapladıktan sonra , önce bu jölemsi şeyle kapladım, sonrada böğürtlenleri üstüne dizdim. Görüntü süper, şu anda karşımda durmakta, tadını henüz bilmiyorum.Birazdann tertemiz kırklanmış evimde tv karşısında çayımızı içeceğiz onunla.
Giittim ben şimdilik.
Neyse diyeceği,m o ki, bu yazıyı Naziş^in bilgisayarından yazıyorum, her an gelip bir bahaneyle geri isteyebilir:)) Sayfalarınızı takip ediyorum, ama bu bilgisayara alışamadım, o yüzden yorum yazamıyorum İnşallah kısasakısas yapmıyorsunuzdur))
Ramazan nasıl geçiyor valla bilmiyorum, Can'la akşama kadar alt alta üst üste boğuştuk dört gün üst üste. Dün balkonda burnumu az kaldı kapıyordu, karşı komşu bile aaa diye bağırdı. O derece yani.Bu gün gelmedi , fırsattan istifade ev kırklandı. Dört günde alıp başını gitmiş, her yer her yerdeydi.
Bu akşam İftardan sonra, bulaşıkları makineye yerleştirirken , bir taraftan da böğürtlenli pasta attırdım . Naziş'in arkadaşı Bursa dan frenk üzümü ve böğürtlen getirmişti. Ordu'da bizim bitişik komşunun bahçesi frenk üzümüyle doluydu. Komşu da anlı şanlı Deli Mehmet. Ben bu frenk üzümleri yenilecek kıvama gelince , bahçeyi mekan tutardım. bütün mahallenin tir tir titrediği Deli Mehmet^in bir özelliği de Anneannemden deli gibi korkmasıydı )). Beni görünc Ha senmiydin Lale, derdi o kadar.Ben bunları anlata anlata frenk üzümlerinin dibine darı ekdim. Ama böğürtleni bitiremedik. Kalanını da pasta yaparım dedim. Böğürtlene biraz şeker ilave ettim kaynattım. Diriliği gitmeden böğürtleni süzüp aldım. Suyuna bir tatlı kaşığı nişasta koyup jöle yaptım. Sonra pastaban ve vanilyalı puding ile bilindik pastayı yaptım. En üst katı kremayla kapladıktan sonra , önce bu jölemsi şeyle kapladım, sonrada böğürtlenleri üstüne dizdim. Görüntü süper, şu anda karşımda durmakta, tadını henüz bilmiyorum.Birazdann tertemiz kırklanmış evimde tv karşısında çayımızı içeceğiz onunla.
Giittim ben şimdilik.
23 Ağustos 2009 Pazar
Ramazanın ilk günlerinden
ilk haber bilgisayar bozuldu. Naziş'in laptopundan yazıyorum. Onunda sürekli işi var:)). O yüzden boş buldukça başına çörekleniyorum.
Ramazanın ilk günleri fena değil, iftara kadar hiç açlık hissetmiyorum, akşam beşten sonra zaten yemak yapma telaşına giriyorum. Ammmaaaa sahurda yerlerde sürünüyorum. Halbuki ben sahura kalkar ve de geri yatmayı unuturdum. Şimdi daha kalkarken, yarın gece yiyip de yatalım hayalleri kuruyorum. Ben çayı koyarken , kocam masa hazırlıyor tv de izlemek için bir şeyler ayarlıyor .
İlk iftar akşamından sonra Bostancı sahilinde uzunnnn ama upuzun bir yürüyüş yaptık, Ercangillerle. Banu , Ercan, Cemre ve Ceren dörtlüsür bunlar.Yazılarımı baştan beri okuyanlar, Ercan ve Banu'nun su kayağı macerasından hatırlarlar.İşte bu dörtlüyle Bostancı sahilini şenlendirdik. Dün akşam da biz, karıkoca karıkoca, bir arkadaşımızın Bağlarbaşında ki Restoranındaydık.
Yarın artık Naziş de iş başı yapıyor. Cancan da heheh. Yarın O'nunla ev de yalnızız. En son çarşamba günü gelmişti bize. Diğer günler annesi homeofis çalıştı. Cumartesi ise annesi şantiyeye gitti o Zuz teyzesine gitti. . Babaanne dönene kadar, böyle gezecek arada.
Şimdi yemek yapmak üzere mutfağa gitmeliyim. Eskiden daha sabahtn oluşurdu , liste kafamda. Şimdi mutfağa girince karar veriyorum. İlk gün ocakta et pişerken onun üzerine on fikir değiştirip, en sonunda bambaşka bir şey yaptım.
NOT. Dantelli kitap ayracının yapılışını Ece sandıkiçine koydu. Bana kalforniyadan yazıp soran arkadaş için.Bu linke tıklamanız yeterli olacaktır
http://dikismakinamdan.blogspot.com/
Ramazanın ilk günleri fena değil, iftara kadar hiç açlık hissetmiyorum, akşam beşten sonra zaten yemak yapma telaşına giriyorum. Ammmaaaa sahurda yerlerde sürünüyorum. Halbuki ben sahura kalkar ve de geri yatmayı unuturdum. Şimdi daha kalkarken, yarın gece yiyip de yatalım hayalleri kuruyorum. Ben çayı koyarken , kocam masa hazırlıyor tv de izlemek için bir şeyler ayarlıyor .
İlk iftar akşamından sonra Bostancı sahilinde uzunnnn ama upuzun bir yürüyüş yaptık, Ercangillerle. Banu , Ercan, Cemre ve Ceren dörtlüsür bunlar.Yazılarımı baştan beri okuyanlar, Ercan ve Banu'nun su kayağı macerasından hatırlarlar.İşte bu dörtlüyle Bostancı sahilini şenlendirdik. Dün akşam da biz, karıkoca karıkoca, bir arkadaşımızın Bağlarbaşında ki Restoranındaydık.
Yarın artık Naziş de iş başı yapıyor. Cancan da heheh. Yarın O'nunla ev de yalnızız. En son çarşamba günü gelmişti bize. Diğer günler annesi homeofis çalıştı. Cumartesi ise annesi şantiyeye gitti o Zuz teyzesine gitti. . Babaanne dönene kadar, böyle gezecek arada.
Şimdi yemek yapmak üzere mutfağa gitmeliyim. Eskiden daha sabahtn oluşurdu , liste kafamda. Şimdi mutfağa girince karar veriyorum. İlk gün ocakta et pişerken onun üzerine on fikir değiştirip, en sonunda bambaşka bir şey yaptım.
NOT. Dantelli kitap ayracının yapılışını Ece sandıkiçine koydu. Bana kalforniyadan yazıp soran arkadaş için.Bu linke tıklamanız yeterli olacaktır
http://dikismakinamdan.blogspot.com/
21 Ağustos 2009 Cuma
karanfil oylum oylum

Bu gün haberlerde dinledim, bilmem kaç hektar alndaki fındık sökülecek yerine karanfil dikilecek.miş))
Bizim için söz konusu değil, çünkü bizim bahçeler de yüz küsür yıldır fındık tarımı yapılıyor ve bahçeler fındık bahçesi olarak geçiyor tapuda. Halbuki ne hoş olacaktı dayım kulağının arakasına bir karanfil takmış gezerken, karanfiller arasında.
Bu tabiki işin latife kısmı. 1994 yılında 400 bin hektar alanda fındık ekili iken bu rakan 700 bin hektara çıkmış. Çünkü fındfıkla uğraşan üretici köylerde oturmuyor. Genelde şehirdeler, ancak fındık zamanı bir aylığına köye gidiyorlar. Fındık kışın bakım istemiyor. Hal böyle olunca rekolte artmış, kalite düşmüş.Alternatif ürün belki iyi bir düşünce olabilir ama pratikte hiç de kolay değil bu durum. Çünklü fındık üreticisi fındık alanlanlarında yerleşik düzende değil .Hükümet eğer fazla açıldığı sularda boğulmazssa üç yıl içinde yaşama geçirecekmiş bu olayı. kendilerine kolay gesssiiiiin diyorum.
Evet çoğunuzu hiç de ilgilendirmeyen u durum ben dahil tüm Karadeniz bölgesi halkı için hayati önem taşıyor.Eh bende birimizin derdi hepimiizi gerdi düşüncesiyle bu durumdan haberdar olun dedim.
not:Kitap ayracının yapılışını isteyen arkadaş için Ece'ye rica edeceğim. Yapılışını kendi sayfasında anlatması için. He Ece ne dersin???
20 Ağustos 2009 Perşembe
bu kez söz resimler de
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)