Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

20 Ekim 2008 Pazartesi

Hafta sonundan, Can'lı saatlerden, ödüllerden))

Hadi bakalım yeni bir haftaya başladık, biz yeni haftaya pazarcıların sesleri ile başlıyoruz. Evimin olduğu sokak da olmasa bile arka sokağımızda var. Bazen yatak odası penceremizden bakıyorum pazar da neler var diye :))

Ben hafta sonunu genelde ev de geçirdim, her gün dışarı çıktım ama öle kayda değer , anlatılacak bir şey yok. Cuma günü Beyoğlu ekibim geldi, teyzemi de almışlardı gelirken. Oh incir reçelim nihayet eve geldi. Ekmekleri kızartıp yumuluyoruz . Zuz a verme bundan onunki ayrı dedi de kurtardım reçeli Zuz dan heheheh. O gece bir şamata ile geçti.

Cumartesi günü de Can Bey geldi. On gündür görmemiştik. Bu on günde boyu uzamış , kilo almış. Denize girmek, traking yapmak ona yaramış ve artık bu güne bu gün üç aylık olmuş. Artık daha anlamlı gülüyor. Gülerken taa gözümüzün içine bakıp bizi üç kağıda bağlayıp kendine hizmet ettiriyor hem de yarışa yarişa yapıyoruz. Akşam olunca Gamsegamse de Nazlı da arkadaşlarıyla yemeğe kaçtı . Biz kaldık Can Beyle başbaşa. Biraz etrafı izledik pencereden , biraz öpüşüp koklaştık derken annesinin toplantısı bitti geldi. Onlarıda yolcu ettim. Bu kez de my kocanın gelme satati yaklaştı. Hadi ikimize masa hazırla derken uy ben bi yorulmuşum. Pes düştüm.

Cuma günü benim tayfa, cumartesi Can Bey derken yorulmuşuz. Gamsegamseye yarın öğle ye kadar yatalım , Naziş yok, baban da erken gidecek zaten dedim. Pazar gününü öğle saatlerine kadar yatarak geçirdik. Sonrada breh breh ana kız bir kahvaltı yaptık evlere şenlik. Filmimizi koyduk, ekmeklerimizi kızarttık, yumurtalarımızı haşladık uzun upuzun bir kahvaltı yaptık.

Pazar gün tüm gün yattım yuvarlandım. Nazlı dönmeyeceğim bu akşam da Zuz' dayım dedi. Akşamları da arkadaşlarıyla cadde de buluşuyorlar, Zuz a dönmek daha kolay oluyor onun için de. Zuz da zaten hafta sonları dışarda oluyor. İkisi aynı saatlerde ev de buluşup , sonra da oyuna falan takılınca , ta sabah yatıyorlar bu kez de geç kalkıyorlar tabiki. Gamze de arkadaşlarıyla çıkmıştı yine. Biz kaldık yine karıkoca karıkoca. Film izledik, gazete kitap faslı derken hafta sonu bitti gitti
Friendship Around The World Award"
Uluslararası Arkadaşlık Ödülü

Amacı, Uluslararası Bloggerları biribirleriyle tanıştırmak olan ''Friendship Around The World Award" ödülü dağıtımında, ödül listesinde beni de gösteren rüzgar ve şekerpastaya teşekkür ederim. Dünya çapında bir arkadaşlık ödülü, Ödül sürekli alıcı tarafından devrediliyor, her alan kişi kendine gönderenden 1 fazla kişiye yolluyor.Ödül listesinde de sana gönderenin lisrtesindekilerin olmamamsı gerekiyormuş. Ben iki listeyi de inceledim hemen tüm arkadaşlarım var. Yani zor bir liste olacak.


Benim arkadaşlarımın hepsi ödüle layıktır.


17 Ekim 2008 Cuma

Hafta sonuna doğru , haftanın içinden notlar

Haftanın sonunu da getirdik de içinde acaba ne yaptık.Dün Gamsegamsenin boş günüydü. Sabah Babası ve Nazlı gidince baktım koşa koşa benim yatağıma geldi yanıma girdi, yattı. Kötü bir rüya görmüş, ben ölmüşüm rüyasında. Ay çok yaşayacağım boş ver dedim .Akşama kadar etkisinde kaldı.

Bu haftanın benim günlük yaşantımdaki en kayda değer olayı, blogcudaki ilk günlerimde tanıştığım Petunyanın dün ziyaretime gelmesiydi. Kendisi aslen Adana'da oturuyor, oğlu Üniversiteyi kazanınca yerleştirmeye geldi, ev falan tuttu, döşedi ama o arada da İstanbulu karış karış gezmek de.

Dün Öğlene doğru aradı ve kızkardeşi Şebnem' le birlikte ziyaretime geldi. Çok hoş saatler geçirdik. E geç haber verince gönlümce ağırlayamadım tabi , işte simit mimit kahvaltı falan idare eetik. Petunya ile benim enteresan bir hikayem var. Bunu eski arkadaşlarım bilir zaten. Petunya bir yazısında mumbar dolmasından söz etti, ben de yirmi yıl önce yemiştim dedim. O da uçağa koydu bize gönderdi , akşamına da yedik. Ama dondurduğu mumbar dolmasının soğuk zincirinin kırılmaması için inannılmaz bir organizasyon yaptı. İşte o hikaye burada


Bu akşam da Beyoğlu ekibim geliyor bize. Nazlı uyyy çok gürültü yaparsınız siz şimdi dedi ve hemen evden kaçma planı yaptı. Gamsegamse bana çekmiş O yaşasın dedi. Yarında Can Bey geliyor. Nasıl özledik, o yüzden hiç bir program yapmadık.

Gelelim hava durumuna , parlak fakat serin. Yani bunun pastırma yazı olduğunu kimse bana yutturmaya kalkmasın. Ayol pastırma yazında biz t-shirt lerle gezerdik. Ay ne günlerdi onlar. Küresel ısınma çıktı mertlik bozuldu.

Şimdi gelelim ev de ne piştiye. Yumurtalı fasulye desem ne dersiniz. Adını ilk duyduğumda bööö nası yani dediğim ama artık çok sevdiğimiz bir yemek. İşte şöle yapılıyo.
Fsulyeleri önce uzunlamasına sonrada ortadan ikiye bölün. Yıkayın mıkayın işte . Sonra bir tencerede kıyma ve soğanı kavurun. Üstüne fasulyeleri koyun.Tuzunu da koyun. Kısık ateşte hiç su koymadan pişirin . O yeterince su asalacaktır. İyice pişince ağzını açın bu kez kaşıkla çevire çevire kavurun. En son da bir kaç yumurta kırın içine karıştırın iyice, karabiber döküp servis yapın. Ve mutlaka deneyin. Hadi yemek tarifimi de verdim gittim ben.

15 Ekim 2008 Çarşamba

onca yoksulluk varken( 15 Ekim. bloglarda yoksulluk hareketi)

Neresinden tutsak bu ülkede yoksulluğun.Biz önce akıldan yoksul olduk ki, bize taa ilkokul da dünyanın kendine yeten yedi ülkesinden biri olarak öğretilen , öyle ya yeraltı kaynaklarından yana zengindik. Yemyeşil ovalarımızda yetişmeyen ürün yoktu, dünya buğday üretiminde birinciydik, yeraltı sularımızın yanında , üç yanı denizlerle çevrili vatanımızda balıkçılık önemli bir gelir kaynağıydı. Güneşten yana şansımız çoktu turizm de en önemli gelir kaynaklarımızdan biriydi. Dört mevsim doya doya yaşanırdı. Gelişmekte olan bir ülkeydik biz.

İşte! bunları elbirliği ile VE yanlış politikalar sonucu kaybettik. Nehirleri kuruttuk, denizleri kirlettik , sahillere termik santraller kurduk, Oksijen kaynağı Kazdağlarında elin adamına siyanürle altın arama izni verdik. En güzel yerleri parsel parsel yabancılara sattık. Artık balıklarımız civa yüklü. Bugdayı dışardan alır olduk. Susuzluk kapıda. Dış borç tavan yapmış. Çocuklarımız borçlu doğuyor. Mesela benim doğmamış torunumun bile şimdiden bilmem kaçbin dolar borcu var. Eeee bize de kala kala yoksulluk kaldı.

Çünkü bu ülkenin politikacıları hep yoksulluktan rant sağladılar. Bizim insanımızı bir kilo nohuta mercimeğe, bir torba kömüre oy verir hale getirdiler. En büyük yoksulluk eğitim yoksulluğun olduğu anlaşıldı böylece. Onca yoksulluk varken, şimdi ne söylesen caz gelir adama. Artık bireysel çabalarla aşılacak bir durum değil, örgütlü bir çabayla ancak biraz , belki...

Peki hal bizde böyleyken Kara Kıtaya ne demeli, Afrika dünyanın en zengin altın ve elmas yataklarına sahip, ama yoksulluktan açlıktan kıvranıyor , yani kıssadan hisse yoksulluk yok, yoksul bırakılmak var. alenen cebren

14 Ekim 2008 Salı

Kış kapıda

Dün itibarıyle artık kışlık düzene geçtik ev de. Bizim kışlık düzene geçmemiz demek Gamsegamsenin okulunun açılması demek. Bütün Üniversiteler açıldı neredeyse vizeler yaklaşıyor ama İstanbul Üniversitesi geç kapanıp geç açılıyor böyle.

Kışlık düzene geçmek demek , artık daha erken yatılması ve sabahın köründe pörtlemek demek. Çünkü Gamsgamse oda kahvaltı ister . Bir taraftan da bilgisayar da hava durumu ve vapur saatlerini inceler , son dakika haberlerine bakar. Nazlı yı duymayız bile, o çok erken kalkar ve hazırlanırken ayak altında kimseyi istemez. Corn- flakes yer çıkar. Kocam , garibim her şeye razı olur, ayak üstü bir şeyler atıştırır çıkar.

Kışlık düzene geçmek demek , sabahın sekizinde ev de kimsenin kalmaması demek ve yazlık keten örtüler yerine polarların çıkması demek. Sıcak içeceklere , bitki çaylarına dönüş demek. Artık yorgana sarınmak demek.

Dün pazarımızdı , kışlık sebzeler ve kışlık giyecekler tezgahlarda yerini almıştı. Mandalinalar daha yeşiller ama kokuları tüm pazarı tutmuştu. Pırasalar, karnabaharlar , brokoliler , kerevizler var artık. Dün ilk brokolimizi aldım. Artık ne yaparım bilmem. Nazlı beşamel sosla fırında pişişini sever. Üstüne de rendelenmiş kaşar koyarım.

Madem konu bu gün kış, haber vereyim bu yıl yağışlı bir kış geçirecekmişiz. El Nino bu sene etkili olmadığı içinmiş.Pasifik okyanusunda olan ve İspanyolca yaramaz çocuk anlamına gelen El Nino kasırgasıyla bizim ne alakamız var diyorsanız .Atmosferde böyle bir değişiklik yapıyormuş işte Valla ben anlatanın yalancısıyım. Yani paltoları ve botları sağlam tutun bu kış. İlk kar İstanbula şubat ayında yağacakmış. Siz şimdi bunları not alın , sonra benden hesap sorarsınız:))

Kış demek tv de dizi furyası demek, bombardımana tutulmak demek. Şimdilik Elveda Rumeli ve Yol arkadaşımla idare ediyorum. Avrupa Yakasında Şahikaya yaratılan ikinci karakter çok itici geldi bana. Geceleri Gamsegamse ile türkmaxin sit-comlarına takılıyoruz bazen, şimdi Haluk Bilginerin bir sit-comu başladı. Onsekiz yaşındayken küvette düşüp bitkisel hayata giren yirmisekiz yıl sonra da uyanan bir adamın hikayesi. Düştüğünde sevgilisiyle buluşmaya hazırlanıyordu, şimdi sevgilisinin torunu var. Bir de Demet Akbağ ve Ragıp Savaşın dizisi var . Tabi bu dizilerin adlarını şu anda hatırlayamamam da da ayrı bir konu hehehe.

Eh bu günlük de bu kadar kış muhabbeti yeter. Can Bey tatilden döndü. Tatili güzel getmiş, denize girdi, traking yaptı ve biz onu çok ama çok özledik.


Naziş perşembeye kadar tatil , yarın birlikte İlmiyeme gideceğiz. Şimdi Zuz da, dün akşamdan gitmişti, artık eve kaç da döndü, bu gün kaç da yataktan kalkıp eve gelir bilemem artık. Hadi bakalım iyi bir gün olsun herkese




İYİ Kİ DOĞDUN MAVİANNE, İYİ Kİ YOLUN BENİM SAYFAMDAN GEÇTİ DE TANIDIM SENİ. NİCE SAĞLIKLI MUTLU YAŞLARA TÜM SEVDİKLERİNLE

11 Ekim 2008 Cumartesi

cumartesi notları

Sessizliğin hakim olduğu bir evden yazıyorum höööööö, hatta bi tek bilgisayar ışığı var. Herbikesler gitti, herkesin programı varmış. Neyse kocam gelir birazdan oturur patates oturtmamızı yeriz. Hiç de sevmem , niyeyse Zuz bayılır. Onun yüzünden yaptım O da mangal daveti alınca daha patates oturtmasının yüzüne bakar mı:))

Dün akşam iş çıkışı Zuz bize geldi, gece de kaldı. Geç saatlere kadar oturunca , süreklide yiyip içince bi de çok lazımış gibi kola çekirdek faslı da yapınca evide hallettik tabiki. Sabah da geç kalkıldı mücver istediler haydii onu da yap et derken saat bir de kahvaltıya oturduk. Sonra kahve programı , sonrada duşunu alan evden pırrrr.

Bu akşam için tek planım var o da kanepe ve tv. Hah işte bu kadar tüm cumartesinin özeti.
Dün biliyosunuz okey oynadım arkadaşlarla ayıptır sölemesi gösterge de yapmasam dibe vuracaktım:)). Kocam okeye hamal oyunu diyor koca koca ıstakalarla oynandığı için olsa gerek diyorum , her oyundada aklıma gelip saçma salak gülüyorum. İnşallah ıstakalarla ilgilidir yorumu durun bu akşam sorayım.

Hadi yeter yav bu kadar , gidip patates oturtmasını ısıtayım :)), güne damgasını vurdu nasılsa

şimdi selam faslı
koca yazı bırakıp inşata başlayan yan komşuya,
Ne sattığını anlamak için beni balkona çıkıp baktıran satıcıya , gerçi bakınca da anlamadım ya
yanlış telefon açıp Ebruuu diye bağıran kadına , Ebru kıs senimi çağırıyodu yoksa , çünkü çok bağırıyodu İzmirden duyulmuştur.

Bıkmadan usanmadan mail adresime diyet listesi gönderen ünlü diyetisyene
( Olmaz adını veremem , bi kez verdim adını bu iş ondan başıma geldi. )
selam olsun

10 Ekim 2008 Cuma

9837. Beyoğlu Seferi yıl 2008

Dün sabah erkenden pörtledim, Güllü geceden aramıştı sabah erken çık, kahvaltıyı birlikte edelim diye. Hadi bakalım öle olsun dedim. Hava tam istediğim gibiydi yani ne sıcak ne soğuk. Önce iskeleye yürüyeyim dedim ama bayramdaki rehaveti atamamışım üzerimden, arabaya bindim. Japon hemşehrilerimizle birlikte motora binip Kabataşa geçtik. Çok yakında Üsküdarda iki kişiye bir Japon düşebilir, çünkü; Marmaray çalışması kazı sırasında çıkan tarihi eserler dolayısıyla uzuyor da uzuyor.

Kabataş'a geçtiğimde benim köfteci ocağını harlamış, kokularını salmaya başlamıştı. Köftecimiz bir kadın ve elleri daima eldivenli. Hemen kokteyl teknelerinin yanında arabası da, yani kokteyle katılanlar mönüyü sevmezlerse çaktırmadan bi ekmek arası köfte yaptırabilirler.

Artık güzergahımı biliyorsunuz, sonrası Finüküler ve Taksime çıkış. Finüküler tıklım tıklımdı. Neyseki 1.5 dk sürüyor yol. Beyoğluna çıktığımda henüz restoranlardan çorba kokuları geliyordu hala, sabah servisi bitmemişti. Dönerler yeni sarılıyor, ıslak hamburgerler yeni diziliyordu tam bir görsel şölendi hehehee,ben de açtım hem de çok aç. Güllü ile kahvaltıya oturunca üzüm üzüme baka baka kararır hesabı ikişer tane üçgen börek ve yumurta dahil bütün kahvaltılıkları götürdük, üstüne de ama yarım saat sonra türk kahvesini içtik tam oldu. Birbirimize yalancıktan fal baktık. Eğer Güldenin falı çıkarsa hayat boyu çaylar kahveler benden arkadaşlar. Ondan sonra Nalan gelecek biraz hazırlık yapayım dedim, Beyoğlunun bir tozunu aldım, çiçekçileri köşerine yerleştirdim, vitrinleri parlattım. Kitap raflarını düzelttim. Sokak çalgıcıları daha çıkmamışlardı evlerinden bi tek onlar kaldı yerleştirilecek.

Sonra teyzeme gittik, Ordu'dan getirdiği kara lahana ile yaptığı dolmalara ve incir reçeline yumulduk. Bu tabi akşam oluyor. O duble kahvaltının üstüne değil. Bu arada Zuz da taciz ateşinde bulundu iş yerinden , bir daha bana ve Oya ya da haber verin diyerek. Yani anlayacağınız her zaman ki Beyoğlu gezimi yaptım, sezonu açtım.

Şimdi daha kahvaltı bile yapmadım, üstelik öğleden sonra bir okey partisine katılmam gerekiyor, öncesinde arkadaşlarla birlikte öğle yemeği yeneceğinden , kahvaltı hafif geçilecek, dünkü yediklerine sayılacak. Yani anlayacağınız üzere bu yazı buradan bitti, ama bir kaç selam göndermem gerekiyor

Dün akşam Sıra Selvilerde yolun ortasında üstüme üstüme yürüyen , arkasında da kamyon gibi bavulu sürükleyen, tatilden geliyodun da , tatilden dönüşünün suçlusu benmişim gibi davranan güzel teyzeye

Finükülerde ki abiye, zaten gideceğimiz yol 1.5 dk, o kadar esnenirmi, az kala uyuyacaktım, motorda senin yüzünden esnemekten ağzım yırtılacaktı.

Nazlı'ya eve geldiğimde anne çay içermisin, tiramusu yaptm dediğin için,

Teyzeme bana da incir reçeli getirdiğin için:))

Gamseye geldiğimde ev de olup , beni merak ettirmediği için selam olsun

8 Ekim 2008 Çarşamba

işte geldim burdayım, ben bu işte ustayım

valla sürüne sürüne geldim bu güne desem inanın. Hastalık muhabettiyle başlamak pek hoş değil yazıya amaa şöle durum bildirgesi yapayım.

Bayramdan iki gün önce bende başlayan olay; bayram sabahı kızların , ikinci gün de kocamın bana katılmasıyla, anca beraber kanca beraber kıvamına geldi. Böylece aile bütünlüğünü sağlamış olduk. Herkese haber saldık , aman bize uğramayın diye ama , bilmeyenler geldi ve de kendilerinden sonra bir daha haber alınamadı. İşin enteresan tarafı biz öyle aman şurdan nem kaptım , şimdi hasta olurum kıvasmında birileri de değiliz ama oldu. İşalah maşallah toptan bir kaç yıllık grip sıramızı savmışızdır.Zuz bayram tatili nedeniyle İstanbulda olmadığı için yakayı sıyırdı . Dün akşam ancak gelebildi bize O da biber dolmasının hatırına. Biberler Adıyamandan özel geldi , insanı yormayan bir acılıkta ve kendine has lezzette. Zuz da çok sever


Anlayacağınız bu günler dışında fazlaca bir aksiyon yaşamadık. Bir tek biraz iyi hissedince kendimizi Can Beyin çay davetine katılmak için Kalamışa gittik. Ah Kalamış, çocukluğum , lise yıllarım tüm Kalamış sokakları Fenerbahçe Burnundaki İnci ve Orhanın Yeri'nde geçmiştir. Aysellllll kulakların çınlaıdı mı??. Sandal kiralayıp denize açılmalar, o zaman Marina yok tabi, henüz sahil doldurulmamış.. Aysellerin evi de tam şimdi Marinanın olduğu yerde, önleri hemen deniz, sabaha kadar balkonda alemler yapardık. Tabi oraya gidince ben kızlara her gidişimizde yaptığım gibi, aha burası denize girdiğimiz yer, aha burda babanla ilk kez yemeğe çıktık, aha burada daldık çıktık derken onları fenalık basıyo haliyle. İstanbul bu yav , her köşesinde ayrı bir anımızı sakladık, sırası gelince çıkaracağız haliyle. .

Neyse Can Beyle güzel bir gün geçirdik. Üç kağıtçı diyorum ben ona, bizi bağladı kendine ardı sıra gezdiriyor. Şimdi Kemer de Tatil yapıyor. Uçakta yolculuk boyunca da hiç ağlamamış .

Pazartesi günü Gamsegamse okula başlıyor. Nazlı hala ROSH HASHANA tatilinin ardından gelen Yom Kipur Büyük Kefaret günü tatilinin keyfini sürmekte.Bu günün karşılığı biz de Kadir Gecesiymiş. Bazılarınızın bildiği gibi Nazlı ,bir azınlık okulunda öğretmenlik yaptığı için, Lozan Antlaşması uyarınca da azınlıkların kendi bayramlarında tatil yapmaları hakkı çerçevesinde Nazlı da bu haktan onlarla birlikte yararlanıyor tabi. Zaten okulla anlaşırken kendi tatillerine ek olarak bizim bayramlarımızı da çeyiz veriyoruz diye espri yapmışlardı. Önümüzde bol bayramlı bir ay bekliyor yine bizi. Biz de bu sayede hem de iki yıldır hiç bilmediğimiz bir kültürün tüm inceliklerini öğrenmekteyiz. Bir çok arkadaşım bilir ben Ordu da , kocam da İstanbul da değişik kültürlerin yaşadığı yerlerde ikamet ettiğimiz için arkadaş çevremizde bu renkliliğe sahibiz zaten. Çok büyük bir keyiftir ayrı kültürlerin bir potada erimesi o keyfin paylaşılması. Bir gün mesela kocama bir ermeni arkadaşı ermeni pilakisi getirdim sana der, içinde kerevize kadar bir çok sebze ile pişirilmiştir. Bir başkası ev de yaptığı likörden getirir tadına bakmamız için. Kar yağarken perdeleri açar keyifle yudumlarım.

Eh artık yeter dimi, Ben yarın Beyoğlu seferlerime başlıyorum, cuma günü de okey oynayacağım görümcelerle .

Yazımın sonuna kadar hiç sözünü etmedim ama , yaşanan son olaylar, ekonomik kriz , yine şehit haberleri. İçimi en acıtan para olmadığı için karakolların iyileştirilemediği idi. Nası yani dedim. Biz o kadar zenginizki, emekli olan Genek Kurmay Başkanımıza trilyonluk zırhlı araç hediye ettik. Yine ateş düştüğü yeri yakacak , bir kaç gün sonra bu çocukların neden nasıl öldüğü unutulacak. Ekonomik krizden de umarım RTE nin dediği gibi acımadı ki acımadı ki diyerek çıkarız. Yastığımın altında altınlarım , bankalarda milyon dolarlarım olmadığına göre elle gelen düğünle bayram diyeceğim ama, ülke kötüye giderken bizde nasıl işler i yiye gider dişünmeden de edemem )))

Hadi gittim ben,arayan soran , mesaj çeken , yorum bırakan tüm arkadaşlarıma eyvallah canlar , iyiki varsınz ama ben de iyiki varım yav.