Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

14 Şubat 2008 Perşembe

sevgililer günü şeysi....

Geldik bir sevgililer gününe daha. Hıncalım Uluçumun kulaklarını çınlatalım.Dünya durdukça şanı yürüsün O nun.Bu işi Türk insanın başına saran bizzat kendisidir.
Aslı yani Angel evlenenler , aynı askerin karavanadan düşmesi gibi; onlar da sevgililer gününden çıksın demiş. Olmaz Aslı , düşemem, çıkamam)))))).
Bence bu günde seni seviyorum demenin yok bi zararı.
Bu aralar ben ve gamsegamse berduş hayatı yaşıyoruz.Gece yarılarına kadar oturup, öğlenlere kadar yatmalar, ikindiye kadar sabah kahvaltısı. Dün evden kaçtım da kendimi kurtardım biraz.
Elimdeki kitaplar bitti. Kimya Hatunu okurken biraz garipseyeceğiniz bir Mevlana ile karşılaşıyorsunuz. Bilhassa Şems ile tanıştıktan sonra.Yeni bir kitaba başladım adı''Tanrının Doğum Günü''.Henüz bi kaç sayfa okuduğum için kendi görüşlerim kitap bitince. Ama kitap tanıtımı aldım buraya sizin için.



: BURAK ÖZDEMİR Baskı Yılı : 2006 Yayın Evi : 2006 Sayfa : 521
Yeryüzünde işler hiç iyi gitmiyordu. Dünya gergin, insanlar mutsuzdu… Artık zamanı gelmişti… Tanrı, imajını değiştirmesi için bir reklam ajansıyla anlaştı. Genç reklamcı ile chat’leşmeye başladılar. Çocuk, “Nasıl olur da Tanrı insanla chat yapar?” diye sordu. “Musa ile çalılıklar arasından konuşmuştum, seninle de internetten yazışıyorum. Şaşılacak bir şey yok” dedi. "TANRI''NIN DOĞUM GÜNÜ", böyle başlıyor ve her sayfasında okuyucusunu biraz daha içine alarak kendine hapsediyor. Güzeldünya Kitapları''nın ilk eseri olan bu kitap, saatler süren bir chat''ten sonra müthiş finaliyle kişiyi kucaklıyor, hayata bakışını baştan aşağı değiştiriyor. Kimine göre roman tadında bir araştırma, kimine göre NLP''nin ulaştığı son nokta, kimine göre bir tür tefsir ya da hayat bilgisi kitabı. Adını ne koyarsanız, o. "Nereden geldim, nereye gidiyorum?" sorusuna bu kadar açık ve yalın cevap veren bir eser yazılmadı. "TANRI''NIN DOĞUM GÜNÜ", Burak Özdemir''in üçüncü eseri. "Yıl 2102" ve "Türklerim Diken Diken Oldu" kitaplarını bir solukta okuyan tiryakilerinin bile tüylerini diken diken edecek bir eser, "TANRI''NIN DOĞUM GÜNÜ"… “Ya sonra?” sorusunun kitabı

11 Şubat 2008 Pazartesi

yeni hafta ve geciken sobeler

Yeni bir haftaya başladık. İstanbul yağmurlu. Nazlı bu gün yarıyıl tatilinin bitmesi nedeniyle, iş başı yani okul başı yaptı. Gamsegamse daha 10 marta kadar tatil. Uhuuuuu biz artık onla ne sabah kahvaltıları , ne gece yarısı film festivalleri yaparız. Bu gün saat ikiye kadar kahvaltı yaptık, tv izleye izleye.
Geçen haftayı biraz hızlı yaşadım. Tiyatrolar, okey partileri, arkadaş buluşmalar, misafir ağırlamalar. Yani biraz yorgun ve de hasarlı çıktım. Hatta içim kan ağlayarak pazar günü bir brunch davetini erteledim.
İzlediğim ouun, Size öyle Geliyorsa öyledir. Oyuncuların hepsi ünlü ve dizilerden de tanıdık olunca , ev de tv izliyor hiisine kapıldım bir an. Ama ilk 1o dk biraz adaptasyon zorluğu yaşadım. Yani girizgah uzun tutulmuştu. Sonrası su gibi aktı.

Konu: Esrarengiz bir aile: Adam, karısı, kayınvalidesi. Kasaba halkı yeni taşınan bu üç kişi arasındaki ilişkileri tuhaf bulur. Adam karısının kendi annesi ile görüşmesini neden engellemektedir? Karısını niçin baskı altında tutmaktadır? Genç kadın kimdir? Çevre merak içinde tartışır ve damadı da kayınvalideyi de zor duruma düşürür. Farklı yorumlar ardındaki gerçek nedir?

Şimdi sobelere geleim. İlki mavianne den. Çocuk kitapları ile ilgili. Ama ben bunu kendim ce yanıtlayayım. Çocukalrımı kitap konusunda ilk yıllarda yönlendirdiğim doğrudur. İlk kitaplarını Nazlıya iki aylık hamile iken almaya başladım. Fasikül fasikül yayınlanan, dünya çocuk klasikleriydi. Her kitap beş fasikülden oluşuyordu. Kitap tamamlanınca da cilt kapağı geliyordu arkadan. Çok zevkliydi onlarla uğraşmak. Sonra, uzman tavsiyesine göre çok resimli az yazılı kitaplar aldık. Daha sonra da az resimli çok yazılıya geçtik. Biz Milliyet Çocuk kitaplarıyla büyüdük. Onlar halen Zuz da dır. İhtilal yaptı hepsine el koydu. Nazlının kitap okuma tarzı bana benzedi. Yani okurken top patlasa duymaz ve her ortam da okuyabilir. Çünkü okurken dış dünya ile ilişiği kesilir. Ama burada fırsatını bulmuşken, sesini tanıdığım yazarların kitabını okuyamam. Mesela Can Dündarın bir kitabını okumaya kalksam , o kitabı sanki bana o okur. Çok rahatsız olurum. Böyl de bir huy görülmüş mü bilmem. Aziz Nesin le öğrencilik yıllarım da tanışmıştım. O zamana kadar da ''Maçinli Kız İçin Ev '' hariç bir çok kitabını okumuştum iyiki de. Kankicim bu sobeni tam anlamıyla kapsamadı ama , iyi oldu be! bende bi çok unuttuğum şeyi hatırladım. Zuz dan kendi kitaplarımı geri alayım mesela:))
İkinci sobe Sibelden. masa üstüm ve yapamayıp içimde kalanlar
Msa üstümüz çok ilginçtir. Kızlarla ortak bilgisayar kullandığımız için. Nazlı üçe bölmüş. Hepimiz ayrı kullanıcı olarak giriyoruz bilgisayara. Benim masa üstüm de aile resmimiz var. Bir tatil dönüşü. Ayvalık - Ören den dönüyoruz. Bavullarımız önümüz de.


ikinci soru ise yapmaya fırsat bulamayıp içimde kalanlar.
Kumburgaz dönemlerimizde tramplenden atlamak için bişiğimiz de Hotel Marine vardı. Ona sızardık deniz tarafından , arkadaşlarla. Hiç en tepesinden atlamadım. Çünkü atlarken kuş gibi kollarımı açtığımdan, kollarım cayır cayır yanardı sonradan
Bir de hep sanat tarihi okumak isterdim. Zuz la düşünürüz hep, bizim üniversiteler de akşam bölümleri aç. İnsanlar gidip , ilgi duydukları konuda ağitim alsalar.
Sibelcim şimdi daha aklıma gelmiyo ama ben eklerim zaman zaman içimde kalanları ha' ne dersin.
Sibelcim şimdi daha aklıma gelmiyo ama ben eklerim zaman zaman içimde kalanları ha' ne dersin.
Hadi gittim ben. Bu gün pazarımız var. Gamze ile dolaşacağız biraz.

8 Şubat 2008 Cuma

KİŞİYE ÖZEL SOBE

Hafta sonu geldi ya, ne çabuk geldiyse,eski yazı ekleyeceğiz. Acaba hangi eski yazımı eklesem derken , hem sevgililer gününü eda edeceğimiz :)) gün yaklaştı , hem de blog da hazır aşk havası var(anlayan anladı). Nalanın bana yaptığı bu sobe geldi aklıma. Sadece bana yaptı , ve okurken havaalanındaydı Helsinki ye uçuyordu, ya da Helsinkiden geliyordu. Zaten onun yorumunu da yazının altında göreceksiniz. Kocamla tnasıl tanıştığım dı sobe konusu. Şimdi Nalan bu yazıyı sanırım yine havaalanında okuyacak, şimdi de Güney Afrikaya uçuyor. Galiba tarih tekerrürden ibaret sözü gerçek .
Buyrun şimdi yazıya
**************************************************************************************
16/2/2007 - KİŞİSEL SOBE-ÖZELMİ ÖZEL SOBE
Evet başlıkta da belirtilmiş olduğu üzre bu sobe tarafıma ,blogcu arkadaşım,ama artık abla kardeş gibi olduğumuz Desertwind(Nalan) tarafından yapıldı.Kendisi bir çöl aşığı
olup.Görünüm de Dubai de ikamet eder ama ,kah Fas tan yazar,kah İtalya dan,bu aralar Helsinki den sesleniyor.Helsinkinin havasıyla başı hiç hoş değil ama o mücadelesini veriyor.Efenim sobe ye gelince ,kocamla nasıl tanıştığımı yazmamı istemiş,bu da özel bir sobe olsun demiş.Hay hay seni mi kıracağım dedim.

Efenim bizim ilk tanışıklığımız 1974 yıllarına dayanır ,o zamanlar ben daha lise -1 öğrencisi,o da İstanbul Galatasaray Devlet Mimar Mühendislik Akademisin de (İGDMMA) kimya mühendisliği tahsil etmek de.Babamın ortağının dayısının oğlu olurmuş...Yani o zamana kadar haberim yoktu.Benim de beş kişilik bir çetem var o zamanlar,İstanbulun altını üstüne getirmekle meşgulüz.Paramız bittiğinde ,ya da karnımız acıktığın da soluğu babamın Sirkeci de ki iş yerinde alıyoruz.

Üniversitelerin de çalkantılı dönemleri,boykotlar falan gırla.İşta okulların boykot olduğu günlerden birin de biz yine ekiple babamın iş yerine damladık.Ama her günkünden farklı biri var orda ,zoraki selamladı bize tamam.Sonra biz oraları birbirine katıyoruz,ooo sanki hiç kimse yok gibi davranıyor zat-ı muhterem.Bu boykotlar uzadıkça bu da babamlara daha fazla takılmaya başlayınca ee biz de daha fazla takılmaya başladık ama nafile.

Sonra aradan 4 yıl geçti.Biz de bu arada boş durmadık büyüdük ,bakılır hale geldik tabiki.Artık takılıyoruz benim kuzenlerle falan denize gidiyoruz,sinemaya falan.Benim doğum günümdü,bir şeyler yapalım birlik de dedi,tamam dedim.Anam bu sen git,kardeşlerime de bilet al bizi gece önce luna parka sonra sirke götürdü.Adam karar vermiş benle aile olmaya ama ben anlamıyorum demek.Yok dedim bundan hayır çıkmaz.

Artık ben fal tutuyorum ,şu yerdeki siyah karolara basmadan yürürsem seviyo,3dakika için de evin önünden 3 kırmızı araba geçerse seviyo.Biz çıkıyomuz şimdi,e çıkmıyosak niye her gün beraber gezip duruyoruz ,derken bir gün küt -lale ben seninle evlenmek istiyorum ,öyle köşe bucak gezemem ben dedi.İyi evlenelim dedi,bu sefer düşün diyo.İç sesim diyoki tamam üle tamam dedik ya.Şimdi hadi bi kaç gün düşinim dicem,e sonra,sen tekrar sormazsan ben tamam demem.e sen de sormazsan ,riske atarmıyım heç.Yok yok dedim düşünmeye gerek yok.hemen nişanlandık.Ama tam dört yıl sonra evlendik,okul du ,askerlikdi.

Ama zorunluluk halleri hariç her gün birlik de geçen dört yıl,gidilmeyen film,tiyatro,açık hava konseri kalmamacasına ,ayağı yanık kedi gibi gezmeler.Askerliğini üç saat mesafe deki Bilecik de yaptı,sürekli gidip geldik .E işte gerisini zaten yavaş yavaş okudunuz buralar da bir yıldır. Ha adı mı ,ZEKİ

16/2/2007 - Bayildim yazina!
Yazan Desertwind
Simdi havaalanindayim.Istanbul'a kadar geldim birazdan Dubai'ye ucacagim.Hemen kosup bloglari kontrol ettim.Surda herkesin icinde kikirdamami gorleiydin.Herseyden once beni kirmayip yazdigin icin cok tesekkur ederim.

Insanin icini sicacik eden bir iliski sizinkisi ve benim hep olmasini istedigim sey ; once dost sonra sevgili ya da es olmak.

Bu arada seninde dedigin gibi abla kardes oldugumuza gore lutfen bana sen de.Naber kiz ? de:)

güle güle Nalan iyi yolculuklar , iyi uçuşlar

7 Şubat 2008 Perşembe

ÇOCUK KİTAPLARI TOPLUYORUZ

Bu gün , size aslın da dün gittiğim tiyatro dan söz edecektim. Ama zeyanın sayfasına gittiğim de çok öncelikli bir konu beni bekliyordu. Çocuklar için bir kampanya.Ben baktım ki zeya bunu çok güzel anlatmış, e gelsin benim sayfamda da kendi cümleleriyle anlatsın dedim.Ve yazısını olduğu gibi buraya aldım. Şimdi yazımı ekleyip, kitaplığımı dökmeye gidiyorum, çocuk kitaplarını ayıracağım. Hadi siz de iş başına bence
*****************************************************************************
ÇOCUK KİTAPLARI TOPLUYORUZ
Sunay Akın'ın anlattığı çok sevdiğim bir hikaye vardır. Babası çocuğa pazar günü hayvanat bahçesine gitmek için söz vermiş ancak pazar günü televizyonun karşısında oturmak daha rahat gelmiş. Oğluna gazeteden çıkan dünya haritasını parçalara bölüp vermiş bunu doğru olarak birleştirirsen hayvanat bahçesine gideriz demiş. Nasılsa akşama kadar tamamlayamaz düşüncesiyle rahatça koltuğuna kurulmuş. 15 dakika sonra çocuk bitti baba hadi gidelim demiş. Adam bir araya gelmiş haritaya bakarak nasıl yaptığını sormuş. Çocuk da arka sayfasında bir adam resmi vardı adamı düzeltince dünya kendiliğinden düzeldi demiş.

İnsanları düzeltmenin en etkin yolu çocuğu eğitmekten geçiyor. İmkanı olmayan çocukların daha iyi imkanlarda okumaları iç dünyalarını kitaplarla zenginleştirmeleri için yine bir kitap kampanyası başlatıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığından onaylı ilköğretim okuma kitaplarını topluyoruz. Bu seferlik sadece çocuk kitabı ve kırtasiye malzemesi (defter, kalem, silgi vs) topluyoruz.

Bunun için siz neler yapabilirsiniz?

-Eğer evinizde okunmuş çocuk kitapları varsa onları gönderebilirsiniz.
-Yeni kitap satın alıp gönderebilirsiniz. 1 tane bile olsa damlaya damlaya göl olur.
-Bloglarınızda ve mail listeleriniz de bu duyuruyu yayınlayabilirsiniz.
-Farklı fikirlerinizi benle paylaşabilirsiniz.


Ben kendim göndermek istiyorum veya İstanbul dışında yaşıyorum diyenler bana mail atarlarsa okulların adreslerini verebilirim.
İhtiyacı olan her okulda birer kütüphane kurulsa ne güzel olur değil mi?


İletişim:
Kazım Karabekir Paşa Kültür Merkezi
Kazım Karabekir Sok.no:8 Erenköy İstanbul
Mail: uayas@hotmail.com

5 Şubat 2008 Salı

Karman çoraman bi yazı işte

Cuma gününden beri yazmamışım ,O zaman cumadan başlayalım. Cuma sabahı erkenden kalkmıştım , kahvaltı ettik kızlarla, baktım hava çok güzel, ben bi Beyoğlu seferi düzenleyeyim dedim içimden. Ama önce Beyoğlu ekibini bi ayarlamak gerek dimi. Kuzen Güllüye (Gülden) telefon açtım. O hemen atladı tabi, -hadi gel kahvaltıdan başlayalım dedi. - yok dedim ben kahvaltı kısmını geçtim. Geri kalan zevata da o haber verdi.
Motorla karşıya geçerken dikkatimi çekti, çoktandır, yerliden çok yabancı oluyor karşıya geçerken, bir de çok konuşuyorlar. Artık Marmaray projesinde çalışanlar mı? bilemiyorum. Önceleri sadece Japonlar dı, şimdi her telden çalıyoruz. Yanımda oturan kızcağızın kafası şişti ki, ay bunlar hiç susmayacak mı? dedi.

Fato, Halil , Güllü ve Ben yine çok gürültülü bir gün geçirdik. Benim boğazım doğal olarak ertesi gün yine ağrıyordu dolayısıyla. Halili eski arkadaşlarım bilir ama bilmeyenler isminin üstüne tıklayabilir. Valla çok güzel bi gün oldu. Çiçekçiler, sokak çalgıcıları, piercingli gençler, etrafına şaşkın şaşkın bakanlar, Bambinin tostu, Kızılkayaların ıslak hamburgeri, rengarenk vitrinleri eh bi de ben her zamanki Beyoğlu idi yani.

Cumartesi günlerini eğer evdeysem kendime izlemek isteyip de izleyemediğim filmler günü yaptım. Kimse yoktu ev de, kızların arkadaşlarıyla programları vardı. Önce şöle bi hijyenik çalışmalar, sonra yemek yaptım. Daha sonra da önce Duvara Karşı ile başladım film etkinliğime, sonra 10 dk izledim. Geçen de Nalan da Ademin Trenlerini okumuştum, aklım kalmıştı. Onu izlemeye karar verdim. Çok güzeldi. Çocuk gözünden anlatılan filmlere bayılırım zaten.10 dalda ödüle aday gösterilmiş Sinema Yazarları Derneği tarafından. Yabancı festivallere davet edilmiş.

Filmin Konusu
Hasan Hoca, Bekir’in kirletip terk ettiği Hacer’i ailesinden korumak için nikâhına aldı. Ama ona hiç el sürmedi. Bunu Allah’ın kendisine bir sınavı kabûl ediyordu. Hoca onca yoksulluğuna rağmen Hacer’e ve dünyaya getirdiği Fatmacık’a karşılık beklemeden yıllarca baktı. Bu yaşam, bir gün Hasan Hoca’nın Manisa’nın uzağındaki yirmi hanelik küçük tren istasyonuna İmam olmasıyla değişti


Pazar günü olaysız geçti.Akşam Denizi Olmayan Yerden arkadaşım, hani ekim ayında oğlunun düğününe gittiğim Nevin aradı. İstanbuldayım , yarın bana gel dedi.
Dün yani pazartesi günü Nevin' e gittim. Bostancı'ya. Önce dışarda buluştuk. Biraz alışveriş yaptık. Ben ala ala bir krep tavası aldım. Sonra onlara gittik. Gelirken bi sürü tariflerle gelmiş. Gece ikiye kadar da onları yapmış. Yani tüm yeni tariflerini ben de denedi. Hepsi çok güzeldi. Favorilerim, tahinli bayat ekmek salatası ve sütlü incir tatlısı. Ama masa da taze bakla dan, kabak tatlısına , kivili muzlu pastadan, yöresel bir yemek olan kelem kavurması (lahana kavurması yani) , Rus salatasına kadar sayamadığım bir sürü şey vardı. Kızları da gelecek sanmış ,yapmış da yapmış. Onların hakkını göndermeye kalktı ama, götüremem dedim. Kızlar fena bozuldular ama ne yapalım gelseler di.
Bu gün bu hafta ki tek boş günüm. Yarın tiyatroya gideceğim. Bu yıl tiyatrolar altın yılını yaşıyormuş. 1960 dan beri böyle bir şey olmamım mış. Çoğu oyuna mayıs ayına kadar yer yok. Biz bu biletleri Gamsegamse nin sayesinde bulduk. Öyle takip etti ki iptal ediler rezervasyonları. Yarın ki gideceğimiz oyun , Modern tiyatronun kurucularından sayılan Nobel Ödüllü İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun komedisi. Ayrıntıları izledikten sonra yazarım artık.
Kitabımı bitirdim. Yani Araf'ı. Beğendim, yalnız Elif Şafak bazı kelimelere fazlaca takılıyor. Örneğin ''son tahlil de '' demediği bir kitabına rastlamış değilim. Bu sabah da kocamı uğurladıktan sonra , yatakta biraz daha kitap okudum . Kimya Hatun'a başladım. Gelelim bu güne , günün en kayda değer olayı gözümüzü vapur düdükleriyle açınca anladık ki sis var. Eyvah ki eyvah Gamze'nin sınavı vardı. Hemen internete baktı. Tüm seferler iptal. Birden panikledi, neyseki sınav saatine kadar sis hafifledi.
Bu kadar bu günlük. Bu arada iki sobe ödevim var, biri maviaanne den, biri Sibelden.İkisininde konusu çok zevkli. Bundan sonraki ilk yazım onlar olsun.

1 Şubat 2008 Cuma

ESKİLERDEN SEÇMELER



Hafta sonun da eski yazılardan seçmelere devam.Hazır, konu eğri çatılı evden açılmışken biraz ondan devam edeyim istedim. Geçen hafta ki yazıyı okuyan herkes , eğri çatlı evin hala durup durmadığını sormuş. Evet duruyor, ama artık yaşayan bir ev değil.İçinde hatıralar var sadece artık. Geçtiğimiz ekim ayında , ziyaret etmiş ve resmini koymuştum hatırlarsanız, ünlü Celepoğlu sokaktan:)). Sizin için resmi tekrar koydum ama, eğri çatılı evi tam anlatan bir resim değil. Siz o çatının ta aşağılara kadar indiğini düşünün işte. Eve ismi , yaşadığımız yerde taktılar.Sanırım yazının içinde de var bu.
Artık denizi olmayan yeri, eğri çatılı evi ve onun bahçesini biliyorsunuz.Bi de o bahcede yaşayan insan türü dışında da canlılar var dı.Bir şekilde bu işe bulaştık onları da anlatıcaz gayrı,
*********************************************************************************

3/3/2006 - ON DERSTE TAVUKCULUK VE EN VERİMLİ YUMURTA ,ELDE ETME YOLLARI


Efendim bir gün bir aklı evvelin biri gelip diyorki kocama, o bahceye tavuk da lazım ,çocukların da hoşuna gider,hem taze yumurta alırsınız.Bizimki yok çiçeklere zarar verir dese de adam ertesi gün elinde bir tavuk ,bir horozla çıka geldi.Ama tavukla ,horoz bi garip,öylesini hiç görmedik,.simsiyahlar ,minik beyaz benekleri var..O kadarda küçükler ki avuç içi kadarlar,ha bi de sanki pantolon giymişler paçalı paçalılar. Çin tavuğuymuş cinsleri . Dedim ki bunları adam başından attı.Komşular bunları görmesin rezil olduk.Kocam gitti onları evin bodrumuna koydu önlerine de yemlerini koydu geldi. Anaaaa sabah bi baktık yoklar.Kapının demir parmaklığından kaçıp gitmişler.Oh iyi oldu kimse görmeden gittiler derken, akşam olunca salına salına geldiler aynı yerden içeri girdiler.Akşama kadar nerede sürttüler bilmem.
Sonra başladık bahcenin her bir yerinde yumurta bulmaya ..Zor alıştırdık onu bodrumda bir yere yumurtlamaya,Yumurtaları oraya bıraktık falan, boyuna bosuna bakmadan günde iki kez yumutluyodu. Kasabalı bi sene bana şaştı. bi sene evin çatısına, şimdide tavuklar çıktı.Gelip tavuğa bakıyorlar.(sırada köpeğimiz lucky var ki onun kadar hiç bi şeye şaşmadılar)Tavuk sanki yumurta fabrikası.

Neyse kış geldi, komşular bir süre yumurtladan kesilir dediler ama nafile,ama bu arada hiç bizim bahcede yoklar sabah biz uyurken gidiyorlar akşam olunca tıngır mıngır evin yolunu tutuyorlar.Bir gün kızları aldım bir arkadaşa gidiyorum evi bize çok uzak ama ben kestirme bir yol buldum ,evin aşağı tarafta kanal var .Kanal boyunca yürüyorum çok güzel sebze bahceleri var ..oradaki tahta köprüden geçince arkadaşın evinin karşısına çıkıyoruz.Tam sebze bahcelerinin yanından geçiyoruz kızlar bağırmaya başladı anneeeeeeeee bizim tavuklar.Bir de ne göreyim tavuklar bahcenin içinde habire o güzelim kıvırcıkları ,diğer sebzeleri mahvediyorlar Meğer her gün buraları talan ediyorlarmış.Akşam kocam kapının parmaklıklarını kalın naylonlarla kapattı.nafile ertesi gün gene yoklar.Akşam arkaların da bir kadınla çıka geldiler.K adın .komşum tavuk yüzünden kötü olmayalım bahceyi üç kere yeniden yaptım bu gün bunları takip edip burayı buldum sana zahmet biraz kapat şunları dedi..Bizimkinin bu kadar yumurtlamasının nedeni anlaşıldı. taze taze sebzeler..

Sonra yaz geldi yani tatil zamanı.,onları komşuya emanet ettik yumurtalar senin dedik gittik.Tam bir ay sonra döndük.Komşu geldi yeminler ediyor siz gittikten sonra bir tane bile yumurtlamadı diye.Ertei gün aşağı bodruma indim bir şey arıyordum ,gözlerime inanamadım kösede bir tane küfe duruyordu , ta evin inşaat zamanından kalma, ağzına kadar yumurta doluydu.Bizden sonra girip çıkıp oraya yumurtlamış. Komşuya verdik almadı, o benim kısmetim değil dedi,İstanbula taşınırken arkadaşıma hediye ettim onları kayınvalidesi kuluçkaya yatırmış.Bir kümes dolusu tavuk yapmış bizim tavuklardan.Sonrada horozu herkese saldırdığı için kesmişler.Bizim bahçede hiç durmadıkları için bu huyunu bilmiyorduk.
http://laleninbahcesi.blogcu.com/319536/

29 Ocak 2008 Salı

ben gezerem yane yane



Şimdi sinemadan geldim taze taze film kritiği yapacağız :)). Son günlerin en konuşulan filmine gitmemek olmazdı dimii. ULAK tan söz ediyorum. Çağan Irmak'ın son filmi. Kendisini ilk Çemberimde Gül Oya da keşfetmiş olmanın acısını yaşamaktayım. Anlatacak bir hikayem var demiş, dizi oyuncularına. Anlatacağım bitecek. Ona göre. Çok da güzel anlatmıştı, hatırlarsanız ve bitmesi gereken yerde de bitirmişti. Şimdi ki dizilere baksanıza , bazen ölene kadar oynayacaklar sanıyorum. Zaten Yaprak Dökümünü Rahmetli Reşat Nuri ahiretten yazıp yazıp gönderiyo hala.

Filmi beğendim, mistik film sevenler için inanılmaz güzel. Filmin mesajı da süper bence anlayana. Suçu işleyen kadar; görüpte, görmezden gelen de suçlu diyor. Kim katılmaz bu görüşe
.
Sinemadan çıktığımızda çok güzel kar yağıyordu. Eve kadar yürüyebilirdik ama, akşam başka bir programımız vardı. Gamsegamse biraz daha takıldı arkadaşıyla orada. Ha Kavak Yellerinin oyuncusu Deniz de sinemadaydı, hatta yanımızda. O diziyi de pek severim.

Sinemaya gitmek için tam evden çıkarken kocamın yeğeninin, eşi Nilüfer aradı.-Yenge akşam evdemisiniz? dedi. Evdeyiz gelin dedim, yok biz sizi davet ediyoruz dedi. Ha o da olur dedim:)). Eve geldim hemen bir tatlı yaptım , akşam Mehmet ve Nilüfere götürmek için. Bakın bunun tarifini yazayım. Çünkü biraz uydurdum süsleme işini. 1 kg süt. 1 bardak şeker, bir bardak irmik(su bardağı). , bir kaşık margarin, bir paket vanilya ile bir puding pişirdim. Sonra , geçen yıldan kalma böğürtlern reçelim vardı. Onu biraz sulandırdım ve iki kaşık nişasta ile pişirdim.Bir borcamı ıslattım. Önce bu karışımı koydum tabana sonra da irmikli muhallebiyi, üstüne döktüm. Onun üstüne de , dövülmüş ceviz döktüm. Soğuyunca ters çevirdim.Görüntü çok güzel oldu.

Akşam sekiz gibi gittik , gezmemize karıkoca karıkoca. Naziş teyzesine konuşlandı yine, yani Zuz a. Gamsegamse evde kalmayı tercih ettiğini söyledi. Ama biz oraya gittikten sonra baktık msn de habire sulanıyo bize. Gelimi? gelimi? diye. Baktı bizde muhabbet gırla, ziyafet o biçim. Bir saat sonra atladığı gibi arabaya soluğu yanımızda aldı. Gecenin ilerleyen saatlerinde konu tiyatroya gelince , hemen oracıkta iki oyuna birden rezervasyon yaptırdık. Yani ayın altısında ve yirmisinde yokum ona göre:)). Geç saatte eve geldik, Gamse'yi zor razı ettim valla , yazımı ekliyeyim , sen sonra geç bilgisayara diye. Hadi ben şimdi biraz kitap okuyayım. ARAF'a devam. Gözlüklere alıştım biraz biraz . Onlar da bana. >