Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

18 Ağustos 2018 Cumartesi

Hey Gidi Karadeniz 2

Karadeniz gezimiz bizce Batum'dan sonra başladı. Bundan sonrası artık yaylalar yaylalar... Bu gezide Kocam en çok Batum'a bense Çamlı Hemşin'e gitmek istedim. Çünkü benim çocukluğum;Hemşinli pastacıların yaptıkları muzlu rulo pastalarla, Hemşinli komşularımızın fosforlu renklerle ördükleri, o ajurlarını hiç bir yerde görmediğim, baktıkça insanın gözünü alan kazaklarla ve beni dinlerken olduğum dünyanın dışına çıkaran en az kazakları kadar renkli dilleriyle süslüdür.Bilmem izlediniz mi, Hemşin yaylalarında çekilen şahanelerin şahanesi bir film vardır- Pandora'nın Kutusu- Filmi izleyenler bu nasıl Lazca derken ben aaaa Hemşince demiştim.
Evet , Batum'dan ayrıldık yine muhteşem manzaralar eşliğinde  Çamlı Hemşin ve Ayder Yaylası'na doğru  yola koyulduk.Ben tabi konaklama noktalarımızdan söz ediyorum ama arada kısa molalar veriyoruz. Mesela Sürmene'de bıçağın başkentinde bir bıçakçıda bize el yapımı bıçakların sunumu yapılıyor ve biz ilk kez bir yerden alışveriş yapmadan çıkıyoruz. Çünkü bizim evde asla keskin bıçak kullanılmaz. Yeminle bütün bıçaklarımız kör ve ben yemek yaparken çogunlukla elektrikli doğrayıcılar, ya da kapalı mekanik doğrayıcılar kullanırım.
Neyse efenim sonunda Çamlı Hemşin'e geldik. Ve Fırtına Deresi kıyısındaki Dere Otel'de alabalık, kara lahana çorbası, sarması, mısır ekmeği ve pazı kayganası ve fasulye kavurmasından oluşan yemeğimizi yedik. Bu arada yola çıkmadan ben tüm konaklama yerlerimizi araştırmıştım ve gece konaklayacağımız otelin de karşıdaki çay bahçesi içindeki tamamiyle ahşaptan yapılan Loya Otel olduğunu biliyordum.

Öğle yemeğimizden sonra Ayder Yaylası'na geçtik. Yalnız Ayder Yaylası'na artık Ayderistan diyebilirsiniz. Tamamiyle Arapların işgalinde. Her ağacın altında mangalları yanıyor, tüplerde çayları kaynıyor. Malum para da gani olduğu için fiyatları da fırlatmışlar. Esnaf memnun haliyle ama çöpler diz boyu. Ayder'in en büyük özelliklerinden biri de Gelin Tülü Şelalesi... Gerçekten de bir tül gibi akıyor yükseklerden.


Serbest zamanda karı koca oturup kahve içtik. Arapları gözetledik😍


ve saatimiz gelince Zil Kale'ye gitmek için buluşma yerimize gittik. Zil Kale'ye tur şirketinin ayarladığı minübüslerle gittik. Biz karı koca öne oturduk. Şansımıza da şoförümüz Karadeniz TV de program yapan Yandım Ali çıktı. Önceleri iyiydi dinlemek ama gidiş ve gelişte kafamız şişti. Adam şovunun içinde yaşıyor her anı şov.  Rehberimizin onu görünce hemen biye başka minübüse kaçtığını da böylece anladım😍

Zil Kale, İpek Yolu'nu korumak için yapılan üç kaleden biriymiş. Tabi biz yine görünce burada bu kalenin ne işi varmış derken rehberimiz anlatmaya başlamış meğer:)Zil Kale de çise ve duman vardı. Sis demiyoruz buralarda duman diyoruz arkadaşlar. Türküsü bile var ya dumanlı dumanlı bizim eller diye hah ondan😍

Zil Kale'den sonra sıra belgesellerde sık sık gördüğümüz Senyuva Köyüne ve  Fırtına Deresi dendi mi gözünüzün önüne ilk gelen o tarihi köprüyü görmeye gittik. Ben meğer Karadeniz'i hiç bilmezmişim arkadaş.Hafızama kazınsın da hiç unutmayayım diye her yere uzun uzun baktım. Mıh gibi çakılsın aklıma istedim.





Artık akşamı etmiştik, yaylalara sis çökmeye başlamıştı. Otelimize döndük.Karadeniz gezisinde daha önce söz etmiştim size, çok yol kat ediyorsunuz ve o yolları tekrar geriye dönüyorsunuz.Bineyim arabaya geze geze gideyim yok yani.
Oteldeki odamız ve penceresinden görünen manzara...
Oteldeki yemeğimiz yöesel yemeklerden oluşan bir açık büfeydi. Hepimiz bayıldık. Yemekten sonra da tulumcu geldi,bize hizmet eden garsonlarımız baktık ki sarkıcı oldu.Bilen  bilmeyen hepimiz kalktık horon ettik daa🙃

Sabah kalkınca bizi yine kuymaklı muymaklı bir kahvaltı bekliyordu. Yani Loya Otel'i yazın bi kenara derim size.

Sabahın programında Uzungöl ve yine yüksek rakımlı yaylalar vardı. Yaylalara yine minübüslerle gittik. Minübüs şöförlerinin hepsi  organik laz olduğundan bu geziler çok renkli geçti.
Uzungöl, artık etrafına tesisler yapılıyor o yüzden bir an önce gidin görün. Baktığınızda hayat boyu burada kalabilirim burada zaman dursun diyebileceğimiz yerleri ellerimizle mahvetmek gibi bir gelenege sahibiz ne yazıkki


Yani şuralara nasıl kıyılır,akıl alacak mevzu degil.Uzun gölde baya bi serbest zaman kullanıp doya doya gezip,diğer tur arkadaslarımızla öğle yemeği yiyecegimiz lokantada buluştuk ve tabıki de yine tereyagda alabalık ve karalahana sarması yedik.
Yemekten sonra bizi bekleyen minübüslere binip Haldizen Yaylasına gittik. Yollardan ve yüksekten korkan bir grup gelmedı.Dönüşte onları almak için Uzungöl'e uğradığımızda sucuk gibi ıslanmışlardı. Bizden sonra yağmur yağmış oraya.
Haldizan Yaylası dumanlar içinde karşıladı bizi.

Sattıkları çiçeklerin hepsini aldık.

 Yayladan indiğimizde bir uyusam dedim öyle vir rehavet çöktü bana... Oksijen çarptı galiba.
Sonra yine yola koyulduk. Sırada el tezgahında Rize Bezi dokuma fabrikası vardı. Çok tatlı bir laz kızı bize tanıtım yaptı, dokumaları anlattı ve tabiki de bizi evde bekleyen vefakar cefakar kızlarıma el dokuması çarşaflar aldım😍Yol boyunca molalar vere vere Trabzon'daki otelimize geldik. Otelimiz deniz kıyısındaki Koru Otel'di. Valla odamızda deniz tarafında çıkınca kaymaklı ekmek kafayıfı oldu. Yemekten sonra biraz otelin yine deniz kıyısındaki kafesinde oturduk sonra  fındıktan yapılan acıbadem kurabiyeleri alıp heheheh odamıza dönüp balkonda çay içip dizi izledik.
Yarın yine çok yogun bir program var çocukluğumun hiç görmeden ay bir gün gidersek de oradan geçersek diye korktuğum Zigana Geçidi ve sütlacı ile ünlü Hamsiköy, atmacaya merakıyla ünlü Görele hatta atmaca heykeli var girişinde yani var da var...
Bittu deduk bittu😍






4 yorum:

içinizden geldiği gibi yorumlayın ama unutmayın ki keser döner sap döner gün gelir hesap döner:))