Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

17 Nisan 2014 Perşembe

Bir film,bir kitap bir de patatesten pizza ha bir de bat... Ballı lokma tatlısı gibi yazı:))

Kitabım, 41. Oda:  Mardinkapı / Kiminin felaket dediği bazılarının kurtuluşu olabilir ya da çok sevdiğin ve de  onun tarafından da sevildiğini sandığın  adam sana şunu der. -
''Bu bir defalık hayatta herkes sadece kendine aittir sevgilim."
Bir genelev kadını Berna'nın hikayesi bu...Çocukluğundan başlayıp geneleve girdiği ve orada geçirdiği yılları kapsayan bir roman...
41.Oda: Mardinkapı gerçek bir hikayeden  kurgulanmış.  Hani masallardaki sarayların 40 odasına girmek serbesttir de 41. kapıyı açmamak gerekir ya, işte Mardinkapı o 41. kapı, da kolay kolay açılamayan bir kapıyı bir genelevin kapısını aralıyor bize... Bunu sembolize etmesi amacıyla yazarımız 41.Oda demiş.Sevgisizliğin,ekonomik koşulların,yasasızlığın,cahilliğin romanı... Ben çok beğendim.




Kitaptan bir alıntıyla da noktalayalım...

“Belma’dan sonra banyo sırası Berna’ya geldi. Küçük kız soyundu, bir deri bir kemik esmer vücudundan son giysi parçası olan külotunu çıkarıyordu ki… o da nesi! Bir damla kan! Dili tutulmuş bakıyor lekeye… Süheyla, birden elindeki hamam tasını kızın kafasına indirdi. Arkasından nasıl bir dayak… Çocukların feryadı ayyuka çıkmıştı ki, kapının sürgüsü kırılıp yardım yetişti! Kumru hanım ev sahipleriydi. ‘Allah kahretsin seni! Kızın âdet olmuş manyak!’…”





Yazar Pascal Quignard'ın romanından uyarlanan sinema filmi  ile devam edelim-“Tous les matins du monde” (All the Mornings of the World – Dünyanın Tüm Sabahları) 
 'Dünyanın bütün sabahları geri dönüşsüzdür''sözünden çıkılarak yazılmış bir kitabın filmi. Aynı zamanda bir biyografi. Eğer klasik müzik ve de özellikle viyolonselden hoşlanırsanız tam bir işitsel ve görsel ziyafet niteliğinde olacaktır,sizin için.
17. yüzyıl Fransa´sında, karısını yitirdikten sonra çiftliğinde inzivaya çekilmiş olan besteci ve viyola sanatçısı Sainte-Colombe'nin hayatı...
Oyuncular:  






Bugüne gelelim şimdi de...Bugün görümcelerimle birlikte yedim,içtim,okey oynadım:))
Bugünün şanslısı bendim. İki turda da oyun benimdi...Görümcem yine çok güzel bir masa hazırlamıştı bize Üst katta oturan en güççük görümcem Halide Abla'da bat yapıp getirdi. Bat; Tokat yöresine ait yöresel bir yemek. Yeşil mercimek haşlanıyor,suyu süzülüyor,içine aynı kısırda olduğu gibi,maydonoz,dere otu,yeşil biber, domates,taze soğan ince ince doğranıyor. Batın olmassa olmazı reyhan. Mutlaka reyhan ilave ediliyor. Bir de dövülmüş ceviz. Bir,iki çorba kaşığı kadar da salça,kırmızı pul biber,karabiber ve tuzunu da ilave edip iyice karıştırıp sulandırılıyor. Koyu bir çorba kıvamına getiriliyor. Sonra kızarmış ev ekmeği ile servis ediliyor. Bunun aslı  ekmekleri içine doğrayıp,üzüm yapraklarına sararak yemektir ama ben hiç beceremem:)) Kaşıklarım.
Patates pizzasını da bize Nazlı öğretmişti. izmir'de öğrenciyken evde yaparlarmış. Patates iyice haşlanır,püre haline getirilir içine tuz,baharat,krema ya da kaşar rendesi konup karıştırılır. Tepsiye bu malzeme her tarafı eşit olarak yayılır. Üstüne de istediğiniz gibi    pizza malzemesi konur.Görümcemcim bu kez bezelye ve sosisli  yapmıştı  ve çok yakışmıştı. 

Yetmez mi ayol...kitap,film,iki de tarif oooo  ballı lokma tatlısı gibi yazı yazmışım valla...

6 yorum:

  1. Çok şeker bir paylaşımdı. Ellerinize sağlık. Bat denilince; benim de batırık diye bir maceram var, sizinle onu paylaşayım istedim. 8-10 sene önce hastanemize yeni bir hemşire gelmişti. Bizim servis eczanesinde arada bir kendimize kısır falan yapar, fazla tutar, gelene gidene de ikram ederdik. Yeni hemşire "size batırık yapayım" dedi, kabul ettik. Bizim kısırın bol sulu haline benziyordu. Buzlu su dökülürmüş. Ama hiç birimiz beğenmedik. Kısır yemeye şartlandığımız için başka yemek de yoktu. "Keşke birazını sulandırmayıp kısır gibi yeseydik" deyince arkadaş bozuldu. Biz o bozuldu diye mahçup olduk. İlginç deneyimdi velhasıl. Şimdi kendi aramızda lafı geçince epey güler, eski günleri yad ederiz.
    Bu çok normal bir şey aslında, yöresel tadlar herkese hitap etmeyebiliyor. Sizinkinde mercimek de varmış. Yine de bizimki gibi iş yeri ortamında değil de, o yörenin bir evindeki mutfakta yapılmışı her halde daha farklı oluyordur. Ellerinize sağlık ve afiyetler olsun sizlere. Kitap çok ağırmış gibi geldi bana. Ne hayatlar var değil mi dünyada?

    YanıtlayınSil
  2. Filmi ve patatesten pizzayı not aldım, pek hoşlar:)

    YanıtlayınSil
  3. sen nasıl imrendirdin beni ki hafta boyu her tarafım da senle bir ağrıdı :)

    YanıtlayınSil
  4. Ay evet çok güzeldi patates Pizzacı aklım kaldı kitapta da öyle

    YanıtlayınSil
  5. Ay evet çok güzeldi patates Pizzacı aklım kaldı kitapta da öyle

    YanıtlayınSil
  6. Bu yazı da bana hitap eden çok şey var ;) ama en çok Tokat Bat'ı , olsada yesem çocukluğumdan beri yemedim aslında yapabilirim ama işte denemedim.O çocukluğumun tadını alırmıyım bilemem...çok öperim.

    YanıtlayınSil

içinizden geldiği gibi yorumlayın ama unutmayın ki keser döner sap döner gün gelir hesap döner:))