Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Yunan Adaları Turu-Mikonos

Rodos'dan ayrıldığımız gece gösteri salonundaki dansları biraz izledikten sonra odalarımıza dağıldık. Rodos'da farkına varmadan çok yorulmuşuz ve ertesi gün  bizi uzun bir Mikonos gecesi bekliyordu.Ben öyle bir yorulmuşum ki, yatağın önünde bir şeyler yapan kocamın çekilmesini zor bekleyip kendimi yatağa dar attım ve anında sızmışım.Gece denizde fırtına çıkmış, gemi beşik gibi sallanmaya başlamış bu bana daha bi ninni gibi gelmiş. Kocam üç kez uyandırdı beni, çok fırtına var diye. Boş ver ya uyuyalım, nasılsa beraberiz dedim. O da ne kadar bencil kadınsın, çocuklarını düşünmüyor musun dedi. O zaman kalktım biraz oturdum, sonra yine uyudum.Ne de olsa, ceviz kabuğu gibi sandallarla Karadeniz'in deli dalgalarında hamsiye çıkan memleketlilerimle aynı çeşmeden su içmişizdir:)

Mikonos için kara turu  değil ring seferi almıştık. Yaptığımız plana göre ring ile gider gelir yemeklerimizi gemide yer,  gece tekrar çıkar acıkınca da  kafamıza uyan bir tavernaya gireriz demiştik. Çünkü;önemli olan Mikonos'un gecesiydi ve gemi sabah beşe kadar limanda kalacaktı. Rehberler tur satmak için çok çalıştılar neme lazım:) Yok şezlongları 500 dolar olan, Angelina Jolie'nin falan güneşlendiği plajlarmış bak bak:))). Yesinler sizi, ayol şezlonga 500 dolar vermek onların sorunu, sonuçta aynı denize girip, aynı denizden çıkan balığı, ahtapotu falan yiyeceğiz:)

.Sabah yedi gibi kamaramızın penceresinden bakarken Mikonos göründü. O sırada anons yapıldı, Mikonos'a biz bir saat erken geldik ama limanda çok gemi var limana giriş izni bekliyoruz. E niye koştur koştur geldin o zaman...  Sonra tekrar bir anons  fırtına yüzünden limana giremiyoruz. Sonra yine bir anons, römork geliyor bizi limana sokacak...Sonra yine bir anons, römorkun halatı koptu... Sonra yine bir anons tender botlarla limana çıkacağız... Sonra yine bir anons tender botlarla çıkmak da çok tehlikeli limana yanaşmaya deneyeceğiz. Biz bu arada yemek yiyoruz, içki alıp  gösteri izlemeye gidiyoruz, okey salonuna gidip okey oynadık. Derken, Cem ve Cansu gelip, gelin gelin olay var herkes salonda demese biz Mikonos'u unuttuk.Gittik ki bütün yolcular salonda toplanmış, iki adam ortaya çıkmış. Biz Mikonos diye geldik, saatlerimiz gemide geçti...Şimdi topluca Mikonos'a çıkmayalım, gemiden inmeyelim protesto edelim.Ama botlara binilirken bir baktık bunlar en janti kıyafetleri giymiş en öndeler:)
Mikonos;Dünyanın en güzel adası seçilmiş, daracık sokakları, beyaz evleri, evlerin balkonlarından sarkan begonvilleri, sabahlara kadar süren beach partileriyle ünlü  bir eğlence adası...O bal dök yala kıvamında tertemiz sokakları bir sanat galerisi görünümünde... Zaten onlarca sanat galerisi var.

Burada gördüğünüz Lale , karaya basmış olmanın sevinciyle, yaz ortasında üşümenin keyfi arasında kalmış olan Lale:)
Mikonos'un sokakları büyüledi bizi...







 Her oturma ihtiyacı hissettiğinde hemen oturabiliyorsun, üstelik de minderli:)



en fazla 10-15 kişinin dua edebileceği böyle minik minik şapeller var.





 Bazı sokaklar sanat galerisi gibi, renkli ve ışıltılı bazı sokaklarda ise eğlence dışarı taşıyor.Yukarıdaki fotodoki küçük boydaki şişman kadın biblosunu son anda almaktan vaz geçtik. Bilemedim alsa mıydık? Ama kırılma riskini göze alamadım.

Mikonos'un simgesi pelikan, Allah'tan Fatih foto işini akıl etmiş.


Mikonos deyince ille de değirmenler. Bu fotoyu çekerken, rüzgar beni kısa yoldan geminin bacasından içeri atabilirdi:)
E Mikonosa gelip de bi taverna yapmadan olmazdı.Burada ki Yunan usulü midyeyi sevmedik. Jumbo karides fena değildi.Ama biranın buzlu bardakta gelmesi süperdi.




 Fotolarda görüldüğü üzre Cem Sultan bizimle değil...Yani buraya kadar gelsin de bir beach partiye katılmadan dönse miydi:))))

Mikonos bu kadar , gece üç gibi kalkan tender botla gemiye döndük.Bir çay saati yapıp odalarımıza geçtik.

Mikonos, çok bize hitap eden bir ada değil. Ama ille de görüşelim bir kez daha derse görüşürüz. Bir çay içer, elektrik aldık mı diye bakarız:)

Gece boyunca fırtına devam etti. Sabah hala sallıyordu.
Yarın Santorini'de  buluşuruz.














6 Ağustos 2017 Pazar

ETS Gemisi ile Yunan Adaları

Karı koca iki yıldır hayalini kurduğumuz, gemi ile Yunan Adaları seyahatini 30 temmuz 3 ağustos tarihleri arasında gerçekleştirdik.
Bu yazıda elbetteki adaların tarihinden coğrafyasından söz edecek değilim.Ben kendi gezimi anlatırken siz de adalarda ne yapılır, ne yenilir, en ekonomik nasıl gezilir ve nereleri görmezsen olmazın ip uçlarını bulacaksınız.

Gemiden bilet almadan önce yolculuk için hangi kabinler daha uygundur onu araştırmakla işe başladık. Bir kere kesinlikle penceresiz olan iç kabinleri tercih etmemenizi öneriyorum. Biz premium dış kabin aldık. Güverte almaya da gerek yok. Standart dış kabin ve premium dış kabinler ideal.Beşinci kat gürültülü ve sallantılı. Benim tavsiyem 6.kat kabinler.
Gezimizin ilk durağı Çeşme/Ilıca idi. Burada Fatih,  Meral, Cansu ve Cem ile kahvaltıda buluştuk. gezinin ilk notları üstünden geçtik. Biz daha gezi başlamadan ne yapacağımızı biliyorduk ve bunun çok faydasını gördük.

Bize gelen maillerde saat 14.00 bavulları teslim edeceğimiz, saat 16.00gibi de gemiye alınmaya başlayacağımız bildirilmişti. Biz de bavulları teslim eder, yemek yeriz diye düşünmüştük ama bavulları teslim ettiğimizde gümrük önündeki kuyruğu görünce hemen kuyruğa girdik.Hava çok sıcaktı. Bu kuyruk nasıl bitecek derken, artık tipimiz nasıl kayık, bakışlarımız nasıl umutsuzsa o an bir ETS görevlisi gelip sizi gölgeye alalım deyip bizi içeri soktu:). Pasaport kontrolünden geçtikten sonra, geminin kendi standına geldik. Burada limonata ve kurabiye ikram edip, pasaportlarımızı alıp  gemiye giriş ve çıkışlarda kullanacağımız pasaport yerine geçecek kartlarımızı verdiler. Ve direk 9. kata çıktık. Orada sandviç ve içeçecek ikramı vardı. Daha sonra odalarımızın hazır olduğu anonsu yapıldı ve odalara geçtik. Yarım saat sonra yapılan anaonsla da  dolaplardaki can yeleklerimizi giyip tatbikat için 10. kata çıktık.
Saat 18 de ise yeniden bilgilendirme toplantısı için 8. katta buluştuk. Burada adalarda yapılacak olan kara turları hakkında bilgi verdiler. Biz zaten gitmeden önce bu konuyu halletmiştik aramızda. Rodos'ta tur almayıp kendimiz gezecektik, Mikonosta ise sadece ring seferi alacaktık Santoroni de ise mutlaka tur alacaktık hem de plajlısından:)) Santoroni de mutlaka tur alınmalı... Tur kişi başı 60 euro, Mikonos ring ise 10 euro... Bunu gün boyu kullanabiliyorsunuz.
Şimdi gelelim gemi yaşamına... Gemi personeli genellikle yabancı uyruklu ama ingilizce ya da tarzanca olarak çok kolay anlaşıyorsunuz. Hepsi çok güler yüzlü ve hizmette hiç kusur etmiyorlar. Odaların sonuçta bir gemi odası olduğunu unutmayın. Dolabınızda bol askı, Türkçe yayın yapan tv, minik bir buzdolabı ve kasa var. Bizim odamız iki adet lumboz pencereli idi. Kare olanlar ve tek pencere olan odalar da var. Odalar her gün temizleniyor ve günde iki kez havlu servisi var. Dolapta yedek yastık ve battaniye mevcut.
Yemekler açık büfe ve çok zengin. Diyet yapanlar içinde diyet yemekler bölümü var. Yemek salonu iki adet. Gönlünüz hangisinde isterse onda yiyebilirsiniz. Size verilen kartlarda günlük olarak; iki adet su, iki adet sıcak içecek, iki adet soğuk içecek ve iki adet de  alkollü içececek yüklü. Sular günlük odanıza bırakılıyor. Saat beşte beş çayı saat 12  ve 001 arası çorba servisi var. Her sabah kapınızın altından atılan gemi gazetesinden o gün yapılacak turlar ve akşam gemide yapılacak etkinlikler ve uğrayacağınız ada ile ilgili bilgileri okuyabilirsiniz. Odadaki dahili telefondan odadaki herhangi bir aksaklıkla ilgili  arama yapabilirsiniz.Akşam yemeğinden sonra hangi salonlarda ne tür eğlenceler var sürekli anonslarla bildiriliyor. Gemi içinde free shop ve casino gemi açık denize açıldıktan sonra açılıyor.
(gemideki ilk akşamımız, bu masayı genelde kimselere kaptırmadık:)))
İlk gece yabancı uyruklu gemi personelinin yaptığı bayrak seremonisi çok eğlenceliydi. Türk personel çıktığında ise Atatürk'ün sesi ve İzmir Marşı yükseldi hoporlörlerden  ve 1000 kişi hep bir ağızdan söyledik ve o duyguyla da  odalarımıza geçtik.
  RODOS


Sabah biz karı koca erkenden kahvaltıya çıktık,kahvaltımızı yaparken ben birden başımı kaldırınca yukarıdaki manzarayı gördüm. A aaa Rodos'a geldik diye bağırınca herkes telefonunu kaptı fotoğraf çekmeye koştu.Ben de hemen bizim Rodos Şövalyelerini arayıp geldik dedim.:)
Rodos için size ilk söyleyeceğim şey kalın tabanlı ayakkabı alın yanınıza. Bana  Bahar söylemişti. Ben de size söyleyeyim. Valla tabanlarınız mahvolur gezi burnunuzdan gelir. Çünkü;Rodos'un yolları budur.
Yunan Adalarında her adanın bir sembolü var. Rodos'unki ise geyik. Bunu rögar kapaklarında bile görmek mümkün.


Rodos'a ilk gidenleri iki sütun üstünde yükselen bronz geyik heykelleri karşılıyor. Bu sütunların yerinde çok eski çağlarda iki büyük ayak varmış.Her iki bacağı Rodos Limanının  iki yanına basan dev bir bronz  heykel varmış. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan bu heykelin depremde yıkıldığı sanılıyor.
Biz Mandraki Limanında gemiden indiğimizde Marmaris  Marmaris diye teknelerine müşteri toplayanları gördük. Zaten taksiciler Marmaris limanı diyorlardı.
Biz Rodos'ta  kara turu almadık. Çünkü Rodos'ta  gezilecek her yer, şehrin merkezinde. Lindos köyü vardı ama biz onu baştan eledik. Çünkü o zaman şehri tam anlamıyla gezemeyecek ve denize giremeyecektik. Onu bir daha ki sefer direk Marmaris'ten geçer gezeriz dedik.Ve çok doğru bir karar vermişiz turdan gelenler hem çok yorgun hem de  bizim yaptıklarımızın yarısını bile yapamamışlardı.
Biz gemiden inince hemen iskelenin karşısından kalkan üstü açık otobüslere binip şehirde bir saatlik tur yaptık ve bu arada denize gireceğimiz plajı saptadık:) Otobüs turu 12 euro idi. Pazarlık yaptık 10 euro ya aldık. Bunu hiç unutmayın Yunan da bizim kadar seviyor pazarlığı. Bizim ekibin pazarlıktan sorumlu üyesi Fatih'ti. Onun tercümanı ise Cem'di:)
Otobüste giderken Cem burada iniyoruz dedi ve biz de hemen indik:)Ekibimiz son derece uyumluydu. Hiç bir şeye tek başına karar vermedik ve hep en iyi kararı vermiş olduğumuzu gördük, sonunda... Biz dört numaralı durakta indik. Bu otobüs biletlerini gün boyu kullanabiliyorsunuz.
Otobüsten indiğimiz yer tam da geyikli sütunların olduğu yerdi.
(foto: Cansu)
Burada fotoğraf molası verdik, meydandaki kiliseyi gezdik ve yolun karşısına geçip oradan  kalenin içine girmek üzere yürüdük.
(foto: Fatih)
Kale girişindeki dükkanlardan mutlaka sünger alın. İnanılmaz yumşak,ipek gibi. Kızlar keşke bir kaç tane alsaydın dediler. Burada da pazarlık yaparak  iki tanesini 5 Euro ya aldık. Aynı süngerler Mikonos'ta 9 , Santoroni'de 11 Euro idi.




Kocamla biz sünger pazarlığına dalınca  grubu kaybettik ve herhalde buradan gittiler deyip şu üstte gördüğünüz

yola çıkan kapıdan girdik.Ben de Şövalyeler Yolu herhalde bu, atla dıgıdık dıgıdık gidiyorlardır diye düşünüyordum:)Bu yoldan epey bi yürüyüp


Bu kapıdan girdik ve Old Town'a göbeğinden daldık. Halbuki şu şaşalı kapıdan girmemiz gerekiyordu. Fatihler buradan girmiş.
Biz biraz yürüyünce bir saraya çıktık ve ben bunun ''Büyük Üstatlar Sarayı/ Grand Master'' olduğunu anladım. O sırada  ben yine aldım başımı gittim ve  bu koca sarayı tek başıma doya doya gezdim.Param, suyum yanımda gemi de limanda ne korkacam gezdim bi güzel. Dışarı çıktığımda kocam  merdivende kucağında çantası oturuyordu, biraz sonra da ekip tamamlandı ve onlar sarayı gezdi. Saraya giriş 6 Euro...Saray, Rodos Şovalyeleri'nin idari merkezi ve aynı zamanda Rodos'a ait sosyal ve entellektüel sınıfın merkezi olmuş.
(foto: Meral)
( Cansu ve Cem iki kardeş gezinin tüm teknik sorumluluğunu üstlendiler. Hatta gittiğimiz yerlerde Wifi şifrelerini bile tek tek telefonlarımıza onlar girdi)
(Meral bu açıdan sarayı fotoğraflamak için çok uğraştı)




Büyük Üstatlar Sarayından çıkınca  Rodos'ta ki tek ibadate açık olan İbrahim Paşa Camiini görmek istedik. Camiyi sorduğumuz herkes biraz garip davrandı zaten camiye gittiğimizde cami kapalıydı ve abdest alınan şadırvan çeşmesinin suyu kör tıpalarla tıkanmıştı. Rodos'ta gördüğümüz Türk mezarları da acınacak haldeydi. Halbuki burada 3500 Türk yaşıyormuş ve Türk turiste  çok iyi davranıyorlar.Türkçe bilen de çok. Türk cemaat sanırım bu yönden iyi çalışamıyor. Şövalyeler Sokağındaki Cem Sultan'ın evinin tabelası da bu yıl sökülüp, kaldırılmış.
Şövalyeler sokağının girişi
foto: Zeki

şövalyeler sokağı... Bu sokağı bu kadar boş yakalamak için çok bekledim hatta grubu yeniden kaybettim:) Koşa koşa buldum.



Cem Sultan'ın evinin önünde bizim Cem Sultan:)




Rodos'ta dilenci yok ama bunlardan bol bol var. Eğer kaza rıza fotoğraflarını çekerseniz para almadan bırakmıyorlar.



Artık acıkmıştık ve Rodos'taki en nazik  tavernacı Niko'yu bulduk. Fatih yine pazarlığını yaptı. Niko,Erkeklere gizli gizli fazladan uzo ikram etti:) Elimizi sıkarak uğurladı bizi...

 Artık programımızın plaj kısmına gelmiştik ve çok da ısınmıştık. Cem bize dedi ki Akvaryum plajına çok yakınız, yürürüz... Gerçekten de 10 dk lık bir yürüyüşten sonra kendimizi plaja attık. Giriş ücreti ödemek istediğimizde birazdan kadın arkadaş gelip toplayacak dediler. Biz denize girdik, çıktık  baktık ki büfe de kapanmış, plaja bakanlar da gitmiş. :) :) plaja bedava girmiş olduk.
Akşam yemeği için gemiye döndük. Saat 21.00 gibi de Rodos'tan demir aldık.
Biz Rodos'u çok sevdik umarız o da bizi sevmiştir ve umarız ki yeniden görüşürüz.

Mikonos'ta buluşmak üzere....

27 Temmuz 2017 Perşembe

#Bozcaada

Bu seneki tatil rotamızın ilk ayağında Bozcaada vardı. Gitmeden önce uzun uzun araştırdık  Bozcaada'da ne yapılır ne edilir, ne yapmazsan olmaz bunu bir iyi planladık daha doğrusu ben planladım ve gitmeden önce herkesin kafasına bir iyi soktum😍
 Bir günü bile ziyan etmemek en önemlisi de Çanakkale Boğazını sabaha karşı  geçmenin güzelliğini yaşamak için gece yolculuğu yaptık. Yani ne diyeyim her zamanki gibi muhteşemdi. Çanakkale Boğazından Geyikli'ye oradan da tekrar feribotla Bozcaada'ya geçtilk. Bozcaada uzaktan görününce ben ilk olarak kalacağımız oteli gördüm. O kadar incelemişim ki uzaktan tanıdım.İskeleye indiğinizde sizi ücretsiz taşıma yapan elektrikli arabalar karşılıyor. Eğer Bozcaada çarşı içindeki o şirin pansiyonlarda kalacaksanız bunları kullanın. Ama bizim gibi biraz dışarda bir otel seçerseniz taksi kullanıyorsunuz. Adada beş adet taksi var zaten. Biz hemen iskeleden taksiye bindik ve aynı anda hepimiz birbirimize whatsapp dan kamera şakası mı diye yazdık. Çünkü; direksiyonda sanki Eyvah Eyvah filmindeki  Ata Demirer vardı.  Sonradan adının Metin olduğunu öğrendiğimiz taksicimiz bizim Ada'da ki elimiz kolumuz oldu. Bozcaada'ya gideceklere ilk önerim sakın aracınızla gitmeyin. En fazla Geyikli'de otoparka bırakın.
Seçtiğimiz otel, Bozcaada'da kendine air koyu olan tek oteldi.Çarşı içindeki pansiyonlar çok şirin, çok güzel hatta daha ekonomik ama bizim gibi tatilde biraz free takılmak isterseniz yani aynı anda kalkalım, aynı anda denize gidelim yapmak istemiyorsanız seçimi bizim gibi yapmalısınız. Çünkü Bozcaada içinden denize girilmiyor. Gerçi sürekli plajlara dolmuş var ama bu tür tatil bize biraz uzak. İsteyenin istediği gibi davranabileceği Pelagos Otel tam bize göreydi.Ve sonuçta da anladık ki 100 kez Bozcaada'ya gitsek 100 kez Pelagos'ta kalırız dedik. Karşılanmamızdan uğurlanmamıza kadar her şeyden çok memnun kaldık. Bizim kaldığımız bölüm 45 metre karelik  iki odalı küçük bir daire gibiydi. Aile odaları adı altı da bu tür iki bölümleri var. Kahvaltıdaki her şey hatta ekmeğe kadar kendileri yapıyor. Zeytin kendi zeytinliklerinden, domates biber kendi bahçelerinden. Ne isterseniz masaya anında geliyor.


Biz tüm günü otelimizde denize girerek, güneşlenerek ve dinlenerek geçirdik akşamları da taksici Metin'i çağırıp çarşıya indik. Her türlü yemeği yiyebileceğiniz her keseye uygun yerler var. Fakat yine de tavsiyem fiyat listesi olan yerlere girin ve sonunda ne ödeyeceğinizi bilin.Bazı yerlere iki üç gün önceden rezarvasyon gerekiyor. Hepsi sokak lokantası fakat ismi ve lezzeti ile öne çıkan yerler var. Yalova ve Karabatak gibi mesela. Bozcaada mezeleri Cunda'da ki mezelerin çeşitliliğinden sonra biraz  az geliyor ama lezzetliler. 

Bir akşam mutlaka meydanda Çınaraltı kahvesi karşısındaki zeytinyağlıcıda  zeyrinyağlı yemeklerinden yeyin. Rıhtımda ki Rıhtım Kafe de mutlaka bir kahve için. Yanında  Kaptan Black sigara ve badem likörü ile servis ediyorlar.

Çiçek Pastanesi de mutlaka uğranması gereken yerlerden. Biz karışık kurabiye paketi yaptırıp, otelde, deniz kıyısında çayımızın yanında yedik.

Bir akşamda Kocamın yürüyüş yaparken gördüğü Mahalli İdareler  Başkanlığı Sosyal Tesislerinde her yerde yediğimizin üçte bir fiyatına  ve daha da lezzetli yemekleri yedik  içtik. Hatta jumbo karideste masamıza ikram olarak geldi. İçkinizi şişe olarak da kadeh olarak da alabilirsiniz ve Rum böreğini denemenizi özellikle tavsiye ederim.
Burayı da  bir kenara not edin.


Artık Bozcaada'ya geleli bir kac gün olmuşsa her gece bas bas paraları Leyla'ya  bi daha mı gelicez dünyaya tarzı yeme içme fasĺına biraz ara verin😀😂Can bi çorba çeker mesela.
O zaman. Çınaraltı kahveden aşaği doğru yürüyün caminin yan tarafında yine ulu bir çınarın altında masaları olan burayı göreceksiniz.Üç çeşit çorbasi,zeyrinyağlılaŕi;et yemekleri ve yiyebileceginiz en güzel lahmacun ve pideyi yapan taş fırını var.
Bız hoşumuza giden her seyden ortaya ve birer porsiyon da çorba aldık.Kumpisiyenin tadına bakmayı unutmayın



Şimi biraz kültürel kısmına ve Ada sokaklarına gelelim.Yemekten önce mutlaka Ada sokaklarına bir dalın. Özellikle Rum Mahallesini karış karış gezin.Her biri ayrı güzellikteki pansiyonları kalmasanız da fotoğraflayın.

Burası Meryem Ana Kilisesi saat kulesi.Bozcaada'da Rum Ortodoks Cemaatine ait 1827 yılında Venedikliler tarafından yapıldığı düşünülen ibadete açık tek kilise.4 katlı bir çan kulesi var ve yüksekliği 24.8 mt.


Alay Bey Camii... 
Buradan söz etmesem ve siz de buraya gidip de içındeki her şey kırmızı olan bu camiyi görmeseniz  bir renk hatta kırmızı eksik olur gezinizden.😊
Caminin giristeki kitabeden bir tek 1321 rakamı okunduğu için,yapılış tarihinin bu olduğu sanılıyor.Basta da dediğim gibi duvar çinilerinden tutunda yerdeki halılara kadar her şey kırmızı.
Cami avlusindaki kabirlerden birisi  Sadrazam Halil Pasa'ya ait.
Sadrazam Halil Paşa; Kemal Derviş'in büyük büyük dedesiymiş.
Öldürülmüs hem de kafası uçurularak.
Kafası İstanbul'a padişaha gönderilmiş,bedeni ise Alaybey Camii avlusuna defnedilmiş.Kafası Karacaahmet Mezarlığına defnedilmiş.


Bozcaada  Kalesi kimler tarafından ve kaç yılında yapıldığı bilinmiyor. Cenevizliler, Venedikliler ya da Bizanslılar taradından yapılmış olabilirmiş. Çok rahat gezilebilen. Çok büyük , iç ve dış olmak üzere de iki bölümden  oluşuyor.



Bozcaada limana doğru yürürken bu çok büyük kitapçıyı atlamayın. İstanbul'da dahi bulamayacağınız kitaplar var.

Bir yeri ilk kez ziyaret ediyorsak,gittiğimiz yerin müzesini,kütüphanesini  mutlaka gezi planımız içine alıyoruz.
Hele ki Bozcaada için bu kaçınılmaz.
Tarihi boyunca stratejik açıdan da çok önemli olmuş.Çünķü;Çanakkale Boğazından gecen gemiler  için çok önemli bir sıgınak ve de yığınak noktası olmuş.
Müze;tam anlamıyle Bozcaada'nın yerel tarıhıni.anlamamızı sağlıyor.
Yerel tarihçi Hakan Gürüney'in kişisel girişimleri sonucu ortaya çıkan bu Unesco ödüllu müzeyi gezmeyi sakın ihmal etmeyin.Bize müzeyi Hakan Bey gezdirdi ve her bir evrağı,resmi tek tek anlatti.
Fotografları kaydırarak bakarsanız,arka arkaya koymaya çalıstım.Beyaz dikili taş şeklinde bir anıt nekanı göreceksiniz.Bu maketin orjinali ,Bozcaada meydanındaymıs ama meydan düzenlemesi yapılırken.kaldırılıp atılmış.Anıt sökülümce altından şişe içine konulmuş bir mesaj çıkmıs.Mesajin orjinal hali ve Türkceleştirilmis hali yine arka arkaya fotoğraflarda görebilirsiniz.
Müzenin alt kısmı ise muhteşem bir kolleksiyon.Bir şarap mahzeni ve Bozcaada'nın günlük yaşamına ait her sey var.Terzileri kimlerdi,kullandığı malzemeler,bakkalı gibi gibi...
Ben müzeden ayrılırken üç adet kart postal aldım.Fransız askerlerinin ailelerine gönderdikleri kartlardan kopyalanmışlar.


Bozcaada'da yapılmadan gelinmemesi gereken şeylerin en başında belki de Ayazma Plajında denize girmek geliyor fakat  beşbin kişi ile aynı yerde denize girmek, plajda servis falan olmaması bizi sıktı. Denizde o gün ekstra soğuktu valla  yarım saat sonra Taksici Metin'i geri çağırıp onu şok ettik.
Polenti Fenerinde günbatımı bir sonraki Bozcaada ziyaretine kaldı.
Bizden sonra Bozcaada'ya gidecekler için ipuçları oluşturmaya çalıştım.Herkes mutlaka çok farklı şeyler yakalayacaktır.

O kadar yoğun geçti ki günlerimiz tek kitap okuyabildim tatilde. İsabel Allende'nin son kitabı.




İsabel Allende, bir  okurun başına gelebilcek en iyi şeylerden biri...
Ve iki tarafında  da ay çiçeği tarlaları olan bir yoldan evimize geldik.


Öle işte