Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

6 Şubat 2017 Pazartesi

Yunanistan 2 çelınç ve hafta sonu

 Yunanistan seyatimizin  ikinci bölümünde  Kavala, Gümilcine, İskeçe ve Dedeağaç vardı.
 Kavala en beğendiğimiz yer oldu. Daha denizle içiçeydi sokakları ve evleri Safranbolu havasındaydı.


 Kavalalı Mehmet Paşa sayesinde burayı hiç kan dökmeden aldıkları için heykelini dikmişler ve onun yaptırdığı eserleri korumuşlar.

 Şehre bir su kemerinin altından giriliyor. Kemer Osmanlıdan kalma... Bizim Unkapanı'ndaki Valens Su Kemerlerine benziyor.
Otobüsten inince, ilk önce Kavalalı Mehmet Paşa'nın atının  üstünde tüm Kavala'ya denizden baktığı heykelinin olduğu tepeye çıktık. 
Yokuş boyunca sağlı sollu Safranbolu evlerine benzeyen evler vardı. 
Şehrin eski şehir kısmına Panagia adını veriyorlar. Eski şehire çıkacağınız yolun başında hemen bir cami var Kanuni Sultan Süleyman'ın İbrahim Paşa için yaptırdığı cami minaresi yıkılıp,çan eklenerek sonradan kiliseye çevrilmiş.

Yunanistan'da Kavalalı Mehmet Paşa çok seviliyor ve kendisinden Mısır Valisi olarak söz ediliyor. Evinde Mısır bayrağı çekili ve orası Mısır toprağı sayılıyor.


Kavala'da çok güzel kapılar gördük.
Rehberimiz hemen aşağıdaki okulun bahçesinden içeri geçerek Yeni Kavala'yı kuş bakışı görebileceğimiz ve deniz feneri olan yeri kaçırmamızı söyledi. Burada manzara gerçekten de çok güzeldi.


 Aşağı doğru inişe geçtiğimizde artık acıkmaya başlamıştık ve hemen limanın karşısındaki tavernada yemek yedik. Yunanistan'da tüm balık lokantalarına taverna deniyor bunu da söyleyeyim :) Lokanta kalabalıktı çünkü; pazar ayininden çıkan Kavalalılar da aileleri ve arkadaşlarıyla yemeğe gelmişlerdi. Jumbo karides, ızgara kalamar ve midyeli pilav sipariş ettik. Hepsi muhteşem ve çok tazeydi. Eğer yolunuz düşerse özellikle midyeli pilavı kesinlikle atlamayın.




Kavala'ya gidip de  Kavala kurabiyesi almadan dönülür mü? Ama kurabiyeyi Kavala'dan değil, şehire 40 km mesafede olan bir köydeki işletmeden aldık. Asıl Kavala kurabiyesinin çıkış yeriymiş.ilk yapan babaanne mübadele zamanında Niğde'den göç etmiş. Tarif Niğde'den çıkma yani... Geldikten iki gün sonra Ayhan Sicimoğlu'nun aynı yerde  çektiği programı izledik. O da aynı şeyleri anlattı. Kurabiyeci bize  içebildiğimiz kadar semaverde demleme çay ve yine yiyebildiğimiz kadar kurabiye ikram etti.

Kavala'dan sonra Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümilcine'ye geçtik.Gümilcine' de her yer kapalıydı ve sokaklar bomboştu. Hadi pazardı diyelim ama halk hiç yoktu ortada... Rastladığımız bir iki kişi Türkçe hoşgeldiniz Gümilcine'ye dediler. Tüm sokaklar ağaç tünelleri şeklindeydi çok hoşumuza gitti. Rehberimiz bizi Çukur Kahve'ye götürdü. Hem kahve içtik hem satın aldık. İçimi çok güzel bir kahvesi var. Üç ayrı cins çekirdekten yapılıyormuş. Köpüğü için kafeini için, lezzeti için farklı çekirdekler kullanılıyormuş. Paket paket aldım, çok beğendim çünkü. Gümilcine sokaklarında dolaştık. 


Gümilcine'nin simgesi kılıçmış, Kılıç Anıtını gördük. 14 mt boyunda büyük bir metal kılıcın işlendiği dikey bir anıt.Kimilerinin askeri cunta için kimilerinin ise Türklere düşmanlığı simgelediğini söylediği anıt. Tüm törenler burada yapılıyormuş.

Gümilcine çarşısı bizim Anadolu kasabalarına benziyordu. Rehberimiz Gümilcineli olduğu için buranın sosyal yaşamı hakkında daha gerçekçi bilgiler verdi. Halk olarak hiç Türk-Yunan ayrımı yaşamadıklarını birbirlerinin evinde büyüdüklerini ama askerliğini Yunan Ordusunda yaparken çok zorlandığı  ve 24 ayda 18 ayrı yere sürüldüğünü anlattı. Buradaki  Türklerin  bütün resmi işlemlerini müftü yapıyormuş. Doğum, düğün,evlilik akdi, boşanma, ölüm her şey müftüden geçiyormuş. Türkler öyle belediye nikahı yapmazlar müftü evlendirir müftü boşar dedi.  Yakın zamana kadar Türkler mallarını satabiliyor ama mal satın alamıyorlarmış. Şimdi artık satabiliyorlar da dedi. Rehberimizin Gümilcine anıları ve askerlik anıları da gezi boyunca keyifli ve renkli anlar yaşattı bize.

İskeçe'de Türklerin yoğun  olarak  yaşadığı yerlerden. Çok güzel bir sahili var. Hatta yaz tatili için düşünmedim desem yalan. :)Bir öğrenci şehri ve o yüzden her yerde kafeler var. Yunanistan Türk Üniversitelerinin denkliğini kabul etmediği için Türk öğrenciler Türkiye'de öğrenim yapmıyormuş.Bu şehrin simgesi ise saat kulesi.



Yol boyunca bazı yerlerde küçük kilise objeleri gördük. Bunlar orada trafik kazası geçirip ölenlerin anısına koyuluyormuş. Hem sürücü için caydırıcı olup hızı engelleyip dikkatli olmasını sağlıyor hem ölen için dua ediliyor.İçinde para, şeker, ekmek ve ölenin kişisel eşyaları fotoğrafı oluyormuş. Ekmek, şeker ve para yolda kalan olursa  o anlık ihtiyacını karşılaması içinmiş.

Dedeağaç; İstanbul'a en yakın Yunan şehri. Havaalanı da var. İpsala sınır kapısından çıktıktan 40 km sonra Dedeağaç'a varıyorsunuz. 50.000 nüfuslu fakat Balkanların en büyük hastahanesine sahipmiş.Bir liman kenti.Yazın bizim Ege'deki sahil kentlerine dönüşüyormuş.


Yunanistan gezisi çok keyifliydi.  Türkiye sınırına girmeden rehberimizin sorduğu soruyu herkesten önce doğru cevaplayarak ev yapımı papaz şarabını da Gamsegamse'nin kazanmasıyla geziye keyifli bir nokta koyduk.





Bir sürü unuttuğum  şey olmuştur mutlaka... Selanik'de ki Jamaikalıları ya da ille de kahvesini bana ikram etmek isteyen Yunanlı'yı ya da her seferinde otobüse en geç Gamsegamse ile benim binip Naziş'i fıtık etmemizi ama rehberimizin de yoo geç kalmadınız daha vakit var demesini...  Son anda tura katılmaya karar verdiğimiz için arka sıralara düştüğümüz için önce hayıflandığımızı ama bizim gibi olan bir grupla arka  beşli koltuğu( orası boştu) rezidans olarak kullanıp  herkes iki kişi otururken bizlerin ikili koltuklara bire birer oturup yayıla yayıla seyahat ettiğimizi, neredeyse misafir gününde gibi birbirimizi ağırladığımızı, arka tarafın çok eğlendiğini hatta bizi o kadar iyi ağırlayan bir çift vardı ki tüm arka grup onlar nereye giderse bundan sonra onlarla gitmeye karar verdiğini,  Garsondan hesap istediğimizde garsonun acelesi yok sakin olun dediğini... bi sürü bi sürü şeyi anlatamadım. Az şey anlattım çok şey bize kaldı. :)

Sıra çelınç 12. soruda :Son 10 yılda hayatında neler değişti.
10 yaş aldım  :)  Blog yazmaya başladığım zamanlara denk  geliyor ki, blog sayesinde hayatıma çok şey katıldı. Dünyanın her tarafından arkadaşım oldu. Bir çok yazarla birebir tanışma fırsatım oldu.Kızlarım öğrencilikten çalışan kısmına geçtiler. Üç kollektif kitapta yazım yayınlandı. Bir tv yarışmasına katıldım.Kazanamadık ama çok eğlendik. Başka bir evde yaşamaya başladık. 

Gelelim hafta sonuna ...
Cumartesi günü Zuz ve Naziş ile evde oturduk ve Oscar adayı  Lion'u izledik.Çok beğendik.Hindistan'da trende uyuya kalıp evinden kilometrelerce uzağa gidip kaybolan Saru'nun  Avustralyalı bir ailenin evlat edinmesiyle değişen hayatı ve sonradan ailesini bulmaya çalışması hikaye edilmiş.

Pazar günü ise biz karı koca evden kaçtık ve Banu ve Ercü ile buluştuk. Vurduk okeyin gözüne :) Ağaçlar altında serin yürüyüşler yaptık.DSİ lokali yemekhanesi fırınından çıkma çıtır,sıcak simitlerle çay keyfi yaptık. Akşam da Beşiktaş-Fenerbahçe maçı için eve döndük.

Bugün okullar açıldı ve kızların yarıyıl  tatili bitti ve okullarına döndüler.


2 Şubat 2017 Perşembe

Yunanistan, kitap kulübü,çelınç falan filan

Yazmadığım günlerde bir koşu Yunanistan'a gidip geldim   :)
Hem turistik bir gezi oldu hem de bir düğüne katıldık. Damat Türk, gelin Yunanlı idi ama biz kız tarafıydık. :) Kızların öğretmen arkadaşı  İsmini ile Umut'un düğünüydü...
Biz, düğün tarihi belli olunca o tarihlere rastlayan bir tur araştırdık ki gitmişken gezilecek, görülecek yerleri de hakkıyla  gezelim diye...Şansımıza da ETS Tur'da tam da o tarihlere rastlayan bir tur bulduk. 
Turumuz, Selanik, Kavala, İskeçe,Gümİlcine ve Dedeağaç'ı kapsıyordu.
Turumuzun en güzel yanı rehberimiz Sahir Bey'di. Enerjisiyle, güler yüzüyle, her konuda yanımızda oluşuyla gönlümüzü fethetti ve çok güzel anılarla dolu bir gezi yapmamızı sağladı. Yani freeshopda biz lavaboya giderken o yukarıda çantalarımızı bile bekledi. Hatta Naziş, hadi gitmiyor muyuz demiş de, Annenle, kardeşinin çantalarını bekliyorum demiş🙃
(Rehberimiz Sahir Halil)


Yolculuğumuz İstanbul'da başladı  ve İpsala sınır kapısına kadar hiç durmadık. Türk sınır kapısında ,tüm yolcular otobüsten indik ve tek tek polis noktasında sıraya girip  pasaport kontrolünden geçtik.  Hava çok soğuktu, tabiri caizsse donduk. Yunanistan'a girdiğimizde otobüsten aşağı inmedik, Yunan Polisi otobüse bindi ve bir pasaporta bir yüzümüze bakıp kontrolünü yapıp gitti. :) Sanırım biz tur otobüsünde olduğumuz için böyle oldu. Çünkü;  bizden yarım saat önde giden otobüste olan  kızların arkadaşları hem aşağı indirilmiş hem didik didik aranmışlar hatta yalnız yolculuk  eden bir adamın cüzdanındaki paralara bile bakmışlar. 
 Yunanistan'a girdiğimizde bomboş otobanlar bizi bekliyordu, saatlerce gittik ne giden ne de gelen bir araca rastlamadık. Kavala'ya 40 km kala kahvaltı molası verdiğimizde , kahvaltılıkları görünce yurt dışında olduğumuzu anladık :) Bu zeytin, peynir olayı Türk insanının kanına işlemiş bence... Ispanaklı ve peynirli böreğimsi bir şey yedik çok lezzetliydi. Demleme çay da vardı. Türk turist çok olduğundan  bir çok yerde demleme çay var ve çoğu kişi bir iki kelime Türkçe biliyor.
Sabah Selanik 'i görünce  her Türk  çocuğunun beynine çakılı olan cümle geldi aklıma..."Atatürk, 1881 yılında Selanik'te iki katlı,pembe aşı boyalı bir evde doğdu"  

Selanik'te ilk önce  Kaleiçi'nde Panorama Tepesi'nde durup  Selanik'i tepeden izledik. Tanrılar dağı Olimpos'u, Beyaz Kale'yi  gördük.  Panorama kelimesi buradan çıkmıştır dedi rehberimiz.

Burada kendi başıma çok takıldığım için kızlarım tarafından belgelenmişim.

İkinci durağımız Aya Dimitri Kilisesi oldu. Sabah ayinine rastladık.Dileklerimizi yazıp , kutuya attık. Rehberimiz kiliseyi gezdirdi, anlattı fakat bizim Bizans tarihine meraklı Naziş,buranın  mutlaka ayazması vardır dedi ve arayıp aşağıya inen merdiveni buldu. Gamsegamse, ben ve Naziş aşağı indik ki tüm aşağı kata yayılan şahane bir müze, paraların atıldığı dilek havuzu ve sergilenen Bizans eserleri vardı. Orayı Nazlı keşfetmese  göremeyecektik.
Kilisenin kapısında Türkçe dilenen dilenciler vardı. 

Tur otobüsümüze binince Selanik içinde panoramik bir gezi yaptık. Selanik Halkı henüz sabah rehavetini atmadan biz bütün şehri çok rahat dolaştık.
  Üçüncü durağımız hepimizin merekla beklediği "Atatürk Evi" oldu. Burada hepimiz  çok ama çok duygulandık. Orada olmanın hissettirdiği duyguları tarif edecek kelimeleri bulamıyorum. Ata'nın doğduğu odada olmak, eşyalarını görmek  her Türk için inanılmaz bir şey. 
Atatürk Evi'nin hemen karşısındaki kafe ziyaretçilere ücretsiz demleme çay ikram ediyor.




Atatürk Evi'nden çıkışta 4 saat kadar serbest  zamanımız vardı. Buluşma yerimizi rehberimiz söyledi ve hepimiz Selanik sokaklarına dağıldık.  Biz ilk önce panoramik gezi sırasında rehberimizin Selanik'in Nişantaşı  ya da Bağdat Caddesi dediği Tsimiski Caddesindeki mağazaları gezdik. Sonra ünlü Aristotoles Meydanına gittik.

(Ah Aristo,Adnan Hocam'ın ruhu şad olsun)
Selanik 500 yıl Osmanlı hakimiyetinde kaldığı halde Osmanlıya ait hiçbir eser maalesef korunmamış ve Selanik nüfusuna kayıtlı hiç Türk yokmuş.
   Daha sonra aynı İzmir Kordona benzeyen sahilde yemek yedik, kahve içtik. Rehberimiz Yunanistan'da en çok duyacağımız sözün siga siga yani yavaş yavaş olacağını söylemişti. Gerçekten de öyle, Yunanlılar giç vir şey için acele etmiyorlar ve saat 14.00 da tüm iş yerleri kapanıyor ve akşam 19.00 da yeniden açılıyor. Bu ara siesta saati çünkü. Yemeğimizi yedikten sonra buluşma yerimiz olan Beyaz Kule'ye  gittik.Osmanlı döneminde zindan olarak kullanıldığı için geçmişin izlerini silmek için beyaza boyanmış ve adını da buradan alıyor.



Ah sonunda otelimizdeyiz,Capsis Hotel... Merkezde olduğu için çok rahat ettik. Kavala kurabiyesi ikramı ve Türkçe hoşgeldinizlerle karşılandık. Odaların küçüklüğü dışında iyiydi. Kahvaltılar Birliği üyesiymiş o yüzden şahane bir sabah kahvaltısı vardı, yok yoktu. Beni en çok  laz böreği şaşırttı, aynı bizim usuldeydi.
 
Biz  gurubun tavernaya gittiği gece İsmini ve Umut'un düğününe gittik. Merkezden servis kalkınca uzak bir yer diye tahmin etmiştim ama şehirler arası bir yolculuk olacağını tahmin etmemiştim🙃  Neyse görmediğimiz yerlerden geçtik  ve düğünün yapılacağı düğün salonuna ulaştık. Çok güzel bir düğün oldu,müzik Yunan müziğiydi ama bildiğiniz bizim halaylarla, oyunlarla karşılaşınca anladık ki hep kutuplaştırılan bu iki halkın birbirinden hiçbir farkı yok. Bizim için Türkçe menü hazırlanmış, hiçbir endişeye mahal vermemek adına her yemeğin yanına içeriği yazılmıştı.


Gece 01.00 gibi otele döndüğümüzde artık pes düşmüştük. Rüya bile görmedim gece ya da hatırlamıyorum. Sabah uyandırmanın ziliyle uyandık ve kahvaltıya indik O kahvaltı uyandıktan bir saat sonra olsaydı keyfini acaip çıkarırdım ama yine de  zengin bir kahvaltı yaptık.
Gezinin devamı bir sonraki yazıya olsun  yoksa sıkılacaksınız.

  Geldikten iki gün sonra Kitap Kulübümüzün  şubat ayı buluşması vardı. Kitabımız Kendine Ait Bir Oda/ Virginia Woolf 'tu... İlk feminist yazarlardan olan Virginia Woolf'un  bilinç akışıyla yazdığı bu kitabı çok eğlenceli bir biçimde ele aldık.Çok keyifli bir akşam oldu. 


Gelelim çelınçımıza bu seferki soru yani 11. soru : Dolabınızdaki en eski kıyafet (fotoğrafı ve anlamı)

Şu fotoğrafta üstümde gördüğünüz beyaz hırka teyzem duymasın da sanırım 60 yıllık vardır.
Biz giymediğimiz kıyafetleri köye götürüyoruz. Sedirlerin altındaki sepetlere koyuyoruz. Yazın fındık zamanı işler çok yoğun oluyor, gelen giden çok oluyor. Geldim mesela köye, tarlaya girerim fasulye toplayayım, fındık bahçesine gireyim diyorsunuz, ya bir çalıya takarsınız elbisenizi ya çamura batarsınız o yüzden çekersiniz seleyi oradan bir kıyafet giyersiniz olur biter. Ben her gitmede o seleleri bir dökerim. Bir keresinde döktüm ve bu hırka çıktı. Ay çocukluğumda Sabahnur Teyzem 2,5 numara şişle dantel örer gibi ördüğü hırka. Hemen kaptım, ben bunu götürürüm dedim. Yakasına da bir kırmızı gül taktım. Anam bir tatlandı bir kıymetlendi. Şaziye Teyzem demez mi, Teyzen onu bıraktı ama alacak, yemezler canım dedim, kapıcan di mi dedim🙃Odur budur o benim kıymetlim.



Hadi şimdi gideyim, sonraki yazıda ne maceralar var :)



26 Ocak 2017 Perşembe

Üçü bir arada çelınç 😍

Bu çelınç işi sömestr tatiline denk gelince blog yazmayı zaten savsaklamaya yatkın bünyeyi  ikisi bir arada üçü bir arada yazmalara zorladı🙃
Bugün 8-9 ve 10. sorular cevaplayacağız efenim.
8.soru:Bir dahaki hayatında kim olmak isterdim.Ben yine aynı çocukların annesi aynı adamın karısı,aynı anne babanın çocukları ve de aynı kardeşlerin ablası olmak isterdim.Bu çok net böyle.Çünkü; ben hala aşağıda ki küçük kızım😍



 9.soru:Göç etmek zorunda kalsan yaşamak için seçeceğin ülke:
Hali hazırda göç etmek istesem bana iki inek, arazi ve aylık gelir veren bir ülke var  :) Çerkezya...Sanırım köklerimin geldiği yerleri görmek isterim. Putin 2013 yılında çifte vatandaşlık hakkı verilebileceğini söyledi. Ama ben, tapusu bende olan bu ülkeden gitmeyi hiç bir zaman düşünmem. Tapu senedim de nüfus  kağıdımdır.Ama bu ülkenin yaşanacak bir hale gelmesi için "hayır" lı sonuçlara ihtiyacımız var.

10.soru: Asla unutmak istemeyeceğin anın.


Asla unutmadığım anılarım bir sürü  onları unutmam zaten imkansız ama unutmak istemediğim bir anım var.  Bir gün, Asis  İsviçre'den gelmiş ve geleneksel buluşmamızı yapmıştık. Çok keyifli bir günün kocaman gülümsemesi yüzümde Beşiktaş- Üsküdar motoruna binmiş eve dönüyordum. Motor iskeleye yanaşırken ayağa kalkıp kapıya yürüdüm ve motorun yanaşmasını beklemeye başladım. O sırada nedendir bilinmez arkama dönüp baktım, geri döndüm ve beynim bir sinyal gönderdi sanki bir ışık yandı tekrar dönüp baktım. Sadece sen misin diyebildim ve   sen misin dediğim de bana sarıldı.  Ordu'da oturan erkek kardeşim Metin'di. O gün iş için gelmiş ve sürpriz yapmak için de söylememiş. Ama bir taraftan da sağıma soluma bakıyordum, bir yerlerden çıkarsın diye dedi. Dur hemen eve gidip tantanaya karışmayalım, bir yerde ikimiz oturup sohbet edelim önce demiştim.

Hayde  gittim ben darısı  diğer soruların başına  :)

23 Ocak 2017 Pazartesi

Çelınç 6-7 hatırladığım en eski anı v.s v.s

Bizim evde yaşam her zamankinden daha hızlı, çünkü kızlar sömestr tatilinde. Bu demektir ki benim hayatım rutin dışı... Kendime ait saatlerim, sabah değil nereedeyse gece yarısından sonra. Herkes yattıktan sonra eski Fransızca şarkılar çalan tadyo kanalımı açıp kitabıma gömülüyorum. Sabah nasılsa kızlar uyuyor diye ben de geç kalkıyorum. Sonra kahvaltı töreni başlıyor. Bu tören adını kocam taktı  :) Hazırlaması ayrı, toplaması daha ayrı bir iş gerektiriyor. En çok da o masayı toplamak :)
 Pazar günü için bambaşka bir program peşindeydim ama tüm günümüzü Akasya AVM de geçirdik, alışveriş yapmamız gerekiyordu.  Şikayet ediyorum ama alışverişin büyük kısmı benimle ilgiliydi. Beş altı yıldır, bottur, ayakkabıdır, çizmedir işini bıraktım onun yerine dört mevsim spor ayakkabılar giyiyorum. Yeni bir taneye ihtiyacım vardı ve  gönlüme göre aldım. Colombia markalarda iki ürün alırsanız %30 indirim var ihtiyaç sahiplerini haberdar edeyim :)
 Gelelim çelınç olayımıza... Ben tabi dün yazamadığım için bugün yine ikisi bir arada yapıyorum.
6.soru: Hatırladığın en eski anını  anlatır mısın?
Anlatayım canım, milattan önce bilmem şu yılda  :)  😍😇 
Aslına bakarsanız, ben ailenin ilk çocuğu ve de sülalenin ilk çocuğu olmam hasebiyle biraz elden ele daldan dala olmuşum. O yüzden teyzelerimin, dayılarımın, halalarımın  falan benimle ilgilili anılarımı dinleye dinleye mesela dedem ismimin konmasını o kadar çok anlatırdı ki ben şimdi o anıyı gözümde canladırıyorum. Ben Annemin kucağında  dedemin şapkasının içine isimler atılmış ve her seferinde dedemin koymak istediği isim Lale çıkıyor, enteresan biçimde  :). Ya da baban kocaman elini açmış beni dik durdurmuş o ele, harmanda haşlanmış yumurta isteyen var mı diye gezdiriyor ve Anneannem  avaz avaz bağırıyor. Hatırladığıma yemin edebilirim o kadar yani :)
Şimdi sadede gelelim şöyle sisler arasından sıyırabildiğim en eski anılarım haliyle kardeşlerimle ilgili olanlar.  Çok kar yağdığında annemin eve taşıdığı tepsi tepsi karlar mı yoksa  Metin ile aynı anda salıncağa binmek istediğimiz için babamın yaptığı iki katlı salıncak anısı mı daha eski ayıramadım.

Bu soruyu kızlarıma sordum, en eski neyi hatırladınız mesela diye, ikisi de aynı şeyi hatırladılar. Balkona açılan mutfak  penceremizin pervaz altına eşek arıları yuva yapmış ve biz bunun farkına varmamıştık.Gamsegamse balkonda oynuyor bir taraftandan da mutfakta iş yapan bana bıcır bıcır bir şeyler anlatıyordu. Birden anne bakk burada ne var dedi ve baktığımda elinde eşek arısının yuvası vardı ve anında onlarca arı elini soktu. Hemen doktora gittik, iğneler çıkarıldı ve o gece doktorumuz, karısı  ben ve kocam sabaha kadar bizde okey oynadık, her hangi bir istenmedik  bir olay karşısında anında müdahale edebilmek için.

7.soru : Eğer bir hayvan olsaydın hangisi olurdun. 
Denizden çıkmadığım için teyzelerim balık kız derdi bana ama sanırım ben kirpi olurdum. Valla nedendir bilmem ama hep bir koruma kalkanım olduğunu hissederim bi aniden dikilirim  olaylar karşısında ve sanıldığı kadar yumşak biri değilimdir.

İşte böle böle :)


21 Ocak 2017 Cumartesi

Çelınç 4-5 ve bizim evde tatil havası

.Dün itibarıyla bizim evin kızları da karnelerini verip yarıyıl tatiline girdiler. Artık geç yatmalar, geç kalkmalar, hiç kapanmayan mutfak, sürekli bir yerlere gidenler gelenler, ve hiç durmadan çalan bir zilimiz var, Allahıma sonsuz şükürler olsun ki.
İlk gün yani dün bir film şenliği biçiminde geçti. İlk önce Naziş ile lahmacunlarımızı sipariş ettik ve   Florance Jenkins izledik. Meryl Streep ve Hugh Grant yine muhteşemlerdi ama piyanist rolünü oynayan Simon Helberg  inanılmazdı, Oscarlık oyun çıkartmıştı.
Filmi kesinlikle kaçırmamanızı öneririm.Gerçek bir hikaye. Dünyanın en kötü sesli operet artisti Florance Jenkins'in gerçek hikayesi.Çok zengin bir babanın tek varisi olan Florance Jenkins tüm yaşamını müziğe adamış, Sesi çok kötü olmasına karşılık hayallerinin peşinden koşmasındaki azmi  ve cesareti ile büyük sempati toplamış.  
(Piyanist rolünü oynayan oyuncu)



Günün ikinci filmini ise sinemada izledik. Banüü ve Bizim kıvırcık salatamız Cemre ve de Gamsegamse ile  Ata Demirer'in son filmi "Olanlar Oldu"yu izledik.



Yalnız şunu anlatmadan geçemeyeceğim, Bu film için mekan aranırken Cunda'ya geldiklerinde tesadüfen biz de oradaydık ve Zuz'un pansiyonu Adali Pansiyon'a da geldiler. Çok beğendiler, her yerin fotoğrafını çektiler ve gittiler sonra bir kaç kez yine konuşmuşlar ama yan komşularla anlaşamayınca iptal olmuş, çekimler Sığacık'a kaymıştı.
Dün akşam film başladı ilk gördüğümüz şey pansiyonun adı, bilin bakalım adı ne :) Adalı Pansiyon  değil mi :)  :) ve pansiyon dekoruna baktıkça  aaa duvardaki süse bak, bahçe dizaynına bak, duvarlara bak olduk. 
Filme gelirsek çok güldük ne yalan söyleyelim, Ata Demirer iki roldeydi ve kadın rolünde onun Ata Demirer olduğunu unuttuk. Keyifli bir gece geçirmemize neden oldu.
Çıkışta eve girmek istemedik, bizim mahallenin kahveleri gece birden önce kapanmaz sölim size :)   Kahve Sokağına girdik, oturduk sohbete devam ettik.
 Bugünü evde geçirdik. Dün gece yarılarına kadar sokakta olunca hiç farketmeden üşümüşüz, sırtım ısınmak bilmedi. O yüzden ev iyi geldi. Süt geldi, onu pişirdim, sütlü kahveler yaptım,Yoğurt mayaladım, pizza yaptım, kızlar battaniyelerini salona sürüklediler, sonra yastıkları ve battaniyeleri  koltuk tepelerine dizdiler  her zamanki gibi 😍


 Gelellim Çelınça... Ben dün akşam yazarım diye düşünüp sinemaya gidince yazı bugüne kaldı.
O yüzden 4 ve 5 bir arada...
4.soru : Etrafındakiler hangi sorunun çözümü için sana gelirler.
Valla bizim evdekiler bana genelde ne yicez diye gelirler. Ya da   - bilmem ne dosyasını unutmuşum, bilgisayarımı açıp mailime gönderir misin Anneee, ya da dolapta  şu evrak var onun fotoğrafını çekip gönderir misin anneeee diye gelirler.Kocam kişisel alış verişini asla kendi yapmaz, kesinkes alacağı halde ille beni de götürür. Ve yine kendi beğendiğini alır.
Ev dışına gelirsek en çok kitap, İstanbul'a dışardan gelecek olanlar ulaşım için, nerede ne yiyelim, kahvaltı için nereyi önerirsin, geçende  bir film izlediğini yazmıştın nereden izleyebilirim gibi konular sorulur ki bundan çok keyif alırım. Son zamanlarda en çok orkide bakımı ile ilgili sorular almaktayım ki orkidelerimle çok gururlanıyorum Allah nazarlardan saklasın.
5.soru:Her zaman ve bazen özlediğin iki şey.
Bu konuyu yer isimleri vererek cevaplayacağım.
Ordu  her zaman özlüyorum ve hep özleyeceğim. Doğduğum yer İstanbul olsa da hatırladığım en eski anılarım oraya ait. Köklerim orada... Havasını suyunu, taşını, toprağını her şeyini özlerim.Yürüdüğüm sahilleri, yüzdüğüm denizleri, Boztepe'yi...o hep bulutların arkasından bakan güneşini, alamuğunu,balığını, kuşunu kandaşlarımı, candaşlarımı, dünyanın en güzel manzaralı balkonunu çok ama çok özlerim.


Kumburgaz, ah o Kumburgaz ne çocukluk ne gençlik anıları var onda...  İstanbul'un sayfiyesi... Okullar kapanır kapanmaz gidilir, açılacağı hafta sonu dönülür. Perşembeden perşembeye gelen Migros otobüsü, postrestant mektuplar, kapısı hep açık evler, sahilde yanan ateşler, plaj voleybolları ille de Marin Otel'in plajından girmek için denizden kaynak yapmalar,fıtık olan müdürün yan kumsalla buranın ne farkı var çocuklar.insanlar burada bir hafta tatil yapıp gidiyor bak siz üç ay buradasınız deyip kendine  acındırmaya çalışsa da ertesi gün yine  aynı şeyi yapmalar.Hafta sonu misafirleri, ay çiçeği tarlaları,sonra büyümeler nişanlı yolunu balkonda beklemeler...

Define sitesi, bir tek bu fotoğraf var ne yazık ki...

Çoktandır yazmadığım kadar uzun yazdım hadi hayırlara vesile olsun...


19 Ocak 2017 Perşembe

Çelınç 2 ve 3 kalbimi kazanma yolları ve de...

Bu çelınç işi iyi mi oldu ne :)

Bugün iki  soruya cevap verip benden bir gün önce başkayanlara yetişmek istiyorum.
İkinci soru:Kalbini kazanmanın beş yolu
1-Aslında göründüğüm kadar kolay biri değilimdir. İlk tanışmada,önce bir dururum, hiç bir ilişkiye balıklama dalmam.Zira, her yüzüne güleni  dost sanma gibi bir atalar sözü kulağında büyüdü benim jenerasyon. Annelerimiz    az izlemedi Nuri Alço'lu, Aliye Rona'lı filmleri  :) 
Şaka bir yana ben bu soruya cevap bulamadım. Bodrum Masalı dizisini izleyen var mı aranızda, ben oradaki Uzay'a bayılıyorum, dizideki kötü çocuktu. Ama annesini arayan bir kızın annesini bulmak için yapmadığını bırakmadı. Nejat İşler ve Sinem Kobal'ın filmi İkimizin Yerine filmindeki Kudret mesela, mahallenin bıçkını ama kendini istemeyene ben de seni istemiyorum der. İşte, bu küçük sanılan nüanslar çok etkiler beni, derinliklerde ki pırıltı gibi.
 Beş şıktan ilki; iyi olduğunu benim hissettiğim insan benim kalbime girer, yani iyi olduğunu gösteren değil.
2-Kitap okuyan biri kalbimi kazanır elbette tartışmasız.
3-Bilgisini paylaşmaktan sakınmayan insan kalbimi iki kere kazanır. Eski bir komşum gibi tarifini verdiği pastanın püf noktasını kendine saklayan gibiler gibi değil mesela  :)
4-Keyifli bir insan kalbimi kazanır. Keyif çok bulaşıcı bir şeydir çünkü.
5- Tarzı nezaket olan insan kalbime balıklama dalar, nezaket zorla olabilen bir şey değildir, sahtesi hemen ortaya çıkar.

Soru-3 : Hayatın bir kitap/ film olsa türü ve adı ne olurdu?
 Bir kere adı kesinlikle  " Koş Lale Koş" olurdu. Ya da "İçimde ki Atlar"  da  olabilirdi. Çünkü  benim içimde koşan bir at var. Boş durmak, hareketsiz kalmak kitabımda yok. Her an bir devinim içindeyim.  Türü de romantik komedi olsun yav... Gerginlik  yeterince var memlekette.

Bu yazı fotoğrafsız kalmasın hem de ne yapıyorsun ne okuyorsun derseniz  bu günlerde böyle...Okuyorum,örüyorum.

Yarın dördüncü soruda buluşalım inşallah.

18 Ocak 2017 Çarşamba

Lale'nin Bahçesi 11 yaşında ve Çelınç

Başlıktan da anlaşıldığı gibi Lale'nin Bahçesi 11 yaşında. Hala kimler okuyor, kimler burada bilmiyorum ama ben bu 11 yıllık yolculuğuma eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Aranızda yüzyüze tanıştıklarım oldu.Buna ne kadar memnunum bilemezsiniz.
Türkiye'nin en eski bloglarından biri olarak Marketing Türkiye' de de yerimizi aldık bu yıl.Bloglar eskisi kadar okunmuyor malum diğer sosyal platformların kolay ve çok insana ulaşılabirliği, interaktif olarak kullanılırlığı blogları  neredeyse atıl duruma düşürdü. Ama blog aslında çok geniş bir arşiv de  aynı zamanda. Bazen şunu ne zaman yapmıştım acaba dediğimde bile bloga başvuruyorum.
Zaman zaman ortadan kabolsam da  burada bir Lale var, unutmayın :) Yine yeşil çayla başlıyor yine...yine kitap kovalıyor, sabah kahvaltılarında film izliyor, yine yemekler uyduruyor, birilerine kızıyor, birilerine gülüyor, memleket için kaygılanıyor  hep bildiğiniz gibi yani...

Siz yine de ara sıra buralara uğramayı ihmal etmeyin.

Leylak Dalı, bloglardaki bu durgunluğu atmak ve yazmaya teşvik etmek için çelınç çağrısı yaptı bize.
Çelınç ( challange)karşındakinin kimliğini tanımaya yönelik eylem demekmiş. Bizimki 17 soruluk bir çelınç. Her gün bir soru cevaplanacak. Yani 17 gün boyunca yazmak zorundayız. Böylece eski yazı alışkanlıklarımıza döneriz diye umut ediyorum.


İlk sorudan başlayalım.
Beş sözcükle kendini anlat.
1-Keyifli
2-okuyan
3- gezente( gezmeyi seven)
4- çaycı
5- dombilik :)

Yarın ikinci soruda kalbimi kazanmanın beş yolunda buluşmak üzere :)