Bundan tam 9 yıl önce Naziş ile bilgisayarın karşısına oturmuş internette bir şeylere bakıyorduk. Okulu yeni bitmiş,İzmir'den dönmüştü. -Bak anne, ben İzmir'deyken bu blogdan yemek tarifleri bakıyordum dedi. Blog da ne ki dedim. O da anlattı,sana da çalım dedi. Ay ben ne yazacağım ki dememe kalmadan iki dakikada blogu açtı ve adı ne olsun dedi. O an neden aklıma bahçeli bir isim geldi bilmiyorum. Sanırım dünyayı kendi bahçem sanmamdan dolayı olabilir:)
Daha bugün Zuz ile yolda yürürken; Blog açmak ,hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri dedim ve o da kesinlikle çok haklısın dedi. Blog dünyasının benim hayatıma kattığı renkler saymaya kalksam sayılmaz.Hayatıma bu sayede giren insanlar hayatta en vaz geçemediklerim arasındalar. Her şehirde ,dünyanın her yerinde arkadaşlarım, dostlarım var. Lale gördüğünde aklına bir çiçek değil ben gelenler var. Canım acıdığında canı acıyanlar, benim için sevinenler, endişelenenler var. Dünyada bundan daha büyük bir zenginlik düşünemiyorum.
Dokuz yıldır bu blog yollarında hala birlikte yürüdüğüm, bana canı yürekten Lalem diyen, gerçek bir ablasıymışım gibi Lale Ablam diyenler var.
Aldığım her yorum beni hala çok heyecanlandırıyor.Umarım birlikte daha çok kitaplar okur, filmler izler, yemekler pişirir daha çok yollar yürür yeni mekanlar keşfederiz....
.Bana kattığınız her şey için bu dokuz koca yılda hep yanımda olduğunuz için hepinize tek tek binlerce kez teşekkür ederim.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
16 Ocak 2015 Cuma
14 Ocak 2015 Çarşamba
Memleket Havası
Yazmadığım günlerde ben 10 günlük bir memleket havası aldım geldim...Nasıldı derseniz; valla muhteşemdi...Muhteşemin üstünde bir tanım varsa eğer oydu...
Çok ilginç bir yolculukla başladım...İlginçliği şurada,otobüsteki tek Türk yolcu bendim :) Çünkü ille de rahat hat olsun deyince(rahat hatlardaki tekli koltuklar uçak konforunda yeminle) Karadenize çalışan tek rahat hat da İstanbul-Batum otobüsüymüş. Vizesi dolan Gürcü çalışanların döndüğü otobüsmüş. Muavin- abla, sen bu otobüse nasıl bilet aldın,Ordu yolcusu almaz bu dedi. Ve terminallere de girmediği için beni evin önünde indirdi:). Yolculuk çok keyifli geçti, az kala Gürcüce öğrenecektim ki yolculuğum bitti... Ordu'ya yaklaşırken muavin -valla bi kahvemi içmeden bırakmam dedi ve bana kahve ikram etti... Gecenin bir buçuğunda Ordu'da olunca biraz sohbet edip, tumba yatak yaptım.
Sabah kalktık,yengemin hazırladığı öğle yemeğimsi kahvaltımsı masaya oturduk. Pncar çorbası bile içtim kahvaltıda:) Öğlene doğru kuzen Evşen'le yengemi Teyneli Köyüne güne götürdük:) Valla benim yengem uzaylılarla bile gün yababilecek potansiyele sahiptir. Teyneli Köyünün adı,sincapların çokluğundan geliyor. Eski dilde teyin sincap demekmiş...Dönüş yolunda Evşen'i dakika boyu durdurup karşı köylerin fotoğrafını çektim. Bu foto; Karadeniz'in dağınık köyüne bir örnek gibi. Bu fotoyu çekerken yanımdaki ağacın dalına atmaca kondu...İlk kez bu kadar yakından atmaca gördüm,bayıldım...
Ordu'ya inerken Evşen'e deniz kenarında bir yerde kahve içelim dedim. O da beni Plaj Kafeye götürdü...
Kahvemi içer içmez Evşen beni Dıgı'ya bırak dedim ve İlknur ile arkadaşlarına katılıp Ordu yağlısı yani pidesine gömüldüm...Ordu pidesi böyle bütün gelir ve iki yanlardan kopara kopara ,kopardığınız parçaları yumurtaya bana bana ortaya doğru ilerlersiniz böyle benim gibi :)
Pideleri yedik,çayları içtik, sohbetleri ettik kiii İlknur; Lale Abla haydee Royal 52 Hotel'e dedi... Ayol orada ne var dedim,meğer fitnestir,saunadır, buhar odasıdır, Türk hamamıdır olaylarına girecekmişiz...Pek güzel oldu. Ben buhar odasından çıkınca o şok havuzuna bi atladım cos cos buhar çıktı...Şapada şupada ben bi o tarafa bi bu tarafa yüzerken mırın kırın edenler de atladılar pek şenlikli oldu...Türk hamamında da göbek taşına yatıp iliğimi kemiğimi ısıtıp eve döndüm.
Akşam yemeğinden sonra üstümü giyinip dayımın karşısına geçtim-hadi dedim bir bir teyzemleri toplayıp bir teyzeme çaya gidelim. Sabahnur ve Mecbure Teyzemi aradık hadi yola çıkın dedik ,onları alıp Şaziye Teyzeme gittik.

Teyzemden dönünce kitap okurum sandım ama anında uyumuşum...
Sabah bu kez dayım benim kafamda bitti :) Hadi köye dedi.Köyde Annemin kabrini ziyaret ettim. Ona fındık ağaçlarının altından topladığım nergisleri götürdüm.
Köyden dönerken Kuzen Mehmet aradı, saat 12 de hazır ol seni alıcam dedi. Eve gelir gelmez uyuyan Evşen'İN yatağına atladım-hadi giyin çabuk, Mehmet geliyo dedim...
Mehmet geldii ve Ordu'daki en aksiyonlu gün başladı... Çambaşı yaylasına çıktık. Daha tırmanışa geçer geçmez kar başladı zaten. Hatta bizi uyardılar çıkmayın yolda çok kalan var dediler ama bizim ruhumuzda maceracılık var bir kere durur muyuz...
Yolda çay molası verdik, daha yukarı çıkınca şarap molası verdik... En sonunda kendimizi Çambaşı yaylasında bulduk ama gerçekten de yolda kayan arabalar, kalanlar çoktu.
Çambaşı Yaylasına çok güzel bir kayak merkezi yapılıyor,Karadeniz'in bu ihtiyacını karşılayacak bir yer yoktu. Çok yerinde bir girişim olmuş. Kayak merkezi henüz bitmemiş ama oteller kayakçılarla doluydu... Biz hemen bir ocak başına yerleştik. Yedik içtik.

Akşama doğru Turnalık Obasında dağ evi bulunan Mehmet ve eşi Hülya'nın arkadaşları bizi evlerine çaya davet ettiler. O gittik ki çaylar demlenmiş,kuzine üstündeki bakır güveçte etler kavruluyor,kuzinenin gözüne patatesler doldurulmuş.
Çaylarımızı yeni içmiştik ki, dışarı çıkan erkek grubu hemen toparlanın, hava değişti dönüyoruz dediler ,dediler ama çok geç kalmışlardı. Çıkan kuvvetli rüzgar tepelerdeki tüm karları da sürükleyip obanın ana yola çıkan tüm yollarını kapamıştı. Değil oba biz evin önünden dışarı çıkamadık. Telefonlar çekmiyor,internete bağlanılamıyor. Nyese odun çok, jeneratörde var, yiyecek de bol dediler ama yine de dışardaki fırtınanın sesi bile korkutucu geliyordu. Sanırım iki üç saat kadar sonra biz artık kaldık burada derken ev sahibi telefonla Kabadüz Belediye Başkanına bağlandığını ve bize iş makineleri geleceğini söyledi. Bir saat kadar sonra ben dışarı göz attığımda greyderin ışıklarını gördüm uzaktan. Geldi yolumuzu açtı, önümüzden yol aça aça ilerleyip bizi ana yola çıkardı...
Efenim ertesi günü artık pazartesiydi ve dayımla bürokratik işlerimiz başlamıştı. Dayım her sabah kafamda bitip beni fabrikaya götürdü... Bu kadar erken gitmesek olmuyo mu desem de yok arkadaş sabahın körlerinde hortladık...
Neyse şöyle bir faydası oldu öğleden sonralarım bana kaldı,arkadaşlarımla buluştum.
Artık ben büyük hala da oldum... Yeğenim Burcu'nun Doruk bebeği var artık. Kalem kaşlı, hokka burunlu çok güzel bir oğlan...Kaderi de kendi kadar güzel olsun inşallah...
(artık dede olan kardişim Metin ile)
Gündüzü Burcu ile geçirdim akşamı da kuzen Sinan davet etti... Onun da eşi bebek bekliyor. Tüm gece bebeğe isim geyiği yaptık :)
Bir gün Aysun ile sohbet ettik böyle.
Bir gün eski okul arkadaşlarımla buluştum.Bu fotoğrafta gördüğünüz yerin, yerinde Ordu Sineması vardı. Orası yıkılmış ve yerine Sinema Otel yapılmış. Yemek yediğimiz yer bu otelin içindeki Casablanka Restoran...Neredeyse tüm sahile hakim ve Boztepe'yi de görüyor. Ay zaten şehir Boztepe'nin eteğinde... Jale ve Gülden benim hem okul hem de basketbol,voleybol takımından arkadaşlarım.Eski günleri andık, yeni hayatlarımızdan konuştuk...Nasıl özlemişim ben onları ben nasıl... Artık emekli olup Ordu'ya yerleşmişler. Ah benim kocam da Ordulu olaydı dedim:)Jale'nin tavsiye ettiği bir yemeği seçtik. Sosu yurt dışından geliyormuş, trüff mantarlı bir sostu ama ben bunu mutlaka deneyeceğim. Altına haşlanmışş buğdaydan bir yatak yapılmış,üstüne incecik ızagara tavuk dilimleri konulmuştu. Tavuklar sanırım önceden soya sosuna yatırılmıştı...Ve mantarlı sos ve hardal ve elma dilim patatesle servis ettiler.
Gece evde oturduk, yengem ,dayım ve Evşen ile okey oynadık...
Ertesi gün kuzen Yüksel, kıs seni nerede bulcaz dedi:) ben de dışarı çıkacaktım tam -ay gel seninle sevgililer gibi pastanede buluşalım dedim. Biz sohbet ederken İlknur aradı- Lale Ablaaa ben yarın İstanbul'a gidiyorum bana gelsene dedi... Benim tüm itirazlarıma rağmen,o yediğin pasta iki bin kalori vardı kıs diye diye Yüksel beni kar altında Taşbaşı Mahallesine kadar yürüttü.Önce itiraz ettim ama çok hoşuma gitti, eski mahallelerden geçmek...Kolkola yürürken, oğlum -kim bu kadın demesinler dedim.Kıs, beni burada kimse tanımıyo ki kaç senedir Ordu'da yokum derken biri naber Yüksel dedi :) Çok ama çok keyifli bir yürüyüş oldu.Bu duvar yazısı da o yürüyüş sırasında çıktı karşımıza...
İlknur evini yeni aldı. Ordu'nun en sevdiğim yerinde. Karşısında İkizler, eski kilise karşı kıyılar...Evinin duvarında kendi yaptığı tablolar bayıldım... Yıllarca o pencereden bakabilirim gibi geldi bana...
Ama daha bitmedi daha akşamı var bugünün :) Akşam da Kuzen Mehmet'in evine gittik bu kez. Giderken hiç bir şey yoktu. Ama orada otururken bastıran kar yüzünden Evşen'in arabasını orada bırakıp Yüksel'in araba ile döndük. Dönünce de eve girmeyip karda sahil yürüyüşü yaptık...Gece karda yürümenin keyfi daha bir başka azizim :)Kız arabayı daha dün alabildi...
Son günü yalnız geçirmek istedim dayımla fabrikada işim bittikten sonra Fidangör'de ki Şamata Tosta gittim. Dışarda kar, pencerede sardunyalar önümde Ordu tostu... Ordu tostu;özel ekmeği ve sürme sucuktan yapılır. Böyle tost yoktur ah bi yeseniz :)
Nihayet evdeyim, beni çok özlemişler, bensiz ev çok kötüymüş :)
İki gündür de Zuz burada... Dün sinemaya gittik, yani boş durmak yok yola devam :)
Çok ilginç bir yolculukla başladım...İlginçliği şurada,otobüsteki tek Türk yolcu bendim :) Çünkü ille de rahat hat olsun deyince(rahat hatlardaki tekli koltuklar uçak konforunda yeminle) Karadenize çalışan tek rahat hat da İstanbul-Batum otobüsüymüş. Vizesi dolan Gürcü çalışanların döndüğü otobüsmüş. Muavin- abla, sen bu otobüse nasıl bilet aldın,Ordu yolcusu almaz bu dedi. Ve terminallere de girmediği için beni evin önünde indirdi:). Yolculuk çok keyifli geçti, az kala Gürcüce öğrenecektim ki yolculuğum bitti... Ordu'ya yaklaşırken muavin -valla bi kahvemi içmeden bırakmam dedi ve bana kahve ikram etti... Gecenin bir buçuğunda Ordu'da olunca biraz sohbet edip, tumba yatak yaptım.
Sabah kalktık,yengemin hazırladığı öğle yemeğimsi kahvaltımsı masaya oturduk. Pncar çorbası bile içtim kahvaltıda:) Öğlene doğru kuzen Evşen'le yengemi Teyneli Köyüne güne götürdük:) Valla benim yengem uzaylılarla bile gün yababilecek potansiyele sahiptir. Teyneli Köyünün adı,sincapların çokluğundan geliyor. Eski dilde teyin sincap demekmiş...Dönüş yolunda Evşen'i dakika boyu durdurup karşı köylerin fotoğrafını çektim. Bu foto; Karadeniz'in dağınık köyüne bir örnek gibi. Bu fotoyu çekerken yanımdaki ağacın dalına atmaca kondu...İlk kez bu kadar yakından atmaca gördüm,bayıldım...
Ordu'ya inerken Evşen'e deniz kenarında bir yerde kahve içelim dedim. O da beni Plaj Kafeye götürdü...
Kahvemi içer içmez Evşen beni Dıgı'ya bırak dedim ve İlknur ile arkadaşlarına katılıp Ordu yağlısı yani pidesine gömüldüm...Ordu pidesi böyle bütün gelir ve iki yanlardan kopara kopara ,kopardığınız parçaları yumurtaya bana bana ortaya doğru ilerlersiniz böyle benim gibi :)
Pideleri yedik,çayları içtik, sohbetleri ettik kiii İlknur; Lale Abla haydee Royal 52 Hotel'e dedi... Ayol orada ne var dedim,meğer fitnestir,saunadır, buhar odasıdır, Türk hamamıdır olaylarına girecekmişiz...Pek güzel oldu. Ben buhar odasından çıkınca o şok havuzuna bi atladım cos cos buhar çıktı...Şapada şupada ben bi o tarafa bi bu tarafa yüzerken mırın kırın edenler de atladılar pek şenlikli oldu...Türk hamamında da göbek taşına yatıp iliğimi kemiğimi ısıtıp eve döndüm.
Akşam yemeğinden sonra üstümü giyinip dayımın karşısına geçtim-hadi dedim bir bir teyzemleri toplayıp bir teyzeme çaya gidelim. Sabahnur ve Mecbure Teyzemi aradık hadi yola çıkın dedik ,onları alıp Şaziye Teyzeme gittik.

Teyzemden dönünce kitap okurum sandım ama anında uyumuşum...
Sabah bu kez dayım benim kafamda bitti :) Hadi köye dedi.Köyde Annemin kabrini ziyaret ettim. Ona fındık ağaçlarının altından topladığım nergisleri götürdüm.
Köyden dönerken Kuzen Mehmet aradı, saat 12 de hazır ol seni alıcam dedi. Eve gelir gelmez uyuyan Evşen'İN yatağına atladım-hadi giyin çabuk, Mehmet geliyo dedim...
Mehmet geldii ve Ordu'daki en aksiyonlu gün başladı... Çambaşı yaylasına çıktık. Daha tırmanışa geçer geçmez kar başladı zaten. Hatta bizi uyardılar çıkmayın yolda çok kalan var dediler ama bizim ruhumuzda maceracılık var bir kere durur muyuz...
Yolda çay molası verdik, daha yukarı çıkınca şarap molası verdik... En sonunda kendimizi Çambaşı yaylasında bulduk ama gerçekten de yolda kayan arabalar, kalanlar çoktu.
Çambaşı Yaylasına çok güzel bir kayak merkezi yapılıyor,Karadeniz'in bu ihtiyacını karşılayacak bir yer yoktu. Çok yerinde bir girişim olmuş. Kayak merkezi henüz bitmemiş ama oteller kayakçılarla doluydu... Biz hemen bir ocak başına yerleştik. Yedik içtik.

Akşama doğru Turnalık Obasında dağ evi bulunan Mehmet ve eşi Hülya'nın arkadaşları bizi evlerine çaya davet ettiler. O gittik ki çaylar demlenmiş,kuzine üstündeki bakır güveçte etler kavruluyor,kuzinenin gözüne patatesler doldurulmuş.
Çaylarımızı yeni içmiştik ki, dışarı çıkan erkek grubu hemen toparlanın, hava değişti dönüyoruz dediler ,dediler ama çok geç kalmışlardı. Çıkan kuvvetli rüzgar tepelerdeki tüm karları da sürükleyip obanın ana yola çıkan tüm yollarını kapamıştı. Değil oba biz evin önünden dışarı çıkamadık. Telefonlar çekmiyor,internete bağlanılamıyor. Nyese odun çok, jeneratörde var, yiyecek de bol dediler ama yine de dışardaki fırtınanın sesi bile korkutucu geliyordu. Sanırım iki üç saat kadar sonra biz artık kaldık burada derken ev sahibi telefonla Kabadüz Belediye Başkanına bağlandığını ve bize iş makineleri geleceğini söyledi. Bir saat kadar sonra ben dışarı göz attığımda greyderin ışıklarını gördüm uzaktan. Geldi yolumuzu açtı, önümüzden yol aça aça ilerleyip bizi ana yola çıkardı...
Efenim ertesi günü artık pazartesiydi ve dayımla bürokratik işlerimiz başlamıştı. Dayım her sabah kafamda bitip beni fabrikaya götürdü... Bu kadar erken gitmesek olmuyo mu desem de yok arkadaş sabahın körlerinde hortladık...
Neyse şöyle bir faydası oldu öğleden sonralarım bana kaldı,arkadaşlarımla buluştum.
Artık ben büyük hala da oldum... Yeğenim Burcu'nun Doruk bebeği var artık. Kalem kaşlı, hokka burunlu çok güzel bir oğlan...Kaderi de kendi kadar güzel olsun inşallah...
(artık dede olan kardişim Metin ile)
Gündüzü Burcu ile geçirdim akşamı da kuzen Sinan davet etti... Onun da eşi bebek bekliyor. Tüm gece bebeğe isim geyiği yaptık :)
Bir gün Aysun ile sohbet ettik böyle.
Bir gün eski okul arkadaşlarımla buluştum.Bu fotoğrafta gördüğünüz yerin, yerinde Ordu Sineması vardı. Orası yıkılmış ve yerine Sinema Otel yapılmış. Yemek yediğimiz yer bu otelin içindeki Casablanka Restoran...Neredeyse tüm sahile hakim ve Boztepe'yi de görüyor. Ay zaten şehir Boztepe'nin eteğinde... Jale ve Gülden benim hem okul hem de basketbol,voleybol takımından arkadaşlarım.Eski günleri andık, yeni hayatlarımızdan konuştuk...Nasıl özlemişim ben onları ben nasıl... Artık emekli olup Ordu'ya yerleşmişler. Ah benim kocam da Ordulu olaydı dedim:)Jale'nin tavsiye ettiği bir yemeği seçtik. Sosu yurt dışından geliyormuş, trüff mantarlı bir sostu ama ben bunu mutlaka deneyeceğim. Altına haşlanmışş buğdaydan bir yatak yapılmış,üstüne incecik ızagara tavuk dilimleri konulmuştu. Tavuklar sanırım önceden soya sosuna yatırılmıştı...Ve mantarlı sos ve hardal ve elma dilim patatesle servis ettiler.
Gece evde oturduk, yengem ,dayım ve Evşen ile okey oynadık...
Ertesi gün kuzen Yüksel, kıs seni nerede bulcaz dedi:) ben de dışarı çıkacaktım tam -ay gel seninle sevgililer gibi pastanede buluşalım dedim. Biz sohbet ederken İlknur aradı- Lale Ablaaa ben yarın İstanbul'a gidiyorum bana gelsene dedi... Benim tüm itirazlarıma rağmen,o yediğin pasta iki bin kalori vardı kıs diye diye Yüksel beni kar altında Taşbaşı Mahallesine kadar yürüttü.Önce itiraz ettim ama çok hoşuma gitti, eski mahallelerden geçmek...Kolkola yürürken, oğlum -kim bu kadın demesinler dedim.Kıs, beni burada kimse tanımıyo ki kaç senedir Ordu'da yokum derken biri naber Yüksel dedi :) Çok ama çok keyifli bir yürüyüş oldu.Bu duvar yazısı da o yürüyüş sırasında çıktı karşımıza...
İlknur evini yeni aldı. Ordu'nun en sevdiğim yerinde. Karşısında İkizler, eski kilise karşı kıyılar...Evinin duvarında kendi yaptığı tablolar bayıldım... Yıllarca o pencereden bakabilirim gibi geldi bana...
Ama daha bitmedi daha akşamı var bugünün :) Akşam da Kuzen Mehmet'in evine gittik bu kez. Giderken hiç bir şey yoktu. Ama orada otururken bastıran kar yüzünden Evşen'in arabasını orada bırakıp Yüksel'in araba ile döndük. Dönünce de eve girmeyip karda sahil yürüyüşü yaptık...Gece karda yürümenin keyfi daha bir başka azizim :)Kız arabayı daha dün alabildi...
Son günü yalnız geçirmek istedim dayımla fabrikada işim bittikten sonra Fidangör'de ki Şamata Tosta gittim. Dışarda kar, pencerede sardunyalar önümde Ordu tostu... Ordu tostu;özel ekmeği ve sürme sucuktan yapılır. Böyle tost yoktur ah bi yeseniz :)
Nihayet evdeyim, beni çok özlemişler, bensiz ev çok kötüymüş :)
İki gündür de Zuz burada... Dün sinemaya gittik, yani boş durmak yok yola devam :)
30 Aralık 2014 Salı
En eski yılbaşından bu yılbaşına doğru
Ben bu yazıyı yazarken İstanbul'da kar yağıyor. İçim bir taraftan sevinç içinde ne güzel eskisi gibi karlı bir yılbaşı olacak diyorum bir taraftan da evsiz insanları ve sokak hayvanlarını düşünüp bir tuhaf oluyorum.
Biz yeni yılı evimizde geçireceğiz.Yaşadığımız bir çok tecrübe en iyi yılbaşının ev konseptli yılbaşı olduğunu gösterdi bize...Karı koca evliliğimizin ilk yılbaşısını Antalya'da geçirelim dedik.Kaldığımız Otelde balo vardı ama biz şehir içinde olalım diye Antalya Şehir klübünde rezervasyon yaptırdık.Ama biz şehirde olalım derken meğer Antalyalıların çok tercih ettiği bir yeri tercih etmiş ÖzAntalyalıların arasına düşmüşüz. Geceyarısına doğru Antalyalılar birbirlerine şarkı istek yarışına girince biz öksüz gibi hissettik kendimizi oyyyyy anamın bazlamalarıııı nettik de böle bişi ettik diye gece 12 olmadan otele koştuk. Hiç olmazssa orada kimse birbirini tanımıyodu...Leylak Dalıcımı o zamanlar tanıyo olaydım keşke :) yoksa o gece klüpte var mıydınız kıs :)

Bu yıl ilk kez hindimi kendim pişiricem...Bir sürümtarifim var.Dün akşam zeytinyağ,tereyağ,tuz ve karabiberden hazırladığım bir karışımla her tarsını ovup dolaba attım. Pınar hindi tercih ettim çünkü Tavsiye Evinde yedim çok güzel pişmişti... Yarın da içine bir büyük soğan bir dal biberiye koyup fırın torbasında 160 dercede İki saat kadar pişireceğim..Bakın iç pilav konusunda asla taviz vermem çünkü; şahane yaparım.
Yeni yıl kartları almak da bence yılbaşının en keyifli tarafı...Sevdiklerden gelen iyi dilekler dolu kartlar. Tarifsiz bir neşe veriyor.
Ha bu arada daha önceki yazımda sözünü etmiştim size Tavsiye Melekleti sitesinin açıldığını...bendeniz de size en iyi beş mutfak filmi yazdım.De gidin okuyun yorum edin.Sizin en sevdiğiniz mutfak filmi nedir onu yazın.
http://www.tavsiyemelekleri.com/en-iyi-5-mutfak-filmi/
Benim için yılın son filmi... Yine Balkanlardan geldi... Seviyorum yav Balkan sinemasını...
Adı;Dünyanın Son Gününü Böyle Geçirdim
Eva Matei, Romanyalı bir ailenin kızıdır. O ve kardeşi Lalalilu, anneleriyle birlikte Çavuşesku diktatörlüğü zamanında hayatlarını yasaklara rağmen huzurlu bir şekilde devam ettirmeye çalışırlar. Bu ailede Çavuşesku'nun isminin söylenmesi bile yasaktır. Aile, Eva'nın polis olan komşularının oğlu ile evlenmesini istemektedir. Eva bir yandan ailesini üzmek istemezken, diğer yandan da kaçıp özgür olmayı hayal etmektedir...Biraz dağınık bir filmdi sahne geçişleri tak tak taktı... Yani bir odadan bir odaya geçerken mesela koridor geçersiniz ya hah işte bu filmde kapıyı açıyorsunuz direk diğer odaya dalıyorsunuz :)
Benim için yılın ilk kitabı yine Leylak Dalıcımın hediyesi olan kitap olacak ama bu kez dayanadım, baştaki röportajları okudum. Yeni yılda da resimlere bakarım yeni yılım Türkan Şoray kadar güzel geçsin inşallahhhh....
Hepinize gönlünüzce geçireceğiniz tüm dileklerinizin gerçek olacağı bir yıl diliyorum...
Biz yeni yılı evimizde geçireceğiz.Yaşadığımız bir çok tecrübe en iyi yılbaşının ev konseptli yılbaşı olduğunu gösterdi bize...Karı koca evliliğimizin ilk yılbaşısını Antalya'da geçirelim dedik.Kaldığımız Otelde balo vardı ama biz şehir içinde olalım diye Antalya Şehir klübünde rezervasyon yaptırdık.Ama biz şehirde olalım derken meğer Antalyalıların çok tercih ettiği bir yeri tercih etmiş ÖzAntalyalıların arasına düşmüşüz. Geceyarısına doğru Antalyalılar birbirlerine şarkı istek yarışına girince biz öksüz gibi hissettik kendimizi oyyyyy anamın bazlamalarıııı nettik de böle bişi ettik diye gece 12 olmadan otele koştuk. Hiç olmazssa orada kimse birbirini tanımıyodu...Leylak Dalıcımı o zamanlar tanıyo olaydım keşke :) yoksa o gece klüpte var mıydınız kıs :)

Bu yıl ilk kez hindimi kendim pişiricem...Bir sürümtarifim var.Dün akşam zeytinyağ,tereyağ,tuz ve karabiberden hazırladığım bir karışımla her tarsını ovup dolaba attım. Pınar hindi tercih ettim çünkü Tavsiye Evinde yedim çok güzel pişmişti... Yarın da içine bir büyük soğan bir dal biberiye koyup fırın torbasında 160 dercede İki saat kadar pişireceğim..Bakın iç pilav konusunda asla taviz vermem çünkü; şahane yaparım.
Yeni yıl kartları almak da bence yılbaşının en keyifli tarafı...Sevdiklerden gelen iyi dilekler dolu kartlar. Tarifsiz bir neşe veriyor.
Ha bu arada daha önceki yazımda sözünü etmiştim size Tavsiye Melekleti sitesinin açıldığını...bendeniz de size en iyi beş mutfak filmi yazdım.De gidin okuyun yorum edin.Sizin en sevdiğiniz mutfak filmi nedir onu yazın.
Benim için yılın son filmi... Yine Balkanlardan geldi... Seviyorum yav Balkan sinemasını...
Adı;Dünyanın Son Gününü Böyle Geçirdim
Eva Matei, Romanyalı bir ailenin kızıdır. O ve kardeşi Lalalilu, anneleriyle birlikte Çavuşesku diktatörlüğü zamanında hayatlarını yasaklara rağmen huzurlu bir şekilde devam ettirmeye çalışırlar. Bu ailede Çavuşesku'nun isminin söylenmesi bile yasaktır. Aile, Eva'nın polis olan komşularının oğlu ile evlenmesini istemektedir. Eva bir yandan ailesini üzmek istemezken, diğer yandan da kaçıp özgür olmayı hayal etmektedir...Biraz dağınık bir filmdi sahne geçişleri tak tak taktı... Yani bir odadan bir odaya geçerken mesela koridor geçersiniz ya hah işte bu filmde kapıyı açıyorsunuz direk diğer odaya dalıyorsunuz :)
Benim için yılın ilk kitabı yine Leylak Dalıcımın hediyesi olan kitap olacak ama bu kez dayanadım, baştaki röportajları okudum. Yeni yılda da resimlere bakarım yeni yılım Türkan Şoray kadar güzel geçsin inşallahhhh....
Hepinize gönlünüzce geçireceğiniz tüm dileklerinizin gerçek olacağı bir yıl diliyorum...
28 Aralık 2014 Pazar
Çıktık açık alınla 33 yılda her savaştan
O karları belimize kadar çıkan kasabada senden başka tanıdığım kimse yoktu...Daha ilk gittiğimizde karla karşıladı bizi...Sen sabahları işe giderdin, ben akşama kadar kitap okur, dört biberden,iki kabaktan dolma yapardım...Akşamları karda yürüyüşler yapardık.Ben sütü pişirirken hep taşırırdım,Sonra ikimiz başında kaynayana kadar beklemeye başladık ama bu sefer de biz konuşmaya dalar,süt ikimizin arasında yine de taşardı.
Orada bir tek devlet daireleri kaloriferliydi. Ben de soba satıcısında gördüğüm kuzineye çarpılmıştım. O kadar oynadım ki onunla ama benim evdeki yokluğumu fırsat bilip o kuzineyi kaldırmayacaktın ki görecektin neler pişirecektim daha :)
Bir gün dışardan eve geldim, baktım salonun duvarları başka renk, noluyoruz dedim hatta azıcık da korktum. Günler önce salonun duvarının rengini hiç sevmediğimi söylemiştim. Sen de benim evde olmadığımı bildiğin için boya alıp gelmiş, duvarları boyamış işe geri gitmişsin :)
Ah o İstanbul özlemi,sırf o yüzden hiç oraya ait hissedemedik kendimizi...Bizim bütün düşlerimiz hep İstanbul' a dönmek üzerineydi,şimdiyse İstanbuldan gitmek üzerine... İstanbul bizden hızlı değişti çünkü...Birlikte kurduğumuz hayallerin ne kadarı gerçekleşti o hayaller neydi unuttum bile... Ama en büyük hayalimiz birlikte olmaktı ve biz en büyük hayalimizin içindeyiz bin şükür...
Tamam artık hala o günlerdeki gibi genç değiliz ama Fındıkzade'de ki ev beşinci kattaydı da, hırsızlar da çala çala merdiven otomatiğimizin aksamını çalmışlardı.Yukarı çıkarken , önden gider bana çakmakla ışık tutardın... Benim o merdivende öyle çıkışımıza gülmem gelirdi, ara kattakiler kapıyı açarlardı ya, sen benim için hala o adamsın. Ben de; bir elinde dondurma,bir elinde çiçekler omzunda senin kolun İstiklal caddesinde yürüyen kızım.
Sen askerde beni özleyip tüm arkadaşlarınla plan kurdun,çitler aşıp, gelincik tarlalarından İstanbul otobüsüne koştun. Dönüşte arkadaşların seni o çitin dibinde beklerken sen otobüste rastladığın komutanın peşine takılıp garnizon kapısında elini kolunu sallaya sallaya girip arkadaşlarının yüreklerini hoplattın... Odur budur gelincikler başka bir anlamlı bizim için...Seni ziyarete geldiğimde alayın bitişiğinde gördüğüm kan kırmızı gelincik tarlaları aklımı başımdan almıştı...
Ben bir rüya gördüm,rüyamda kapı çaldı sen geldin. Ben daha o rüyayı görürken diledim evimin kapısını çalanın sen olmasını ve o rüya gerçek oldu.....
Bugün evliliğimizin 33, birlikteliğimizin 36.yılı...
İyi ki ben o gün okuldan kaçmışım,iyi ki sizin okulda o gün boykot varmış...İyi ki ama iyi ki evlenmişiz mavi gözlü yeşil parkalı çocuk...
27 Aralık 2014 Cumartesi
Tavsiye Melekleri
Dün yaklaşık bir yıldır birlikte olmaktan çok ama çok keyif aldığım ''Tavsiye Evi''nde idim..
Geçen yıl olduğu gibi bu yılda yeni yılı karşıla partisinde birlikte olduk. Artık oraya giderken çok yakın bir arkadaşımın evine gidiyormuşcasına rahat gidiyorum.
Dün şahane bir sofra karşıladı bizi önce ...Kutu Kutu Parti hazırlamıştı herşeyi... Sonra Tavsiye Evi kurucusu Renan Tan hepimiz için ayrı ayrı seçtiği yeni yıl hediyelerimizi verdi... Valla ben hediyemden çok ama çok memnunum... Yeni yılda her sabah güne bir Nazım Hikmet şiiri ile başlayacağım. 2014'de Turgut Uyar şiirleriyle başlıyordum...2015 Nazım şiirleriyle geçecek...
Geçen yıl olduğu gibi bu yılda yeni yılı karşıla partisinde birlikte olduk. Artık oraya giderken çok yakın bir arkadaşımın evine gidiyormuşcasına rahat gidiyorum.
Dün şahane bir sofra karşıladı bizi önce ...Kutu Kutu Parti hazırlamıştı herşeyi... Sonra Tavsiye Evi kurucusu Renan Tan hepimiz için ayrı ayrı seçtiği yeni yıl hediyelerimizi verdi... Valla ben hediyemden çok ama çok memnunum... Yeni yılda her sabah güne bir Nazım Hikmet şiiri ile başlayacağım. 2014'de Turgut Uyar şiirleriyle başlıyordum...2015 Nazım şiirleriyle geçecek...
TAVSİYE EVİ, YENİ
YILA YENİ SİTE İLE MERHABA DEDİ!
Tavsiye
Evi, yeni yıla sayılı günler kala
düzenlediği
yeni yıl yemeğiyle, tavsiyemelekleri.com
sitesinin
açılışını canlı yayınlanan coşkulu bir partiyle yaptı.
Tavsiye
Evi’nde düzenlenen yemeğe
Tavsiyemelekleri.com
yazarları ve Tavsiye Evi ekibi katıldı.
Tavsiye Evi, yeni yılı yeni bir
site ve Tavsiye Melekleri’nin katıldığı özel bir yemek davetiyle karşıladı. Kurucular
Renan Tavukçuoğlu ve Erdem Tavukçuoğlu’nun açılış konuşması yaptığı ve
Meleklere yeni yıl hediyesi olarak bu yepyeni siteyi sunduğu yemekte,
tavsiyemelekleri.com’un tanıtımı yapıldı.
Renan Tavukçuoğlu konuşmasında
“Hepimiz çok heyecanlıyız. Uzun zamandır bu proje üzerinde çalışıyorduk.
Meleklerimizle birlikte güçlüyüz, bu gücü daha da genişleterek büyüyeceğiz”
dedi.
Erdem Tavukçuoğlu ise, “Türkiye’nin
en güçlü kadın topluluğu olan sistemimizde 70.000’den fazla kayıtlı Meleğimiz
var. İstedik ki bu proje ile Meleklerimiz gücüne güç katsın. Onlar bizim için
çok değerli ve böyle güzel bir projeyi hak ediyorlar.“
Etkinlikte, yeni yıl hedefleri de konuşuldu.
2014’te yapılan çalışmalar hatırlandı.
Tavsiye Evi hakkında
Tavsiye
Evi, ünlü markaların yeni çıkan ürünlerinin kadınlarla buluştuğu yaşayan bir evdir.
Bu evde Tavsiye Melekleri olarak adlandırılan üye kadınlar, herkesten önce
ürünleri deneme ve bu deneyimlerini diğer kadınlarla paylaşma imkanı bulur.
Markalar bu evde hedef kitlelerine doğrudan ve samimi bir pazarlama yöntemiyle
ulaşmış olurlar.
Tavsiyemelekleri.com hakkında
2014'ün
son günlerinde yayına giren site; kullanıcıların forumlara katılarak bilgi ve
tavsiyelerini paylaşabileceği, Melek Blogger’ların yazılarını takip
edilebileceği, Uzman Melekler’le yakınlaşabileceği ve Melek Tavsiyelerinden
faydalanabileceği Türkiye’nin en güçlü kadın topluluğudur.
Sosyal
hesaplarını takip ederek #TavsiyeMelekleri ne daha da yakınlaşabilirsiniz.
Web sitesi
için : http://tavsiyemelekleri.com/
Facebook
için : https://www.facebook.com/pages/TavsiyeMelekleri/547321145374588
Instagram
için : http://instagram.com/tavsiyemelekleri
Twitter
için : https://twitter.com/tavsiyemelegi
25 Aralık 2014 Perşembe
2014 ENLERİ
Artık bir klasik haline gelen'' Lale'nin Bahçesi Enleri'' yazılarına geldi sıra...
Hadi dönüp bakalım neymiş bunlar...
2014'e şöyle girmişiz.
Yine 12 üzüm dizmişim ve yeni yıla gireken her üzüm tanesinde birer dilek dilemişiz... Güzel girmişiz yeni yıla...
Hemen yeni yılın ertesinde Gamsegamse hastaneye yatmış ve ailece bizim için yılın en endişe verici olayını yaşamışız... Enfeksiyöz mononükleöz denilen hiç duymadığımız bir virüs gelmiş Gamse2ye yerleşmiş ve bir ayını yatakta geçirmesine neden olmuş... Ama ziyaretçi kabul edemediğimiz halde dostlarımız bu ayı eğlenceli geçirebilmemiz için ellerinden ne gelirse yapmışlar. Romantik kitaplar, neşeli yastıklar, mis kokulu çiçekler yağmış evimize...
Sağlıktan başlamışken 2014 de ben de boş durmadım bol dizimi kolumu ağrıttım...Her zamanki gibi Ataletim canım benim yanımda oldu ve beni rölantiye aldı zaman zaman...

2014 yılında en beğendiğim yabancı kitap; İri Memeler Geniş Kalça
Bu yıl en beğendiğim Türk yazar kitabı: 41.Oda Mardin Kapı/Arzu Arınel...
Kiminin felaket dediği bazılarının kurtuluşu olabilir ya da çok sevdiğin ve de onun tarafından da sevildiğini sandığın adam sana şunu der. -
''Bu bir defalık hayatta herkes sadece kendine aittir sevgilim."
Bir genelev kadını Berna'nın hikayesi bu...Çocukluğundan başlayıp geneleve girdiği ve orada geçirdiği yılları kapsayan bir roman...
41.Oda: Mardinkapı gerçek bir hikayeden kurgulanmış. Hani masallardaki sarayların 40 odasına girmek serbesttir de 41. kapıyı açmamak gerekir ya, işte Mardinkapı o 41. kapı, da kolay kolay açılamayan bir kapıyı bir genelevin kapısını aralıyor bize... Bunu sembolize etmesi amacıyla yazarımız 41.Oda demiş.Sevgisizliğin,ekonomik koşulların,yasasızlığın,cahilliğin romanı... Ben çok beğendim.
2014'de en sevdiğim dizi Mr Selfridge oldu...Üçüncü sezon 2015 de yayınlanacakmış,sabırsızlıkla bekliyorum...

Nermin ve Ece ile yaptığımız bir Gelibolu gecesi ise 2014'ün en eğlenceli gecelerinden biriydi...Roman çalgıcıyla birlikte Mihriban türküsünü kafa göz yara yara bağıra bağıra söyledim :)
2014 de ki en keyifli güne de yine Ece ve Nermin eşlik etmiş. Yağmur Ormanları var arka fonumuzda...
Ece ve Nermin demişken 2014 de ki en güzel seyehatimde de de yine onlarla gerçekleştirdiğim Saroz gezisi var. Nermin'in evinde konuk olduk ve şahane iki gün geçirdik...
2014'ün en bekleneni de iki yıldır ha geldi ha gelecek diye beklediğimiz Leylak Dalı'nın İstanbul'a avdet etmesiydi :) Çok kısaydı ama çok da hızlıydı...İstanbul'u bir baştan bir başa geçtik neredeyse ve ben geçen gelişinde Çiya'nın bir başka yeri daha vardı deyip ilk ilk Çiya'yı aramış bulamamış o gittikten sonra bulmuştum. Herkes o karşılıklı Çiya'ları bilir ama bir minik yeri daha vardır. Bu kez de Orhan Kemal'in evini bulamadım :)
Biri İsviçre'den biri Ankara'dan aynı anda gelip aynı güne program yapmamız gerekince Mavianne ve Asis ile buluştuğumuz gün de en şaane günlerden biri olarak kayda girsin lütfen :)Ay Ecem yine baş rolde :)
2015'de yine Zuz'la ayaklarımı böyle uzatsam denize, Bu senenin planları içinde olan adı şimdilik bizde saklı olan projemiz hayata geçse...Tüm dünyada iyilik çok ama çok moda olsa... Çok kitaplı çok filmli, çok gezmeli, çok sağlıklı ,bolluk bereket içinde herkesin ama herkesin gönlünce bir yıl olsa 2015... Olsa ne olur kadı günah mı yazar...Olsun o zaman...
Hadi dönüp bakalım neymiş bunlar...
2014'e şöyle girmişiz.
Yine 12 üzüm dizmişim ve yeni yıla gireken her üzüm tanesinde birer dilek dilemişiz... Güzel girmişiz yeni yıla...
Hemen yeni yılın ertesinde Gamsegamse hastaneye yatmış ve ailece bizim için yılın en endişe verici olayını yaşamışız... Enfeksiyöz mononükleöz denilen hiç duymadığımız bir virüs gelmiş Gamse2ye yerleşmiş ve bir ayını yatakta geçirmesine neden olmuş... Ama ziyaretçi kabul edemediğimiz halde dostlarımız bu ayı eğlenceli geçirebilmemiz için ellerinden ne gelirse yapmışlar. Romantik kitaplar, neşeli yastıklar, mis kokulu çiçekler yağmış evimize...
Sağlıktan başlamışken 2014 de ben de boş durmadım bol dizimi kolumu ağrıttım...Her zamanki gibi Ataletim canım benim yanımda oldu ve beni rölantiye aldı zaman zaman...

2014 yılında en beğendiğim yabancı kitap; İri Memeler Geniş Kalça
lar/Mo Yan... ''Çin Kültür Devrimi'' sırasında
yaşananların halkın özellikle de köylü halkın üzüerindeki ahlaki ve
ekonomik çöküntüyü dokuz çocuklu bir ailenin üzerinden anlatıyor.
Romanın baş kişisi bir anne... Mo Yan
zaten kitabı annesinin ruhuna adamış. Kitabın ismi konusunda değişiklik
yapılması istendiğinde de bunu reddetmiş. Kitabı çok beğendiğimi
söyleyebilirim halen 600. sayfada olsam da:)) Gamsegamse kitabın
kalınlığını görünce- anaaam ne kadar da söyleyecek şeyi varmış dedi:))
Bu yıl en beğendiğim Türk yazar kitabı: 41.Oda Mardin Kapı/Arzu Arınel... Kiminin felaket dediği bazılarının kurtuluşu olabilir ya da çok sevdiğin ve de onun tarafından da sevildiğini sandığın adam sana şunu der. -
''Bu bir defalık hayatta herkes sadece kendine aittir sevgilim."
Bir genelev kadını Berna'nın hikayesi bu...Çocukluğundan başlayıp geneleve girdiği ve orada geçirdiği yılları kapsayan bir roman...
41.Oda: Mardinkapı gerçek bir hikayeden kurgulanmış. Hani masallardaki sarayların 40 odasına girmek serbesttir de 41. kapıyı açmamak gerekir ya, işte Mardinkapı o 41. kapı, da kolay kolay açılamayan bir kapıyı bir genelevin kapısını aralıyor bize... Bunu sembolize etmesi amacıyla yazarımız 41.Oda demiş.Sevgisizliğin,ekonomik koşulların,yasasızlığın,cahilliğin romanı... Ben çok beğendim.
Bir edebiyat akımının oluşumuna tanık olduğunuz bir film.... Yeraltı edebiyatına ilgi duyuyarsanız ve '''Beat Kuşağı'' nedir acep diye
merak ediyorsanız işte size bu akımın doğuşunu anlatan film...''Ölesiye
Sevmek''ev sinemasında izlediğim en güzel filmdi...
Sinemada izlediğim en güzel film ise Nuri Bilge Ceylan imzalı Altın Palmiye ödüllü Kış Uykusu oldu...
2014'ün katıldığım en güzel etkinliği 5
nisanda başlayan ''İstanbul Uluslar Arası Film
Festivali''galasına katılmamdı. Meltem Cumbul'un sunuculuğunu yaptığı gecede
ünlü yönetmenler, film eleştirmenleri ve sanatçılarla birlikte olma fırsatı
bulduk.2014'de en sevdiğim dizi Mr Selfridge oldu...Üçüncü sezon 2015 de yayınlanacakmış,sabırsızlıkla bekliyorum...
Naziş ile başaşa yaptığımız Akçakoca gezisi ise sanırım daha uzun yıllar unutulmayacak... Geceleri otelin balkonunda Karadeniz'in hırçın dalgalarının sesini dinleye dinleye yaptığımız sohbetler... Gündüzleri Akçakoca'yı keşfetme çalışmaları... Çok ama çok keyifliydi...
Mine Flora da biz aynı çocukluğumuzdaki gibi
bahçeye dalma zevkini tattık. Ağaçtan hünnap, asmasından üzüm topladık.Bugün de yılın en çocukça günü diye adlandırabilir belki de :)
2014 de de en sevdiğim kitap okuma mekanlarım Kız Kulesi karşısı ve Arkeoloji Müzesi bahçesi oldu...

Nermin ve Ece ile yaptığımız bir Gelibolu gecesi ise 2014'ün en eğlenceli gecelerinden biriydi...Roman çalgıcıyla birlikte Mihriban türküsünü kafa göz yara yara bağıra bağıra söyledim :)
En yıldızlı gece ise Zeya'nın Adalara karşı terasında yaptığımız Yıldızlar Altında gecesiydi...Biz Ebru ile yine Küçük Ayı Büyük Ayı , Samanyolu bulma telaşındaydık...
2014 de ki en keyifli güne de yine Ece ve Nermin eşlik etmiş. Yağmur Ormanları var arka fonumuzda...
Ece ve Nermin demişken 2014 de ki en güzel seyehatimde de de yine onlarla gerçekleştirdiğim Saroz gezisi var. Nermin'in evinde konuk olduk ve şahane iki gün geçirdik...
2014'ün en bekleneni de iki yıldır ha geldi ha gelecek diye beklediğimiz Leylak Dalı'nın İstanbul'a avdet etmesiydi :) Çok kısaydı ama çok da hızlıydı...İstanbul'u bir baştan bir başa geçtik neredeyse ve ben geçen gelişinde Çiya'nın bir başka yeri daha vardı deyip ilk ilk Çiya'yı aramış bulamamış o gittikten sonra bulmuştum. Herkes o karşılıklı Çiya'ları bilir ama bir minik yeri daha vardır. Bu kez de Orhan Kemal'in evini bulamadım :)
Biri İsviçre'den biri Ankara'dan aynı anda gelip aynı güne program yapmamız gerekince Mavianne ve Asis ile buluştuğumuz gün de en şaane günlerden biri olarak kayda girsin lütfen :)Ay Ecem yine baş rolde :)
Yılın en keyifli mekanlarından biri de Çamlıca DSİ oldu bizim için hafta sonları sülalece toplanıo, kah ağaçlar arasında gezdik kah lokalde oturup sohbetler edip, akşam yemeklerimizi de orada yiyip döndük
Yılın en romantik seyahatini ise karı koca yaptığımız Cunda Seyehati oluşturuyor.Çocuklarımız doğduktan sonra ilk kez bu kadar uzun bir seyahat yaptık başbaşa... 11 gün ayrılık kızlar için çok uzundu ama :)Zuz'da şahane ağırladı bizi...
Bu yıl aldığım en anlamlı hediyeyi ise Cancan'ım kendi elleriyle yaptı...
2014'ün benim açımdan en önemli olaylarından biri de ''İmza'' üçlemesinin son kitabı olan İmza: Ben de yer almamdı...İmza:Kızın da babama İmza: Karın da kocama derken İmza: Ben de de Zuz aldı sahneyi...
Ayrıca bu yıl ''Martı Dergisi''nde ve ''Bibliyomanyaklar'' da kitap yazıları yazmaya başlayarak yazma keyfimi tatmin ettim :)
Bu yıl bizim evdeki en kalabalık gün kuşkusuz Kurban Bayramındaydı...Dilerim hep böyle keyifli kalabalıklar olsun...
Bizim aile için en önemli en güzel haber ise yıl sonuna doğru geldi.Ve kardeşim Metin dede oldu...Yeğenim Burcu'nun Doruk'u dünyaya merhaba dedi...
Bu yıl Türkiye açısından çok keyifli değildi...
Yüreklerimize kömür karası gibi çöken Soma Maden faciasını yaşadık...Yine faili meçhuller, rüşvet skandalları hiç gündemden düşmedi.Adalet bir türlü sınıfı geçemedi...Demeokraside yine yaya kaldık, trafik kazalarında birinciliği dünyada hiç bir ülkeye kaptırmadık.
Biz sıcak yataklarımızda uyurken bir baba çocuğunun cesedini sırtına aldığı heybesinde taşıdı...
Neyseki eli öpülesi Kıymet Teyzeler de vardı... Belediye başkanı gelip parkın yıkılmayacağına, ağaçların kesilmeyeceğine söz verene kadar iş makinesinin önünden kalkmadı...2015'de yine Zuz'la ayaklarımı böyle uzatsam denize, Bu senenin planları içinde olan adı şimdilik bizde saklı olan projemiz hayata geçse...Tüm dünyada iyilik çok ama çok moda olsa... Çok kitaplı çok filmli, çok gezmeli, çok sağlıklı ,bolluk bereket içinde herkesin ama herkesin gönlünce bir yıl olsa 2015... Olsa ne olur kadı günah mı yazar...Olsun o zaman...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














































