Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

2 Mayıs 2014 Cuma

pazartesi kılıklı cuma gününden

Dün tatil olunca  hafta içinin son günü olan cuma ilk gün pazartesi kılığına girdi, bugün...

Biz dün ayile boyu evdeydik. Bir tek akşam saatlerine doğru Gamze firar etti ve Üsküdar'da benim yerime gidip ,ayaklarını denize uzattı...Ha Naziş'de bir ara Üsküdar'a gidip geldi. Onun dışında börekli çörekli oturduk.Börek dedimse hazır ıspanaklı tepsi böreğini sadece fırına koydum:)) Akşam kandil helvamızı da Gamsegamse yapınca ben baya bi hazıra konmuş gibi oldum...Yalnız benim tarifi de yabana atmamak gerek,tam uyulursa hayatında hiç helva yapmamış bırakın yapmayı gelip bir kere karıştırmamış Gamsegamse'ninki gibi şahane bir helva yapılır..Hatta iki kaşık arasında şeklini bile o verdi... un helvası tarifi tık...






İhmal ettik bu ara iki filmim var size ikisini de tavsiye ederim. İlki -Paris'te bir hafta sonu- Orta yaşlarını bir hayli geçmiş  Londra'lı karı kocanın  Paris'te geçirdikleri bir hafta sonunda ilişkilerini de gözden geçirmelerini anlatıyor. İstanbul Film Festivalinde gösterime girmişti bizde...






İkinci filmim bir animasyon. Artık kaybolmaya yüz tutan  bir gösteri sanatı sihirbazlığı icra eden bir sihirbaz bir akşam sahnesini bir rock grubuna kaptırır ve işinden kovulur. Yolu İskoçya'nın bir köyündeki  bir bara düşer. Gösterisini gerçek sanan barın temizlikçisi ona aşık olur ve peşine düşer.





Kitabım ise bir komik macera sonucu bana gelen; Uzun Bir Yolculuğun Bittiği Yer/Hüsnü Arkan...Leylak Dalıcıma; Sana göndereceğim kitabı sen seç demiştim ve O da bunu seçmiş,gönderdiğimde de okumuş, beğenmişti... Sonra ,aylar sonra hatta  tadilat yapaılırken bir de bakmış ki bu kitabı o da almış ve unutmuş. İşte o kitap da bana geldi:))Al gülüm ver gülüm olayı yani...


 (yüzbaşı olarak katıldığı Sarıkamış  Muharebesi'nde ruslar'a esir düşen ve rusya'da geçirdiği uzun yıllar sonra doğduğu istanbul'a 12 eylül 1980 darbesi öncesinde bir "büyükdede" olarak dönen abdülhalim bey'in hikayesini anlatıyor) 




 





 Ben şimdiye kadar okuduğum tüm Hüsnü Arkan kitaplarını beğendim. O yüzden bunu da gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum. Hem de bugünler de ille de okuyun diyeceğim bir kitap çıkmamışken karşıma...









Geceleri radyo tiyatrosu dinlediğimi biliyorsunuz. İki gecedir Puşkin'in ''Yüzbaşının Kızı''nı dinliyorum. Bulduğum radyotiyatrosu.org sitesinden. Yüzlerce seçenek var,iyi güzel de abi nerde o eski seslendirmeciler hele ben Müşfik Kenter, Şener Şen, Yıldız Kenter ve Şükran Güngör seslendirmeli radyo tiyatrolarına alışmışken... Burada seçenek çok,çok ünlü eserler var ama bazıları sanırsınız ilkokul müsameresi... Ne yapalım koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denirmiş.


Hayde gideyim ben daha ne duruyorum burada:))
,



1 Mayıs 2014 Perşembe

1 Mayıs

''1 Mayıs''ın bilek güreşine dönmesinden de Devletin bunu belirli günler ve haftalar olayına çevirmek istemesinden de çok sıkıldım artık.



Tüm emekçilerin bayramı kutlu olsun...




 

30 Nisan 2014 Çarşamba

Ben bir küçük cezveyim köşe bucak gezmeyim:))

Ay ne şahane bir gündü dünkü gün:)Sabah 10 gibi çıktım evden. Vapurla Eminönü'ne geçtim. Vapurda  kitabımı açtım ama  bir iki sayfa ancak okuyabildim. Karşımda oturan kadınların zeytin yapımı sohbetleri yüzünden bir türlü kendimi veremedim. Ama olsun karlı çıktım. Sele zeytin ve salamura zeytin nasıl yapılır öğrendim. Bu yıl zeytinini kendi yapmayan öle olsun...
 Kadıköy İskelesinde önce Ecemkuşumla buluştuk. Biraz  sonra da Nermin arabayla iskele alabanda yaptı yanımıza ve hemen atladık arabaya veeee Ecem ve Nermin ile her saniyesi ayrı güzellikte bir gün geçirdik.
Güne karnı tok sırtı pek  başlamak için ilk olarak soluğu Bozdoğan Kemeri dibindeki Siirt Şeref Büryan Salonunda aldık.Biz yani nermin ile ben, büryanlarımızı yerken bir taraftan da mumbar dolmasına yumulunca Ece bizden tarafa bakmamaya çalışarak hanımcık canımcık büryanını yedi:))
 


Üstüne de limonlu çaylarımızı içtik ve bundan sonrasında kendimizi Nermin'e emanet ettik.


 Nermin benim teeee liseden arkadaşım. Burada çokça sözü geçmiştir zaten.Ben tüm sevdiklerim de birbirini sevsin isterim ve de genelde de öyle olur. Cunda tatilimiz sırasında tanışan Ece ve Nermin de birbirlerini pek sevdiler hatta zaman zaman benden daha çok eğlendiler:)))

''Fatih Kadınlar Pazarın'' daki ilk durağımızdan ayrılıp Florya'ya yollandık. ''Florya Sosyal Tesisleri''nde kahve tatlı molası verdik. Nermin buradaki kadayıfı mutlaka tatırmak istedi bize... Ama restoranda sadece tatlı servisi yapmıyormuş. Ama bizim kız,sen git müdüre şehir dışından misafirlerim geldi, yemeğimizi başka yerde yemiştik buranın tatlısından da mutlaka ikram etmek istiyorum demiş. Müdür de hay hay demiş... Kadayıf da kadayıftı hani, sanki kavrulmuş fıstıklar arasına serpiştirilmişti. Yolunuz oralara düşerse mutlaka tadın...Hem de yeşillikler ,ağaçlar arasında, deniz kıyısında miss gibi gezinin...
 
 

 
Tatlı,kahve, yeşil alanda yürüyüş derkennnn programın sonraki aşamasına geçmek için bu kez'' Florya Akvaryum''a  gittik.Biz otomobille sahil yolunu takip ederek ulaştık ama toplu taşıma içinde ''Eminönü''nden kalkan Küçükçekmece otobüsleri geçiyormuş.İçinde
''Dünyanın En Büyük Tematik Akvaryumu
Dünya denizlerinde yaşayan balık türlerinin içinde bulunduğu, kendi türündeki akvaryumlarla kıyaslandığında; gezi güzergahı, temalandırma, interaktiflik, yağmur ormanı ve yeni nesil teknolojisiyle dünyanın en yenisi...

Ziyaretçiler, coğrafi bir rotayı takip ederek Karadeniz ile başlayan ve Pasifik’e kadar uzanan toplam 16 tema ve 1 adet yağmur ormanından oluşan güzergahta yolculuk yapmaktadırlar.''





 






(

 (Buz Dağının üstünde özellikle ''lütfen dokunun ''yazıyor)
Ben en çok yağmur ormanı bölümünü sevdim ama daha ormana adımımı atar atmaz ilk gördüğüm şey o kocaman uzun şey olmasaydı. Birden neredeyse iki metre havaya zıpladım. Sonrasında acaba başka yerlerde de var mı diye biraz tedirgin dolaştım. o ara nasıl yaptıysam  fotoğraf makinesini film moduna almışım. Bir türlü  halledemedim. Sonra bir baktım Koreli bir çift ellerinde benim makineye benzer bir makine habire fotoğraf çekiyorlar. Ben yanlarına gidince resmimizi çek anladılar,picture picture dediler. Ben de o şahane İngilizcemle no nooo picture... Foto mod make please  dedim. Gülmeyin yav daha geçen gün CMYLMZ bile sizin konuştuğunuz İngilizceyi İngilizler bile konuşmuyo lütfen yani,komik olmayın demişti:))


Akvaryum içinde iki saate yakın kalmışız haberimiz yok. Yavaş yavaş ''Menekşe'' tarafına geçelim dedi kaptanımız Nermin ve arabaya binip, sahilden ''Menekşe''ye ulaştık. Menekşenin benim hafızamda renkli anıları vardır. Plajıyla, kampingleriyle.  Alarga Balık Lokantasına kurulduk. Balığımız,çeşit çeşit mezelerimiz ve bol muhabbetimizle akşam ettik.





 Şimdi kitabım ,filmim var sözü edilecek ama bu muhabbetin üstüne gitmez sonraya bırakalım...

27 Nisan 2014 Pazar

Pirpirim,Kürklü Venüs falan filan

Günler paldır küldür geçip gidiyor be canımın ta içi okuyucu...

 Yazmadığım günlerde görümcelerimle  yine çaylı maylı yemeli içemeli bir okey partisi yaptık. Pirpirim kavurması günün yıldızıydı:)  Pirpirim denen şey semizotunun aşılanmamışı. Sap kısımları kırmızıdır ve  bildiğimiz semizotu biraz daha ekşimsidir. Bu da lezzetli... Kıyma ve soğanlı harcın üstüne doğranan pirpirim konur,hafif sulanınca bulgur ilave edilir,ve çok sulanmasına fırsat vermeden hızla karıştırılarak pişirilir. Çayın yanında süper olur.


Dün evimiz temizlendi paklandı,iki kadın bir de ben  günü akşam ettik. Cumartesi gününe rastlatmam böyle işleri ama bu kez öyle olması gerekti. Sabah  yatağından kalkan bizim zevat ayakkabısını giyip kaçtı evden. Akşam geldiklerinde ohh hem en sevdikleri yemekler,hem de miss gibi bir ev ile karşılandılar. Onların yerinde olmayı çok ama çok isterdim doğrusu. Öyle bir yorulmuşum ki akşam erkenden sızdım. Sabahta erkenden açıldı gözlerim. Madem erkenden uyandım,bir kıyak yapayım onlara dedim ve son icadımı  yapmak üzere mutfağa geçtim.Son icadım yine hem enfes hem  şipşak bir şey. Marketlerde ambalaj içinde satılan katmerleri bilirsiniz  hani. Bir köyde, açılıp,açılıp yağlanan  bir böreğin yapılışını izlemiştim. Sonuçda katmer dediğin de böyle bir şey değil mi?... Önce kıymamı bol soğanla kendi yağında kavurdum,çünkü katmer zaten yağlı bir hamur. Sonra yeşil biberleri doğrayı ilave ettim,en sonunda da sert domateslerden iki tanesini minik minik küp küp doğradığım domatesleri de içine atıp sulandırmadan karıştırdım,tuz ve karabiber ilave ettim biraz da acı pul biber. Şimdi tavanızı hiç yağlamadan direk katmerin birini koyun ,üstüne malzemeyi yayın ve ikinci katmeri üstüne koyup biraz bastrın ki malzemeye yapışsın. Katmer zeten pişmiş bir şey, altını biraz daha kızartın o sırada içindeki yağı da veriyor dışarıya zaten. Sonra bir kapak yardımıyla çevirin diğer  tarafını da yağını  dışarı verene kadar kızartın. Sıcak sıcak servis edin. Vallahi kendim,açtım hamurunu deseniz,inanılır. Bizim katmerler 26 cm lik bir tavayı kaplayacak büyüklükteydi...



Son izlediğim filmlere gelirsek ilk olarak ''Kürklü Venüs''... Mazoşizmin baş eserinden sayılan, isim babası Leopold von Sacher-Masoch'un mazoşist edebiyatın kilometre taşı “Kürklü Venüs” romanının taiyatroya aktarılış aşamasındaki seçmeleri ve rolü almak isteyen aktris ile senarist arasındaki diyaloglardan oluşuyor. Bu arada ''Kürklü Venüs'' den  metinleri karşılıklı oynuyorlar. Tiyatral havada çekilmiş bir Roman Polanski filmi... 




İkinci filmi bugünün kahvaltı filmi Eyvah Eyvah 3... Sinemada izleyememiştik iyi oldu pazarımızı renklendirdi. Ata Demirer'i seviyorum. Küfür olmadan,belden aşağı vurmadan da komedi yapılabiliyor yani...

Ve Gamsegamse'nin arkadaşı Haktan'dan çok güzel bir  kitap kutusu hediye aldım. İçine  adım hat yazısı ile  kendisi tarafından yazılmıştı...


Kitabıma gelirsek; Bu kitap aynı zamanda  ''Bibliyomanyaklar''ın mayıs ayı kitabı...O yüzden bu kitap ile ilgili görüşlerimi orada yazacağım...Figen Şakacı'nın '' Büyümek'' adını verdiği üçlemenin ikinci kitabı,ilk kitabı ''Bitirgen'' den de söz edeceğizdir sanırım:))


Evettt sadomaşosizm ve pirpirim kavurmasının  buluştuğu yazının sonuna geldik. Ne diyelim kader:)

24 Nisan 2014 Perşembe

Biz gezeriz yane yane

Dün Kocamın planını uyguladık. Günler öncesinden bizi uyarmıştı,başka program yapmayın diye zaten.

Sabah sakin sakin kahvaltımızı ettik, çıkmak için hiç acele etmedik. Nasılsa gün bizimdi, günler iyice uzamıştı... Hatta evden çıkarken artık acıkmaya bile başlamıştık:))

İlk önce  ''Marmaray''la Sirkeci'ye geçip ''Rumeli Köftecisi''nin tombul köftelerinden yedik.Bu arada yan masamızda koyu bir Tokat Kebabı muhabbeti vardı. Çok da şirindiler. Tokattan tatile gelmiş öğretmen karı koca Bingöllü arkadaşlarına Tokat kebabını anlatıyorlar, yemeden sevdirmeye çalışıyorlardı.Benim Tokat-Niksar'lı  kocanın kulakları dikildi:))  Masamızda o kadar yakındı ki,dedik ki anlaşıldı Tokatlısınız, derken  muhabbet koyuldu aslen Niksar'lı oldukları çıktı.Muhabbete garson dahil oldu  ben aslen Orduluyum ama Niksar'da doğdum büyüdüm dedi:)) velhasıl bizim aile yemeğini tüm lokantaca sohbet muhabbetle yedik.
Burayı Mehmet Yaşin'den çook çook önce keşfetmiş olduğum için mutluyum gururluyum:))))Ha irmik helvası ve piyazını ve de ayranınını sipariş etmeyi unutmayın...



Yemekten sonra doğru Arkeoloji Müzesine geçtik. Ben baştan  onlara on yüz milyon bininci kez  gezmem sevdiğim bir bölüm var o da alt katta oraya girer  bir selam çakarım dedim. Naziş,babasıyla ''Sanayi Nefise Mektebi'' binasına girerken ben doooğru müzenin kafesine gittim. Duble çayımı söyledim,kitabımı ,tabletimi açtım ağaçların altındaki, antik sütunlar arasındaki masama yayıldım. Sadece oradan bir saatte geldiler inanın vallahi... Sonra asıl müze binasına birlikte girdik,''İskender Lahti''nin önünde yine kaldım ben öylece... Osman Hamdi Bey onu altına tekerlekler koydurup kaydırararak  gemiye yükletip,deniz yoluyla taşımış İstanbul'a... Eğer İstanbul'da oturup, ya da İstanbul'a yolu düşüp buraya gelmeyen bir de ben istanbul'a gittim diyen varsa vah derim acırım. Gelin ayol  bu müzeye tarihteki ilk yazılı antlaşma olan ''Kadeş Antlaşması''nın yazılı olduğu  tableti ya da mitolojik tanrıların heykellerini görmek istemez misiniz?  Müze bahçesi içinde ayrıca bir de çini müzesi var.
 










Müzeden çıkınca Sultan Ahmette tam ortada  kestane ağaçlarının altında büyük bir kafe vardır,orada  kahve molası verdik.Buranın özelliği nasılsa burası yol geçen hanı, sen gelmezsen başkası gelir,ohooo dünya kada turist var sana mı kaldık diye kahvenin yanında su getirmezler. Açıklaması su iki lira,nasıl verelimdir.Kahveleri de şahanedir.Her seferinde borcum var gibi kahvemi orada içmemin izahı odur:))

Kahvelerimizi içtik,kalktık istikamet Yerebatan sarnıcı... Önündeki kuyruk bizi asla yıldırmadı:)) Ruski,Ruski  diye yanımıza gelip bize bir şeyler satmaya çalışan satıcıya kocam  heşt dedi:))Adam da napim abi, ablayı yabancı sandım dedi:)) Naziş'i yani, yoksa ben etine butuna dolgun halis muhlis bir Türk kadını görünümündeyim:))Kocam da bıyıklı falan aslan gibi Türk erkeği:))
Sarnıç tabi yine büyüledi beni. Biz çocukken buraya girer sadece küçük balkon gibi bir yeri vardı,oradan bakardık. Şimdi tüm galeriler açıldı, Medusalar ortaya çıktı,göz yaşı sütununun ta dibine kadar gidebiliyorsun. İçinde kafe bile var.

 (gözyaşı sütunu)Rivayete göre, üzerinde gözyaşına benzer şekillerin bulunmasının nedeni Büyük Bazilikanın yapımında ölen yüzlerce köledir.

 (Medusaların böyle yan ya da ters durmalarının nedeni, göz göze geldiklerini taşa çevirmeleriymiş.O nedenle bu konumdalar))



Yerebatandan çıktığımızda artık bi yorulmuştuk müsadenizle:))Ama ben bi de'' Gülhane Parkı'' na girelim laleleri görelim dedim amaaan girmemizle çıkmamız bir oldu. İnsanlardan lale male görünmüyordu neredeyse... ''Gülhane Parkında bir ceviz ağacı olsam'' diyen Nazım Hikmet'i ve ''Göğe Bakalım'' diyen Turgut Uyar'ı anıp başımızı yukarı kaldırdık. Ağaçlara,gökyüzüne baktık.



Sonrası ev işte... Yine yeme içme, bulaşık makinesi doldurtma ,boşaltma, tv izleme, kitap, radyo Voyage, radyo tiyatrosu derken sızmışım. Sabah yağmurla uyandık. Ne kadar güzel oldu. Bugün evdeyiz inşallah maşallah...

22 Nisan 2014 Salı

Bugün

Bugün dünün yorgunluğunu çıkartmak adına akşama kadar evde yat yuvarlan yaptım.

Bu filmi izledim...Kadın İşi... İnsanın arkadaşları çılgın olmalı...Çılgın olmalı ki sırtı yere gelmesin:)







Sonraaaa paskalya çöreği pişirip pişirip apartmana  damla sakızı kokularını salan komşular bizi de unutmadılar:)) Çilek reçeline bandıra bandıra yedim.




Kitap  derseniz; Fay Kırıkları Üçlemesinin üçüncüsü ''Rojin''i okuyorum.





Youtube kapanalı radyo tiyatrolarını başka bir site üzerinden dinliyorum.BURADAN...

Yarın ''23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ''... O kadar renki kutlardık ki biz. İple çekerdik bu bayramı...Günler öncesinden müsamareler hazırlar, radyolara konuk olur, gece de ayrıca  gösteri sunardık.Aşağıdaki resim yine bir ''23 Nisan'' dan...Ordu İsmet Paşa İlkokulu...Rezzan Ataoğlu öğrencileri... Günlerce hazırlandığımız gösteriyi ailelerimize sunuyoruz. Burada gördüğünüz ilk sıradaki  tüm arkadaşlarımla görüşüyor olmak da ayrı bir bayram...

Yarın Naziş ile babası Arkeoloji Müzesini yüz milyonuncu kez gezerlerken ben müzenin bahçesinde kitabımı okuyup,çayımı içeceğim. Belki alt kattaki heykellerin olduğu bölümdeki tanrıça heykellerine bakarım bir yol o kadar...


Bu kada...

İstanbul İstanbul

Dün yine kıyı köşe İstanbul günüydü... Ece,Magissa ve ben önce Eminönü'nde buluştuk. Ay pek keyifliydi vapur iskelesinde  bekleniyor olmak, seni arayan gözler görmek,buradayım buradayım diye el sallamak:)

Önce ''Bozdoğan Kemeri'' yanı başında ,''Fatih Kadınlar Pazarı'' içindeki 'Siirt Şeref Büryan Salonu''na gittik.Buradan defalarca söz etmiştim size zaten,hiç bir yerde yiyemeyeceğiniz lezzetteki Büryan kebabını burada yiyebilirsiniz. Ecem İZ TV de de burayı görünce şart oldu,beni de götürmen demişti.Gitmek çok kolay  Eminönün'den Unkapanı tarafına giden bütün araçları kullanabilirsiniz.  S.S.K durağında inin  20-30 metre yürüdükten sonra  sağa girin bu yol sizi Kadınlar Pazarının içine çıkaracak. Orası zaten karşılıklı  büryan salonları ile dolu. Tam kemerin yanında olan da sözünü ettiğim. Bakır taslarda,içinde minik kepçe ile gelen ayranını da içmeyi ihmal etmeyin ve büryanı kesinlikle kemikli sipariş edin...



Yemeğimizi yedikten sonra kahvelerimizi içeceğimiz yeri ben zaten çok önceden programlamıştım...Siz de aynını yapın, Olduğunuz yerden Zeyrek tarafına doğru dümdüz yürüyün ,çarşı boyunca ...Bu arada   binbir çeşit baharat ve peynir,peksimet satan dükkanlara da göz atın. Taa Van'dan, Siirtten  toplanıp getirilen değişik otları da  görebilirsiniz. Çarşı bitince yol aşağıya doğru yönelecektir. Zeyrekhane yazan ok işaretini takip edin. Karşınıza Molla Zeyrek Camii çıkacak. Hemen karşısında da Zeyrekhane inanılmaz manzarasıyla ...İçeri girerken; oturacağınız    yere kadar  kenardaki lavantaları elinizle okşaya okşaya gidin,ortalık mis gibi koksun.Koç Holding işletmesinde olan bir yer. Tuvaleti bile el sanatları sergisi:))





Molla Zeyrek Camii:Zeyrek Camii veya Pantokrator Manastırı Kilisesi İstanbul'un Zeyrek semtinde Doğu Roma döneminden kalma dinî yapıdır. Kilise üç ayrı şapelin bir araya gelmesinde oluşur. Ayasofya'dan sonra İstanbul'da ayakta kalan en büyük eski kilisedir.




Kahvelerimizi ,çaylarımızı içtik ne yapalım acaba ''Fethiye Müzesi'' ne mi gidelim,derken kocam telefondan yetişti ve oraya gitseniz sonra nerede oturacaksınız gidin Kariye Müzesine ,Pembe Köşkde de dinlenirsiniz dedi. Kendisi orayı çok sever zira... Ay Kocamı mı kıracağım?)) Kaltık,oraya gittik bu kez... İlk önce Pembe Köşkde ağaçlar altında yine çay,kahve molası sonra da Kariye Müzesi ziyaretimizi yaptık. 


 (karşınızda Kariye,ağaçlar altında çok huzurlu bir mekandır)



Kariye'den dönerken ben yine planım geldi:)) hadi Kadıköy'e gidelim buz gibi bira içelim midye tava yiyelim teklifi yaptım. Havada kapılan bu teklif ile haydi ''Edirnekapı'' dan Kadıköy'e yollandık bu kez de... ''Mercan'' da buz gibi biraları yuvarlayıp,midye tavalarımızı yedikten sonra  kitapçıları dolaştık. YKY  de %25 indirim var,İş Bankası Kitapevinde öğretmenlere %20 indirim her zaman var ve de Ada Kitaevi tüm kitaplarda %50 indirim yapıyor çünkü; Kitap kısmını kapatıyormuş.



Ece ve Magissa'dan ayrıldıktan sonra ben bu kez Nazlı ve Arkadaşlarına katıldım. Onlar da Kadıköy'delermiş. Çaydır,sohbettir derken aaa ne kadar geç olmuş artık bi zahmet eve gidelim dedim:))

Eve gelince  yine çay faslı sonra kitabımı aldım kaçtım yatağa...

Ay anlatırken yoruldum da siz ne ettiniz,okudunuz mu?))